Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kasım, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Kitabevinde 1 liraya satmaya çalıştığımız kitaptan bir paragraf:

Sapanca Gölü'nün yanından geçiyoruz. Onlarca küçük kuş var durgun suyun üstünde. Kuş mu, başka bir şey mi (mutluluk mu) o da pek belli değil ya! Aytül de müziği bıraktı, uyumaya başladı. Başı omzumda. Kıpırdayamıyorum. Şiir çalışamıyorum artık. Şiir yaşıyorum. İnsanın sevdiğinin başı omzunda uyuması, yüz şiire bedel değil mi... Necmi Zeka Şiiri/Yom Yayınları

Üç Frenk Havası

1. Capriccio Alum Gülünç bir ölümle öldü deniyor Max Stirner için çünkü mahvına sebep nihayet bir sinektir ama Fanya Kaplan nasıl öldü diye sorarsak sanırım işimiz fazlasıyla ciddileşir. Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için. Ölümle şaka olmaz diyenler kıyasıya yanıldılar bu çağda Taksitle Ölüm diye bir roman yazıldı artık Önce Öl/Sonra Öde denilmek suretiyle aşılıp geçildi bu roman da. Doların dalgalanmasına bırakıldı bu çağda ölüm geceleri şehrin varoşlarında ikamete mecbur edildi gündüzün kimlik soruldu ona sağcı mı solcu mu olduğu sorusuna cevap verdi seken bir kurşun kadar kurşuni bir kış denizi kadar bile taraf tutmayan ölüm 2. Alum Cantabile Ben ne büyük bir dalgınlıkla bakmış olmalıyım ki hayata görmedim orda çinko damlar ve plastik sürahilerin tanrısını yerime yadırgadım yerim olmadı zaten kendi mezarımdan başka çılgının biri sanılmaktan sakınmaya vaktim...

Esenlik Bildirisi

Bir şehrin urgan satılan çarşıları kenevir kandil geceleri bir şehrin buhur kokmuyorsa yağmurdan sonra sokaklar ortadan kalkmıyorsa o şehirden öcalmanın vakti gelmiş demektir Duygular paketlenmiş, tecime elverişli gövdede gökyüzünü kışkırtan şiir sahtedir gazeteler tutuklamış dünya kelimesini o dünyadan, o şiirden öcalmalı demektir Ölüm gelir, ölüm duygusuna karşı saygısız ve zekâ babacan tavrıyla tiksinti verir söz yavan, kardeşlik şarkıları gayetle tıkız öcalınmazsa çocuklar bile birden büyüyebilir Yargı kesin: Acı duymak ruhun fiyakasıdır kin, susturur insanı; adına çıdam denir susulunca tutulan çetele simsiyahtır o siyah öcalmakcasına gür ve bereketlidir Vandal yürek! Görün ki alkışlanasın ez bütün çiçekleri kendine canavar dedir haksızlık et, haksız olduğun anlaşılsın yaşamak bir sanrı değilse öcalınmak gerektir. 1973 İsmet Özel

İÇİMDEN ŞU ZALİM ŞÜPHEYİ KALDIR/YA SEN GEL YA BENİ ORAYA ALDIR

Ağzının bir kıvrımından cesaret bularak Tek yürekte susayışlar yaratan yağmurlara açıldım. Kalmışsa tomurcuklar önünde sendeleyen çocuklar, Kalmışsa birkaç ısrar ölümle yarışacak, Onların yardımıyla dünyamıza acıdım. Dünya. Çıplak omuzlar üzerinde duran. Herkes alışkın dölyatağı borsalarla ağulanmış bir dünyaya. Benimse dar; çünkü dargın havsalamın gücü yok bazı şeyleri taşımaya. Önce kalbim lânete çarpa çarpa gümrah, Sonra kalbim gümrah ırmakları tanımaktan kaygulu. Sakın Styks sularının heyûlası sanmayın, Er gövdesinde dolaşan bulutun simyası bu. Biraz üzgün ve Ömer öfkesinde biraz. Öyle hisab katındayım ki katlim savcılardan sorulmaz. Ne kireç badanalı evlerde doğmuş olmak, Ne ellerin hırsla saban tutuşu, Ne fabrikalarda biteviye üretilmekte olan kahır. Dev iştihasıyla bende kabaran aşkı yetmez karşılamaya. İnsanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır. O ferah ve delişmen birçok alınlarda, Betondan tanrılara kulluğun zırhı vardır. Çelik teller ve baru...

Jose

josé şimdi n'olacak, josé? parti bitti, ışıklar söndü, herkes gitti, gece soğuk, şimdi n'olacak, josé? ne diyorsun ha? adsız josé başkalarını kızdıran şiir yazan, kavgadan hoşlanan şimdi n'oalacak, josé? kadının yok, ne söyleyecek sözün, ne sevgin kaldı, ne içki içebilirisn artık, ne de cigara, tüküremezsin bile, gece soğuk, gün doğmadı, ne otobüs geldi, ne de ütopya, gülen kimse yok, her şey sona erdi, her şey çekip gitti, her şey çürüdü, şimdi n'olacak, josé? şimdi n'olacak, josé? tatlı dilin, şölenlerin, perhizlerin, o ateşli anların, raflardaki kitapların, altın çıkan madenin, camdan giysilerin, anlaşılmaz sözlerin, nefretin, şimdi n'olacak? elinde anahtar kapıyı açmak istiyorsun kapı yok denizde boğulmak istiyorsun, deniz kurumuş; minas'a gitmek istiyorsun, artık minas yok; josé, şimdi n'olacak? bağırabilsen, inleyebilsen, bize bir viyana valsi çalabilsen, uyuyabilsen, yorulabilsen, ölebilsen... ...

YAŞA ve YAŞAT

Her şey biriksin istiyorum dilimin altında ağzım tıkalı O bir gün bu yoldan geçecek iki azı dişi ve ağırlaşan gövdesiyle önümden geçecek bir diyeceği kalmış gibi Kusursuz bir saygı duruşu yerine azarlanmaya razı yanımda gezdirdiğim kollarım hala benim kollarım ağzım tıkalı Necmi ZEKA

neşe ve adalet

kendisi değil çaresizliğinden sanki hep bir başkası zarar görmekteydi karşılar mıydı herkesin zararını karşılarım demişti biz de inandık ona sabırlıydık, bıraktık geciktirsin adaleti haklı tepkilerin habercisi olmayı isterdi garipliği erişilmez bir güvence çok şey yapacakken daha titizliği bir tür tembellik hep kederli bir güne rastlayan neşesinden belliydi, kızgındı kendine, hayatına girmiştik bize kızgın değildi inanmak zor, sayıları düzeltmek en kolayı önündeki yıllar en kolayı sevimli bir azınlık olmanın mutluluğu onunla gizli kalması gereken tedirginliği bu bir tercih değil miydi ben de verdim yıllarımı kendi ömrümden haydi verdim diyelim, doğru olur mu ki bizim de bir yarınımız var göreceğiz ne kaldığını geriye Necmi Zeka

Veni, Vidi, Vixi

Değilmi ki o derin acılarımla şimdi Buna destek olacak tek bir kolda yoksunum Ve çocuklara bile zorlukla gülüyorum Ve açmıyor içimi çiçekler renkleriyle Anlamalıyım artık: yaşadın yeterince! Değilmi ki ilkbahar kuşatınca her yanı Doğayı şenlik yerine çevirdiğinde tanrı Bu görkemli sevdaya aşksız bakıyorum Değilmi ki gün-gece ışıktan kaçıyorum Duyarak o en gizli kederi herşeydeki Değilmi ki ruhumda umudum yenik düştü Değilmi ki bu güller, kokular mevsiminde Sevgili kızım benim, içimde, ta derinde Yalnız senin yattığın karanlığa özlem var Mademki öldü kalbim, yaşadım yeterince! Yeryüzünde yükümü tek bir gün reddetmedim Arığım işte orda, burda başak demektim Yumuşadım gitgide, yaşama gülümsedim Ve yaşamın o büyük, dipsiz gizi dışında Dimdik durdum ayakta, kimseye eğilmedim En iyisiyle yaptım yapabildiklerimi Ne çok uykusuz kaldım, ne çok hizmet götürdüm! Sonra acılarıma güldüklerini gördüm Nefretlerine hedef seçildikçe üzüldüm Anarak çalışıp çektiklerimi Tek ...

Ağartı

sevgililer yüzüne karşılık geldim kaygı bağırdı gözevlerimde günlerin yamanan yıldızlar ve üzülen gökkuşaklarıyla doluluğundan söz ediliyor evlerde çocuklar arşınlanıyor ve alkışlanıyor babalar ki tütün başında ekmek başında kabir başında günler yenilenen bir isim merdivenleri büyük ağzıyla çıkan meral haftada üçer gün üçer hafta ince uzun veya kahverengi ve gelinlik sabah çatışmasında yoğunlaşan yorgun artık ben köprü ortasından yarılmış bu ara organın ve güneşin salgınlığı toprağa gelir gibi oldu an başlar ikinci artık beygirler uzağa kayıyorlar bu arada gelinmeler arkadaş yapıtlarına yar koyma yöremdeki çimler bu arada evimin içinde odaların birbirine düşman durduğu ve hastalandıkları çalışan yüreklere uzak bekardan korkan ev sahiplerinin kapılarda kızlık heykelleri bu arada insanın yemeğe oturma çelişmesi yemekten kalkma çelişmesi erkek oluşunuza binaen bu arada özel sıkıntılarımızın kılıç kuşanmış hali durmadan kanlanıp hatırladığımız bunalan kadınlar ben alda’yı bunalıyor görüyor...

Buluşmak Üzere

Diyelim yağmura tutuldun bir gün Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek öbür yanda güneş kendi keyfinde Ne de olsa yaz yağmuru Pırıl pırıl düşüyor damlalar Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın Dar attın kendini karşı evin sundurmasına İşte o evin kapısında bulacaksın beni Diyelim icin çekti bir sabah vakti Erkenden denize gireyim dedin Kulaç attıkça sen Patiska çarsaflar gibi yırtılıyor su ortadan Ege Denizi bu efendi deniz Seslenmiyor Derken bi de dibe dalayım diyorsun İşte çil çil koşuşan balıklar Lapinalar gümüsler var ya Eylim eylim salınan yosunlar Onların arasında bulacaksın beni Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmıs ortaya Çakmak çakmak gözleri Meydan Ya Taksim ya Beyazit meydanı Herkes orda sen de ordasın Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim Özgürlüğe mutluluğa doğru Her işin başı sevgi diyor Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili Bi de başını çeviriyorsun ki Yanında ben varim. C...

Beşikteki Kedi

Çocuğum geçen gün doğdu; Dünyaya normal yolla geldi. Fakat yakalanacak uçaklar ve ödenecek faturalar vardı; Yürümeyi ben uzaktayken öğrendi. Ve ben farkına varamadan konuşmaya başladı, Ve büyüdükçe şöyle dedi, Senin gibi olacağım baba, Biliyorsun senin gibi olacağım. Ve beşikteki kedi ve gümüş kaşık, Mavi küçük oğlan ve aydaki adam. "Eve ne zaman geleceksin baba?" "Ne zaman olur bilmiyorum, Fakat geldiğimde görüşürüz; Biliyorsun o gün birlikte iyi zaman geçireceğiz". Oğlum geçen gün on yaşına girdi; " Top için teşekkürler baba" dedi; " Gel oynayalım. Bana nasıl vuracağımı öğretir misin?" "Bugün olmaz " dedim, " Yapacağım bir çok şey var". " Problem değil" dedi, Ve yürüyüp gitti, Fakat gülümseyişi hiç bir zaman sönükleşmedi, " Onun gibi olacağım, Biliyorsun onun gibi olacağım" dedi. Ve beşikteki kedi ve gümüş kaşık, Mavi küçük oğlan ve aydaki adam. " Eve ne zaman geleceksin ...

Sarı Lira Gibi Ömrümüz

‘Yaşamak değil, beni bu telaş öldürecek’ Dediği gibi şairin; O telaşla bırakın Paris yolunda ılık Rüzgarla taramayı saçlarınızı Sevdiğimizle doyasıya bir sohbet bile edemedik biz... Gözümüz saatte söyleştik hep, Koşuşur gibi seviştik, yarışır gibi çalıştık Hep yetişilecek bir yerler vardı... Aranacak adamlar, yapacak işler... Bir sonraki günün telaşı, bir öncekinin tersine bulaştı... Başkalarının hayatı, bizimkini aştı. Kor karanlıkta çalar saat sesi yerine; Kuşluk vakti, kızarmış ekmek kokusu Veya yavuklu busesiyle uyanma düşlerini Ha babam erteledik. 20’li yaşlardayken 30’lara kurduk saatin alarmını, 30’larımızda 40’lara, belki sonra 50’lere Lakin öyle yanlış kurgulanmış ki hayat Kuşlukta uyanma fırsatı sunduğunda size, Artık uyku girmez oluyor gözlerinize... Doyasıya söyleşmek, Telaşsız sevişmek için bol zamana kavuştuğunuzda, Söyleşecek, sevişecek kimsecikler kalmıyor Yanınızda... Özenle sakladığınız bir sarı lira gibi ömrünüz; Vakit gelip sandıktan çıkardığınızda, Bir de bakıyors...

Perîşân-hâlün oldum sormadun hâl-i perîşânum (Murabba)

Perîşân-hâlün oldum sormadun hâl-i perîşânum Gamundan derde düşdüm kılmadun tedbîr-i dermânum Ne dersen rûzgârum beyle mi geçsün güzel hânum Gözüm cânum efendim sevdüğüm devletlü sultânum Esîr-i dâm-ı ışkun olalı senden vefâ görmen Seni her handa görsem ehl-i derde âşinâ görmen Vefâ vü âşinâlık resmini senden revâ görmen Gözüm cânum efendim sevdüğüm devletlü sultânum Değer her dem vefâsız çerh yayından bana bin oh Kime şerh eyleyem kim mihnet ü endûh u derdüm çoh Sana kaldı mürüvvet senden özge hîç kimsem yoh Gözüm cânum efendim sevdüğüm devletlü sultânum Gözümden dem-be-dem bağrum ezüb yaşum gibi gitme Seni terk itmezem çün ben beni sen dahi terk itme İyen çok zâlim olma ben gibi mazlûmı incitme Gözüm cânum efendim sevdüğüm devletlü sultânum Katı gönlün neden bu zulm ile bî-dâdâ râgıbdür Güzeller sen gibi olmaz cefâ senden ne vâcibdür Senün tek nâzenine nâzenin işler münâsibdür Gözüm cânum efendim sevdüğüm devletlü sultânum Nazar kılmazsan ehl-i derd gözden ahıdan seyle Yamanlıkdur iş...

Ezel kâtipleri uşşâk bahtın kare yazmışlar

Ezel kâtipleri uşşâk bahtın kare yazmışlar Bu mazmûn ile hat ol safha-i ruhsâre yazmışlar Havâs-ı hâk-i pâyun şerhini tahkîk edîp merdüm Gubâr îlen beyâz-ı dîde-i hûnbûre yazmışlar Girip büthâneye kılsan tekellüm cân bulur şeksiz Musavvirler ne sûret kim der ü dîvâne yazmışlar Muharrirler yazanda her kime âlemde bir rûzî Bana her gün dil-i sad-pâreden bir pâre yazmışlar Yazanda Vâmık u Ferhâd u Mecnûn vasfın ehl-i derd Fuzûlî adını gördüm ser-i tumâre yazmışlar Fuzûlî

Dost bî-pervâ felek bî-rahm ü devran bî-sükûn

Dost bî-pervâ felek bî-rahm ü devran bî-sükûn Derd çoh hem-derd yoh düşmen kavî tâli' zebûn Sâye-i ümmîd zâ'il âfitâb-ı şevk germ Rütbe-i idbâr âlî pâye-i tedbîr dûn Akl dun-himmet sadâ-yı tâ'ne yer yerden bülend Baht kem-şefkat belâ-yı ışk gün günden füzûn Men garîb ü râh-ı mülk-i vasl pür-teşvîş ü mekr Men harîf-i sâde-levh ü dehr pür-nakş-ı füsûn Her sehî-kad cilvesi bir seyl-i tûfân-ı belâ Her hilâl-ebrû kaşı bir ser-hat-ı meşk-i cünûn Yelde berg-i lâle tek temkîn-i dâniş bî-sebât Suda aks-i serv tek te'sir-i devlet vâj-gûn Ser-had-i matlûba pür-mihnet tarîk-i imtihân Menzil-i maksûda pür-âsîb râh-ı âzmûn Şâhid-i maksad nevâ-yı çeng tek perde-nişîn Sâğar-ı işret habâb-ı sâf-ı sahbâ tek nigûn Tefrika hâsıl tarîk-i mülk-i cem'iyyet mahûf Ah bilmen neyleyem yoh bir muvâfık reh-nümûn Çihre-i zerdin Fuzûlî'nün dutupdur eşk-i âl Gör ana ne rengler geçmiş sipihr-i nîl-gûn Fuzûlî

Batalı kana ohun dîde-i giryân içre

Batalı kana ohun dîde-i giryân içre Bir elifdür sanasan kim yazılur cân içre Yeridür sîne-i sûzânuma külhan deseler Anca kim yandı ohun sîne-i sûzan içre Cânı ten içre ne sahlardum eger bilse idüm Ki degül gizlü gam-ı lâ'l-i lebün cân içre Ala gör ohlarını dîdelerümden ey dil Hayfdur olmaya nâ-geh ite müjgân içre Çâk gönlüm yarasında yaraşur peykânun Akd-i şebnem hoş olur gonca-i handân içre Kaddüne serv demiş goncalarun ta'nından Duramaz bâd-ı sabâ hîç gülistân içre Ey Fuzûlî kime sûz-ı dilümi şerh edeyüm Yoh menüm kimi yanan âteş-i hicrân içre Fuzûlî

Aşka Sevdalanma

Can verme sakın aşka aşk afeti candır Aşk afeti can olduğu meşhuru cihandır Sakın isteme sevdayı gam aşkta her an Kim istedi sevdayı gamlı aşk ziyandır Her ebrulu güzel elinde bir hançeri honriz Her zülfü siyah yanında bir zehirli yılandır Yahşi görünür yüzleri güzellerin emma Yahşi nazar ettikte sevdaları yamandır Aşk içre azap olduğu bilirem kim Her kimseki aşıktır işi ahü figandır Yadetme güzel gözlülerin merdümi çeşmin Merdüm deyip aldanma kim içtikleri kandır Gel derse Fuzuli ki güzellerde vefa var Aldanma ki şair sözü elbette yalandır. Fuzûlî

Mutlu Bir Hayat

Bereketli hasatların olduğu yıllara rastladı yaşlılığı. Ne depremler vardı, ne kuraklık, ne de sel baskınları. Sanki bir düzene girmişti mevsimlerin değişmesi, Yıldızlar daha parlak, güneş daha güçlüydü. En uzak illerde bile savaşlar sürmüyordu artık. Birbirleriyle dost geçinen kuşaklar yetişmişti. Alay konusu olmaktan çıkmıştı insanın akılcı yanı. Acı geliyordu ona böyle yenilenmiş bir dünyaya veda etmek. Utanç ve kıskançlık duyuyordu kuşkusundan, Yaralı belleği de kendisiyle yok olacak diye mutluydu. Ölümünden iki gün sonra bir kasırga kavurdu kıyıları. Yüz yıldır sönmüş duran yanardağlardan dumanlar tüttü. Lavlar yayıldı ormanlara, bağlara, kasabalara. Ve savaş başladı adalardaki bir çatışmayla. Czeslaw  MILOSZ Çeviri : Cevat ÇAPAN

Şiir Sanatı

Dokunabilir ve sessiz olmalı şiir Yuvarlak bir meyve gibi, Başparmağa bir şey söylemeyen Eski madalyonlar gibi dilsiz, Yosun tutmuş pencere pervazındaki Aşınmış taş gibi suskun - Kuşların uçuşu gibi Sözsüz olmalı şiir. Zamanda kımıltısız olmalı şiir Ayın tırmanışı gibi, Geceye takılan ağaçları dal dal Özgür bırakır ya ay, Kış yapraklarının gerisinde Anı anı bellekte kalır ya - Zamanda kımıltısız olmalı şiir Ayın tırmanışı gibi. Gerçeğe eşit olmalı şiir: Gerçeğin kendisi değil. Acının bütün tarihi çünkü Boş bir eşik, bir akçaağaç yaprağı. Çünkü aşk Yan yana yatmış otlar ve denizin üstünde iki ışık - Bir şey anlatmamalı şiir Olmalı. Archibald MACLEISH

Mirabeau Köprüsü

Seine akıyor Mirabeau Köprüsü’nün altından Ve şu bizim aşkımız Olur mu durasın şimdi anımsamadan Sevincin geldiğini ancak acının ardından Çalsana saat insene ey gece Günler geçiyor bense hep aynı yerde Yüz yüze duralım böyle elin elimde kalsın Ve aksın dursun Sonsuz bakışlar dalgalar yorgun argın Köprüsü altından kollarımızın Çalsana saat insene ey gece Günler geçiyor bense hep aynı yerde Aşklar akıp gidiyor şu akarsu gibi Akıp gidiyor aşklar Hayat öyle durgun öyle yavaş ki Ve umut nasıl zorlu nasıl depdeli Çalsana saat insene ey gece Günler geçiyor bense hep aynı yerde Günler geçiyor günler haftalar yaman Ve dönmüyor geri Ne çıkıp giden aşklar ne geçen zaman Seine akıyor Mirabeau Köprüsü’nün altından Çalsana saat insene ey gece Günler geçiyor bense hep aynı yerde Guillaume Apollinaire Çeviri: Cemal SÜREYA

Geçmiş Ola

Hâtıralar, ne istersiniz benden?.. Sonbahar... Durgun gökte ardıç kuşları uçuşmadalar, Güneşten, ölgün ve soluk bir ışık vurmada İçinde poyrazlar esen sararmış ormana. Yapyalnızdık, yürüyorduk, türlü hulyalarda; Saçlarımız ve düşüncelerimiz rüzgârda. Çevirip güzel gözlerini bana "Hangisi En güzel günün?" diye sordu o billûr sesi. Bir melek sesi kadar tatlı, o kadar derin. Hafif bir gülümseyiş cevap verdi sesine, Öptüm ellerini, ibâdet edercesine. -Ah! İlk çiçekler! Ne güzel kokuları vardır! Ne kadar sevimli bir mırıltıları vardır Sevilen dudaklardan çıkan ilk e v e t 'lerin! Paul Verlaine Çeviri: Orhan Veli KANIK

Şiir Sanatı

Musiki, her şeyden önce musiki; Onun için tekli mısradan şaşma. Kıvrak olur, erir havada sanki; Ağır aksak söyleyişe yanaşma. Kelime seçerken de meydan senin; Bile bile bir nebze aldanmalı. Dumanlısı güzeldir türkülerin; Öyle hem seçik olsun, hem kapalı. Güzel gözler tül ardında görünsün Gün ışığı titremeli şiirinde Ak yıldızlar maviliğe bürünsün Ilgıt ılgıt sonbahar göklerinde. Ararengin peşindeyiz çünkü biz; Rengin değil, ararengin sadece. Ancak öyle sarmaş dolaş ederiz. Kavalı boruyla rüyayı düşle. Nükte belâsından kurtulmaya bak; Acı zekâ, sulu gülüş neyine? İşe karıştı mı bu cins sarmısak Maviliğin yaş dolar gözlerine. Tut belâgati boğazından, sustur El değmişken bir zahmete daha gir. Kafiyenin ağzına da bir gem vur Bırakırsan neler yapmaz kim bilir? Nedir bu kafiyeden çektiğimiz! Hangi sağır çocuk ya deli zenci Sarmış başımıza bu meymenetsiz, Bu kof sesler çıkaran kalp inciyi? Hep musiki, biraz daha musiki; Havalanan bir şey olmalı mısra Deli ...

Aşıkane

"Seni seviyorum" diyen o hüzünlü bir ozandır şarkılarını yitirmiş Bin neşeli tarlakuşu gözlerinde bin suskun kanarya boğazımda Aşk konuşabilseydi keşke "Seni seviyorum" diyen o üzüntülü bir gecenin kalbidir ayışığını arayan Konuşabilseydi keşke aşk Bin gülen güneş adımlarında bin ağlayan yıldız arzularımda Aşk konuşabilseydi keşke. Ahmed ŞAMLU Çeviri: Ayşegül SÜTÇÜ - Hamit TOPRAK

Kara Şarkı

Kurşunî bir şafakta Atlı duruyor, sessiz Atının uzun yelesi uçuşuyor rüzgârla Tanrım, Tanrım Atlılar durmamalı Çalarken, tehlike çanları Yanmış çitin yanında Kız duruyor, sessiz İnce eteği oynaşıyor rüzgârla Tanrım, Tanrım Kızlar sessiz kalmamalı Yaşlanırken, umutsuz ve yorgun adamları Ahmed Şamlu Çeviri: Ayşegül Sütçü - Hamit Toprak

Ayda'ya Dört Şarkı

I Aylak Adamın Şarkısı Şu yol kıvrımında kavurucu bekleyişte bir gölgelik yapmalıyım ağaç ve taştan. Çünkü nihayet umut gecikmiş bir seferden dönüyor geri. Öyle bir zamanda ki yazık! Ne başımda bir dam Ne ayağımın altında bir kilim *** Kavrulmasın güneşten diye bir testi yok su vermek için ve yorgunluk atacak bir yastık yok oturmam için *** Dört gözle beklediğim yolcu çıkagelecek apansız. Ey tüm umutlar şu damı çatmakta güç verin bana! Ordibehişt (13)42/Mayıs 1963 II Bir Dostun Şarkısı Kimsin sen ki böyle güvenip söylüyorum adımı sana; evimin anahtarını koyuyorum avucuna; mutluluk ekmeğimi paylaşıyorum seninle ve yanına çöküp dizinde böylesine huzurlu dalıyorum uykuya? III Hangi iblis vesvese veriyor sana böyle hayır demek için? Yok, bir melekse hangi şeytanın tuzağından haberdar ediyor böyle? Bir kuşku mu var? Yoksa gurbet için bir dostun yurduna indiğin son ayak seslerin mi? Ordibehişt (13)42/Mayıs 1963 Ahmed Şamlu Çe...

Ölüm Bir Skandal

bu dünyadan zararlı çıkıyor her şey insan da hayat da ölüm de aşktan kurduğumuz kabile bile dağıldı diyordu yerliler yabancılar sebep olmadı buna gökyüzü çökmedi, toprak çağırmadı yağmuru söktüler ruhumuzdan ve dağıldık bir anı bile kalmadı bundan hayat dağılınca ölüm kalır mı yağmurun anısı yağmaktır, yağmur yağıyorken yağmurdur, şiir huyludur şiir de yazıyorken anıdır çatmaktır aşkın da anısı bir başka anıya yağmurun da şiirin de aşkın da anısı tez geçer, ruhu kalır, rivayeti yayılır anısı, ruhu, kabilesi aşktandı ilk ve son sebebi aşktı insanın aşktı hayatımızı durmadan karıştıran ve aramızda ölüme en son yakışan çocuk aşktı, 'kaderim ol' derdik, olurdu aşktı, en çok ona dua ederdik aşktı, yokluğunda kendimize küserdik aşktı, 'sebebim ol'du, olmadı sanki tanrı kabilemizi sınadı aşktan da kaldık hayatta ölümden de kaldık ve 'var'ımız yoğumuz oldu daha çok 'var' olacakmışız meğer daha çoğumuz 'yoğ'umuz oluncaya dek 'var'lığım 'cehenn...

1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin

ruth, sevgilim, ben bu sayfanın adını "önsöz" koyuyorum ya, kaygılandığını da görür gibiyim. kaygılanma sakın, tek derdim bu rastlantıya ve sana teşekkür etmek! ben, sana hep teşekkür etmeliyim. ben şimdi, biraz o tutkunun verdiği acemilikle acemi ama içten ve elyazısına sığmayacak bir yoğunluktayım. - elyazım iyi ki kötü, güzel olsa sığınacak mazeret kalmazdı!- sen çok güzeldin, özlemiştim, çok seviniyordum içimde yayılan özlemine. ben, dokunmayı seviyordum ya, şimdi sen, büyüye dokunmak gibisin bende... elbette hep, elbette her zaman! bir tek şeyden çok korkarım: seni göz açıp kapayıncaya dek görüp, ansızın yitirmekten... seni bana çok özlet ama sakın unutturma! Haydar Ergülen

Taşlı Yol

Aşklar, dostluklar, bir arada olmalar Hangi birine yetiş, geçtim, öderim. Eşler, çocuklar, ölmüşlerin yakınları Sonradan katılanlar, kaçtım, öderim. Çığlık ve kısık çağrı Kimi mi çağırdım, bilsem söylerim. Gün gelir, bırakır, başlar yalnızlık Ne için, kimdi, bilsem söylerim. Yaşlanmak, gözyaşları olmadık hüzünlerde Sızar, görürsünüz çoğunuz Kıyı köşe, durmayın üzerinde Gördünüz mü giderim. Ne yaptım ben size Bana siz ne yaptınız taşlamak dışında Zaten taşlı yolumu Ki bu kadar acı verir, söylerim. Ey söz ulaştıranlar birinden ötekine Bana da dersiniz, dinlerim. Sonra da arkamdan- Bilmem mi gülerim. Ki bugüne beni siz mi getirdiniz Çıkar tanıyanları, vardır elbet bildiği Kimleri boşladım, borçlarım kimedir Ödedim, öderim. Çıkar bildiklerini, kalır elbet sevdiği Bir iskambil- sararır yüzünüz Kimin ne çektiği- Ödedim, öderim. Behçet Necatigil

Yıldızlar

Seni karanlıkta yatırıyorlar Korkuyorsun geceden Bakıp bakıp pencereden Yatağına sokuluyorsun. Ben hep eski yerimdeyim biliyorsun Hava açık olduğu zamanlar Beni seyrediyor, seviniyorsun. Anne olurdu ben de Sana göründüğüm şekilde Odana gelseydim. Ateşböcekleri gibi Küçücük avucunda Yanıp yanıp sönseydim. Seneler geçip gider, büyürsün. Bir gün olur, hepsi biter Endişeler, o çocuk üzüntün Hepsi biter. Aydınlanır senin için geceler, güneş gibi görünürsün. Biraz sabır, küçük çocuk, biraz sabır! Ama Allah'ın koyduğu yerde Yıldızlar daima yalnızdır. Behçet Necatigil

Gidiş

Nedir bu uğultu, şarkılarla çınlıyor sokak; Ey, siz genç bayanlar, açın pencerelerinizi! Bir delikanlı dünyayı görmeye gidiyor Ve herkes ona eşlik ediyor. Sevinebilir diğerleri ve fırlatabilirler pekala, Kurdeleli, çiçekli şapkalarını havalara. Ama, delikanlılar sevmiyorlar bu adeti, Suskun ve solgunca yürüyorlar aralarında. Çınlayacak maşrapalar ve şaraplar, İçilecek elbette. “İç, daha iç, kana kana iç kardeşim!” Şerefine içtiğimiz bu uğurlama töreniyle, Yanıp tutuşan alevdir içimde. Ve işte, orada, evlerin sonuncusunda, Bir genç kız bakıyor penceresinden, bakıyor merakla; Saklamaya çalışıyor gözyaşlarını, Sarı menekşeler ve gül yapraklarıyla. En son evin önünde, Gözlerini açıyor delikanlı Ve kapıyor sonra hüzünle, Elini koyuyor kalbinin üzerine. Kardeşim, hala bir çelengin ya da tacın yoksa, Bir sürü çiçek var, işte şurada; ellerde sallanan ve Uçuşan havalarda. Şerefe, ey kızların en güzeli; Küçük bir buket de, sen atsana buraya! “Kardeşlerim, neyleyim...

Gece Bitti

Gece bitti Ay eriyor doğan günde Battı batacak sulara Bu ovada eylül ne kadar diri Çayırlar yemyeşil Bahar toprakları sanki güneyde Bıraktım eşi dostu Eski bahçelere gittim gizli gizli Seni anmak için tek başıma Sen Ay'dan ötelerde bir yerdesin Burda gün doğarken Nal sesleri gelirken kaldırımlardan Czeslaw  Milosz

Çok Ender

Yılların, azgınlıklarının yıprattığı, belini büktüğü yaşlı bir adam, bitkin ağır ağır yürüyor dar sokakta. Ama evine girer girmez, gizlemek için yaşının o acılı halini, düşünüyor içinde hala sönmeyen gençlik ateşini Şimdi onun şiirlerini okuyor delikanlılar. Onların gözlerinde canlanıyor onun düşleri. Onun hayal ettiği güzellikte ürperiyor sağlıklı, şehvet düşkünü beyinleri, güzel biçimli, dipdiri bedenleri. Konstantinos Kavafis

SUNU

Sen, kurtaramadığım insan Dinle beni. Anlamaya çalış bu yalın sözleri, başka türlüsünü söyleyemediğim için. Yemin ederim ki, söz büyücülüğü yok bende. Bir bulut ya da ağaç gibi sesleniyorum sana. Bana güç veren şey, ölümcül bir darbeydi senin için. Birbirine karıştırdın kapanan bir çağla yeni bir çağın başlangıcını, Nefretin esiniyle lirik güzelliği, Gözü kararmış güçlü usta işi biçimi. Sığ Leh ırmaklarının koyağı işte burası. Ve koca bir köprü uzanıyor Beyaz sislere. Parçalanmış bir kent bu Ve ben seninle konuşurken Martı çığlıklarını savuruyor mezarına rüzgâr. Şiir nedir ki, ulusları ve insanları Kurtaramıyorsa eğer? Resmî yalanlarla dolu bir suç ortaklığı, Biraz sonra boyunları vurulacak sarhoşların söylediği bir türkü, Lisesi toy kızların okuma ödevleri. Bilmeden iyi şiiri aramış olmam, Şiirin tek amacını, biraz geç, anlamış olmam, Bunda, yalnız bunda görüyorum kurtuluşumu. Eskiden darı ya da gelincik tohumu serperlerdi mezarlara Kuş kılığında dönecek ölül...

Düşlerde Fener Olmak

Ben ölünce hiç değilse Bir fener olsam, kapında dursam, soluk donuk geceyi aydınlığa boğsam. Ya da limanda gemilerin uyuduğu zamanda gülüşürken kızlar uyumasam, dar kirli bir kanalda bir yalnıza göz kırpsam. Daracık bir sokağa assalar beni teneke, kırmızı bir fener bir meyhane önünde dalgın düşüncelerle tempo tutup şarkılara sallansam. Ya da şöyle bir fener gözleri büyümüş bir çocuğun yaktığı duyulup da korkunca çevresinde yalnızlığı dışarda camlarda fırtınanın ıslığı kâbuslar, görüntüler, cinler. Evet, hiç değilse. ben ölünce bir fener olsam, tek başına geceleri uykulardayken dünya gökte ayla senli benli sohbete dalsam. Wolfgang Borchert Çeviri: Behçet Necatigil

Tanrının Antonıus'u Bırakmasıdır

Birdenbire duyarsan geceyarısı görünmeyen bir alayın geçtiğini eşsiz ezgilerle, seslerle- artık boyun eğen yazgına başarısız yapıtlarına, tasarladığın işlere hepsi aldanışlarla biten- ağlamayasın boş yere. Çoktan hazırmış gibi bir yiğit gibi hoşçakal de ona, giden İskenderiye'ye. Hele kendini aldatmayasın demeyesin: bu bir düştü, kulaklarım iyi duymadı; böyle boş umutlara eğilmeyesin. Çoktan hazırmış gibi bir yiğit gibi böyle bir kente erişmiş sana yaraşırcasına, kesin adımlarla yaklaş pencereye, dinle duygulanarak, ama yanıp yıkılmalarıyla değil korkakların- son bir kez, dinle doya doya ezgileri, o gizli alayın eşsiz çalgılarını, hoşçakal de ona, yitirdiğin İskenderiye'ye. Konstantinos Kavafis

Kaleler

Düşünmeden, acımadan, utanmadan yüksek kaleler kurmuşlar dört yanıma. Umutsuzluk içinde böyle hep bir şey düşünmez oldum alınyazımdan başka. Dışarıda görülecek bir sürü işim vardı ben nasıl sezmedim kaleler kuruldu da. Ses seda işitmedim çalışan işçilerden habersiz kapadılar beni dünyanın dışına. Kavafis

Sabah Erkenden

Sabah erkenden, İki ya da üç gibi; Çıktım evden, Ortalık dingindi. Yol sessizce uzar gider, Suskundur ağaçlar; Ötücü kuşlar, Dallarında uyurlar. Bir pencere mi bu , Usulca kapanan ardımdan? Coşkulu yüreğim mi bu, Göğsümde delicesine çarpan? Nasıl oluyor da sadece, Solgun bir mavi görüyorum her yerde Kırmızlar, yeşiller, Ya diğer renkler nerede? Onun mavi gözler, Öpüyor küçük mavi bulutları. Ve sapsarı saçları, Sarıp sarmalıyor bütün dünyayı Gece bana verdiklerini , Uzun süre unutmayacağı; Açıp kollarımı neşeyle, Yaşamı kucaklayacağım! Ağaçta bir ardıç kuşu, Uyanıyor ansızın; Gün sessizce doğuyor, Düşlerinden aşkın. Detlev Von Liliencron (1844 - 1909)

Gidiş ve Ayrılık

Öyleyse, artık sakınmalıyım senden; Senden, kalbimin zevkinden, neşesinden. Seni göğsüme bastırmıştım ya, Öpmüştün sen de beni, ayrılırken. Ah aşkım, sakınmak mı denir buna; Böyle sarılarak, öpüşerek ayrılmaya? Ah aşkım, ayrılık mı denir buna; Tutunmuşken birbirimize, böyle sıkı sıkıya? Johann Ludwig Uhland

Uzaklarda

Burada dinleneceğim, ağaçların altında! Bayılıyorum küçük kuşları dinlemeye, Nasıl dokunuyor kalbime şarkılarınız böyle; Ne biliyorsunuz aşkımızla ilgili, Bunca uzak bir yerde. Burada dinleneceğim, derenin kıyısında! Hoş kokulu çiçekler açmış dört yanımda; Küçük çiçekler, kim gönderdi sizi buraya? Çok uzaklardaki sevgilimin; Aşkının, içten bir kanıtı mısınız yoksa? Johann Ludwig Uhland (1787 - 1862)

Düello ve Ölüm

Tüm arzularımı yaşadım ben Hayallerime de soğudum artık Sadece acılarım kaldı içimde Meyveleri kalbimdeki boşluğun... Puşkin

Kaygısızca Uykuya Dalıyoruz Aşkın Kollarında

Kaygısızca uykuya dalıyoruz aşkın kollarında; Açık pencereden , nefeslerimizdeki huzuru dinliyor Ve mehtaplı geceye taşıyor yaz rüzgarı. Bahçeden , gönül yordamıyla bularak yolunu , Aşk yatağımıza kadar geliyor güllerin kokusu; Harika düşler getiriyor bize , Arzularla yüklü , sarhoşluk düşleri. Otto Erich Hartleben

Ay Sarhoşu

Gözlerden içtiğimiz şarap , Ay akıyor üstümüze geceleyin dalga dalga; Kabarıp taşıyor , Sessiz ufuktan. Sayısız özlemler , korkunç tatlı ürpertiler Yüzüyor o selin içinde. Gözlerden içtiğimiz şarap , Ay akıyor üstümüze geceleyin dalga dalga. Şair , adanmışlığın kölesi; Kutsal likörle sarhoş. Kendinden geçmiş cennete dönüyor yüzünü , Sendeleyerek emip , höpürdetiyor onu; Gözlerden içtiğimiz şarap. Otto Erich Hartleben

Ey, Güzel Koku!

Ey , büyülü zamanlardan kalma güzel koku , Büyüle beni yine , çel aklımı; Tatlı yelin içinde uçuşurken , Bir sürü uçuk kaçık ayartı! Neşeli bir istek çağırıyor beni , Epeydir unuttuğum hazlara. Ey , büyülü zamanlardan kalma güzel koku , Büyüle beni yine , çel aklımı; Tövbe ettim huysuzluğa ve somurtkanlığa , Işıklı penceremden dört gözle bakıyorum; Uçsuz bucaksız , sevgili dünyaya. Ve hayaller kuruyorum , beni götürecek o güzel manzaralara; Ey , büyülü zamanlardan kalma güzel koku! Otto Erich Hartleben

Ölüme Dair

Ömrüm tükeniyor hızla ; Her geçen saat , daha da yaklaştırıyor Beni mezarıma. Öyleyse , ne için yaşıyorum hala? Ölümü düşün , ey insan! Erteleme artık ; çünkü yapacağın bir o kaldı! Christian Fürchtegott Gellert

Pişmanlık şarkısı

Yalnız , sana karşı günah işledim ; Önünde ettim , ne kötülük ettimse. Öfkeni hak eden suçları görüyorsun ; Gör Tanrım , nasıl acı çektiğimi de. Senden gizleyemem iç çekişlerimi ve dualarımı Ağlayacaksam huzurunda dökerim göz yaşlarımı. Ah Tanrım , daha ne kadar acı çekeceğim söyle? Daha ne kadar yalnız bırakacaksın beni böyle? Günahlarıma göre değerlendirme beni Tanrım ; Hatalarıma göre de. Aradığım sensin , Bırak yüzünü bulayım ; Hoşgörülü Tanrım , merhametli Tanrım! Erkenden ver bana iyiliğini , Merhametli Tanrım! Adının hakkı için yardım et bana ; Tanrı'msın , koşansın imdadıma. İzin ver , bir kez daha yürüyeyim yolunda. Öğret bana kutsal yasanı! Öğret ki , kendimi dilediğince düzelteyim ; Tanrım'sın , bense senin hizmetçin. Tanrım , yardım et bana ; koruyucumsun ; Doğru yola döndür beni! O görür , benim göz yaşlarımı ve duyar dualarımı ; Alır ruhumu , kanatlarının altına. Christian Fürchtegott Gellert

Ölüm ve Genç Kız

(Genç kız konuşur) Geç git! Ah, geç git Git ey vahşi iskelet! Daha gencim ben, git dostum! Ve bana dokunma. (Ölüm cevap verir) Elini ver, ey güzel ve zarif varlık, Ben dostunum ve cezalandırmak için gelmedim. Cesur ol! Ben vahşi değilim, Rahatça kucağımda uyumalısın. Matthias Claudius

Evvel Zamandı

Bir vardı bir yoktu evvel zamandı Alnı kınalı gelinlerin duvağından sızardı ay ışığı Aşk; Tavan arası rutubetinde Naftalin kokulu bir bohçada El değmemiş, simli bir duaydı Aşık; Kirli şehrin sokak aralarında hayatı tekmeleyen cananın avuçlarına ömrünü akıtan az yaşayıp çok ölendi Hayat; Gece ve gündüz kavgasında serçeleri saklayan , Öksüz çocukların saçlarını okşayan Mazlumun alnını öpen Aşıkların duasıyla ağlayandı Zaman/e ; kadir kıymet bilmeyen üstünde tepinirken son nefesini veren aşığı oldum olası hiç sevmeyendi. EzHeR

Seni Arıyorum

Hasretim sana Tam üç koca kış geçti aradan, koskocaman üç asır. Önca Aydın, Muğla, Balıkesir. Önce bizim yiyemediğimiz bal gibi üzüm, incir. Önce bizim yemeğimize girmeyen bal gibi zeytinyağı. Sonra gene bir sıra dağ. Sonra Konya ovası, Adana. Sonra hiçbir vakit gülmemiş olan Orta Anadolu toprağı. Bilmem, tanır mısın yanında olsam, taş gibi sertleşti yüzüm, bıyıklarım uzadı. Hasretim sana. Ilık bir su, bir demet gül ve bir lambanın ışığnı arar gibi arıyorum seni. Bazen yüreğim kabarıyor, sanki yüzünü bir daha hiç görmeyecekmişim. Bir anda dünyadan çekilip, bir nada yoksun kalmak düşünmekten, geldiği yollardan insanın bir daha geçememesi. Elimin hiç dokunamaması eline. Taze yaprak kokusu dolar genzime birdenbire. Bakarım birdenbire karşımda başaklar insan boyu. Ayağımın altında toprak boyanır çağla rengine. Birdenbire çıkıyorum yalnızlıktan, giriyorum birdenbire beraberliğe. A.Kadir

Hayat, teselli olmaktır

Hayat, teselli olmaktır. Kişi teselli bulduğu şeyle yaşar, onunla hayattadır... Dünyanın oyuncaklarıyla teselli olan kişi 'dünya ile yaşayan'; Rabbinin zikri ve meşguliyeti ile teselli olan kişi ise 'Mevla ile yaşayan' insandır. Bu geçici yurtta, birbirimize en büyük vazifemiz tesellidir. Yusuf Hemedâni- Rutbetu'l-Hayat

Kadere yenik düşen zaaflar

Son âna kadar beklersek mutlaka gerçekleşeceğine inandığımız mucizenin, ruhumuzun kuytusunda taşıdığımız umudun kaybolup gitmesine müsaade etmeyen ışığın özü nerede saklı? Ya da aynı soruyu gündelik hayatın diliyle şöyle mi sormak lazım acaba. İnsan nasıl olur da bir işe, insana, tutkuya, bir hayale tutunup ondan asla vazgeçemeyeceğine inanmaya başlar. Onu hayatın yaşamaya değer olduğuna inandıran sadece ‘hayali’ bir gücün kör tutsaklığı olabilir mi? Bu zaafını fark ettiğinde kıpırdayamama çaresizliğine nasıl dayanır? Geriye dönüp baktığında üstüne kapanan zamanın tahrip eden gücü müdür onu istediği gibi yaşamaktan alıkoyan? “Bir gün başaracağım; istediğim gibi bir işe, aşığa, aileye, hayale, hayata kavuşacağım” arzusunu saplantı haline getirenler aslında tam olarak neden korkuyorlar? Bu ürpertici soruları hatırlatan Teğmen Drago’yu ben çok sevdim. Onun kimilerine acıklı bir ‘hayal’ gibi görünen hayatına eşlik etmek, hiç azalmayan umudunu, hayal kırıklığını, yalnızlığını paylaşmak b...