Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Temmuz, 2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bir şairin son şiiri

1990'ların sonundaydı, Kitap Fuarı'nda imza gününde, kırkların­da bir hanım, “İleri yaşta şiir yazılmazmış. Şiir kururmuş. Doğru mu?” demişti. “Şair değilim, bilemem ki...” diye yanıtlamıştım. Gerçi şiirle beslendim bütün yazarlık yaşamım boyunca. Romanlar, öyküler elbette can yoldaşımdı; deneme, oyun, edebiyatın bütün yel­pazesi. Ama şiir bambaşka. Üstelik şiirsiz bir başlangıç: Yeniyetmeliğimde pek şiir okumazdım. Kitaplığımda hiç şiir kitabı yoktu. Ders kitaplarımızda yer alan şiirler bana pek ses yöneltmiyordu. Ortaokul Türkçe kitabımız­da Abdülhak Şinasi'nin Fahim Bey ve Biz 'den alınma seçme parçası, o, Fahim Bey'in giysilerini anlatan bölüm beni büyülemişti de, şiir­ler uzağımda kalmıştı. Sonra bir akşamüzeri, Beyoğlu'nda Madamın Kitabevi'nde Sisler Bulvarı'nı ‘gördüm'. Dost Yayınları basımı, kapakta Güngör Kabakçıoğlu'nun güzelim ilüstrasyonu. Attilâ İlhan o güne dek bildiğim bir ad değil. Hem kitabın is­mine vuruldum hem kapağına...

akşam ve verâ

verâ, verâ, verâ!.. her şey kımıltı ve böcektir; ve Dünya yara içinde yara... kendini bitmeyen bir yağma                           gibi yaşadın: benim dışımdaki sır,  senin içindeki aynadır;  bilir misin, yağmurlar da darılır, seni yazmadığım için; yüzündür, çisil çisil iner camlara... Dünya elbet yara içinde yara... her aktığın yerde kalbim olursun; bir aşkı geçer geçmez mâverâ, sana bir nehir gibi deyecek; bir cam gelip yüzünü de silecek; görünür olmaya verdiğin ara... ordadır, akrebi kısalmış günler; orda, öte yazlar uzar yelkovanlara... bir musıkî karanlığı var bunda;  sonunda şiirin de kışı gelecek; biri kalkıp acep şunu der m'ola: 'bu sözleri nerden buldun, ey şair? sözler ki binlerce hüznün ağırlığında!...' belki bir kaybolan gibi yakında: susmak! akşamın sözüne kadar; susmak! dile çile olup dört duvar; her şeyi bırak da, çekil erguvanlara... ...

Yalan Yere Yemin

Yemin etmiştim, ey güzel kız, ulu tanrılara on ikinci şafağa dek senden uzak kalmaya. Oysa, zavallı ben, tutamadım kendimi! öylesine geç oldu ki sabah, inan bana arada ay, on iki kez doğabilirdi. Yakar tanrılara sevgilim, yakar ki günah defterime yazmasınlar bu yemini ve sevginle gel yatıştır yüeğimi. Ne olur, çok yakmasınlar canımı ne senin kırbacın, ne de tanrılarınki. (V.254) Mabeyinci Pavlos Çeviren: Samih Rifat

Bakele

Benim babaannemdi, ama bütün köyün, annemgilin ve dedemin dediği gibi Bakele derdim ben de ona. Dedeme ise dede. Dedem, babamın anneme davrandığından daha iyi davranırdı Bakele’ye. “Sen yorulma, ineği ben sağarım.” Gider sağardı. “Su vereyim mi Bakele?” Verirdi. Bazı geceler çok soğuk olurdu yayla, “Dur Bakele…” derdi elindeki odunları alıp. “Sobayı ben yakarım.” Yakardı. Şehre indiği her sefer kalın kalın kitaplar getirip “Bakele…” derdi, “Al. Oku sen. İşlere ben bakarım.” Bakele dedeme kocaman güler, “Sağ ol İbrahim.” deyip gömülürdü getirdiklerinin arasına. Okurken, suyun altına girmiş de nefesini tutuyormuş gibi gelirdi bana. Sıkılırdım önce, sonra korkardım, sonra gidip dedemin eteğini çekiştirir, “Bakele’ye bi şey mi oldu dede?” diye sorardım. “Şşt.” derdi dedem. “Okuyor oğlum, ne olacak? Hadi gel, biz de gazetenin resimlerine bakalım seninle.” Alırdı beni kucağına, işaret parmağıyla göstere göstere okur, anlatırdı. “Sen niye okumuyosun dede?” “İşte ben de gazete bakıyoru...

Ateş

Söndü gitti yanan ateşim, acı çekmiyorum artık, ölüyorum, Paphos'lu tanrıça dondurdu beni. Etimden sonra kemiklerime, yüreğime vurdu karasevdanın her yanımı kavuran soluğu. Aşk, tanrılara yakılan kurban ateşine benzer, her şeyi kavurup bitirdi mi kendiliğinden söner. (V.239) Mabeyinci Pavlos Çeviren: Samih Rifat

İnsan (1916)

O bütün günahları bağışlayan, o dünyayı kutsallaştıran güneş avucunu başıma koydu. Bütün rahibelerin en dindarı gece de örtüsünü omuzlarıma  koydu. Öpüyorum sevdamın bin sayfalı İncilini. Acı ve çın çın öten dualar ettim aşka, ruhum bir başka gelişi beklerken, duyuyorum yeryüzü senin «Esenlikle git şimdi!»*ni ben. Gemisinde gecenin ben yeni Nuh bekliyorum aba dalgalan arasmda gelsinler, gelsinler de beni götürsünler diye, bölsünler diye tan kılıçlarıyla yeryüzü düğümünü ikiye. Geliyor tan. İşte! Büsbütün açıla yayıla. Her yere ışıkları girmiş de tırmalıyorlar her yeri. * ihtiyar Yahudi Simeon’un tapmakta çocuk İsa’yı gördükten sonra sevinerek söylediği sözler. (Luka İncili, n , 25). Ötüyor büklümleri ve günler yavaşça kayıyor içlerine çalkanıp duran bağa kabuklarıyla. Güneş çağırıyor yine ateşten voyvodalarını. Trampet çalıyor tan ileri, yeryüzü çamurunun üzerine! Güneş unutma sakın hiç yoktan çığırtkanın olduğumu. MAYAKOVSKİ’...

Hepsi parayı alıyor, gerisine karışmıyor.

Kadıköy’ün hali, memleketin hali Kadıköylü olup da Kadıköy’ün içinde bulunduğu halden şikâyetçi olmayan kimseyi bulamazsınız son zamanlarda. Kentsel dönüşüm adının muazzam bir rantın bahanesi olduğuna şüphe duyan kalmadı. Hafriyat kamyonları, beton mikserleri yolları tıkıyor, trafik duruyor. Yine kamyonların, mikserlerin, vinçlerin yol açtığı gerek mala gerek cana zarar veren kazalar oluyor. Gürültüden evlerde oturulmuyor, tozdan dumandan sokaklarda yürünmüyor. Çoğunluğu nevzuhur, müteahhitlerin mağdur ettiği mülk sahipleri bir yanda, yıkım kararı alınan binalarda oturan kiracıların karşılaştığı sorunlar öte yanda. Artan kiralar sebebiyle yıllarca yaşadıkları muhitten ayrılmak zorunda kalan kiracılar…  Arsa paylarının kuşa dönmesi bir tarafa, eski daireleri yerine teslim aldıkları daracık konutlara sığışmaya çalışan, kara kara zamlı aidatları, vergileri nasıl ödeyeceklerini düşünen mal sahipleri. Fırlayan kiralar, azalan müşteri sayısı dolayısıyla birbiri ardına bo...

Dört Şiir

1.Dieppe işte yine son cezir ölü çakıl sonra yönelir adımlar ışıkları yanan kente doğru. 2. kumdadır benim yolum akışında çakılın ve kumun yaz yağmuru yağar üzerime, hayatıma hayatım ise kaçmakta yağmadan kaçmakta baştan sona. huzurum orada dağılan sisin içinde bu uzun kıvrımlı eşikleri aşındırmayı bıraktığım zaman ve yaşadığımda açılıp kapanan bir kapının boşluğunu. 3. ne yapardım bu dünya olmadan yüzsüz, ilgisiz ve sonlanacak her anın, dökülecek boşluğuna cehaletin olmaksızın bu dalga, ki, yutar gövdeyi ve gölgeyi en sonunda. ne yapardım içinde mırıltıların öldüğü bu sessizlik olmadan resimler, imdada doğru, aşka doğru olmadan bu gökyüzü safralı tozların üzerinde tırmanan. ne yapardım ne yaptıysam onu dün ve daha önceki gün ölümışığımdan bakışlarla arıyorum kendiminkine benzer bir ayaklığı, uzakta tüm yaşayanların girdabında sarsan bir boşlukta sesler arasında sessiz gizlenmişliğimi saklayanda. 4. aşkım ölsün isterdim ve yağsın yağmurlar mezarına, ...

Çiçekler

Nakışlandı bin elvana çiçekler Kalbim irşad oldu gönül sevindi Bir can bağışladı cane çiçekler Yeşillenir budaklanır allanır Yüzbin renkte noktalanır hallanır Kimi yeşillenir kimi allanır Kimi batmış kızıl kane çiçekler Seher ağladı rahmet elendi Güzel gözlerinde yaş danelendi Öğle güneşinde fervahelelendi Az kaldı eşkimden yane çiçekler Bağrımdaki hançer midir ok mudur? Benim derdim çiçeklerden çok mudur? İlahi bunların derdi yok mudur? Bilmem neden güler bu divane çiçekler? Saf tutmuş namaza kıyam ediyor Yel estikçe secdesine gidiyor Susandıkça ab-ı rahmet yuduyor Gözün dikmiş ol asmane çiçekler Ruhum kızıl günden kokusun alsa Gam değil tikeni sinemi delse Ne zaman sevdiğim seyrana gelse Selam söylem o canane çiçekler Misafirem gölgenizde kalayım Bir tek yaprağına kurban olayım Kızmasan koparıp satın alayım Ne veriyim bu gülşene çiçekler Şeyda bülbül gül yolunda terliyor Naşı nadan goncasını harlıyor Karşımızda yıldız gibi parlıyor Beni kırdı bir ...

Garip Hal

Geçici değil mi dostum, şu gördüğün bütün güzellikler? Bütün güzellikler gibi güzel günler de çabuk geçer. Çabuk geçer yaz günleri, bayram günleri, düğün günleri... Zamanla bu güzel günler birer anı olur. Ve onları hatırladıkça yürekler burkulur... Recep Küpçü

Son Şiirim Olabilir

Elim eline değsin... Isıtayım üşüdüyse, Boşa gitmesin son sıcaklığım! 19 - X1- 1991 Rıfat Ilgaz

Mare Seranitatis

Etinde ağır metal taşıyan kör balık gibi geçiyorum sessizce sularınızdan. Kamaşıyor, dünyanın kadim yaralarındaki yırtık. Som zaman akıntıları... Fosilleşen arzular... Ah bütün kalplerin atışındaki o dağınıklık Kuyu, geceyi kustu. İri yapraklar altından, sabaha kadar bahçede yıldız topladık. Ellerimiz kanadı. Ve koptu, ruhu hatıraya bağlayan aşinâlık. Ay... buruştu saflığımızdan. Rüzgârın iyi huylu arkadaşlığı. Ödünç tüyler bulduk ormanda. Kör balık bir imâ, gibi geçerken aramızdan, hepimiz birbirimizi bağışladık. Hem ne olabilirdi ki Öteki'nin tenhasında? sürerken her dilde aynı kıstırılmışlık. Ah bütün kalplerin atışındaki o dağınıklık! ... Ah bütün kalplerin atışındaki o dağınıklık! Vural Bahadır Bayrıl

Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat

Gece, sanırım saat on birdi, açık pencereden bahçedeki huzursuz çığlık ve bağrışmaları duyduğumda, bir kitabı bitirmek için odamda oturuyordum, bitişikteki otelde gözle görülür bir hareketlilik vardı. Merak ettiğim için değil de, daha çok rahatsız olduğumdan, çarçabuk elli basamağı indiğimde, otelin konuklarıyla çalışanlarını telaşlı bir koşuşturma içinde buldum. Kocası her zamanki dakikliğiyle Namuslu arkadaşıyla domino oynarken, Madame Henriette her akşam kıyı boyu yaptığı gezintiden hâlâ dönmemişti ve başına bir şey gelmiş olmasından endişe duyuluyordu. Başka zaman ağırkanlı ve keyfine düşkün biri olan fabrikatör bir boğa gibi kıyıda koşuşturuyor ve heyecandan kısılmış sesiyle, “Henriette! Henriette!” diye gecenin karanlığında bağırıyor, sesi ölümcül bir yara almış büyük ilkel hayvanların haykırışını andırıyordu. Garsonlar ve uşaklar telaş içinde merdivenlerden inip çıkıyordu, bütün konuklar uyandırıldı ve jandarmaya telefon edildi. Bütün bu kargaşanın ortasında bu şişman adam, düğ...

Yalnızız Cemal Abi

Bu rakıyı diyorum Cemal abi bu rakıyı içmek seninle Kars'a gitmek gibiydi Senin şiirinde diyorum Cemal abi rakı uzun içilirdi Kars'a uzun gidilirdi Senden sonra diyorum Cemal abi Kars'a şiir gitmiyor Kars kısa, rakı tatsız senden sonra şiirde her şey dibe çöküyor anla, öyle yalnızız Haydar Ergülen

Kekeme

Bir kekeme bilirim; dolaşır garip garip Bu şehrin daracık sokaklarında Kelimeler zincire vurulmuş gibidir Dudaklarında Ne ismini söyliyebilir doğru dürüst Ne sevdiğine ilanı-aşk edebilir. Sormayın neden yalnız yaşadığını Kusurunu bilir O güzelim şiirleri hep içinden okur Bu dert de çekilmez doğrusu Güzel söylenilmiş cümlelerle doludur Bütün uykusu Günahsız harfler onun nazarında Birer siyah heyula gibidir Ay ışığında sevgiliye söylenen sözler Rüya gibidir "İçince az kekelermiş" diyorlar Sarhoş gezdiği de hep bu yüzdenmiş Ama neye yarar? İsmine bir kerre Kekeme denmiş Ümit Yaşar Oğuzcan

Cemal Süreya'yı Öldürelim Artık

“Küçükken aldığım dışı güzel, İçi hep çürük çıkan elmalı şekerler gibisin. Aranızdaki tek fark; o elmalı, sen ise 'el malı." (Cemal Süreya'ya izafe) “Kimse benim kimsesizliğimden cesaret bulmasın, en güçlü anımdır yalnızlığım! Çünkü ben daima tek başıma iktidarım.” (Oğuz Atay'a izafe) Geçenlerde, “edebiyatsever gençler” in yeni manifestik dergisi Kafkaokur'u “Neymiş bakalım.” diyerek alıp okuma bahtsızlığına uğradım. İçindeki eleştiri metinlerinin sığlığını, bariz bilgi hatalarını bir kenara koyuyorum. Derginin “seçmeler” bölümünü açtığımda yüreğimi hoplatan şu alıntıya rastladım: “Sana verebileceğim pek bi'şey yok aslında; çay var içersen, ben var seversen, yol var gidersen.”  Bu vurucu aforizmanın yanında da janjanlı bir “Veysel” imzası ve Âşık Veysel'in fotoğrafı vardı. "Eh," dedim içimden, "imam sırıtırsa cemaat kırıtırmış."   Bu örnekten yola çıkarak yapılabilecek ve tüme yayılabilecek bir eleştiriyi, Türkiye'de “po...

Bir Yaz Günü İçin Şiir

nerde o sarısabır, safran ve sarı sesi akşamın? duymak sanki bir gülün yolculuğu gibidir bahçeden sana doğru; gelsin, bilsin ve sensin, yağdığın o yağmuru alıp gidensin işte, daha ergin bir yaza... bahçemde yer kalmadı, her taraf tıka basa yaşlı yazlarla dolu... orda elbet o çölün ortasında yabansı, ürkek ve sanki garip bir şeyler duyuyorum... sesler, şeyler? ölünün son gördüğü o gülü çağrıştıran, -nedense... ben yine bahçemleyim, bu belki kendimleyim- mi demek? Zaman ten'dir, eğer yazlar bedense... Hilmi Yavuz

Neşideler Neşidesi / Süleyman Peygamber

NEŞİDELER NEŞİDESİ BAP 1 NEŞİDELER neşidesi; Süleymanındır. Beni kendi ağzının öpüşler ile öpsün; Çünkü okşamaların şaraptan daha iyidir. Kokuca ıtrın ne güzel; Senin adın kabından dökülen ıtır gibidir; Bundan ötürü seni kızlar seviyor. Beni kendine çek; biz senin ardınca koşarız; Kıral beni iç odalarına götürdü; Seninle biz ferahlanıp seviniriz; Senin okşamalarını şaraptan ziyade anarız; Seni sevmekte onların hakkı var. Ben karayım, fakat güzelim, Ey Yeruşalim kızları! Kedar çadırları gibi, Süleymanın çadır etekleri gibi. Kara olduğuma bakmayın, Çünkü beni güneş yaktı. Anamın oğulları bana kızdılar; Beni bağlara bekçi ettiler; Fakat kendi bağımı beklemedim. Ey sen, canımın sevdiği, bana bildir, Sürünü nerede otlatıyorsun, Öğleyin onu nerede yatırıyorsun? Çünkü arkadaşlarının sürüleri yanında, Niçin yüzünü örten bir kadın gibi olayım? Ey sen, kadınlar içinde en güzel kadın, bunu bilmiyorsan, Sürünün izlerine çık, Ve çoban çadırları yanında oğlakları...