Ana içeriğe atla

Neşideler Neşidesi / Süleyman Peygamber

NEŞİDELER NEŞİDESİ
BAP 1

NEŞİDELER neşidesi; Süleymanındır.

Beni kendi ağzının öpüşler ile öpsün;
Çünkü okşamaların şaraptan daha iyidir.

Kokuca ıtrın ne güzel;
Senin adın kabından dökülen ıtır gibidir;
Bundan ötürü seni kızlar seviyor.

Beni kendine çek; biz senin ardınca koşarız;
Kıral beni iç odalarına götürdü;
Seninle biz ferahlanıp seviniriz;
Senin okşamalarını şaraptan ziyade anarız;
Seni sevmekte onların hakkı var.

Ben karayım, fakat güzelim,
Ey Yeruşalim kızları!
Kedar çadırları gibi,
Süleymanın çadır etekleri gibi.

Kara olduğuma bakmayın,
Çünkü beni güneş yaktı.
Anamın oğulları bana kızdılar;
Beni bağlara bekçi ettiler;
Fakat kendi bağımı beklemedim.

Ey sen, canımın sevdiği, bana bildir,
Sürünü nerede otlatıyorsun,
Öğleyin onu nerede yatırıyorsun?
Çünkü arkadaşlarının sürüleri yanında,
Niçin yüzünü örten bir kadın gibi olayım?

Ey sen, kadınlar içinde en güzel kadın, bunu bilmiyorsan,
Sürünün izlerine çık,
Ve çoban çadırları yanında oğlaklarını otlat.

Firavunun arabalarında koşulu kısrağa
Seni benzetirim, ey sevgilim!

Yanakların saç örgülerile,
Boynun gerdanlıklarla ne güzel!

Sana altın dizileri yapacağız,
Gümüşten düğmelerle.

Kıral sofrasında otururken,
Benim sümbül yağım güzel kokusunu yaydı.

Memelerim arasında yatan,
Safi mür çıkınıdır, bana sevgilim.

En-gedi bağlarında,
Bir salkım kına çiçeğidir, bana sevgilim.

Ah, ne güzelsin, sevgilim,
Ah, sen ne güzelsin;
Gözlerin güvercinler!

İşte, sen de güzelsin, sevgilim, hem ne şirinsin!
Ve yeşilliktir yatağımız.

Erz ağaçlarıdır evimizin direkleri,
Tavanımızın oymaları da serviler.


BAP 2

BEN Şaron gülüyüm,
Derelerin zambağıyım.

Dikenlerin arasında zambak nasılsa,
Kızların arasında sevgilim öyledir.
Orman ağaçları arasında elma ağacı nasılsa,
Oğlanlar arasında sevgilim öyledir.
Zevk alarak onun gölgesinde oturdum,
Ve meyvası damağıma tatlı idi.

Beni ziyafet evine götürdü,
Ve onun üzerimdeki bayrağı sevgi idi.

Kuru üzümle bana kuvvet verin, elma ile beni canlandırın;
Çünkü aşk hastasıyım ben.

Sol eli başımın altında olsun,
Sağı da beni kucaklasın.

Dişi ceylanlar üzerine, yahut kırın dişi geyikleri üzerine,
Size and ettiriyorum, ey Yeruşalim kızları!
Sevgiliyi ayıltmıyasınız, ve uyandırmıyasınız diye,
Onun gönlü hoş oluncıya kadar.

Sevgilimin sesi! işte,
Dağların üzerinde sekerek,
Tepelerin üzerinde sıçrıyarak geliyor.

Sevgilim ceylana, yahut geyik yavrusuna benzer;
İşte, duvarımızın arkasında duruyor;
Pencerelerden içeri bakıyor;
Kafeslerden gözliyor.

Sevgilim cevap verdi, ve bana dedi:
Sevgilim, güzelim, kalk da gel.

Çünkü, işte, kış geçti;
Yağmurlar geçip gitti;

Yerde çiçekler görünüyor;
Terennümün vakti geldi,
Ve diyarımızda kumrunun sesi işitildi;

İncir ağacı ham incirini yetiştirmede,
Asmalar da çiçekleniyor,
Güzel kokular saçmaktalar.
Sevgilim, güzelim, kalk da gel.

Kayanın kovuklarında,
Uçurumun kenarlarındaki güvercinim!
Endamını bana göster,
Sesini bana işittir;
Çünkü sesin tatlı, ve endamın güzel.

Bize tilkileri tutun,
Bağları harap eden küçük tilkileri;
Çünkü bağlarımız çiçeklendi.

Sevgilim benimdir, ben de onun;
Zambaklar arasında koyun otlatıyor.

Gün serinlenince, ve gölgeler uzanınca, geri gel, sevgilim!
Yarılmış dağlar üzerinde
Ceylan gibi, geyik yavrusu gibi ol.


BAP 3

GECELEYİN yatağımın üzerinde,
Onu, canımın sevdiğini, aradım;
Aradım, fakat onu bulmadım.

Haydi kalkayım da, şehirde dolaşayım;
Sokaklarda ve meydanlarda
Onu, canımın sevdiğini, arıyayım.
Aradım, fakat onu bulmadım.

Şehirde dolaşan bekçiler beni buldular.
Onu gördünüz mü, canımın sevdiğini? diye sordum.

Onlardan öte geçince hemen,
Onu buldum, canımın sevdiğini;
Onu tuttum, ve bırakmadım,
Ta anamın evine,
Beni doğuran kadının odasına götürünciye kadar.

Dişi ceylanlar üzerine, yahut kırın dişi geyikleri üzerine,
Size and ettiriyorum, ey Yeruşalim kızları!
Sevgiliyi ayıltmıyasınız ve uyandırmıyasınız diye,
Onun gönlü hoş oluncıya kadar.

Bu kim? çölden çıkıyor,
Duman direkleri gibi,
Tütsülenmiş mür ile günnükle,
Satıcının her çeşit baharatı ile.

İşte, Süleymanın tahtırevanı!
İsrail yiğitlerinden,
Altmış yiğit onun çevresinde.

Hepsi kılıç taşıyan, cenge alıştırılmış erler;
Gecelerin dehşetinden,
Herkesin kılıcı belinde.

Kıral Süleyman, Libnan ağaçlarından
Kendine bir tahtırevan yaptı.

Direklerini gümüşten yaptı,
Tabanını altından, oturacak yerini erguvanîden;
Onun içini Yeruşalim kızları,
Sevgi ile döşediler.

Ey Sion kızları! çıkın,
Kıral Süleymanı taç ile görün,
O taç ki, onun düğünü gününde, ve yüreğinin sevinci gününde,
Anası onun başına giydirmişti.


BAP 4

AH, ne güzelsin, sevgilim,
Ah, sen ne güzelsin.
Peçen arkasından gözlerin güvercinler.
Gilead dağının yamaçlarında yatan
Keçi sürüsü gibidir saçın.

Kırkılmış, yıkanmaktan çıkmış,
Koyun sürüsü gibidir dişlerin;
O koyunların hep ikizleri var,
Ve aralarında yavrusuz olan yok.

Dudakların kızıl kaytan gibi,
Ağzın da ne güzel.
Peçen arkasından yanakların,
Sanki nar parçası.

Boynun Davudun kulesine benziyor,
O kule ki, silâh evi olarak yapılmıştır,
Üzerine bin büyük kalkan,
Hep yiğit kalkanları asılmıştır.

İki memen, sanki bir çift geyik yavrusu,
Zambaklar arasında otlıyan,
İkiz ceylan yavrusu.

Gün serinlenince, ve gölgeler uzanınca,
Mür dağına,
Ve günnük tepesine gideceğim.

Hep güzelsin, sevgilim;
Ve sende hiç kusur yoktur.

Benimle Libnandan, ey yavuklum!
Benimle gel Libnandan;
Amana tepesinden,
Senir ve Hermon tepelerinden,
Aslanların inlerinden,
Kaplanların dağlarından bak.

Kaptın gönlümü, kızkardeşim, yavuklum!
Gözlerinin bir bakışı ile,
Gerdanının tek zinciri ile gönlümü kaptın.

Okşamaların ne güzel, kızkardeşim, yavuklum!
Şaraptan ne kadar hoştur okşamaların,
Itrının güzel kokusu da her çeşit baharattan!

Ey yavuklum, bal damlatır dudakların;
Balla süt senin dilinin altındadır;
Esvabının kokusu da, sanki Libnan kokusu.

Kızkardeşim, yavuklum, kapalı bir bahçedir;
Kapalı bir kaynaktır, mühürlenmiş pınardır.

Senin fidanların bir nar cennetidir, güzel meyvalarla;
Kına ve nardin fidanları ile,

Nardin ve safranla,
Kokulu kamış ve tarçınla, her çeşit günnük ağacı ile;
Mür ve öd ağaçları ile, baş baharatın her çeşidi ile.

Sen bahçelerin pınarısın,
Diri suların kuyusu,
Ve Libnandan akan seller.

Uyan, ey şimal yeli!
Sen de gel, ey cenup yeli!
Bahçeme es de, onun pelesenkleri damlasın.
Sevgilim bahçesine gelsin, ve güzel meyvalarını yesin.


BAP 5

BAHÇEME girdim, kızkardeşim, yavuklum!
Mürrümü topladım, pelesenkim ile;
Gümecimi yedim, balımla beraber;
Şarabımı içtim, südümle beraber.
Ey dostlar! yiyin;
İçin, sevgililer! ve mestolun.

Ben uyuyordum, yüreğim ise uyanıktı;
Kapıyı çalan sevgilimin sesi:
Bana aç, kızkardeşim, sevgilim, benim eşsiz güvercinim!
Çünkü çiğ ile doldu başım,
Gecenin damlaları ile kâküllerim.

Entarimi çıkardım; onu nasıl giyeyim?
Ayaklarımı yıkadım; nasıl onları kirleteyim? dedim.

Delikten uzattı elini sevgilim,
Ve içim oynadı onun için.

Ben kalktım, sevgilime kapıyı açayım diye;
Ve sürgü tokmakları üzerinde kalan mür
Benim ellerimden damladı,
Mür yağı benim parmaklarımdan.

Ben sevgilime kapıyı açtım;
Sevgilim ise, çekilmiş gitmişti.
O bana söz söylerken, ben kendimden geçmişim;
Onu aradım, fakat bulamadım;
Onu çağırdım, fakat bana cevap vermedi.

Şehirde dolaşan bekçiler beni buldular,
Bana vurdular, beni yaraladılar;
Şehir duvarlarının bekçileri peçemi üzerimden kaldırdılar.

Size and ettiriyorum, ey Yeruşalim kızları!
Eğer sevgilimi bulursanız,
Ona söyleyin ki, ben aşk hastasıyım.

Sevgilin senin, bir sevgiliden başka nedir?
Ey sen, kadınlar arasında en güzel kadın!
Sevgilin senin, bir sevgiliden başka nedir ki,
Bize böyle and ettiriyorsun?

Sevgilimin teni beyaz ve kırmızı,
On binlerin arasında seçkin olan odur.

Başı saf altın;
Kıvrılır kâkülleri, kuzgun gibi siyah.

Gözleri akar sular kenarındaki güvercinler gibi,
Sütle yıkanmışlar, oturmakta dolgun sular kenarında.

Yanakları sanki hoş kokulu çiçek tarhları,
Güzel kokular yığınları;
Dudakları zambaklardır, mür yağı damlatır.

Elleri, üzerine gök zümrüt kakılmış altın lüleler;
Gövdesi fil dişi işi, safir taşları kakılmış.

Bacakları mermer direklerdir, saf altın ayaklıklar üzerine kurulmuş,
Görünüşü Libnan gibi, erz ağaçları gibi balâ.

Ağzı çok tatlı;
Ve onun her şeyi güzel.
Budur sevgilim, evet yârım budur,
Ey Yeruşalim kızları!


BAP 6

SEVGİLİN nereye gitti?
Ey sen, kadınlar arasında en güzel kadın!
Sevgilin nereye yüneldi?
Onu biz de seninle beraber arıyalım.

Bahçelerde sürüsünü otlatsın, ve zambaklar devşirsin diye,
Sevgilim bahçesine indi,
Hoş kokulu çiçek tarhlarına.

Sevgilim benimdir, ben de sevgilimin;
Zambaklar arasında sürüsünü otlatmada.

Sevgilim, sen Tirtsa gibi güzelsin,
Yeruşalim gibi sevimlisin,
Sancak açmış ordu gibi korkunçsun.

Gözlerini benden çevir,
Beni onlar yendiler.
Gilead dağının yamaçlarında yatan,
Keçi sürüsü gibidir saçın.

Yıkanmaktan çıkmış,
Koyun sürüsü gibidir dişlerin.
O koyunların hep ikizleri var,
Ve aralarında yavrusuz olan yoktur.

Peçen arkasından yanakların,
Sanki nar parçası.

Orada altmış kıraliça ile seksen cariye var,
Ere varmamış kızlar da sayısız.

Birdir benim eşsiz güvercinim;
Biricik yavrusudur anasının;
Onu doğuran kadının güzidesi.
Kızlar onu gördüler, ve ona ne mutludur, dediler;
Kıraliçalarla cariyeler de görüp onu övdüler:

Bakışı seher gibi,
Ay gibi güzel,
Güneş gibi temiz,
Sancak açmış ordu gibi korkunç, bu kadın kimdir?

Vadinin yeşil fidanlarını göreyim diye,
Asma tomurcuklarını verdi mi,
Narlar çiçek açtı mı göreyim diye,
Ceviz bahçesine indim.

Şerefli kavmımın arabaları arasına,
Ben bilmeden canım beni koydu.

Dön, dön, ey Şulam kızı;
Dön, dön de sana bakalım.
Niçin Şulam kızına bakmak istiyorsunuz,
Mahanaim oyununa bakar gibi?


BAP 7

Çarıklar içinde ayakların ne güzel, ey emîr kızı!
Toplu kalçaların sanki mücevherler.
Üstat ellerinin işi.

Göbeğin yuvarlak bir tas,
Onda karışık şarap eksik değil;
Karnın buğday yığını.
Zambaklarla kuşanmış.

İki memen sanki bir çift geyik yavrusu,
İkiz ceylan yavrusu.

Fil dişi kulesi gibidir boynun senin;
Bat-rabbim kapısı yanındaki
Heşbon havuzlandır gözlerin;
Şama doğru bakan
Libnan kulesi gibidir burnun senin.

Başın, senin üzerinde karmel gibi,
Başının saçı da sanki erguvanî;
Kıral senin kâküllerine esir oldu.

Zevkler içinde, ey sevgilim.
Sen ne güzelsin, ve ne şirinsin.

Bu senin boyun hurma ağacına,
Memelerin de salkımlara benziyor.

Hurma ağacına çıkayım,
Dallarını tutayım, dedim:
Memelerin üzüm salkımları gibi olsun.
Soluğunun kokusu da elma gibi.

Ve ağzın en iyi şarap gibi.
O şarap ki. uyumakta olanların dudaklarından kayıp,
Sevgilim için dümdüz akar.

Ben sevgiliminim:
Onun özlediği de benim.

Gel sevgilim, çıkalım kıra,
Köylerde geceliyelim.

Sabahleyin erken bağlara gidelim;
Bakalım asma tomurcuklarını verdi mi,
Çiçeği açıldı mı.
Ve narlar çiçektendi mi;
Orada sevgimi sana bildireyim.

Lüffahlar güzel koku saçıyor;
Ve kapılarımızın yanında her çeşitten taze ve kuru güzel meyva var.
Onları, ey sevgilim, ben senin için sakladım.


BAP 8

KEŞKE sen bana,
Anamın memelerini emmiş kardeş gibi olaydın!
Dışarıda seni bulunca,
Ben seni öperdim;
Beni de kınamazlardı.

Senin önüne düşerdim, anamın evine seni getirirdim,
Bana o öğretirdi;
Sana baharatlı şaraptan,
Narımın suyundan içirirdim.

Sol eli başımın altında olurdu,
Sağı da beni kucaklardı.

Size and ettiriyorum, ey Yeruşalim kızları,
Sevgiliyi ayıltmıyasınız, ve uyandırmıyasınız diye,
Onun gönlü hoş oluncıya kadar.

Sevgilisine yaslanarak,
Çölden çıkan bu kadın kimdir?

Elma ağacı altında seni uyandırdım;
Anan orada sana ağrı çekti,
Seni doğuran kadın orada ağrı çekti.

Beni kendi yüreğin üzerine bir mühür gibi,
Kolunun üzerine bir mühür gibi koy;
Çünkü sevgi ölüm gibi kuvvetlidir;
Kıskançlık ölüler diyarı gibi serttir;
Onun alevleri, ateşin alevleri,
Yakıp bitiren alev.

Sevgiyi büyük sular söndüremez,
Ve ırmaklar onu bastıramaz;
Bir insan sevgiye bedel evinin bütün malını verse,
Büsbütün hor görülür.

Küçük bir kızkardeşimiz var,
Ve onun daha memeleri yok;
Onun için söz söylenecegi gün,
Kızkardeşimiz için ne yapacağız?

Eğer o bir duvar ise,
Üzerine gümüş kule yaparız;
Ve eğer bir kapı ise,
Erz tahtaları ile onu kaparız.

Ben duvarım, memelerim de kuleler gibi,
Selâmet bulmuş kadın nasılsa, o zaman onun gözünde öyle oldum.

Baal-hamonda Süleymanın bağı vardı;
Tutanlara bağı kiraya verdi;
Mahsulü için her biri bin gümüş getirirdi.

Benim malım olan bağım önümdedir;
Bin gümüş senin olsun, ey Süleyman,
İki yüz gümüş de mahsulünü tutanların olsun.

Ey sen, bahçelerde oturan kadın,
Senin sesini arkadaşlar dinliyor;
Bana da işittir.

Kaç, ey sevgilim,
Ve hoş kokulu dağların üzerinde,
Bir ceylan gibi, yahut geyik yavrusu gibi ol.


Neşideler Neşidesi (Ezgiler Ezgisi), Kitab-ı Mukaddes`in ilk bölümü olan Eski Ahit`in 18-22. kitaplarını oluşturan Zebur`un beşinci kitabı.

Ezgiler Ezgisi Neşideler Neşidesi
Çevirmen: Samih Rifat / Can Yayınları

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bercestelerim

Ağlamak   Anne Aşk Ayrılık Baba Babalar ve Oğullar Bellek Cahit Zarifoğlu Cemal Süreya Çay Çocuk/luk 1 Çocuk/luk 2 Çocuk/luk 3 Çocuk/luk 4 Çocuk/luk 5 Çocuk/luk 6 Dargınlık/Küslük Elif   Ev Fihrist Gam Gitmek Gelincik Gülüş Güneş Güvercin Hande Hatırla/mak Hüsrev Hatemi Hüzün İbrahim Tenekeci İhtiyarlık İmam-ı Şafiî İntihar İskele İstanbul Kader Kar Kalp 1 Kalp 2 Kalp 3 Kalp 4 Kalp 5 Kenan Çağan Kiraz Kulbe-i Ahzân Kuş Mahmud Derviş Mezar Mum ile Pervane Müntehirler Ölüm Pencere 1 Pencere 2 Rakı Sandal Seçtiklerim 1 Seçtiklerim 2 Sigara 1 Sigara 2 Sonbahar Suskunluk ...

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

A'dan Z'ye Şiir

436 1918 1949 1.Oca ... 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 128 Dikişli Şiir 3. Cemre 30 Şubat 4000 Şiirin yer aldığı 7500 sayfalık PDF formatında şiir arşivim... 5. Şarkı 5555. Paylaşım 6000. Paylaşım 6666. Paylaşım 7 Tane Erik Ağacı 80'lerde İstanbul'da 99. Sone Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin Acı Acı Acı Bahriyeli acı bir şarkı Acı desem Acılara Tutunmak Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır Acılı Bahar Acılı bir yürek Acılı Gecenin Bitiminde Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Aç Kollarını açık açık çağırır aşkını Açık Deniz Açıkla beni kardeşim Açıklama Açıklamalar Açılup bir dem bu bâğ-ı dil bahâr olmaz mı hìç Ada Ada Adad...

DÜNYA MİKHAİL'İN ADINI BİLMELİ

                   Mikail Mirdoraghi Eğer İran İsrail’de bir okulu vurup çoğu çocuk 170 kişiyi öldürseydi, bu haber aylarca manşet olurdu. Çocukların isimlerini öğrenirdik. Ama Mikail için bu olmadı . O fotoğrafı biliyorsunuz. Herkes biliyor. Yolda koşan çıplak bir kız çocuğu… Kollarını iki yana açmış, sanki kirlenmiş gibi, sanki kendi bedenine dokunmaktan korkuyormuş gibi. Onu unutulmaz yapan sadece çıplaklığı değil yüzü. Acı içinde olduğu çok açık. Çığlık atıyor ve doğrudan kameraya bakıyor. İzleyiciye, bize, sanki yardım etmemizi istiyormuş gibi. Sanki bir şey yapmamızı talep ediyormuş gibi. Elbette bugün adının Phan Thị Kim Phúc olduğunu bildiğimiz o kız aslında bunların hiçbirini istemiyordu. O sadece korkmuş bir çocuktu. Ama böyle fotoğraflara bizim yüklediğimiz anlamlar, bize hissettirdikleri ve bizi harekete geçirip geçirmedikleri önemli. Çünkü gazetecilik ne içindir ki, insanları öfkelendirmekten başka? 1972’de Vietn...

Su

Set çek seline yavaş yavaş ilerle damla damla birik. Ak geç ıslattığın kayalardan: duraksama - uçurur güneş seni. Atla takıldığın çavlanlardan: duraksama - savurur rüzgar seni. Aldırma kumlara, çakıllara: çöker onlar dibe nasılsa - ilerle yavaş yavaş birik damla damla set çek seline. Oruç Aruoba

Şiirdir Baba

Bir şey değişmemiş, sanki daha dün. Dışarda sükûnu yaz akşamının, Bahçemiz sulanmış, ıslak her çiçek. Kapı çalınacak, babam gelecek… Ziya Osman Saba çünkü düşünen çocuktur baba Yasin Erol Yıl göçüp gitti Gizliyorum babamdan Kırlaşmış saçlarımı! Etsujin  Bu dağlar da Babamın gözleri önündeydi                 Kış yalnızlığında Issa insan bir yorgunluktur sevgili babacığım bunu sen söylemedin, kimseler söylemedi Mehmet Aycı  Babam; terleyen alnını sildiğim dua gibi bir adam! Engin Turgut Babalar ıssız ağlar Ansızın devrilen koca çınarlar. Süleyman Çelik buyurun kibar hanımlar beyler… Babanız sizi sevdi de ne oldu? Perihan Mağden Babanız öldüğünde büyüyorsunuz. Artık soru soracağınız, öğreneceğiniz, azarını duyacağınız, Takdirini alacağınız, akşam eve dönerken yolunu gözleyeceğiniz, Korkacağınız bir babanız yoksa büyüyorsunuz. Yarınınızdan sorumlu tuttuğunuz, her istediğinizi almak zorunda olan o kişi yo...

Gül İçin İlahi

İnsanlar bir gülü bir senetle Değiştirmeye alıştılar İnsanlar başka insanların hayatını Bir hezaren sandalye midir hayat Dizip kaldırmaya alıştılar İnsanlar yüreği ve onuru, alıştılar Yelin üflediği yaprak mıdır onur Yürek arsız otlar gibi ayak altında Tanımıyor kimde kimseyi Ve kendini tanımak istemiyor İnsan tanımazsa kendini insan Nasıl varolabilir Bu yüzden dünya hey koca dünya Dönüyor bir ölüler ülkesine Susanlar şimdilik Oyunun dışına düşenler Yalnız onlar doğrulup kalkacaklar Gün kıyamete erdiğinde Gülten Akın

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

Güvenli Bölge

MART 2012 Boşversene biz aşık olmayalım birbirimize. Olvido Heykel günahlar da dönüyor tövbe edildikleri yere Ayrılık Sevdaya Dahil Gözlüklü Şiir Yarın Güzeldir Fulyaların mevsimi geldi geçiyor En çok, gözlerinden korkuyorum senin.. Bir Nokta Hem Hiç Hem Dünya Gercekten diyaloglar Ah Fulya Resulullahla Benim Aramdaki Farklar Taş Parçaları Bahçeye Acıyorum O Kara Kırlangıçlar Dönecek Yine Seninle Kundakladım Sensizliğimi Alengirli Şiir yazma.. o zaman bekliyor insan Ağaran Bir Suyum Soğuk Mevsimin Başlangıcına İnanalım Satranç Dersleri Yenilgi anne beni merak et kanat çırpı(nı)şlarıdır ; adı AŞK... Unutmak Azize Açıkla beni kardeşim Sormuyorsun ama iyi değilim ben Kalbim, Kovulmuşlar Bahçesi Gitme demiyorum, hobi olarak gene git Ayrılık Nargile Kocaman Bir Çocuğu Öpüyorsun Ömür Hanım'la Güz Konuşmaları Merak Kediyi Öldürür Yedi Beyaz Güvercin Sen türkü yak ben mermi Yaşamak Son Bir Kez Uyku Kardeşim - Fikret Kızılok Hiç Sevmedim (Neslihan)...

Veda Şiirleri Bercestem

Uzun yıllardan sonra  Sana bir daha rastlarsam Seni nasıl selamlamalıyım  Susarak mı, ağlayarak mı? Lord Byron “Vedalaşmaların ilmini yaptım ben,” Sürgünlerin uzmanlığını. Bir vapur nasıl kalkar bir limandan. Tren nasıl acı acı öter, öğrendim. Cevat Çapan Büyük istasyonlardaki büyük vedalar için Trenler uzun bekler güzel bir gelenektir Büyük istasyona benziyor artık bu ev Tren bir yolcu daha edinecek demektir Abdülkadir Budak Son Tren sessizce perondan ayrılırken, Baş öne eğilir hafiften, Umuda veda, Köksal Özyürek O mavi gözlü bir devdi. Minnacık bir kadın sevdi. Mini minnacıktı kadın. Rahata acıktı kadın yoruldu devin büyük yolunda. Ve elveda! deyip mavi gözlü deve, girdi zengin bir cücenin kolunda bahçesinde ebruliiii hanımeli açan eve. Nazım Hikmet Elveda gençlikte geçen günüme Ezirâil el atıyor canıma Yanarım gençlikte, o zamanıma Acı tatlı günler hep hayâl oldu Nerde gençlikteki geçen çağlarım Sustu bülbül gazel döktü bağlarım Her gün hatırlarım her gün ağlarım Veysel ağ...