Ana içeriğe atla

Kayıtlar

TÜRKİYE'NİN EN BÜYÜK TERÖR ÖRGÜTÜ İMAR ŞEBEKELERİDİR

Haftayı değerlendirelim ve bence en önemlisi eğer bir faydası olacaksa bundan sonra ne yapabiliriz ya da neyi yapmayabiliriz neyden kendimizi sakınabiliriz, böyle bir şey sanki faydalı olur, ama Adıyaman'ı sordunuz söyleyeyim: Orada da söyledim Adıyaman'ın ilk iki gün fişi çekildi. Bu sadece Adıyaman'la sınırlı da değil, aslında bölgeye hani biz orayı gördüğümüz için dil ağrıyan dişe değer birçok yerde ilk iki gün halk kendi kendisiyle ve kıt imkanlarıyla baş başa kaldı ya da baş başa bırakıldı. Adıyaman'ın bütün girişleri enkazdan dolayı geçit vermiyordu. Rakamların hiçbir kıymeti yok. İstatistikler manasız, her bir can çok kıymetli. Ateş hem düştüğü yeri hem dört bir bucağı yakar bir vaziyette. Son olarak bir şey söyleyeyim ölüm bir anlamda kurtuluş. Gaybı olana sormak lazım, bunu söylemekte kolay değil. Ama öyle zillet başlıyor ki ölümü aratacak bir yokluk geleceksizlik perişanlık minnete düşme muhtaç hale gelme kendi habitatında varsıllığıyla yoksulluğuyla yaşayan b...

SÜREK GAZELİ

1. Tek kullanımlık eşya gibi durursun mendil, bardak, çatal bıçak; şusun, busun Bir kere kalbini takın kalbini ki yiğitçe, biraz da delikanlı dursun Yalan yanlış yalan dolan falan filan hep gönlünde olmayanı konuşursun O ki senin yurdun yuvandır şol hane en küçük bir lekede sen orda yoksun / Ne söylemeliyim şimdi ki sızlayan yaralarımın acısı dinsin kayıp gitsin avuçlarımdan enkaz o vazo o kıpkızıl gül paramparça zeminde yitip gitsin toz / Binlerce soru işareti var bayım bırak soracak olan herşeyi sorsun Bir değirmi yüzlü çocuk ölü anasının parmağı ağzında, süt emsin de dursun Bir yerlerim dökülür her sarsıntıda! Ah! Elim, ayağım, canım, kalbim yoksun Dağını, ovanı aç göz yaylımında Depremden sonra yeniden kurulursun 2. Yer sarsıldıkça sarsılsın ki süresiz “Buna ne oluyor?” desin insan, çaresiz Cumali Ünaldı Hasannebioğlu

DÜNYA SELAMETİ YÜCEL KAYIRAN

daima yıkım getirir çekememezlik.. başkalarının yeteneği veya güzelliği karşısında mevkii ya da zenginlik de  dahildir buna uyanır yüreğin derinliklerinde kıskançlığa götürecek bir kürek böyle başlar bir mahvin hikâyesi, derdi  gözlerin saf olması gerekir duygunun  özenle bastırılması onura  duyulan ölçüsüz arzu da kirli olana dokunmamak gerekir  kötü olana bakmamak.. ve dinlememek  davranışlar saf kalmalı, derdi  tanrısal yaşam saflığa dayalı gözler içerden perdeli  düşünceler de öyle.. iyilik yapmak yeterli değildir  özenli ve akıllıca davranılmalı, derdi hakaretlerin unutulması gerekir haksızlıkların affedilmesi  bir aşırılık biçimidir ölçüsüz arzu alttakileri ezmemek utanç duygusuyla ıralıdır  yalancı şahitlik yapmamak ve sarhoş olmamak  istikbali görünüşe gelir azimli olanın geçmiş, geleceği kalmamış insanların âlemi kötü yürek geçimsizlik ve nifak yaratır, derdi  emin olduğunda cezasız kalacağından korkmaksızın kötül...

DEPREMDE GÖRDÜKLERİM

1- Kiracısını beş bin, on bin gibi rakamları veremediği için çıkaran ev sahibiyle kiracısını aynı çorba kuyruğunda gördüm. 2- Erzak dağıtırken “bu bana yeter, biraz benden sonrakilere ver diyen köylüler gördüm. 3- Dağıtım sırasında bizi zorla evine götürüp yemek yediren, evde yiyecek namına ne varsa sofraya getiren depremzede gördüm. 4- Allah’tan şer gelmez, Allah’tan ne gelirse hayırdır. Bu depremde de hayır var diyen depremzede gördüm.  5- Arabasının çalıştırıp uyuyunca arabasının ekzozundan zehirlenip ölmek üzere iken komşusu tarafından fark edilip zehirlenmiş halde uyandırılan aile gördüm. 6- AVM’si yıkılmış, arabaları enkazın altında kalmış, bizden bulgur alacak kadar sıfırı tüketmiş iş adamları gördüm. 7- 20 saat uğraşıp kolu kesilmesin diye sütunu/kolonu kesip kurtardığımız 24 yaşındaki kızımızın üç saat sonra öldüğünü gördüm. 8- Annenin önce beni kurtarın, kızının önce beni kurtarın diye yalvardığı mahşer alanını gördüm. 9- Nesi var nesi yoksa bırakıp Şehri terk etmek iste...

ACIMIZ VE KEDERİMİZ GİDEREK YOĞUNLAŞIYOR

Utancın bin bir türlüsünü yaşıyoruz. Evde ekmek biraz kuruyunca "tazesini alalım" dedik. Çocuklara bisküvi beğendiremedik. Eşyalara, teknolojik ürünlere neler ödedik. Kıyafet desen biri geldi, biri gitti. Aman en iyisi olsun, beğenen fiyatını da sorsun. Şimdi hepimiz utanç içindeyiz. Çocuklarımıza en iyi planları yaptık, neredeyse kaderlerini inşa etmeye kalktık. Şunu giysin, bunu yesin, orada okusun, burada yüzsün. Her şeyin en iyisini hak ettiğini düşünen, şımarık, kimseyi beğenmez, muhabbet ve merhamet nedir bilmez bir nesil çıkarttık ortaya. Ellerimizle inşa ettik. Şimdi hepimiz utanç içindeyiz. Günlerdir pek çoğumuz içtiğimiz kahveden, yediğimiz yemekten, tıkındığımız abur cuburdan, sıcak duştan, rahat yataktan utanır olduk. Utanç galip geldi. Utanç şimdi bize bir şey hatırlatıyor. Gelip geçicisin, çık kibrinden, benliğe lanet de, vicdanını kuşan, merhametini göğsüne kat diyor. Bir defa daha değil, milyon milyar kez o eski zaman büyüklerinin öğüdü çınlıyor içimizde şimdi...

İNSAN HİÇ KEPÇE OLMAK İSTER Mİ?

“Hadi uyu “ demek kolay. Yanıbaşımda yardım edemediğim göz göre göre ölümü bekleyen çocuklar var anneler babalar var. Olmuyor işte uyuyamıyorsun. İnsan ne olmak ister? Hiç kepçe olmak ister mi? Şu an olsam keşke. Tek tek enkazların üzerini açsam. Haluk Levent 

KUŞLARIN ÖLÜMÜ

La mort des oiseaux Akşam ocak başında, ormanda bir kuşun  Bir yerlerde öldüğünü düşündüm uzun uzun.  Can sıkıcı, hüzün dolu kış günleri boyunca,  O bomboş, o sahipsiz yuvalar, rüzgârda,  Külrengi gökte savrulup duruyor şimdi.  Kuşlar şu kış günü ne diye ölüyor sanki !  Bereket versin ki menekşeler açtığında,  Güle oynaya koşacağımız nisan çayırlarında  Rastlamayacağız artık o narin iskeletlerine  Kuşlar ölmek için bir yere mi gizleniyor ne? François Coppee Çeviren: Yakup Yaşa 

HABERCİ

Signe Baş eğdim sonbaharın o en büyük müjdecisine Meyveleri seviyor, nefret ediyorum çiçeklerden Pişman oluyorum verdiğim her öpücüğe  Çıplak bir ceviz ağacıyım, rüzgâra içini döken Ebedi Sonbahar, ey düşümdeki mevsim Eski zaman âşıklarının elleridir örten toprağını Bir kadın izliyor beni, gölgem benim, kaderim  Ve bu akşam güvercinlerin son uçuşları Guillaume Apollinaire Çeviren: Yakup Yaşa 

VEDA

L'Adieu Yerden topladım şu çalı demetini  Çekip giden sonbaharı hatırla  Bir daha görmeyeceğiz birbirimizi Havanın kokusu ve çalı demeti  Ve seni beklediğimi unutma Guillaume Apollinaire Çeviren: Yakup Yaşa 

YAĞMUR DAMLASI

La goutte de plule Az önce denize düşen bir  Yağmur damlasını arıyorum.  Acele acele aşağı indiğinde,  Daha parlaktı diğerlerinden.  Çünkü tüm damlalar İçinde,  Biraz sonra, o güzelim tuzlu  Suda, sonsuza dek kaybolup  Gideceğini bir tek o biliyordu.  Denizde aramam bu yüzden,  Kudurmuş dalgalar arasında.  Bir tek benim tanık olduğum  O hoş, o nazik habra, kafamda  Yeniden canlansın istiyorum.  Uğraşmam nafile, biliyorum.  Zira kudreti her şeyi kuşatan,  Ve, ol dediğinde her şeyin  Oluverdiği şu fani dünyada,  Tanrı ermiş mi ki muradına. Jules Supervielle Çeviren: Yakup Yaşa