Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Yitikçi

Hadi git azıcık İstanbul iste Kosunlar o denizi bir çanağa Bir çıkına elesinler o günlerimi O yazdan Üsküdar’dan ne kaldıysa Elif’ten Doldur ceplerine Onlarda yoksa komşularında vardır Tanırlar sevinirler Beni Bay Metin gönderdi, de Metin Eloğlu

Evlilik Üstüne

Kadınlar aynı anda güzel, zeki, genç ve bekar olamazlar... Genç ve güzel bir kız, güzelliğini farkettiği anda zekasını kaybeder. Kadınlar bilinç altlarındaki hinliğin su yüzüne çıkmaması için büyük mücadele verirler. Kadın genç ve güzel ise bu mücadeleyi gençlik yıllarında yapmaya gerek duymaz. Kadın genç, güzel, evli ve mutlu ise zekice bir yalan söylüyordur. Kadın çirkin ve evli ve de mutlu ise bu doğru olabilir Kadının bütün düşüncesi güzelliği üstünedir, erkeğinki ise güzelliğin peşinden koşmak üzerine. Hep bu ikili nedenden ötürü birbirlerini neden anlayamadıklarını hayatlarının sonuna kadar sorup dururlar. Kadınlar yaşlandıkça erkeğin gözünden dünyaya bakmaya başlar. Erkekler yaşlandıkça kadını anlamaya başlarlar.  Ama her şey çok geçtir artık. Boris Vian

Olsam Olamam Sonesi

Çiçek gibi değil, size çiçek kadar koktuğunuzu söylerdim ben olsam-ben olamam: Bendimi yıkıp taşmak için biliyorum ilk cümlemden korktuğunuzu, gürültümde susturmaya alışmışım ben kendimi. Olsaydım, ince şebboy kulağınızın arkasından, krizantem ensenizden, birkaç demet ful sırtınızdan belinize inesiye, bacakaranızdan siyah lâle toplar, hâreniz efendim, ben kul, fısıldardım: Şimdi kokunuza karışır kokum, kalenizin içinde artık tutuşmuş bir okum, ağzımda kan köpüğü bir denizden kalma tad, bin kere sarhoş, bin kere pişman derdim ben olsam, olamam: Gücüm derdim hayal gücüm, salamam içimdeki kuşu. Enis Batur

Pençe Defteri'nden

1 iki hafif şiir yazdım sabah boşlukta iki ağır küpe 2 Masamdan, garsonun tak diye bıraktığı fincanı terk edip yükseliyor kahvenin kokusu 3 Şarabın rengi Hayyam. Kılıcın rengi kan. Bir söğüt görmüştüm, Rengi koynuna girdiğim kadın. 4 Sigaranın dumanı Benden uzar gider o eski, Unutulmuş Kızılderili türküsü 5 Tenim başıboş Bakışım kömür, Sırtımdan yokuş aşağı Poyraz. 6 Sizin ışığınız kıvrak.Gecenin içinde Onca renk, onca karanlık,sızdınız Her şeyin arasından geldiniz, Dokundunuz,kendinize kattınız. Sizin ışığınız, esriğinden beri kırık. 7 yazıysa yanlış yazılmış sözse besbelli yanlış söylenmiş yanlış duyulmuş gözse kör: Gecenin dibine baktım, herkese karanlıkta görünen bana erişmedi. 8 yaşarken mutlaka yarım bırakmalı bazı şiirleri insan 9 peşpeşe şemsiyeler geçiyor, pencerenin önünden. Bir tanesi duruyor birden,etrafında dönüyor, iri bir damla hızla akıp düşüyor ucundan. Sonra gidiyor--quasi presto 10 bulamadı kimse kapısını uykumun, kendim kendimde öylesine kilitlemişim. 11 Masanın ü...

Neyse

'Neyse' demek iyidir, 'bu da geçer' demek gibidir, geçmez, herkes bilir geçmediğini, geçmiş gibi yapılır. Bazen 'gibi yapmak' da iyidir, bazen öyledir, bazen geçer, hiçbir zaman geçmez. İnsan 'neyse' demeyi hayli geç öğrenir, belki de geç değildir, tam vaktindedir. Kimi bunda bir olgunluk bulsa da, bulunan şey zorunluluktan başka bir şey değildir. Uzatacak ne var, insan 'neyse' demeye başladığında, 'ne sabahtır bu mavilik ne akşam' duygusunun da, yavaş yavaş ondan geçtiğini kabul etmeye de başlamış demektir. İkindinin akşam alacası dediğimiz o garip vakte değdiği yerdedir. Hiçbir şey 'neyse' demenin niye bunca dokunaklı olduğunu o ıssızlık anı kadar iyi anlatamaz.  Sizin de 'neyse' demekten, 'peki' demekten yorulduğunuz olmuyor mu? 'Neyse' demenin, sanki her şeyi, herkesi, hayatı bağışlıyormuş gibi görünen, oysa unutmaktan, sineye çekmekten, uzaklaşmaktan başka bir şey olmayan kolaycılığı ağır gelmiyo...

Geç Saat

Yorgundu. Düş görürken -ölmüş müydü ölüyor muydu? fidana dokunduğu an açıvermişti gonca- elinden düştü kitap kalem de şuydu altını çizdiği cümle: Kierkegaard'tan, "Üzüntüm, kâl'amdır benim" Ahmet Oktay

Bengi İz

Bir kahkahayla silkindim dalıp gittiğim mektuptan; yaşam hep böyle uyarır bizi, katıksız neşeye dönüşür altunî bir sesle en derin kederler; mutlu bir düşteymiş gibi zamanın dibinden gülümser, artık yanaklarından öpemeyeceğimiz sevgili yüzler. Budur odaya süzülen mehtabın, kurumuş eski çeşmenin açıklayıp durduğu bilgelik ve giz Sevinç de olgunlaştırır kalbi acı ve ayrılık gibi; süzülüp dibe çökeldikçe anılar anlarız ki çürüme ve tohum süreçtirler. Yine de yetmez zaman gecenin ve kitapların söylediğini çözmeye, kaç kent, kaç aşk terk edilmiştir; sinmiştir ölümler satırlara bir koku gibi; hep bir şeyler kalmıştır geride asla unutmak istemediğimiz Yüzyıllar içre konuşur farklı yazılar, solar, yıpranır meşin ve parşömen bellekte kalır o bengi iz. Ahmet Oktay

Yankı

Canım annem , ne olur kızma bana ; Hans'ın beni öptüğünü gördün ama , ne yapayım ? Sabırlı ol biraz , sana her şeyi anlatacağım ; Bütün suç , tepeden gelen yankının. Çayırda oturuyordum ki , gördü beni ; Yaklaşmadı hemen ama , söylemeden de edemedi. "Seve seve gelirim yanına , yanlış anlamazsan tabii. Söyle , geleyim mi?" "Gel!" Deyiverdi yankı. Sonra gelip oturdu yanı başıma ; Güzel Lise'm dedi ve aldı beni kollarına. Ona karşı nazik olup olmayacağımı Sordu ; olursam eğer , bunun Kendisini çok mutlu edeceğini söyledi. "Zevkle!" Deyiverdi yankı. Duyunca bunu , Yanıma biraz daha sokuldu ; Benim söylediğimi sandı o sözü! "Benimle evlenir misin?" dedi ; "Bana candan öpücükler verir misin?" "Öpücükler!" Diye çığlığı basıverdi yankı. Artık biliyorsun nasıl oldu da , Hans beni öyle öpüverdi. Ah o yaramaz , haylaz yankı , Başıma ne işler açtı! Ama , çıkınca karşına göreceksin sen de , Saygıyla isteyecek senden beni. Hans'...

Yolculuk

‎'İçimizdeki bütün düzlükleri İçimizde yalancı çıkaran yüksekler var…’ Gözlerin günden güne sessizleşen Bir çağrı oluyor belleğimde Günden güne azalıp siliniyor Artık yeri bile yok şiirlerin içinde Yoklukta bir gerçeği oynar gibi Onaylıyorum ki buradaydılar Ellerin bir gece karanlığında beni İnatla ve isteyerek aradıydılar Derken bütün gemiler kaptanlarının Çizdiği deniz sularına koyulmuş Bütün uçaklar havalanmış Bütün dünyaya açık alanlardan Uzaklık serseri bir ezgidir Dolanır beklenmedik uzun yolları Giden gider ve bütün kalanlar Bir tortu gibi yaşar kısacık sokakları Afşar Timuçin

Aldı Subhizade Fevzi

yoğun sisiyle boğulmadan düşüncenin ince bir ışık aralığı açayım dedim sevdiğime, düşler içinde unutulsa yeridir; benliğim ne olabilirdi ki zaten düşten ötede düş içinde bile dokunmanın şevkiyle belirmiş iken Yusuf umudu, yön göstermeyen çöllerde dolaşıp durma! Ne haldir bu! ad koyamam düşkünlüğün bu kadarına baş ağrısıyla sızlanmanın derin çukuruna iten aldanışla kaldığımda bile güzelliği sezme fıkri arzulu gözleri sabaha kadar derin uykudan etti görmek şarap olup sarhoşa döndürsün; varsın, kavuşmanın dopdolu kadehi gibi baygınlığı mahşere dek sürecek değil ya! anlatır kızıl dudağını ey peri cana yakın sözleri Feyzi'nin yalnızca duymuş olana, tat alana, anlayana Ebubekir Eroğlu