Ana içeriğe atla

İbrahim'in Kuşları

Uzun zamandır bedeni parçalara ayrılmış ve dağınık halde her bir parçam bir dağın tepesinde ayrı ayrı hayatlar yaşıyorum. Sevgilim bana bunu İbrahim diye birinin yaptığını söyledi. Bir gün çağıracakmış beni tekrar. İster istemez kızmış sevgilim; insanlara, akbabalara, yırtıcı kuşlara ve sürüngenlere. Bir kartal gibi kalbimin kenarında nöbet tutuyor çiyanlara ve engereklere karşı. Benimle dertleşiyor her gün. Varlığında bin parçaya ayrılmış kendimi topluyor ve onda yeniden dirildiğimi hissediyorum. Bir süre sonra kanatlarım, bacaklarım, gövdem olmasa da, eğer o yanımdaysa mutlu bir şekilde hayatımı devam ettirebileceğime kanaat getirdim. Gölgesinde serinlenip Adem gelmeden önceki eski cennet hikayelerini anlata anlata güneş bile bazen kıskançlığından gitmek bilmiyordu. Hem zaten bu İbrahim’in de bizi artık çağıracağı yoktu. Allah, ne şekilde yaşatıyorsa o hal üzre de rızkımızı ve mutluluğumuzu veriyordu. Gerisi insanoğlunun aç gözlülüğü. Bu halde de ondan secdeyi eksik etmiyorduk zaten. Ne ben ne de sevgilim. Bu yüzden halimiz onun gözeticiliği altında tam takırdı. Uzun süreler geçti. Saymayı ve hesaplamayı bilmediğimden kesin bir rakam veremeyeceğim. Her şeyi unutmuşken, buraya beni kimin bıraktığını bu alemde ne yaptığımı dahi unutmuşken, birden Allah’ın adı ile çağırdı beni İbrahim. Allah’ın ölüleri nasıl diriltmeye gücü yettiğine ‘yakinen’ iman etmek istiyormuş. İbrahim’in o çelikten sesi ile her bir parçam sanki uzun bir uykudan uyanmış gibi homurdanarak farklı dağlardan kopup bir araya geldiler. Vay canına! Kaç parçaya ayrılmışım yeni anlıyorum. Her taraftan bir uzuv gelip ekleniyor üzerime. Sevgilim her seferinde rüzgar gibi uçup araya giriyor, kendisi de eklenmek istiyor ama sanki bir yama gibi dengesini yitirerek birden düşüyor aşağıya. Baştan ayağa tamamlanınca ona doğru uçmaya başladım. Konmam için asasını uzattı İbrahim, bir yandan da sevinerek hafifçe baktı gökyüzüne. Allah’ın ölüleri nasıl dirilttiğine yakinen iman etmişti. Oysa asasından inip yavaşça eline konduktan bir sure sonra bana garip garip baktığnı hissettim. Bir gariplik mi vardı halimde anlayamadım. Kanatlarım, ayaklarım, yerli yerindeydi. Gözlerim, uzun ve sivri gagam hepsi tam takır şakırdıyordu. Bir süre etrafıma bakındım. Gözlerim her tarafı görmesine rağmen kalbimin bulunduğu yeri göremediğimi fark ettim. Aşıklar orayı göremez demişlerdi bana. İbrahim donmuş bir şekilde oraya bakıyordu. Elini daldırdığında göğsümümün sol tarafının delik olduğunu anladım. O delikten içeriye bakmaya çalışıyordu İbrahim. Ve sonra utana sıkıla gökyüzüne dönerek: Rabbim bunun kalbi nerde? diye sitemde bulundu. Hemen başımı arkama çevirip İbrahim’in beni kestikten sonar parçalarımı bıraktığı dağlara baktım. Himalaya, Hindikuş, Ağrı, Tur, Hira, Erciyes… hiç birinde değildi kalbim. Çok sonra uzaklaşan sevgilimi gördüm bulutların arasından. onu hiç böyle uçar görmemiştim. En şiddetli rüzgar ve fırtınada bile dengesini korur hedefine en hızlı şekilde ulaşırdı. Hız yarışında da kimse onunla boy ölçüşemezdi zaten. Sürekli genç ve dinamikti. Şimdi ise ne olduysa kanatları onu taşıyamıyordu. Bedeni ağır geliyordu kanatlarına. Düşecek gibi olduğunda, birden fark ettim. Kalbim onun gagasındaydı. En yüksek sesimle seslendim ona. Beni duymuyordu. Nasıl olduysa kapmış kalbimi bir ara. Kalbim ağzından düşmesin diye mi cevap vermiyordu yoksa sonsuza kadar bende bir boşluk kalsın diye mi anlamadım. Ama bildiğim o ki kalbim bana da ağır gelen bir şeyken çok sürmez onun de kanatlarını yoracak ve Adem’in bütün melekleri yeryüzüne indirdiği gibi onu da gökyüzünden koparıp bu kan dolu yeryüzüne vuracak…Bu ayrılık acısından sonra kalbimin boşluğundan ayaklarım ve kanatlarıma doğru bir yanma hissettim. Bir daha onu göremeyeceğimi biliyordum. İbrahim benim aşk derdinden yandığımı unutmuş. Dalgın bir şekilde bana bakarken hala Nemrut’a bir şeyi kanıtlamanın derdindeydi. Yavaş yavaş damarlarımdan kanın geriye doğru aktığını ve kalbimin boşluğundan çıkıp İbrahimin ellerine ve elbiselerine sıçradığını gördüm. Sevgilimin uçtuğu yöne doğru bakmaya çalıştım. Ufukta kaybolmak üzereydi ya da gözlerim karanlığın ufkuna vurmaya başlamıştı. Yavaş yavaş düşüyorum ellerinden İbrahim'in  Dengemi ve sevgilimi kaybediyorum. tutmaya çalışıyor beni İbrahim ama başaramıyor… sonsuz bir hızla yuvarlanıyorum yere doğru…Birden Tanrı’nın gözlerini görüyorum, düştüğüm yerde, Sanki ‘Neden bıraktın kalbini başkasına diye soruyor?’. Utanıyorum. ‘Affet beni Allah’ım’ diyorum. ‘Senin yüzünü kara çıkardım’…’beni dirilt ne olursun! hak ettiğim cezamla’.


Ben öldükten sonra rivayete göre, yeryüzünde hali hazırda aşıklar dışında hiç kimse ölümden sonra dirilmeye ‘yakinen’ iman etmemiş. Ayrıca öyle anlatılır ki Mahşer günü mezardan kalkıp huzura getirilen ölülerden bazıları en büyük azab olan ‘sonsuz yaşamayı’ çeksinler diye yer yüzüne geri gönderilirmiş. İşte onlar, benim gibi kalblerini sevgililerinin kaçırdığı aşıklarmış. Emanete sahip çıkamadıkları için onlar kalbsiz bir şekilde Mecnun gibi dünyanın sokaklarında gezmektedirler. Nerde neyi dilendiğini bilmeyen birini görürseniz onun bunlardan biri olma hali yüksektir. Onlar sokak sokak, köy köy, sevgililerin ayak izlerinden yürüyerek, sürünerek kalplerini dilenirler. Ama nafile…

Gelelim rivayetin ikinci kısmına. Bu dünyanın öte yakasında ise Mahşer kapısında biri durmaktadır. İbrahim yaşlanmış, üzerinde hala kurumuş kanımın bulunduğu elbisesi ile dalgın dalgın beklemektedir. Arada bir asasını kaldırarak, çelikten bakıra dönmüş sesi ile bir şeyler haykırmaktadır. Belli ki hala bu dünyamızdan kalbi ve bedeni bütün kuşlar gelir diye umut beslemektedir. Peki bu fani dünyanın oyununda kaybolan sizlerden onun sesini duyan var mı?

Faysal Soysal

Bu blogdaki popüler yayınlar

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

BENİMSE GÖZLERİM AKAN SULARDA

ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı  bilirim yollanımı gözetleyedururda  otururken köşesinde yalnızlığın iğreti  yüreğin ezik ezik olmasın anne. sensiz sanadır içimde akşamlar  suskunluğun süren sorgusunda  az biraz morcadır ellerim anne. ak bir yazmadır gece /örter başını  düşmüştür yollara yana yakıla  yürekleri itrek karanlıklara sarkıtılır parmaklar  seherlere düşen ayrılıktır  kuşluklar kıyılardan avuçlanır anne benimse gözlerim akan sulardan. Ahmet Veske Ahmet Veske her yerli şair gibi, beslendiği memelerin hakkını yemeyen biri. Bizim medeniyetimizin temellerinden olan hüzün, burada adı ikide bir ulu orta anılmadan uç veriyor şiirinde: “ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı bilirim yollarımı gözetleye durur da otururken köşesinde yalnızlığın iğreti yüreğin ezik ezik olmasın anne” Anneden uzaklık öyle el değmemiş bir hasret ifadesi değildir. Anne her dokunuşta canımızın beslendiği toprağa...

Babalar ve Yazarlar

Jale Parla, Tanzimat romanından yola çıkarak yazdığı “Babalar ve Oğullar “adlı kitabında, Türk romanının kaynağındaki önemli bir boşluğa vurgu yapar. Tanzimat romanlarındaki kahramanların çoğunun yetimliğine dikkat çeken Parla, bu romanlardaki kahramanların çoğunun yetim olması kadar belirleyici bir unsura değinir. Bu romanların kendisini de birer yetim metin olarak tanımlar Parla. Tanzimat romancıları bir yandan Batı’dan alınan bu yeni edebi türde ürün verirken, bir yandan da Osmanlı’dan kalan eski ahlak ve değerler manzumesini de sürdürmeye çalışırlar. Daha da ilginci, Türk romanının, bir baba-oğul çatışmasından çok, babadan yoksun kalmanın telaşı içinde, bir baba arayışının içine doğduğunu vurgulayacaktır Parla. Nasıl ki, Tanzimat romanındaki “baba arayışı” belirlemesini Jale Parla’ya borçluysak, modern Türk romanındaki “çocuk kalmışlık” imgesini de şüphesiz Nurdan Gürbilek’e borçluyuz. Gürbilek’in “Kötü Çocuk Türk” kitabında yer alan “ ”Azgelişmiş Babalar” başlıklı incelemesi mode...

Hâtim Duası

Rahman ve rahîm Allah'ın adıyla. "Bütün hamdler, övgüler âlemlerin Rabbi Allah'adır. O Rahmandır, Rahîmdir. Din gününün, hesap gününün tek hakimidir. (Haydi, öyleyse deyiniz): 'Yalnız Sana ibadet eder, yalnız Senden medet umarız.' Bizi doğru yola, Sana doğru varan yola ilet. Nimet ve lütfuna mazhar ettiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların ve sapkınlarınkine değil." "Elif, Lâm, Mîm. İşte Kitap! Şüphe yoktur onda. Rehberdir müttakîlere! O müttakîler ki görünmeyen âleme inanırlar. Namazlarını tam dikkatle îfâ ederler. Kendilerine ihsan ettiğimiz nimetlerden de infakta bulunurlar. Hem Sana indirilen kitabı, hem de Senden önce indirilen kitapları tasdik ederler. Âhirete de kesin olarak onlar inanırlar.” "Peygamber, Rabbi tarafından kendisine ne indirildi ise ona iman etti; mü'minler de. Onlardan her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve resûllerine iman etti. 'O’nun resûllerinden hiç birini diğerinden ayırt etmeyiz.' dediler (ve e...

Çekilme

Çocuğum benim, dalsızım, kanatsız hayal rüzgârım İnce içlenmelerle kıvrıla kıvrıla Tenimde düğümlenen duygu çıkmazım. Öpmesi gibi büyük suların engin kıyıları titreyerek Tutkular köpükler içinde İncitmeden tek bir kum taneni sürüklemeden Çekileyim ömrünün ak örtüsü üzerinden Usulcacık, saygılı Derin kuyularına büyük yalnızlığın İzler bırakarak geride yürek çarpıntılarından İyimser, kederli Bir özge zaman arması gibi Andıkça sevgiyle Yalnızca sevgiyle ışıklanan… Yanlış kıyılarda çırpınıyor bu yaşlı deniz Bu ağır suyu bu ince kum kaldıramıyor… Şükrü Erbaş

şano

Kuyruğumda arkadaş ölülerinden bir mahya Alkolik bir babadan ıslaklık Polis korkusundan bir çelenk Askerlik şubelerinden bir son yoklama Boynumda işsizlikten bir kement Oğlumun sorularından bir yanıtsızlık Karımın sabahlarından bir suçlama Annemin hafta sonlarından bir hayırsızlık kaldı... - Bu oyun burada bitti mi amca? - Hayır, yönetmen yeniden başa aldı. Yenilgimin oyuncularını ıslıklıyorum Hücrelerimi haykırıyor: Bir yerde yanıldın sen! Belki de her yerde yanıldım ben Şunun şurasında kaç yıl yaşadım Bağışlayın beni Çünkü bağışlanabilecek pek çok şey yaptım... 1990 Ahmet Erhan

AŞIRI DÜŞÜNMEK

Aşırı düşünme (overthinking) günümüzde çoğumuzun muzdarip olduğu, bizi adeta bir bataklık gibi içine çeken, enerjimizi tüketen ve içsel huzurumuzu bozan, işlevsel olmayan bir eylemdir. Araştırmalarında özellikle kadınların aşırı düşünmeye erkeklerden daha yatkın olduğunu bulan Susan Nolen-Hoeksema “Aşırı Düşünen Kadınlar” adlı kitabında, yıllarca yaptığı bu araştırmalara dayanarak kadınlar özelinde bu eylemi derinlemesine incelemekte ve çözüm yolları sunmaktadır.  1.BÖLÜM: BİR SALGINA DÖNÜŞEN AŞIRI DÜŞÜNME EYLEMİ Aşırı düşünme çoğu zaman bize bir fayda sağlamayan, aksine olumsuz duygu ve düşüncelerin altında ezildiğimiz bir haldir. Bu düşünüp durma hali, problem çözme becerimizi ve motivasyonumuzu olumsuz etkilediği gibi ilişkilerimizin ve ruhsal sağlığımızın bozulmasında da rol oynar. Nitekim kadınların depresyon ve kaygı gibi problemleri yaşama olasılığı erkeklere göre iki kat fazladır ve aşırı düşünme eğiliminin bu durumun nedenlerinden biri olarak gösterilmesi mümkündür. Yaza...

Övülmüş Ahlakı ve Beğenilen Amelleri İsteme Duası

Sahife-i Seccâdiye'den' Yirminci Dua Övülmüş Ahlakı ve Beğenilen Amelleri İsteme Duası Allahım! Muhammed'e ve âline rahmet gönder. İmanımı, imanın en olgun derecelerine ulaştır. Yakinimi, yakinin en faziletli mertebelerine eriştir. Niyetimi, niyetlerin en iyisine; amelimi, amellerin en güzeline yükselt. Allahım! Lütfunla niyetimi kâmil ve halis eyle. Kesin inancımı sabit kıl, kudretinle benden sadır olan kötülükleri islah eyle. Allahım! Muhammed'e ve âline rahmet gönder. Gönlümün meşgul olmasına neden olan önemli işlerime sen kâfi ol. Beni, yarın sorguya çekeceğin işlerle vazifelendir. Zamanımı, beni yapmam için yarattığın şeylerle geçirmemi sağla. Beni senden başkasına muhtaç eyleme. Bana rızkını genişlet. Beni zenginlerin malına mülküne, makamına ve haşmetine özlemle bakanlardan eyleme. Beni aziz eyle. Beni kibre giriftar eyleme. Kendi kulluğunda bana boyun eğdir. İbadetimi kendini beğenmişlik yüzünden heder eyleme. Benim elimle insanları hayra yönelt. Salih ameller...

Kuseyyir Azze’nin Tâiyye Kasidesi

Dostlarım, burası Azze’nin meskeni bağlayın develerinizi  ve bir vakit kaldığı konaklara ağlayın Dokunun bir dem teninin değdiği toprağa Konaklayın, geçirdiği yerde gündüzünü ve gecesini Allah günahlarımızı örter mi diye ümitsizliğe düşmeyin Namazınızı onun kıldığı yerde kıldığınızda Ağlamak nedir bilmezdim Azze'den önce Bilmezdim terk edişine dek, kalbin acılarını İnsaf etmedi; hem kadınlardan kalbimizi soğuttu Hem de ihsanında pek cimri davrandı Kureyş'in kurban kesip, namaz kıldıkları (İlaha) Me'zimân sabahında büyük yeminler etti (Şöyle dedi): "Eşlik etmem sana; hacılar haccettiği Yolcular Feyfâ Âl'de tekbir ve telbiye getirdiği sürece Rukbe tepesinde tekbir getirdikleri ve Zû Gazâl'de hac şiarını eda edip tehlil getirdikleri sürece" Aramızdaki bağı koparmaktı niyeti; adak adayan biri gibi Adağını yerine getirince (görüşmemize) izin verdi Dedim: “Ey Azze, yoktur nefsin alışınca boyun eğmediği bir felaket Ve görülmemiştir insanı aşkta kaplayan coşkunun ...

kurumuş ve ağacından ayrılmış bir yaprak gibi

sana her geldiğimde ölüm hissiyle kurumuş ve ağacından ayrılmış bir yaprak gibi geri veriyorsun hayata beni saçlarımdan ve gözlerimden öperek ayrılığın oğulusun sen ağacın toprakta gördüğüsün seni ben ufalayamam sen ben dağıtamam ben sana hiç kıyamam seni toprak çürütsün ağacın toprakta gördüğüysem bilirim dal ile toprak arasını da Mehmet Can Doğan