Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Bercestesi

Dizelere göm şâir beni. Kıvılcım Vafi

Aşk İmiş Her Ne Vâr Âlemde

Aşk imiş her ne vâr âlemde İlm bir kîl ü kâl imiş ancak Fuzûlî Sâlik-i râh-i hakikat aşka eyler iktidâ Fuzûlî Vâdî-i vahdet hakikatte makam-ı aşktır. Kim müşahhas olmaz ol vâdîde sultândan gedâ Fuzûlî Cevherinden eylemek cismi cüda âsân değil. Cisimden âgâh olan cân vâsıl-ı cânân değil. Fuzûlî Âlemi pervâne-i şem'-i cemâlün kıldı ışk. Cân-ı âlemsin fedâ her lahza min cândır sana Fuzûlî Aşk derdinin devâsı kabil-i derman değil Terk-i can derler bu derdin mu’teber dermânına Fuzûlî Reh-güzâr-ı ehl-i aşk üzre kılın medfen bana Fuzûlî Aşk bir şem-i ilâhîdir benim pervânesi Hayâlî Her kişi âşık olurdu eğer âsân olsa Taşlıcalı Yahya Bey Fermân-ı aşka cân iledür inkiyâdımız. Hükm-i kazâya zerre kadar yok inâdımız Bâkî Men eyleyemez mes'ele-i aşkı müderris Bâkî Meftûhdur erbâb-ı dile bâb-ı mahabbet Şeyhülislâm Yahyâ Bîgânedir muâmeleniz akl u hûş ile. Gûyâ derûn-ı sînede mihmânsın ey gönül Nedîm Kimden istifsar idem...

Babamı rüyamda gördüğüm zaman çok seviniyorum, iki üç gün sürüyor o mutluluk.

Babamı çok severdim. Ama o kadar çok çalışırdı ki, pek göremezdik. Zaten polisten kaçtığı ya da hapiste olduğu zamanlar olduğu gibi, ‘Zübük’ gazetesini çıkarırken eve haftada bir geldiği zamanlar olurdu. Büyüdükçe babamla giderek daha fazla arkadaş olmaya başladık. Bana çok güvenirdi, her yaptığımı da beğenirdi. Ben de onun güvenini kırmamak için elimden geleni yapardım. Ders çalışmak dışında! Babamın baskın biri olduğunu hiç düşünmedim doğrusu. Belki de baskındı ama ben öyle hissetmedim... Hayatımda kendimi yanında en rahat hissettiğim kişi babamdır. Beni anlar, kusurlarımı bağışlar, beni koşulsuz sever... Daha ne olsun? Küçük yaşlarda babam hep masallar anlatırdı. O kadar güzel anlatırdı ki... Aynı masalı kırk defa dinlemekten sıkılmazdık. Aslında çoğu da masal değildi zaten. Ali’yle Ahmet okula gideceklermiş de çantalarına neler koymuşlar. Bu kadar basit bir hikâye güzel anlatılır mı? Anlatılır! Babamdan dinlerseniz en basit konunun bile büyüsüne kapılırdınız. Ama babamın çok za...

Yâd Et

Vakta ki gelip bahâr ...Yekser Eşyâda ‘âyân olur tagayyîr, Vakta ki hezâr-i ‘aşk-perver Yapraklar ile edip tesettür Bilmem kime karşı hasretinden Bâşlar nev-hâta bî-te’ahir... Kıl gökyüzünüñ letâfetinden Sifiyet-i ‘aşkımı tahattur Yâd-et beni bir dakîka yâd et Bir leyl-i sükûn-nemada tenhâ Oldukta nesîminin serâb Kold-ı çeşmiñ ‘atf-ı semt-i balâ Sevdalar içinde nûr-ı mehtâb Oldukça derûnunâ gamm-ı efzâ Eyle o geçen demi tezekkûr Pîş-i nazarın da sath-ı deryl Ettikçe temevvic ü tenevvir Yâd et beni sâkitâne yâd et Vakta ki sabâha karşı nâgâh Bir zevrak ic;inde tek bir insân Hasretle çekip bir âteşin âh Titrek ses ile olur gazel-hân Ol âh hazîn ‘âşîkane Ol gamlı terâne’i tahassür Bî şebhe edince kalb ü hâne Îcâb te’essür ü tekeddür Yâd et beni gizli gizli yâd et! Bir kalb rakik-i nâ-tüvânla Firkatte be çektiğim bilinmez Hicrânla, sitemle, imtihânla Amma ki vefâ-yı dil silinmez Sevdimse seni bu türlü sevdim Sensiñ baña mâye-i tefekkür! Ettikçe lisânım ü...

Gazel

Renc-i hâtır vermesin feryâd ü efganlar saña Gül’izârım sen hemen sag ol fedâ cânlar saña Çok mudur serderhava-yı zülfüñ olmak rûzigâr Bir perîsın kim müsahhardır Süleymanlar saña Cünbiş-i müjigânını hâtır nişân kıl muttasıl Bergüzâr-ı yârdır, ey dil, bu peykânlar saña Sen ki şâh-ı hüsn ü ansın elverir mi sevdiğim Dilşikenlikler, bu nakz-ı ‘ahd ü peymanlar saña Kandesin ey dâmen-i ümmid bilsem kandesin Çâkiçâk-i hasret olmuştur girîbanlar saña Sen hırâm etseñ gelir cûşa melekler şevkten Yâ nasıl sabretsin insâf eyle insanlar saña Hey ne sengin-dilsin ey kâfir ki te’sir eylemez Âhlar, feryâdlar çâk girîbanlar saña Âşikâne bir zemîn-i tâze gösterdiñ Ziyâ Gıbta eylersen şâyandır sühandâlar saña Ziyâ Paşa

Gazel

Yıkıldı ‘aşkla âbâd gördüğüñ göñlüm Gubâr-î kalmadı bünyâd gördüğüñ göñlüm Sadâ-yı pür mekis şükîh sâz eder şimdi Figân ü nâleye mü’etted gördüğüñ göñlüm Ne dine hayr eder oldu ne hângâha henüz Nedim-i meclis zehâd gördüğüñ göñlüm Kemend ‘aşk da bir şahsûvarıñ oldu şikâr Bu damgâhda şeyyâd gördüğüñ göñlüm Henüz o mürşÎd hüsnüñ mürîd gemterîdir Târik-i ‘aşkda erşâd gördüğün göñlüm Cemâli mektebine oldu bir bütün şâkirde Fünun-ı ‘aşkda üstâd gördüğüñ göñlüm Yolunda bir şeh hüsnüñ nazım-ı zâr gibi Kul oldu başına âzâd gördüğüñ göñlüm Nâbi-zâde Nâzım

Münâcât

Hak Te’âlâ ‘azamet ‘âleminiñ pâdişehi Lâ-mekândır olamaz devletiniñ taht-gehi Hâsdır Zât-ı İlâhisine mülk-i ezelî Bî-hudûd anda olan kevkebe-i lem-yezeli Eser-i hikmetidir yerle göğüñ bünyâdı Dolu boş cümle yed-i kudretiniñ îcâdı ‘İzzet ü şânını takdis kılar cümle melek Eğilir secde eder pîş-i celâlinde felek Emri vech üzre yer eyler gece gündüz hareket Değişir tâzelenir mevsim-i feyz ü bereket Pertev-i rahmetinin lem'asıdır ayla güneş Tâb-ı hışmından alır alsa cehennem âteş Şerer-i heybet-i ‘ulviyyesidir yıldızlar Anlarıñ şûlesi gök kubbesini yaldızlar Kimi sâbit kimi seyyar be-takdîr-i Kadîr Tañrı'nıñ varlığına her biri bürhân-ı münîr Varlığın bilme ne hâcet küre-i âlem ile Yeter isbâtına halk ettiği bir zerre bile Göremez zâtını mahlûkunuñ âdî nazarı Hisseder nûrunu amma ki basiret basan Vahdet-i zâtına ‘aklımca şehâdet lâzım Can ü göñlümle münâcât ü ‘ibâdet lâzım Neş'e-i şevk ile âyâtına tapmak dilerim Anla var Hâlik'ima gayri ne ya...

Tomas'la Vedalaşma

Sanadır, kuşatılmış arkadaşım, ak dağların berrak sularına, batık gemi düşünün seni bağladığı yere gider ayrılık şarkım. Uyandım bugün yelkenlerimde kanatlanma arzusuyla, haberleşme mumları tutuyorum duygusuz pusulanın gösterdiği zaman limanına giderken gemi. Dilimi rüzgara veriyorum sözcüklerini gergin gergin tutmak, taze acılarından bir şeyler alıp götürmek için yaşamakta olduğun şaşkınlıkları paylaşmaya. Yastığını yeşerten bahar da yitti gitti. Ayrılışımı kastetmiyorum, artık yol almayan gemin için diyorum. Anlıyorum seni kırık kanatlı kırlangıç, isterdim Kastilya çeşmesine götürmek, başa çıkabileceğin güçle donatmak. Olaylara eğilmiş bir doktor olsam bile onları değitiremiyor, ancak anlayabiliyorum. Bununla birlikte sihirli bir çözümüm var, Bolivya'da bir madende, belki de Şili'de, Peru veya Meksika'da ya da yıkılmış Sonora İmpataratorluğunda, Afrika Brezilya'sının siyahi bir limanında ya da belki de her noktada bir kelime öğrendiğimi san...

Hazan Bahçeleri

Kalbim yine üzgün, seni andım da derinden Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden Yorgun ve kırılmış gibi en ince yerinden Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden Senden boşalan bağrıma gözyaşları dolmuş Gördüm ki yazın bastığımız otları solmuş Son demde bu mevsim gibi benzimde kül olmuş Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden Yahyâ Kemâl Beyatlı

Baba, "hatıran belleğimde demirleyen bir gemi"

Nerede saklayacağım henüz ölmemiş bayramlarımı? Nasıl özgürleştireyim dilin kafeslerinde feryat eden kanatlarımı? Nasıl mesken edineyim belleğimi? İşte belleğim, su üzerinde yüzen enkazdan bir körfez. Adonis Durur bellek çizmez olur bu bir tehdit midir hayatımıza anımsamak o daha mı bü- yüktür yoksa? Gülten Akın Bir gözyaşı her düştüğünde belleğe Yürek sızlar Yarın düşecek olanların Endişesiyle. Hulûd el-Mualla Bellek durduğunda unutuş tırmalar kapıları aynı sözler tekrar yine tekrar kapandır, kısılıp dönülür beynin içinde Gülten Akın sözün belleği yok kopardığı dalları bahçesine taşırken unutuyor az önce terk ettiği ormanı kaybolduğu patikalarda döküp saçıyor özündeki anlamı -geri dönülmez artık korkmayalım kuşlardan- yolun belleği yok eksiliyor dil yolunda yürekte döllenen dirim her şiirin bir ölüm oluşu belki de bundan Özlem Çiçek Her şeyi anımsamalıyım, çimen yapraklarını saklamalıyım, ipliklerini hırpanî olayların, ve metre m...