Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Artık İlgilenmiyorum Seninle

Bunca yıkılmış dağlar üstüne Kalbimin kanını buharlaştırdı gözlerin Oysa kaç güvercin havalanmıştı içimden Konarak pervazlarına gülüşlerinin Kaç mermi sıyırmıştı ruhumu Acımasız yürüyüşlerinin mevzilerinde Dayanmıştım Ağlamıştım saatlerce parçalanan düşlerime Ta ki sevgilim Kızaran bir gök bulutu Ölümü Bir yıldırımla düşürdüğün ana değin Kalbimin haritasına Artık ilgilenmiyorum seninle Demiştin barut kokan kelimelerle Demiştin de hayat ölü bir bıldırcın gibi Tutuşup yanmıştı yanan bir tahta içinde Tarla küllerle dolu, ortasında yumurta Çatladıkça yeniden doğuruyor kanımdan Fışkıran harflerle kalbim olan cümleyi: Ben ancak bir tarih kitabı kadar İlgileniyorum seninle... Nurullah Genç

Anısı Biz Olalım Bu Sokakların

Anısı biz olalım bu sokakların öpüşmediğimiz tek saçak altı hiç bir otobüs durağı kalmasın Biz yürüyelim kent güzelleşsin gürültüsüz sözcükler bulalım yeni sevinçlere benzeyen Biz gelince bir yağmur başlar yüzün çizilir buğulanan camlara bir uzun karartma biter akasyalar köpürür birdenbire ve her avluda adınla anılan çiçekler sulanır akşamüstleri Bir arkadaş evine uğrarız yolüstü bir fincan kahve içeriz, ısıtır bizi başını sessizce omzuma koyarsın gülüreyhan olur soluğun Biz kalırız kuşlar dönüp gelir her balkonda bir menekşe sesi Belki yeniden güzelleştiririz adları değiştirilen parkları perdeleri hiç açılmayan evlerde ışıklar yanar çocuk sesleri duyulur tanıdık sevinçlerle dolar yeniden kendi sesini kemiren alanlar Anısı biz olalım bu sokakların ve hiç durmadan yağmur yağsın Biz gürültüsüz sözcükler bulalım sarmaşıklar fısıldaşsın yine Gidersek birlikte gideriz yeni sevinçler buluruz hüzne benzeyen Ahmet Telli

Herkes Gibisin

HERKES GİBİ Gönlümle baş başa düşündüm demin; Artık bir sihirsiz nefes gibisin. Şimdi tâ içinde bomboş kalbimin Akisleri sönen bir ses gibisin. Mâziye karışıp sevda yeminim, Bir anda unuttum seni, eminim Kalbimde kalbine yok bile kinim Bence artık sen de herkes gibisin. (Altıncı Kitap, Temmuz 1336/1920) BENCE SEN DE ŞİMDİ HERKES GİBİSİN Gözlerim gözünde aşkı seçmiyor Onlardan kalbime sevda geçmiyor Ben yordum ruhumu biraz da sen yor Çünkü bence şimdi herkes gibisin Yolunu beklerken daha dün gece Kaçıyorum bugün senden gizlice Kalbime baktım da işte iyice Anladım ki sen de herkes gibisin Büsbütün unuttum seni eminim Maziye karıştı şimdi yeminim Kalbimde senin için yok bile kinim Bence sen de şimdi herkes gibisin 334 (1918) - Yaz - Kadıköy Nazım Hikmet

Ben Senden Önce Ölmek İsterim

Ben senden önce ölmek isterim. Gidenin arkasından gelen gideni bulacak mı zannediyorsun? Ben zannetmiyorum bunu. İyisi mi, beni yaktırırsın, odanda ocağın üstüne korsun                     içinde bir kavanozun. Kavanoz camdan olsun, şeffaf, beyaz camdan olsun                     ki içinde beni görebilesin... Fedakârlığımı anlıyorsun : vazgeçtim toprak olmaktan, vazgeçtim çiçek olmaktan                         senin yanında kalabilmek için. Ve toz oluyorum yaşıyorum yanında senin. Sonra, sen de ölünce kavanozuma gelirsin. Ve orda beraber yaşarız külümün içinde külün, ta ki bir savruk gelin yahut vefasız bir torun bizi ordan atana kadar... Ama biz o zamana kadar o kadar karışacağız ki birbirimize, atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz                   ...

Küfrüm Edebimi Aştı Bu Gece

Sen benim gözümde bir hiçsin artık, Nefretim aşkımı aştı bu gece Bugün ki sözlerin söz müydü artık Son sözün sabrımı aştı bu gece Kolayca bitsin bu diyemedin de Salladın savurdun basiretsizce Hiç mi ders almadın onca gezdik de Yağmurun rahmeti aştı bu gece Yürümeyen neydi,ilişkimiz mi? Günüm sensiz bomboş deyişimiz mi? Sensiz yaşayamam çelişkimiz mi? Yalanın doğrunu aştı bu gece Evlenmek hayali kapımda idi Giriş kat evimin boyası yeni Mobilyan,takımın, alınmış idi Vuslatım tadını aştı bu gece Yemedim yedirdim ne varsa sana Üç kuruşum olsa verirdim daha Memurdum yoksuldum hatırlasana Hafızam haddini aştı bu gece Ayakların donmuş,üşümüştün de Gece yatamamış üzülmüştüm de Bir ay oruç tutup yememiştim de O çizmen boyunu aştı bu gece Yapılan söylenmez, gelmezmiş dile Allahtan beklenir kul bilmese de Kızgınlığım buna, sebep ise de Sabrım miadını aştı bu gece Onca gez toz benle,seviyorum de Sonra git nişanlan bir de ona de Şerefsizlik değil, nedir bu söyle...

– Çok iyi görünüyo buradan, harika oldu ya…

– Gir içerden yak oğlum ya… – Aha yaktı… – Ha öbürü de aradan onun yanına girdi… – Çok iyi görünüyo buradan, harika oldu ya… – Yakacan ki bunları böyle… – Bez olacak ki bez bez… – Aziz Nesin içerde mi Aziz Nesin? – Tül, laylon laylon… – İçeride mi adam?.. – Herkes içerde biliyo… – Adam içerde ya… – Çıkmıştır ya… – Yakamıyolar… – Gaz maz hiçbir şey yok mu?.. – Çık ulan yukarı… – Bak, öbürünü mü görüyon mu bak… – Polisi molisi dinlemiyo… – Bak! Yine öteberi atıyo… – Lan yağın la… yağın la!.. – A… koyayım valla yıktı valla billa ya… – Orayı ben tamir ederim yığın a… koyayım… – Aha televizyonu bile attılar lan… – Üst katlara üst katlara… – Allah’ım o senin ateşin… – İçeriye beni de!.. – Cehennem ateşi işte… – Kafirlerin yanacağı ateş… bütün derinlikler sığ sözcüklerin hepsi iğreti değişen bir şey yok hiç ölüm hariç. aynı gökyüzü aynı keder. Behçet Aysan

Senin İçin Bir Şiir

Oğlum Kâmyâr'a Bu şiiri sana söylüyorum susamış bir yaz gün batımında başlangıcın bu uğursuz yarı yolunda bitimsiz bu acının köhne mezarında bu sana son ninnimdir yavrucağım senin beşiğinin yanında salınır belki bir gün bu yaban çığlığım gençliğinin göklerinde yankılanır bırak benim avare gölgem senin gölgenden uzak ve ayrı kalsın bir gün kavuşuruz ve o gün varsa aramızda sadece tanrı kalsın yaslamışım karanlık bir kapıya acıdan kıvrılan alnımı umutla sürüyorum bu açık kapıya ince ve soğuk parmağımı arsızlıkla damgalanan boş kinayelere gülen bendim kendi varlığımın sesi olayım istedim yazık ki “kadın”dım senin suçsuz bakışların bir gün bu başlangıçsız kitaba kayar görürsün zamanın köklü isyanı tüm şarkıların yüreğinde açar burda yıldızlar hep sönüktür burda meleklerin tümü ağlarlar burda Meryem çiçekleri çöl dikeninden değersiz açarlar burda yalan, arsızlık ve riyakârlığın devi oturmuş tüm yol ağızlarında uyanmanın aydınlık sabahından bir ışık gör...

Bir Kuğu Şarkısı

biliyorum bunu, gideceksin gideceksin yine yakında seni artık hep uzak şehirler anacak                 en son okuduğum                 romandaki kahraman da, santiago’da sisli bir kasımdı, belki                ankara’da. ya da güzel bir mayıs günü ve ben yazıyormuşum bu romanı oturmuş     bir gürgen         ağacının             altında. ne cepheye giden     savaş trenleri olurdu ne bir dilim kurumuş ekmek ne ayrılık ne ölüm. mor menekşeden aşklar bir avuç bulut, dünyada. her bahar ilk işimdin sana yağmur getirirdim güvercin kanatlı mektuplarda yasak kitaplarda, yasak anılarda, tozlu tavan aralarında                     sararmayan. yorgun yaşamaklar gibi örümceklenip, yasak aşklar gibi tavan aralarında. g...

Eski Fotoğraflar

unutulmuş bir akşamdı, solmuş çiçekler arasında, gölgesi duvara vuran yüzün bir eski                                  fotoğrafta. unutulmuş bir akşamdı, siyah sular yürürdü, güz yürürdü gülümserdi bize hayat, ince                                  tüller ardında. unutulmuş bir akşamdı, ruhum acıyla bağırırdı, çığlık çığlığa aşk fazladır bize, koşar hemen                                  gelir ayrılık. unutulmuş bir akşamdı, düşler anlam buldu uzaklaştıkça bizden, güzel düşler bıraktıkça                                  yerini kedere. unutulmuş bir akşamdı, anladım bir kez daha ne yazık ki yine olmayacak hayatımızda hiç o ...

Ece

Bir ölüm öyle yakın, ne vakit algılanır Bir cenaze töreni usul, nasıl başlar: Hangi tonlar uyur da ağaçların üzerinde Kalb hangisiyle titrer, belirdiğinde Bellekte tüyden hafif, ipek fotoğraflar? Ebedi sükût içinde tek teselli, sevmiş olmak O ışıldar, dokuna dokuna sedef taşlara; Oynatır, sıkışmış kütükleri yer yer - İnsan, bir nehir gibi kımıldar kendi içinde Öyle sahi, öyle acı kalmak ister. Mehmet Taner