Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Eylül, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Saçmalık

Boşuna, kendi içimde dans ediyorum. Kader bu, başka bir şey değil. Hayat daha çok bir koyunun parçalara ayrılmadan önceki kısa ömrü. Kader, ateşte kızardığı son andır. duyduğum ve elimde kalan tek şey kelimeler. Konuşmaya çalışmak fakat sadece kelimelerin yankısı geliyor bana. Kupkuru bir dağım hiçbir pınarım yok. Sadece çılgınlık. Boşuna, hayat kupkuru bir çöl benim içinde kaybolduğum. Susuz bir hayvan gibi bağıran. Hiç su yok. Kendime olan inancımı kaybettim. Hayal etmeyi bile bıraktım. Boşlukta hiç rüya yok. Çöldür bu, ve ben ona mahkûm oldum.... Ölüm kapıyı çalarsa bu mutlu bir son olur. Fakat bu sürgünde ölüm bile terk etti beni sadece, anlamsız, saçmalıkta, boşluk, ağlayan, bağıran, ölüm belki gelir de kurtarır beni. Behruz Kia neşideler / Şiirden Yayıncılık Türkçeleştiren: Volkan Hacıoğlu

Aşk, Kalpte Birikir ve Taşlaşır.

Hem lodos var, hem dolunay. Adonay elehenu adonay ehad! Benim kalbimde lotos var. Adonay elehenu adonay ehad! Lotusu kim yalar? Adonay elehenu adonay ehad! Bu Dünyâda seni kim arar? Lâ ilâhe illâllah . . . Ben, seni arıyorum. Ner'desin? Seyhan Erözçelik

İkinci Yada

Ey su! Yâ su! Taş ma, taş! Aka dur gök ten, göz ler i m den, çile m ne? Dağ ı na var dum , ayna n ı gör düm . Ağaç tan yürü düm ,  san a bürün ü yor um. Sâk! Ey su! Yâ su! Yağ dur   su! Ak du i göz ler i m den, çile m var, dayan a mı yor um, taş dun iç i m den, ayna kırık. Ben ban a bürün düm . Sâk! Ak ı ver göğ. Sâk!  Yağ dur su! Yağ dur su! Sâk! Seyhan Erözçelik

Rüyâ Gibi Her Hâtıra

Şimdi bur'da oturduğumda, gözlerimi kapıyorum, Aklıma, Dünyânın en büyük taşı geliyor: Ayers. Rüyâ, ne zaman gelecek? Aklıma mı, gelecek? Rüyâmda, ner'deyim ben? (Evde mi, Ana?) Hâtıralar, rüyâdan rüyâya, taşınıyor. Rüyâlarsa, insandan insana. Ben, şimdi sendeyim. Atıyorum yüreğinde. Seyhan Erözçelik

Erken Öten Bir Garip Olarak Tırsî

Zûr-ı kürekle geçdi bütün birden âşinâ Bu rûzgârda olmadı hiç yelken âşinâ * Şitâda Tırsîyâ irler gibi kapu dolaşmakdan Olup bir külkedisi evde hayrân olmamuz yeğdür * Bir tulum peynir yapayum diyü çok sa'y eyledüm Süd suluymuş Tırsîyâ yayıkda ayran oldı hep * Şitânun ortasına irmedi kömür bitdi Soğuk edâlara bir dalya kardur bâ'is Gelmedin bu kara kış kar ile yağmur yağdı  Hânemün her tarafı akdı tavanum diyerek Hen heva yağmurlı vü yollar çamur Ördeğe döndüm ne siyâset bana İbrahim Tırsî

Kaniçiciler Taşlaşabilir mi?

Bir meyhane buldum, mezarın karşısında. Beni ararsan, ya or'dayım, ya tam karşında. Aşkım, aşkın cânım, ben içerdim, or'da ben aşkını. İçerdim Dünyâmı, Anamı. Taşın suyu yok. Sıktım, biliyorum. Seyhan Erözçelik

KEŞKE,

her şey, olduğu gibi, kalsaydı. Fal, açıldı. Söz, bozuldu. Yağmur taşı! Yağmur taşı! Yağmur taşı! Taşı . . . Taşı . . . Taşı . . . Seyhan Erözçelik

Rüzgârda Kayıp

Düşen yapraklar gibi rüzgârla savruldum. Ve dans ettim meltemle. Sessizlikte yapraktan yaprağa savruldum çimlerin yanına ekili başaklarla dans ettim. Kuşlar karnavallarına davet ettiler beni. Yollarda yürüdüm, bulutlarla uçtum ve düştüm gelinciklerin yanı başına mezarlıkta. Behruz Kia neşideler / şiirden yayıncılık Türkçeleştiren : Volkan Hacıoğlu

Kırmızı Bahçe

Üzümler halen dallarda, ulaşılamayacak kadar yüksekte. Kaybettik bahçedeki müziği. Kendimizi arıyoruz fakat bulamıyoruz ruhumuzu. Güneş batmak üzere. Gece ilk defa inecek. Bütün sokak lambaları çalınmış. Karanlıkta bahçe gökyüzünden sarkan bir ipte asılı. Bulutsuz, karsız gökyüzü. Bahçeye geri döndük. Belki sabah geri dönecek. Hırsızlar sokak lambalarını geri getirdiler gece bir daha asla gelmeyecek. Kapı açıktı, bahçeye girdik, birer üzüm kopardık. Ellerimiz kırmızı. Gençliğimiz bahçeyi ebediyen terk etti. Behruz Kia Çeviri: Volkan Hacıoğlu

Umut ve Beklenti

Umutla beklenti arasında büyük fark var. İlk başta süreyle ilgili olduğunu düşünmüştüm, umudun daha uzaktaki bir şeyi beklemek olduğunu. Yanılmışım. Beklenti bedene ait, umutsa ruha. Fark bu. İkisi birbiriyle temas ediyor, birbirini tetikliyor ya da yatıştırıyor ama her birinin hayali farklı. Bir şey daha öğrendim. Bir vücudun beklentisi bir umut kadar uzun sürebilir. Seninkini bekleyen benim vücudumun mesela. John Berger

Başka Bir Kıyı

Ayrılığın iki kıyısından Birbirimizi çağırdık. Ellerimiz ayrılıyor, ruhlarımız, derin bir bezginlik icinde. Kuşlar, birbirini geçerek dudaklarımızdan uçtu. Kelimelerin, rüyalarıma yağmur gibi yağdı. Ufukta oturduğunu gördüm. Behruz Kia

Soyunma Odası'nda,

çıplaktık ikimiz de... Benini gördüm. Sendeki beni. Sende beni gördün. Yıllar sonra, birbirimizi gördüğümüzde, birbirimizi gördük. Ben, sendeki beni hatırladım hep. Unutmadım. Gözlerin, gözlerimden gitmedi. Gözlerim, gözlerinden. Seyhan Erözçelik

Eyyûb'un Gözyaşları, Tesbih Olabilir mi?

Yağdım Allah! Yağdım Allah! Kandım Allah! Kandım Allah! Çektim Allah! Çektim Allah! Yandım Allah!  Sen benimsin, ben senin, gördüm Allah! Gördüm Allah! Damladın, kördün,  seni çektim Allah! Çektim Allah!  Çektim Allah! Ağdım Allah! Ağladım Allah! Eyyûb'um, kaldım, sende kaldım. Kaldım Allah! Kaldım Allah! Seyhan Erözçelik

Yatılı = Şair

Kusa kusa, kusmamayı öğrendim. Seyhan Erözcelik

Gethsemâne

Gercekte nasıl düşündüğümü öğreniyorum. Adonay elehenu adonay ehad Lâ ilâhe illallah Süleyman ner'desin? Beni niye yalnız bıraktın? Kulağıma niye üfledin? Baba, yalnız kaldım... Beni bıraktıklarınla yalnız bıraktın. Hayâldin aklımda gezdin. Ben aklımda gezdim. Var mısın, var mısın, var mısın... Ya Râb! Ben sana inanıyorum, sen bana inanıyor musun? Seyhan Erözçelik

Benim kalbimi kırdın,

Kalbim katıydı, yumuşadı. Göz tuzludur. Seyhan Erözçelik

Önsözler entelektüel itiraflardır

Önsözler entelektüel itiraflardır. Dürüst yazar metninin önsözünde kendi entelektüel konumunu açıkça ortaya koymalıdır. ancak ben bunu yapmadan önce, okuyucunun veya eleştirmenin bu çalışmayı değerlendirmesinde kolaylık sağlayacak genel bazı değerlendirme kriterleri vermeyi düşünüyorum. Çok sevdiğim bir yazar kitaplarla kadınlar, kadınlarla şehirler arasında analojiler kuruyordu: Kitaplar kadınlara, kadınlar şehirlere benzerler. Önemli olan satıraraları ve sokak aralarıdır; önemli olan şey, satır aralarında ve ara sokaklardadır. “Eğer bir kitabı okurken satır aralarından kulaklarınıza metafizik fısıltılar gelmiyorsa” der yazar, “bilin ki yazar ahmak bir yazardır.” kitaplar metafizik fısıltılarıyla kanatlanırlar. Tersi entelektüel sürüngenlik, dar ufukluluk ve muhteva yoksulluğudur. Okuduğunuz bir metnin entelektüel değerini belirlemek mi istiyorsunuz; hemen yazarın kitabında kendi cehaletinin farkında olup olmadığına bir bakın. Eğer yazar metninde cehaleti konusunda açık veya zımni ...

Biz,

unuturuz. Seyhan Erözçelik Yağmur Taşı / Simurg Kitapçılık / 2004

Davet

durma, kendini kendinden, çöz eski bir tekne gibi… kafa tasını bir yelken olarak kullan ve de ki, “düşüncelerim esiniz!” yakındır o hain davet… muradına ermek için, hudut dışına firar et! seslere ses vermek için, de ki, “gelmiyor sesiniz!” Halit Asım

Yabancı

Keder geri dondü, keder burada kapıyı çalıyor. Her çalışta, acı cildimden kemiklerime işliyor. Sana bunu söylemiş miydim? Keder bir yabancı olmasına rağmen, her gece beni ziyaret ediyor. Sanırım bazı seyler, sana ders olacak. Behruz Kia Düşüncedeki Rüzgar / Şiirden Yay. Çeviren Tülin Mertcan

Elveda Gülsarı

- Senin işlerin neden uz gitmiyor biliyor musun Tanabay? derdi. Çok tezcanlı, çok sabırsız oluşundan. Vallahi ondan! Aynı anda 'hem havadakini kapmak, hem yerdekini yalayıp yutmak' istiyorsun. Dünya çapındaki bir devrimin hemen gerçekleşmesini diliyorsun. Öyle bir çırpıda olmaz bu işler. Dünya devrimi şöyle dursun, sen bizim şu eski Aleksandrovka yokuşunu bile araba ile ve araba yolundan tırmanmaya tahammül edemiyorsun. Arabadan atlayıp iniyor ve arkanda seni kovalayan iri bir aç kurt varmış gibi başlıyorsun koşmaya. Ne yararı oluyor bu telâşın? Tepeye ilk varan sen olunca ödül mü veriyorlar? Yine orada oturup geriden gelenleri bekliyorsun. Şunu iyi bil dostum, dünya devrimini tek başına gerçekleştiremezsin, başkalarının da gelmesini, seninle beraber olmalarını beklemek zorundasın. * Tanabay atın gözlerinin içine bakınca üzüntüden yüzü sapsarı oldu. Hayvanın, yarı yumuk gözleri yuvalarına gömülmüş, feri sönmüş ve bomboştu. Issız kalmış bir evin pencereleri gibi olan o g...

Baba

Çocuklar acıdan ölmez annesizlikten ölür. ay  denizin sessizliğinden Ölümün sesi evden yayılır dünyaya yaz bahçelerine kar yağar koparılır annesinden çocuk dalından koparılır gibi nar. Rüzgârını yitirmiş dağ gibi taşır kucağında tabutu baba Baba  gülen bir çiçeğe bakarken kırların kundağına gömülür  çocuk Mustafa Ruhi Şirin

Ağlamalar

gördüm babaların ağlamasını dalları düğüm düğüm gövdesi kahve falı               bir zeytin ağacını köklemek var ya sökmek var ya sarp yamaçtan ardıcı kazma vurmak var ya beş yüz yıllık meşeye               acısını duymak var ya kopmanın babaların ağlaması işte o babaların ağlaması öyle zor gördüm babaların ağlamasını anaların ağlaması bir başka anaların ağlaması bir ayrı               anaların ağlaması bir beter dövülen döş yolunan saç kan damlayan bir çığlık               ağustosta çam ormanı yangını sokaklar alanlar evler kapılar mutfaklar kilerler ocaklar ağlar zıbınlar beşikler uykusuzluklar ağlar             ağlaşırken analar dağ taş toprak ağaç su yıldız yeşeren buğday ağlar savrulan saman ağlar              ağlaşırken analar kanın umdun hakkı sütün ...

Bir eski yapıydı babam

IV (EK) Bir eski yapıydı babam Kapısı vurulmadan girilen Kapandı artık, 13.3.1978. Özdemir İnce

Masal

Doğuda bir baba vardı Batı gelmeden önce Onun oğulları batıya vardı Birinci oğul batı kapılarında Büyük törenlerle karşılandı Sonra onuruna büyük şölen verdiler Söylevler söylediler babanın onuruna Gece olup kuştüyü yastıklar arasında Oğul masmavi şafağin rüyasında Bir karaltı yavaşça tüy gibi daldı içeri Öldürdüler onu ve gömdüler kimsenin bilmediği bir yere Baba bunu havanın ansızın kabaran gözyaşından anladı Öcünü alsın diye kardeşini yolladı İkinci oğul Batı ülkesinde Gezerken bir ırmak kıyısında Bir kıza rastladı dağların tazeliginde Bal arılarının taşıdığı tozlardan Ayna hamurundan ay yankısından Samanyolu aydınlığından inci korkusundan Gül tütününden doğmuş sanki Anne doğurmamış da gök doğurmuş onu Saçlarını güneş destelemiş Yıllarca peşinden koştu onun Kavuşamadı ama ona Batı bir uçurum gibi girdi aralarına Sonra bir kış günü soğuk bir rüzgâr Alıp götürdü onu Ve ikinci oğulu Sivri uçurumların ucunda Buldular onulmaz çılgınlıkların avucunda Baba ...

Öyle Güzel Bir Yorgun Adam

Öyle güzel bir yorgun adamdı ki babam, böyle bir gülüşüyle ve susuşuyla emeği, ekmeği, barışı öğretiverirdi tastamam. Be komşum, zaten biz, kadınımız erimiz, bu toprakların ve bu suların insanları, sızımızı, hasretimizi, öfkemizi, biraz Eflatun, biraz Nesimî gibi, onurlu, sessiz, efendice söylemez miyiz? Adını gömleğimize işleyerek sevdiğimizin, bir gül yaprağını saklayarak defter içinde, balkonlara pencerelere dizerek saksılarımızı, kamyonumuza teknemize ad koyarak arifane, tüterek tütünümüzle kasketimizin altında, denizlerle bulutlarla türkülerle kayıp ağarak... Yani, bir kızın bir şiiri herkesin uyuduğu saatlerde gizlice ezberlemesi ya da tenha gecede bir üzgün savaşçının gökyüzüne kurşun sıkması gibi. Çok yıllar önce, günlerden bir gün, ya onüçümdeydim ya ondördümde, üstümüzde her kula nasip olmaz bir Ege güneşi ve şu bizim dost deniz dizlerimizin dibinde, babamla ben, fındık bardaklarla çay içtik Pasaport Kıraathanesinde. Bir çocuğun babasıyla çay...

Babamın Gazeli

Yeni aya karşı dua ederdi Ağlardı kesilen zeytin dalına Ağlardı evliya kıssalarına Saksıda taşırdı kışın baharı Korkuyu sevinci yayan gözleri Kitaba gözlüktü derin gözleri Anamın en kutsal barınağıydı Esli alfabeyi candan severdi Toprağa dosttu ölüme hazır Taşırdı soyunu gövdesi gibi Bir destan büyüttü namustan aşktan Midenin harama düşmanlığından Mehmet Akif İnan

Korku

Tanrı onları dört gözden ayırmasın Hiçbiri anne baba yokluğu bilmesin. Büyükler gidince çocuklar küçükse onlar da ölmeli Çünkü kendi evlerinden gayrı evler el evleri Hele o kış ayları korkulu akşamüzerleri. Bizler ki büyükken bu kadar yalnızız da Ya onlar küçücük kalırsa ardımızda? Hem onlar geç büyürler,sonra ne güç büyürler Daha yavru dünyanın farkında değiller Üşümüş soğuklarda yatağımıza gelirler. Bizler ki büyükken bu kadar yılmışız da Ya onlar küçükken kalırsa ardımızda? Behçet Necatigil

Zaman... Geçerek... ten

Bir maviden bir siyaha geçerek zaman Geçerek bir çocuk teninden yaşlı uçuk bir deriye Dokunup durgun yüreğine büyük suların Binbir rüzgârla bir dinmez akışa geçerek Geçerek kirpikleri ve düşleri arasından Yüzünü güneşe tutmuş uzun adamların Yağmurlardan yazlardan parklardan geçerek Uçarı giysiler içinde telaşlı titrek Kâküllerden gamzelerden alın çizgilerinden Geçerek bir ince ağrıyla gönül çarpıntılarından. Akşamlardan bir bozgun, gecelerden külhani Sabahlardan bir tüy gibi uykulu düşlerle hafif Geçerek günlerin iğdiş ilişkilerinden… Bir zorbanın onursuz gücünden tiksintiyle Bulantıyla bir kaypağın yayvan gülüşlerinden Lekesiz ve zedesiz, geçerek Sürekli yer değiştiren bir korkunun gölgesinden… Karaköy iskelesinde sisler içinde Gözleri ayrılığın menzilinde iki damla yol Sesine İstanbul karışmış bir kızın Geçerek gecikmiş sevgisinden kederle… -Yoksulluk bir paniktir oğlum evler için Bir kar suyudur sızar temeline sevgilerin Gün siyah bir tül, gelecek düş bil...

Baba Bu Kitap Sana (Baba Şiirleri Antolojisi)

Baba Bu Kitap Sana (Babalar İçin Şiirler) İnceleme Antoloji Cevat Akkanat Odunpazarı Belediyesi / 2004 Eseri aşağıdaki linki kullanarak indirebilirsiniz. https://drive.google.com/file/d/0B7qBZYNqtrrrdm5CdEI0VlhieFU/edit?usp=sharing

Gördüm

bir pazar gününe sabah nasıl iner                 göklerden nefesi tıkanmış                              soluk soluğa bir parka kuşlar gibi kimsesiz                 nasıl iner yoksul kanatlarıyla siz hiç ağaçların sarsıla sarsıla                ağladığını gördünüz mü? babanızdan sürgün olduğunuz gün. Murathan Mungan

Gerçek sahaf odur. Kitabın fiyatı değil adamın fiyatı var orada

Sahaflarla ilgili çok anı var. Bu sahaflardan çok iyi sahaflar tanıdım. Allah rahmet eylesin, mesela Hacı Muzaffer vardı. İyi sahaftı, ona herkes hürmet ederdi. Sahaflar Şeyhi (Şeyhü'l Sahhafin) diyebiliriz kendisine. Biz de giderdik yanına, talebeleri çok korurdu. Ben bir keresinde çok zengin koleksiyonu olan bir kitap meraklısıyla beraber gittim. Hacı Muzaffer onu pek sevmezdi, ben biliyorum. Böyle biraz da hava atmak için Hacı Muzaffer'e "Menakıb-ı Kethüdazade Arif var mı" diye sordu. Piyasada kitabın hiç bir nüshası yok. Ben biliyorum muhakkak Hacı Muzaffer'de birkaç nüshası bulunur. Hacı Muzaffer alttan çıkardı iki tane koydu masanın üstüne. O da baktı sağına soluna. "Ne kadar?" dedi. Hacı "100 lira" dedi. Beğenmedi, almaktan vazgeçti. O çıktıktan sonra bana dedi ki, "Sen bu kitabı al, bir daha bulamazsın" dedi. Ben de "Olur ama param yok" dedim. O da "Olduğu zaman 50 lira verirsin" dedi.. Prof.Dr....

Sahaflar Şeyhi Muzaffer Hoca

Beyazıd Camiinin yanındaki sahaflar çarşısındaki kitap dükkanında bulunduğu sürece, birçok kimseyi etkileyen Muzaffer Ozak; bir gün dükkana gelen bir çocuk için ayağa kalkıyor, sevgiyle birlikte saygı da gösteriyor. Etrafındakilerin şaşkın bakışlarını görünce şunları söylüyor: “ Bu çocuk Osmanlı hanedanına mensuptur. Nasıl saygı göstermeyelim ki, bizler onların sayesinde bu topraklarda oturuyoruz. ” Bir akşam üstü de dükkana bir hanımefendi geliyor. “ Sizde padişah fermanı var mı? ” diye soruyor. Muzaffer Hoca birkaç ferman gösteriyor. Hanım fiyatını sorunca o zamanın parasıyla yüz lira diyor. Kadın, “ Şimdi yanımda bu kadar para yok .” Cevabını verdikten sonra çıkıp gidiyor. Tam o sırada biri gelip, “ Tanıdınız mı, bu bayan Neslişah Sultan’dı ” şeklinde konuşuyor. Neslişah Sultan birkaç gün sonra gelip parasını vererek fermanları almak ister. Muzaffer Hoca: “ Aman efendim! Bunlar sizin dedelerinizin... ne diye para alalım ” diyerek para almak istemez. Fakat Neslişah Sultan, indirimi d...

Şiir neye davet eder insanı?

Şiir; yani söz… Bir davet metodu. Bayağı, sıradan değil; zarif, çoğu kere sadece muhatabına fısıldayan güzellikte nükteli… Şiir neye davet eder insanı? Şairini, okuyanını bir âlemden bir âleme geçişe yahut iç âleminde yürüyüşüne ya da üçüncü boyuttaki zamandan ve mekandan uzak hiçliğe yahut hepliğe. Okuduktan sonra çoğalmış ya da azalmışsanız biraz önceki siz değilseniz, birşeyler vardır o şiirde. Ümran Ay / Rengâhenk 

Kalbin Emirleri

    Bizde gizlenmiş bir Allah sesi var; ona kalp diyoruz. Onun yapısı ar­zu ve haset olan etle, zulüm ve kuvvet olan kemikden başkadır. Onla­ra büsbütün yabancı olan kalp, çok kere aşk ve hayranlıkdır. Her adımda acılara ulaştırdığı için hayata dost olur. Bunca acının da yetmediğini, elemin elem doğurmasından sarhoş olduğunu söyler. Bazan da o merhamettir. Aklın nefretle nisyana attığını, unutarak bir köşe­sinde kararttığını her yad edişte eriyen kalp değil midir? Geçmişte ya­şanan elemlerle aziz ve rahim olan da kalp değil midir? Akın dıştan tanıyanı içsel kaynaşma yaparak tanıyanla tanınanı aynı ışıkda birleş­tiren de kalpdir. Pascal'ın dediği gibi, "kalbin öyle akılları var ki akıl onlardan hiç habersizdir." Filhakika kalp ile tanıdıklarımızdan çoğu kere aklın haberi olmuyor. Akıl daha başlanglıçta iken, kalp işini biti­riyor bile. Akıl bekliyor ki duyumlar alınsın, deliller toplansın, öncül­lerden sonuç çıkarılın. Tenkid harekete geçsin; tercihler yapılsın; gerçekle z...

Davet

hiç mi hiç aklımda yoktu sevişmek ta ki kuş havalanıncaya dek Süheyla Taşçıer / On iki saatlik sevgili

Tabl-ı tehîden gümdür suhanler Bî-hûde Gaalib ef gaan edersin

Gencînen olsam vîrân edersin Âyînen olsam hayran edersin Tîr-i nigehden dâğ-ı derûna Baksan ne işler seyrân edersin Saki keramet sende ya bende Bahri habâba mihmân edersin Nezzâre-i germ etdikçe ey çeşni Âteşle âbı yek-sân edersin Ey huşk zâhid dem urma meyden Dest-i duayı mercan edersin Zâhid o meh-veş bir nurdur kim Büttür demezsin îmân edersin Mâdâm uçarsın gözlerde amma Rûyun perî-veş pinhân edersin Tabl-ı tehîden gümdür suhanler Bî-hûde Gaalib ef gaan edersin Etvâr-ı cerhe uy mevlevî ol Seyrân edersin devrân edersin Şeyh Galib

Artık bizim soframıza melekler inmiyor!

Sanki kendi kendisine konuşuyor. Neresinden tutmalı, nasıl başarmalı? Yıllardır kesilen, esasen belki de hiç kurulmamış olan; yani Fetanet olmadan, onun ağır gövdesi her şeyi ve her yeri kapsayan varlığı düşünülmeden, bir suyun mecrasında akışı gibi zorlamasız, yapmacıksız ve olması gerektiği gibi olan bir ilişkiyi, bir baba-oğul ilişkisini; işte böyle şeksiz şüphesiz ve gecenin bir vakti olup eşyanın en masum kisvesini giyindiği, insanların ve cinlerin hayatla-ölüm arasında bulunduğu bir zamanda, yalanların söylenemediği ve gülüşlerin gerçekten gülüş, gözyaşlarının gerçekten gözyaşı olduğu kıpırtısız anlarda kurulması, denenmesi gereken bir ilişkiyi nasıl başlatmalı... -Baba müziğin farkında mısın? İşte böyle beklenmedik şeyler yapar. -Güzel.... olağanüstü... *** Mazi daima mevcuttur. Kendimiz olarak yaşayabilmek için, onunla her an hesaplaşmaya ve anlaşmaya mecburuz... *** Başlangıçların ve sonuçların farkında mıyız? Oğluna bakıyor. İnce uzun çehresi, siyah derin gözleri ...

Her şeyi bırakır, başımı alıp giderim!

Birden aklına çarpıcı bir fikir geldi: "Her şeyi bırakır, başımı alıp giderim!" diye düşündü. Ama hemen anladı hiçbir yere gidemeyeceğini. Hiçbir yerde hiç kimsenin ihtiyacı yoktu ona. Hayal ettiği hayatı da hiçbir yerde bulamayacağını anlamıştı. Cengiz Aytmatov / Beyaz Gemi