Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Anason Kokulu Şiirler

                                            anason kokulu kadına Yürürüm usuldan, girerim bir meyhaneye İçerde üç beş kişi Yalnızlık üç beş kişi Bir kadeh rakı söylerim kendime Bir kadeh rakı daha söylerim kendime -Söyle be! ne zamandır burda bu gemi -Denizin değil hüznün üstünde. Edip Cansever Rakıyla buğulanmış kaldırımlarına gecenin Yüksek sesle bir şeyler çiziyorlar. Yalnızlık her koşulda bir sığınak bulur, diyorum Uzanıp dudağımdaki titremeyi öpüyorsun. Şükrü Erbaş Sevdiğin yağmurlar iniyor kente Ve balkonda senden konuşup Rakı içiyoruz biz... Okan Savcı sakın ha, o resme dokunma! o adam işte hala sevdiğim onsuz rakı içememde bilir misin, resimde gördüğünden daha güzeldir biz ne rakılar içtik onunla, Pelin Onay sahil boyu yürüdüm sanki dudaklarıma takıldı bütün eski şarkılar fasıl muhabbetlerinde sabahlayan çocukluğumu hatırladım rakı kokan...

Aldanma

orada yağmur bekliyor seni: şimşek, yıldırım, fırtına soğuk. Burada ılık güneş, dingin deniz, serin rüzgar aldatmasın seni: Tufan bekliyor orada seni. Aldatma kendini: olmayacak Nuh'un gemisi kurtaracak seni - uçacak güvercini getirecek yaprağı olmayacak. Sular akacak çağlayacak, kabaracak dolduracak her yerini sürükleyip götürecek seni Aldanma orada yıkım bekliyor seni gürültü, çöküntü, göçük deprem. Burada sakin ses, sıcak taş, sağlam duvar aldatmasın seni: Ölüm bekliyor orada seni. Aldatma kendini: olmayacak İbrahim'in koçu kurtaracak seni - indirtecek bıçağını sağaltacak yüreğini olmayacak. Acılar akacak çağlayacak, kabaracak dolduracak her yerini sürükleyip götürecek seni Aldanma aldatma kendini aldatmasın seni burada boşluk - yokluk bekliyor orada seni. Oruç Aruoba

Yazılmamış Şeyler

Sandık ki, her şeyi kaldırabilir sözcükler. Söylene söylete tüketemeyiz aşkı da, şiiri de eviçimizde. bir koşu! Konuşa konuştura gitmek zorunda değiliz şu limandan. bir iş görüşmesine gelmiş gibi dünyaya ölesiye yaşamak zorunda... Birazcık keyf, biraz da hafiflik başarı, iş ve aşk zorunda değiliz. ne de boşluk. sandık ki, her şey söylenebilir ve hiçbir şey söylenmemiş gibi kalabilir aşk eski yerinde. (böyle olmuyor.) Yazılmamış bazı şeyler kalmalı sadece kendimizde. En sonunda bir şey olmak zorunda değiliz. ne de şairlik. Mehmet Yaşın

İnadına Şiir

deniz kokuyorsun” diyor kadın kıyıya vuran dalgaların sesiyle. şair, Amanos dağlarına bakıyor, dağların ardındaki denize ve kalyonların hışırtısına, balıkların ışığı çekip çeviren rengine ve zamana bakıyor, batık kadırgaların aydınlık hüznünde “Ritsos okudum !” diyor şair, “deniz bulaştı dilime, kumları avuçladım, suya yazgılı çocuklar kahkahalarla koşuyordu. uzak iklimlerin rüzgarını duyumsadım. “gerçeğine geri dön” diyor kadın, sesinde kayıp bir kayık yalpalıyor. “geç kaldın şiire, hayata geç başladın. bu yüzden bir ihtiyar gibi yazıyorsun imgeleri, yaşamadığın günleri özleyerek. “Ritsos okudum !” diyor şair, gülümsüyor, “tapınaklardan ilahiler yükseldi toprağı avuç avuç ayartarak, rüzgar denizden koptu da şapkalara dadandı, havalandı etek uçlarından, çocuklar annelerinin bacaklarına yapıştı kıkırdayarak. yaprakların arasından doru bir at geçti gördüm.” kadın ıssız adalara benzemenin şaşkınlığıyla susuyor. susmaya tahammül edemeyip çekiştiriyor sözcükleri. “ hayat seni kandırdı” diyo...

Kunâla

vakit geldi kunâla dünyayı göreli çok oldu tam kırk yılda seni buldum kunâla bu can tenden geçmeden bu dünyadan göçmeden bir kerecik sevmek çok değil simsiyah saçların var kunâla kemiklerine yapışık etlerin var bir gün dökülecek kunâla kuşu gibi gözlerin var bir gün sönecek kunâla bu etlerin arkasında güzelliklerin var benden başka kimse bilmeyecek bu can içimde kuştur kunâla seni görünce titrer bu can gözümde muhabbettir kunâla seni görünce yanar bu can burnumda soluk olur kunâla uçar gider bu can benden geçmeden bu dünyadan göçmeden bir tek seni sevmek çok değil Asaf Hâlet Çelebi

Derin

................Gittim gençliğimin sınırında öldüm ................Tenhada bir göl kaldı ...................................(Şeref Bilsel) dünya içimde inceldi gelmeyin aşkı siftah kalbi yufka sanırdım dün geceydi adıma benzer bir şey gördüm şey dedi babam uzaktan/şeyler insana kaderdir eve üç gün gelmediğinde şiire sığınan şeyler kitabı bir dağınıklıktı babam da zaten gördüğüm bir rüyaydı anneme yordum içim değil de üçümüzden biri öldü sandım gelmeyin öyle peltek aksan dünya derin! tenhâ olmanın adı da aczi de benim dünya ilinden gelip kendime giderim ne zaman yorulsam kalbime göl derim gitsem de kalsam da her şey mesafedir ya koynuma kaçırdığım saçlarıma bakar da ânı sen yakala derim aşkı sen kalbim aşk ve kalbim ki he ya benle yatar da ikisi de benim değildir aslında âh, aşk yanlış ân yalnız Allah! Serap Aslı Araklı

Küçükhanım

Bir dağ çiçeğinin açmasını getiriyorum Uzandıkça yüzünün kumsalına Balıksız bir denizin yalnızlığı oluyor saçların Korkumu bölüşmek istiyorsun İçimi parçalayan bakışlarını serbest bırakarak Birazdan bir mevsim başlayacak Sokak çocuklarının kışkırtıcılığıyla dolacak sesin Ben, gözünün içine batan bir kiraz tutuşmasıyla şekerleşirim Yine de kendini bilmez bir rüzgârla giderim yanından Kusura bakan bir gökle okşadıkça bulutları Son yağmurunu paylaşırım Istanbul'un. İlker İşgören

Sen İstanbula Aldırma

Caddenin bostanına Malatyadan geldim kara trenlerin uzun düdükleri kulağımda Haydarpaşa kapılarını maviye açmış rüzgar martıya yakışmış balıklar suya kayık kayıyor,çanları tutun delirmesin hangi renkti sustuğum Göztepenin kıyısında yüzümde Istanbula aykırı bir şey yavrusunu emzirmeyen analar gibi itiyor elinin tersiyle gerisin geri saçlarımın kokusu bu kente esmer ve kadınlığım dik duruyor yollarına bir oyuk açıldı yarıldı nar o gün müydü kendime bir isyan aldım taş yerine şiir aldım bindim tramvaya moda şarkılar söyledim üvey baktım denize orayla bura arasında parçalandım Madam bu İstanbul sizin mi padişah yaşıyormuş saraylar eskise de yenisini yaparlar yüzümüzde göçmen duruş inkar uyum ve kapıda tekrar dilimden kimliğimi aldılar arzuhal yazdım kabul bekledim zaman dolmuş katipler yoklar aynı balıkçıydı kuşkum yok saçı sakalı köpüklü beyaz yaz dedi, bütün insanların sokağında ölüm ve aşk aynı renkle dolaşır sen İstanbula aldırma!.. Arife Kalender

Eski, Yeni, Ödünç Alınmış ve Mavi

Aşk, karanlık bir ‘şey’dir. İnsan bile aşk kadar karanlık değildir, insanın gecesi olan anılar bile hiçbir anıya yakıştıramadığımız hayvanlar bile öyle masum kalır ki aşkın yanında: “Rain Dogs” koyu kahveyle iyi gider “Rain Cats” bugünlerde kezzapla aşkı neyle denersen dene ölümle iyi gider yalnızca Kimse gecesinden bir aşk bağışlamaz kimsenin kelimeler kuyusu olan kalbinde de toplanmaz aşk kimsenin kederinden çalınmaz ve ödünç de alınmaz kimsenin yağmurundan… Aşk karanlığını bağışlar insana kalbini sen toplarsın ona kederi sen yakıştırırsın ve sendeki yağmuru paylaştırırsın kimin gözyaşından kaldıysa Aşk bazen de onun yerine söylenir herkesin bildiği şeyleri üstelik ilk defa gibi: Aşkı dünyadan getirir insan birine bakarak değil, öyle büyük olmalı ki aşk, karanlığından da fazla, ‘sende aşk yokmuş’ dememeli kimse kimseye ‘aşk kalmamış dünyada’ demeli, ‘suç bende değil’ ‘yoksa ben de âşık olmak isterdim sana, ama yok, yok ki aşk dünyada ben nerden getireyim?’...

Bir Değirmendir Ölüm

Allah’a yemin ederim, attan ya inecek veya indirileceksin. Hele niye duruyorsun, ayağına gelmişken cennetin? Ey nefis, vuruşup öldürülmezsen de ölüm seni bulacak. Bir değirmendir ölüm, bir gün seni de alıp öğütecek. Neyi arzuladıysan dünyada, bunlar hep sana verildi. Doğru yolda ilerlersin, eğer istersen arkadaşların gibi şehâdeti. Abdullâh Bin Revaha (Ra.) (İ. Hacer, 1:239)