Ana içeriğe atla

Kayıtlar

beden

bedenin, yolunun gülüdür aynı anda hem açılıp hem kapanan. * hiç hissettin mi sabahın dar geldiğini adımlarına? öyleyse uyandın demektir bedenin aşkla dolu olarak. * ruhun pınarlarını besleyen en güzel ve en duru yağmur bedenin bulutlarından yağan yağmurdur. * her sabahın gizli bir bedeni vardır sana çocuk kollarını açan. * dedi ki (kadın): beden anlamın başlangıcıdır. * ruhun en yakın arkadaşı ışıktır, bedenin en yakın arkadaşı gölge. * aşk bir bedendir en özleyen giysisi gece olan. * bedenim kelimelerdir günlerimin defterlerine dökülür. * benden daha yoğun bir şey yok der beden- ve bir şey yok daha şeffaf olan * dedi ki (kadın): gündüz bedenin tapınağıdır ve gece kurban. * dedi ki (erkek): bedeni ara vermez yolculuğuna bedenimin labirentlerinde. * dedi ki(erkek): beden için şehvet anadilin kendisidir. * dedi ki(kadın): bedeni beden yazar yalnızca. * dedi ki(erkek): kelimelerin bir uzayı vardır yetmez cemâline bedenin. *...

Dünya

kaç kez, ikinci bir ülkem var, dedin ve avuçların yaşlarla doldu ve doldu onun yaklaşan sınırlarının şimşeğiyle gözlerin, anladı mı gözlerin, dünya nerede ağladı ya da nerede yıldırdıysa adımlarını senin şarkındaki gibi, burada ya da orada senden başka her yol geçeni tanıdığını ve onun bağrıyla memeleri kuru bir yalnız olduğunu ve reddin havasını bilmediğini; acaba dünyanın sen olduğunu kavradı mı gözlerin? Adonis Çev. İsmail Özdemir

Bulut

Dinmiş tufanın son bulutu! Bir sen gezinirsin açık mavi gökte. Senindir, kimsesiz, neşesiz gölge. Sevinç dolu günü, bir tek sen üzersin. Az önce çepeçevrede sarmıştın gökyüzünü, Şimşek de seni sarıverdi dehşetle. Sen ise saçtın gizemli gürlemeni, Ve açgözlü toprağa yağmur içirdin. Yeter, defol! İşin bitti artık. Toprak tazelendi, tufan da kaçtı buralardan. Ve işte rüzgar da yaprakçıkları okşarken, Kovuyor seni şu huzurlu göklerden. Tüm arzularımı yaşadım ben Hayallerime de soğudum artık Sadece acılarım kaldı içimde Meyveleri kalbimdeki boşluğun. Hayın kaderin fırtınaları altında Soldu güller açan taç yaprağım da Yaşıyorum hüzünlü ve yalnız Ve gelir mi sonum diye bekliyorum. İşte böyle, sonbahar soğuklarına yenik Fırtınanın kış ıslığı duyuluyor gibi Çıplak dalda tek başına Titremekte geç kalmış bir yaprak! A .S.Puşkin Çeviri: Burhan Deniz

Hayal Hanım

Yeşil imgeli kız! İlkyazım! hangi harf gül, hangi dal dize? Bu büyük ağaçtan her ikimize kalan hangimizdik… ey hayal hanım? Yeşil imgeli kız! Biz size yazılı sevdalar sunduktu ve döne döne uçurumlar gibi şiirler… Şiirlerle örselenmiş’yüzü ve kalbi güllere belenmiş biriydim ben… ve hangimize doğru akar suydum, ey hayal hanım? Yeşil imgeli kız! ilkyazım! hangi harf gül, hangi dal dize? Bu derin ağaçtan her ikimize kalan hangimizdik… ey hayal hanım? Hilmi Yavuz

Şiir Sanatı

Zamanın ve suyun oluşturduğu şu ırmağa bak Ve anımsa günlerinde bir ırmak olduğunu sanki ikizi, Biliyoruz ki bizlerde öyleyiz zaman gibi su gibi Ve işte yüzlerimiz de eriyip gidiyor tıpkı onlar gibi. Uykuya dalmadan onu düşlerden ayırabilseydik keşke Ve ölümün de başka bir düş olduğunu bilebilseydik keşke Gene de titreyerek gidiyor tenimiz ölüler ülkesine Ve uyku çağırır onları hangisi gelecek birazdan hangisi gece. Geçen günlerin yılların bir imge olduğunu sezebilmek Yaşadıklarımızın saatlerimizin insanlığımızın, İnsafsız geçit töreninde son iç çekişin yıl dönümünde Bir melodinin, bir mırıldanmanın da, imge olduğunu sezebilmek, Güneşin batımını, ve uykuda görebilmek ölümü Ne altınsı bir kederdir- tıpkı şiir sanatı, Hangisi ölümsüzlük ve belki de üzücü. Şiir sanatı Sürgit yinelenen ha güneşin batımı ha şafağın sökümü. Akşam üzeri bir yüz karşılaştığımız zaman içinde Bakar gibi bir aynanın derinliğinden dışımızdaki bize; Şiir sanatı da ayna olabilmeli taşımalıdır i...

Bir Kör

Ne zaman aynadaki yüze baksam, bilmiyorum hangi yüz bana bakıyor; bilmiyorum hangi yaşlı yüz sessizce ve bezgin bir öfkeyle kendi imgesini arıyor. Karanlığımda yavaşça görünmeyen çizgilerimi araştırıyorum ellerimle. Bir kıvılcımın ışığı sızıyor içime. Saçlarını tanıyorum, külrengi, hatta altın sarısı olan. Gene söylüyorum yalnızca boş ve yapay yanlarını yitirdim eşyanın. Bu soylu sözler Milton’un bilgeliği, ama ben gene de harfleri ve gülleri düşünüyorum. düşünüyorum ki görebilseydim yüzümün çizgilerini, bilebilirdim kim olduğunu bu benzersiz akşamda. Jorge Luis Borges

Akşamın Yarısında

herkes öteki gibi duruyor… akşam da durduğu yerde durmuyor artık; yolcu yolu kuşatıyor durmadan; kapanıyor ‘Zaman’ denen karanlık… hiçbir şeyde yok gibi ve herşeyde var; sıkışmış birileri ara yerde; kalbim! durma yetiş eski yazlara! nedense bir durgunluk var saatlerde… herşey nasıl da bütündü bir zaman: şimdi bahçe eksik, güllerse yarım; kar yağar, hüzün bile yok… ve nerdesiniz, ah, evet nerdesiniz, yoksaydıklarım? Hilmi Yavuz

Ölüm Böyle Biter

1.sırlı göl Bedenimin içinde bir uzak yer arzusu derinde saklı iç çeken sırlı göller 2.incik aşk Denizle danseden ikimizin felaketi küçük kıpırtıların uçan çarşafı düşmüş ağlamış incik aşk 3.ipek arzular İçimin gölgesinde öpücük acımış kırılgan gövde ipek arzularında tutuşmuş 4.mavi sızı Gözlerin derinde mavi sızı uykuların gölünde düşsü su 5.deniz şehri Dokununca suların yolculuğu deniz şehrine içimizin akışı öylesine 6.ışık göl Yitişin bulut merdiveni fısıltılar içinde Sevişirken uçtuğumuz gül kanat düştüğümüz Işık göl 7.ikimizin düşü Tapınakta yanan mum ikimizin düşünü anımsar tükendikçe incinen sevdalı alev 8.oda Dalgın gölgeler ikimizin kavuştuğu yer saçımı unuttuğum oda uzakta toynakları ayrılığa koşan günün 9.ayak izi Taşın ağladığı yerde ayak izi ikimizin Ölüm böyle biter. Neşe Yaşın

Dünyada Olmak Acıdır Öğrendim

Yeryüzündeki tüm kızıl taşlara Tanrının kanı sürülmüştür. Bu yüzden kızıl taşlar Çocukluğumuzu öğretir. Tanrı, biz çocukken, Yanımızda dolaşır. Küpemize dokunur Ve kolyemize. Pabuçlarımıza ve kurdelamızın Kızçocuk olmak kıvrımına girer Saklanır. Kızıl bir elbise ve yatak almalıylım, Kızıl bir yüzük, Ve lamba. O zaman olmalı ki, Annenin zamanı başlar ve tükenir. Beklemeyi bilen kan, Taş olmayı da bilir. Dünyada olmak acıdır. Öğrendim. Kızıl karanlık Mavi karanlık Ve başlangıç Bir anlamı olmalı ki bunların, Bırakmaz bizi annemiz ve tanrımız. Bejan Matur

Boaz Uykuda

Uzanmış uyumuştu Boaz, iş yorgunu; Bütün gün didinmiş durmuştu harmanında; Sonra serip her günkü yere yatağını Uyumuştu Boaz, ölçeklerin yanında. Epeyce tarlası vardı bu ihtiyarın; Zengindi, ama hakkı hukuku bilirdi; Rengi saftı değirmenindeki suların; Cehennem odu değildi ocağındaki. Gümüş sakalı Nisan çayına benzerdi; Ne hasisti, ne de haset vardı içinde; “Mahsustan düşürün de toplasınlar,» derdi Ekin devşiren fakir kadınlar görünce. Hiçbir vakit ayrılmamıştı doğru yoldan; Fukara babasıydı, gönlü pek ganiydi; Beyaz harmanisi kadar temiz bir vicdan. Halka açık ambarları sebil gibiydi. Babacandı, yakınlarına sıdkı vardı; İşini bilirdi, eli açık olsa da; Kadınlar gençlerden çok ona bakarlardı; Gençler güzel ama olgunun hali başka. O ki asıına dönmekte olan kişidir, Geçer yalan dünyadan ebedî dünyaya; Gencin gözündeki ihtiras ateşidir, İhtiyarınkinde başka bir nur, bir ziya. İşte böyle uyuyordu Boaz, gecede, Ekin tınazları birer mâbede benzer; Rençberler, üçer b...