Ana içeriğe atla

Ey bu kupkuru yaşamda açan tek çiçek!

sarıp sarmaladı bizi
kanatlarıyla bezginlik; beşikten mezara
başımızın ucundan ayrılmadı hiçlik

*

kadınlar az şey beklemiyor sizden

*

Yaşam o zaman güzeldir, ancak, tehlikeler yaşandıkça;
insan unutur kendini; ayrımında olmaz...

*

ne ki, yürekli bir insan son vermek
isteyince çekilmez yaşamına; doğa dikilir
karşısına, ölüm kendi elinden olmadı diye.

*

Ve sen
öyle umursamaz duruyorsun bakışlarınla

*

Daha kötüye gidiyor zaman; hatadır
beklemek gelecek yoz kuşaklardan; yüceltmezler
soylu yurttaşları, almazlar öçlerini acılardan.
Kanat çırpsın etrafımda aç gözlü kara akbaba;
yem olsun adsız cesedim yabanıl hayvanlara;
dövsün bulutlar; dağılan parçaları sağa sola
yağmurda; silinsin adım, sanım yeryüzünden rüzgarla.

*

Hoşlanıyordum duygusallığımdan, derin
bir konuşmaya dalıp gitmekten yüreğimle
ve acılarımın bekçiliğini yapmaktan.

*

Cendere altında gibi
yüreğim, düşününce herşeyin nasıl gelip
geçtiğini; ve hiçbir iz bırakmadan sanki.
İşte geçip gitti bu bayram günü de;
kovalıyor ardından sıradan bir gün;
insanın yaşadıklarını çekip götürüyor
beraberinde zaman.

*

Dalarken bu
sonsuzluğa düşüncelerim, keyif alırım bu

denizde, batan gemide olmaktan

*

Nasıl da tenhalaştı aklım
sen ona yerleşince!

*

Acıyla yaşıyorum, acıyla öleceğim;
ah keşke, hemen!

*

...Güneş:
“Mutlu gençlik yıllarına son” demektedir sanki,
uzaktaki tepelerin arkasında yitip giderken.

*

Bilmiyorum hangi dizeleri yollayayım size, ruhunuzda, dipdiri
yüreğinizde körüklesin diye sevgi ateşini?

*

Eyvah! Pişmanlık içinde ve sık sık;
döneceğim geriye, ama çaresiz, geçmişi arayarak.

*

Seni kaybediyorum boşuboşuna, tadına varmadan
bu insanlık dışı ortamda acılar arasında.
Ey bu kupkuru yaşamda açan tek çiçek!

*

...ben de kuru ve tatsız
günlük konuşmalardan sonra
dönüyorum sana; çiçekli
bir bahçeye döner gibiyim...

*

...sanmam,
aklından bile
geçeceğimi. Soruyorum bu arada kendi
kendime ne kadar yaşarım ben daha

*

Ama bilir suçun kime
yüklenmesi gerektiğini;
arar bulur gerçek suçluyu:
Doğururken biz ölümlüleri anadır
bize; üvey ana kesilir başımıza sonradan.

*

Bir hanımefendiydin sen bir zamanlar;
oysa şimdilerde bir köle...

*

Yok mu savaşan kimin kimsen?
Savunmuyor mu seni kimse seninkilerden?

*

Yazıklar oluyor;
bir başkaları için; bir başkasının düşmanı
tarafından savaşta öldürülen insana.
Diyemeyecektir ölürken: - Toprak Ana,
geri veriyorum verdiğin canı sana-

*

Nerede senin çocukların?
Yabancı topraklarda savaşıyor evlatların.
Bak, İtalyam, bak!

*

Oysa ölürken çok uzaktaydılar ölümden
Antela tepelerinde, o kutsanmış insanlar...

*

Ne idi bu aşk,
sizin gibi genç beyinleri ateşe atan;
iten acı yazgıya...

*

Ne karınız vardı; ne çocuklarınız
o ıssız tepelerde ölürken yanınızda;
ne gözyaşı döken
ne bir öpücük koyan alnınıza...

*

Yaşasın yaşasın! Ne mutlu sizlere!
Dünya durdukça yaşayacaksınız!

*

Keşke ben de olsaydım toprağın altında
ve bu can veren toprağı ıslatsaydım kanımla...

*

Ağla, sevgili İtalya, küçülsün
gözlerinde varlığın; hor görmezsen
eğer yoktur anlamı duyulan acının...

*

Silinmiş her yürekten geçmişteki acıma duygusu;
gelmiştir ardından kara günler dingin günleri kovalayan...

*

Uzak dursun sanattan anlamayanlar, uzak...

*

Ey soylu sanatlar, acımız hafifliyor varlığınızla;
yaşayacaksınız sonsuza dek sizler...

*

Neler çektik neler? Bırakmadı taş taş üstüne o alçaklar...

*

Ölmedim ben senin acımasız yazgın adına.
Öfkem, acıma duygum bundandır...

*

Görüyorsun, senden uzaklardayız, en güzel çağımızda...

*

Ne mutlu sana, yazgın zorlamadı bu
vahşetler içinde seni yaşamaya...

*

Nerden çattık bu kara tabloya?
Yol vermeseydi acımasız yazgı,
doğmasaydık keşke;
görmeseydik ya da bu günleri?

*

Söyle: Yaktığın ateş  söndü mü yoksa?
Söyle: Yeşillenmeyecek mi artık o mersin ağacı?
Yayılmayacak mı şanımız, ünümüz tüm dünyaya?
Öldük mü yoksa sonsuza dek?
Sınırsız mı kalacak utancımız?

*

Var mı bekledikleriniz bizden daha?
Sönmedi mi, ne dersiniz içimizdeki ateş?
Sizler gelecekten umutlu, bense perişan;
yoktur hiçbir şeyim beni acıdan kollayan;
geleceğim karanlık ve öyle ki gördüklerim;
bir düş ve bomboş bir imge tüm umutlarım...

*

Ey yüce ruhlar, bir zamanlar sizlerin olan evlerde
kaba saba, iğrenç, onursuz kişiler oturmakta...

*

Korkaklığımızla örnek olduk gelecek kuşaklara...

*

Neydi o günler; bir daha geri gelmeyecek gibiler!

*

Kıvılcımlar çalıp götürüyordu rüzgar, geçerken bu topraklardan...

*

Yazgıya boyun eğmemiş insan;
dünyadan çok cehennem dost oldu sana, acı ve kızgınlığına...

*

Yaşayanların dünyası sanki cehennemden daha beter?

*

Ey karşılıksız sevginin kurbanı...

*
 
Ne mutlu sana gözyaşların yaşamının kaynağı...

*

Güneşin sulara gömüldüğü yerde;
görürsün, batan güneşin ışınları kucaklar sonsuza açılan dalgaları;
ve karanlığa boğulurken bizler o kıyılarda günün başladığını...

*

Ne ki, büyümüyor, küçülüyor tanıdıkça dünya...

*

Nerede bizim tatlı rüyalarımız,
bilinmeyen yerler, bilinmeyen insanlarla ilgili...

*

Herşey boş, bir tek acıdan başka...

*

Bir anda yokoldular, görüyorsun rüyalar;
koskaca dünya bir kağıt parçasına sığdı;
herşey birbirinin benzeri ve giderek herşey bir hiçliğe doğru...

*

Herşey birbirinin benzeri ve giderek herşey bir hiçliğe doğru...

*

Aşk da seni terkediyordu, son aldatmacasadır yaşamımızın.
Bir gölgeydi hiçlik gerçek ve kalıcı; bomboş bir çöldü dünya...

*

Kazançlıydın, zararlı değil ölümünle;
dünya kötülüklerine tanık insan; ölümü ister, çiçekleri değil...

*

Kim senin yanında olacak senden başka
değilsen bir başkasının umurunda?

*

Kim kondurur sanıyorsun defne dalını başına,
geliyorsa şiir hesap kitaptan sonra...

*

Sevgili Vittorio,
bu toprakların insanı değildin sen; ne de bu zamanların.
Bir başka zamanlar, bir başka topraklar yaraşırdı sana;
senin gibi akıllı insanlara...

*

Uyandır ölüleri; uyuyor çünkü yaşayanlar ayakta...

*

Çekip götürüyor seni yazgı
yaşamın tozlu yollarına, taşına toprağına;
sen de bırakıp gidiyorsun baba evinin sessizliğini,
mutlu düşler ve alışık olduğun yanılsamaları.

*

Bak da gör, Bacım, insafsız yazgının bize yakıştırdığı yüz karası çağı.
Mutsuz çocuklar doğuracaksın mutsuz İtalya'da.

*

Büyük insanlar örnek olsun yavrularına.

*

Ya mutsuz ya da korkak olacak çocukların; mutsuzları yeğle.

*

Eyvah çok geç, bugün doğan, insanlık
tarihinin akşamında gözünü açar yaşama.

*

Aç kalmıştır ruhu aşka.
Kimin ki çoşkulanmazsa eğer yüreği göğsünde.

*

Alışmalı çocuklarınız sıkıntıya, gözyaşına
erdemli olmanın bedeli olarak.

*

Güzeldin; düşler dünyasında yaşıyordun;
baba bıçağıyla bembeyaz göğsünden vurulduğunda.

*

Mezar alsın beni koynuna,
zorbanın iğrenç yatağına konuk olmaktansa.

*

 Güneş daha parlaktı senin zamanında bizimkine oranla.

*

Nedir ki yaşamı ölümlülerin bir oyundan başka;
Güneş hüzünlü dünyamızı aydınlattığı günden beri.
Yoksa gerçek daha mı az aldatıcıdır, sence, yalandan?

*

Neye yarar dersiniz, bu yaşamımız?
Boşa kürek çekmiyor muyuz?

*

Daha da güzeldir yaşam, bir tek o zaman,
ölümün eşiğine kadar gidip dönüldüğünde...

*

Bekleme çok fazla yüreklilik yüreksizlerden...

*

Acılardan ve günahlardan habersiz yaşarlar hayvanlar;
şanslıdırlar; mutlu geçer yaşlılıkları...

*

Ey Prometheus'un çocukları,
Bu kadar çok yaratığın içinde hayat verdi size  Tanrı;
ve yalnız siz, başka kimse değil, yaşamdan nefret ettiniz...

*

Ey insanlık tarihi!
Ey işe yaramaz insanlık soyu!

*

Kanat çıpsın etrafımda aç gözlü kara akbaba;
yem olsun adsız cesedim vahşi hayvanlara; dövsün
bulutlar, dağılsın parçaları sağa sola yağmurda,
silinsin adım, sanım yeryüzünden rüzgarla..

*

Yıkmıştı acılar ve kara yüzü onu gerçeğin zamanından önce...

*

Sönmedi mi yoksa ışıkları güneşin;
kararmadı mı sonsuza dek üstünde insanların?

*

Yüreğin yansın demiyorum,
ama, tanık ol hiç olmazsa acılarımıza...

*

Ve kölelik, ki en kötüsü kötülüklerin,
sardı başkaldıran insan ruhunu çepeçevre...

*

Demiyorum ki o zamanlar süt ırmakları vardı (...)
Diyorum ki insanlık yaşıyordu habersiz kara talihinden, acılarından...

*

Ey gözlerime tatlı ve doyurucu gelen
bir zamanların görüntüsü; tanıyana kadar aşk ve yazgıyı;
gülmüyor artık hiçbir tatlı manzara umutsuz duygularıma...

*

Ne idi günahım daha çocuk yaşımda,
yaşamın kötülüklerden uzak çağında;
öyle ki demir ipliği yaşamımın gençlikten ve albenisinden yoksun...

*

Ne suç işledim, ne büyük hatam oldu ki,
daha doğmadan önce, gökler düşman kesildi,
yazgı astı suratını bana?

*

Giz dolu herşey; ıstırabımızın dışında.
Ağlamak için doğduk, bir üvey evlat gibi... 

*

Öleceğiz. Çirkin bedenimizi yeryüzünde bırakarak...

*

Ne çabuk geçiyor neşeli günlerimiz.
Hastalık,  yaşlılık alıyor yerini ve gölgesi soğuk ölümün...

*

Ne idim, ne oldum, acaba, niye ki?
Niçin aşklar yüreğimde yer değiştirdi?
Hepsi laf, gerçek olan şu ki, bizleriz anlamsız olan...

*

Doya doya yaşamamış olmaktan
duyduğum pimanlık sıkıntı verir ruhuma,
dönüştürür geçmişteki zevkleri acıya...

*

Ahh! Ne kadar çok benziyor
yaşam tarzın yaşam tarzıma!

*

Yoksun bırakıyorum seni umuttan; evet,
umuttan - dedi doğa - Işıldamasın gözlerin
Ağlamanın dışında...

*

Herşey suskun ve sessiz; unutulmuşluğun kucağında;
söz edilmiyor artık onlardan...

*

Puslu ve titrek gözüküyordun gözlerime,
gözyaşlarımdan ötürü, kirpiklerimde.
Çileliydi yaşamım çünkü, ve gene öyle; ödün vermiyor ki yaşam...

*

Ey sevimli ay, anımsamak gene de güzel,
yapmak muhasebesini acı yılların.
Ne kadar sevimlidir bir bilsen!
Hüzünlü olsa da geçmiş...

*

Ömrümün baharında göçüp gittim bu dünyadan;
yaşam tatlı günleri sunduğu zaman;
umutların işe yaramadığını o yaşta anlamaz insan...

*

Coşkusu yoktur ölümün alırken canını genç insanın;
ne kötü bir yazgıdır yazgısı mezarda son bulan umudun...

*

Sen öldün; ben yaşıyorum.
Sana ölmek, bana yaşamak düştü.
Sana o güzel, narin bedeninle can çekişmek,
bana bu sefil gövdemle katlanmak yaşamaya...

*

Ağlamak için doğduk- dedi- biz ikimiz;
gülmedi yüzümüze kaderimiz...

*

Gencim, ne ki, eriyor tükeniyor gençliğim, tıpkı yaşlılığım gibi...

*

Hüzünlü bir incelikle uzatıyordu bana elini...

*

Artık elveda. Ruhlarımız ve bedenlerimiz
ayrılıyorlar sonsuza dek birbirlerinden. Benim
için sen yoksun ve artık olmayacaksın...
bozdu aramızdaki bağlılık yeminini yazgı.
*

Gökte olsun, yerde olsun dostu ve sığınağı mutsuzların,
intihardan başka bir şey değil...

*

Ve bu gözlere ağlamaktan başka hiçbir şey yakışmıyordu artık...

*

Düşmanıdır kötü insanların; dosttur, ama, bana senin yüzün...

*

Acıyla yaşıyorum, acı içinde öleceğim..

*

Yeryüzündeki yaşamının son anlarını yaşıyordu Consalvo;
şikayetçiydi bir zamanlar yazgısından ama artık değildi...

 *

Kalmaz kimse yanında uzun süre dost olarak,
dünya nimetlerini küçümseyen insanın...

*

Kalbi sıkışır insanın acıyla, ayrılan yabancı da olsa,
dönmemek üzere, yanından elvada dediği anda...

*

Bana acı veren tek şey seni sonsuza dek yitirmem...

*

Boşuna yaşamadım; değil mi ki örtüştü dudakların dudaklarımla...

*

İki güzelşey vardır dünyada; Aşk ve ölüm...

*

Nasıl da geçti zaman. Elvada Elvira...

*

Eyvah! senden ayrılıyorum dönmemek üzere bir daha.
Parçalanıyor kalbim söylerken bunları.
Göremeyeceğim bir daha bu gözleri,
duyamayacağım sesini N'olur Elvira, söyle
Gitmeden önce bir öpücük verecek misin bana.
Tek bir öpücük tüm yaşamım boyunca?

*

Elveda, Elvira. Sonunda imgen ayrılıyor
yüreğimden yaşam ateşimle birlikte.
Elveda. Bu sevgi seni tedirgin etmediyse
eğer, yarın tabutumun
arkasından yüreğinin yandığını göster.

*

Sen şiir sevdasına dalmış, sözcüklerle
oynuyor, resimler çiziyorsun kafanda hem

*

Duymaz oldum alıştığım
kalp çarpıntılarını; eksildi yüreğimden
aşk esintileri; buz kesmiş göğsüm,
kalmadı iç çekişlerim.

*

Aslında
keyif vericidir anılarla uğraşmak; ne ki, güncel
girer devreye çekilmez derdiyle onun yerine
geçecek, geçmiş de ondan pek farklı gözükmez
gözüme; olsun gene de bir özlem var içimde,
ve kendi kendime: Neydim, ne oldun, derim.

*

Böyledir, işte, ölümlülerin düşleri.
Sonunda buldum seni; bir düşsün sen
büyük ölçüde; güzelleştirirsin gerçeği.

*

Aşk okuldur
sevenleri ölüme alıştıran.
Aşk ateşi varınca belirli bir noktaya
dayanamaz artık hiç kimse verdiği acıya
Ya bırakır narin bedenini
aşkın saldırılarına; o zaman kardeşi
Ölümün etkin yardımıyla
biner adamın tepesine;
ya da Aşk öylesine
zorlar ki kalbinin derininde,
o cahil köylü,
o taze kadın cellat elleriyle
genç yaşlarında son verirler
yaşamlarına.

*

Düş kurar oldu
artık aşk yaralısı insan,

*

kötülüklerin en kötüsü
yaşlılığı uydurdular tanrılar
en uygun buluş olarak ölümsüz akıllarına.


*

gözbebeklerimi kapadığı en tatlı, en hafif anda
belirdi başucumda gölgesi o kadının;
baktı uzun uzun yüzüme; bana önceleri
aşkı öğretmişti; ne ki, sonraları bıraktı
beni gözyaşlarımla. 

*

Aşk ve ölüm kardeştirler;
aynı zamanda yarattı onları yazgı...

*

Gerçeğin bilinmesinin, hüzünlü olsa da, vardır güzellikleri...

*

Gün kara, gece ıssız, yalnız ve karanlık, ay yokulmuş;
gökte yıldızlar bana gülmüyor artık...

*

Nereye bakarsam bakayım, gök, yeşillikler ; her taraf,
herşey acı verir bana zevk verir...

*

Silvia, anımsıyor musun
ölümlü yaşamında o yılları, ışıldarken güzellik...

*

Bu mu yazgısı insanoğlunun?

*

Biliyorum boştur yıllarım; karanlık ve çöldür ölümlü yaşamım...

*

Yaşam ıstırapsa niçin katlanıyoruz ona?

*

Istırap ve acıdır duyduğu ilk şey,
Doğar doğmaz anası ve babası avutur onu doğmuş olmasından ötürü...

*

Yoktur karşılığı yeryüzünde hiçbir beklentinin.
Acı ve sıkıntıdır yaşam; başka hiçbir şey değil.
Sus artık. Son bulsun tüm umutların...

*

Bir tek sana eğdim bu dik duran başımı
ve bir tek sana açtım bu ele avuca sığmaz yüreğimi...

*

Ölüm çağırıyor seni; daha görmeden ömrünün baharını
Dönmeyeceksin ayrıldığın bu yerlere bir daha.
Görmeyeceksin artık sevgili yakınlarını.
Kalacaksın sonsuza kadar orada.
Belki mutlu olacaksın; ne ki, seni tanıyan
herkesin yüreği yanacak yazgısızlığına...

*

Her ne yere baksa, her ne yere gitse
kapanır bütün kapılar yüzüne bu acılı insanın!

*

Öyleydin. Ama şimdi toz duman oldun toprak altında...

*

Herhangi birine dönüştürdü seni yazgı;
oysa gökten inmiş bir melek gibiydin aramızda yaşarken...

*

Gerçek soylu odur ki
büyüklük ve yüreklilik gösterir, ıstırap içindeyken bile...

*

İyiler her zaman hüzünlü;
alçaklar ve düzenbazlar şenlik yapmakta...

*

Ey zavallı kuru yaprak,
uzaktasın dalından, nereye gidiyorsun?

*

Dalıp giderim düş dünyama;
Duracak gibi olur kalbim orada...

*

söyle," dedim: "Hiç yaktı mı yüreğini aşk ateşi,
sardı mı seni acıma duygusu benim için,
yaşadığın sürece?

*

çok kez ölümü çağırdım ve uzun uzun
oturdum o havuzun başına; düşündüm son
vermeyi umutlarıma, acıma.

*

Kim tatmamıştır bu acıyı,
görmüşse eğer sona erdiğini
tatlı yılların, güzel zamanların ve gençliğin?


*

Ey yorgun kalbim, artık rahat edecek başını
dinleyeceksin sonsuza dek.
Bitti en son düşün de; bitmeyecekmiş gibi gelirdi bana hep
...
Sen rahat uyu sonsuza dek.
Yeterince yoruldun
zaten çarpa çarpa.


Giacomo Leopardi

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen

tükendi dad kelimelerim artık dokunmasalar da ağlıyorum Murat Kapkıner Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin İçimde yalnız ve yapraksız Bir kavak ağacı büyüyor -Çıplak ve göğe doğru- Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun Bir ağlama duvarı bu. Erdem Bayazıt sesinden tanıdım defterde sesi kalmış göz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım İçimdeki bir yerde kaybolmuş bir çocukluk kubbesi tamamlanmış o türbede yatıyor Hüseyin Alacatlı Çocuklar gibi bağıra çağıra ağlamak isterdim… Çekiniyorum işte olmuyor, Çıkmıyor sesim… İbrahim Kiras belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize Turgut Uyar Yüzyılların tortusundan yaratılmış gibiydi. Yüzüyse her çağa uygun bir yüzdü. İç çekişi ilkel bir gülüm- semeyle kucaklaşırdı, ağlaması çok eski bir şarkıyla. Edip Cansever Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen Dilek Karta...

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

2012 Şiir Yıllığı

29 1764 25.Haz.81 "ankara iç savaşında üç hainin portresi" "Onu nasıl unutabilirim?" "Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim" (1) Number One ..Düş’mek ve “Düşen Kız”.. ..'ya “Aşk mı? Sık sık yaparım ama hiç sözünü etmem.” “Ha yanıp söndü ha yanıp sönmedi bir ateşböceği” “Pişmanlık hikâyenin sonu değil, ortasıdır.” 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 15 MART 1985 İÇİN 17 yaşım çıldırmışdı 1994 Eliyle, Samanyolu'na 3. Cemre 5. Şarkı 94. Sone Abartılar -Abdülhamid düşerken- Abelard ve Heloise Mektuplar Acaba Acı Acı acı bir şarkı Acılı Gecenin Bitiminde Acımadı ki! Acındırma Şiiri Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Acıyor Aç Kollarını Açelya Çiçegi açık açık çağırır aşkını Açık Kalp Ameliyatı ...

Uçarken de ölür mü kuşlar

Elif'e Ölen bir kuş uçuşu unutmamayı öğütledi bana Füruğ Ferruhzad Niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına niye kimseler izin vermez yollarıma kuş konmasına? ’Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna’ bir çocuk demiş.” Nilgün Marmara Dünyada ne kadar kuş varsa Bir fazlası senin soluğunda Ülkü Tamer Geçti artık göğsümde kuş barınmaz anladım Metin Altıok Dön bana ve dinle, Kuşlar uçuşuyor içimde Erdem Beyazıt İsterim ki; Yanmasın kanadın, gökyüzünde süzülsün ve her kitabın yanında dağılsın  hüznün Elif'çe Durgunsa kahvelerin masalarında hava Kuşsuz kalmışsa ağzım gözlerim gülmemekten Dostumdan, gökyüzüne sürmeye kuş isterim Gülten Akın Âh beni vursalar bir kuş yerine! Sezai Karakoç Bu çılgın eğlentinin karşıtı bir yürek hangi kuşun sesinde dinlensin?  Nilgün Marmara Bir kıyısız zamana kanat vuruyor,  Üzer...

Sigara Şiirleri Bercestem

İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar Metin Eloğlu ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. Refik Durbaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Orhan Veli başkalarının yaşadıklarına tütün ve tuz olan kelimeler aşkların telef ettiği kalp susuzluğuna düşen pay kendine kazdığın kar kuyusundan su taşır herkese kısık çeşmeler Murathan Mungan yürek değil çocuklar içimdeki tütün közü yakar yakar ısıtmaz Hamdi Özyurt Eleni’den önce Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım Sabahları, akşamları bilmiyordum daha İlhan Berk acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor her soluktan bir demet, amfi...

Şiir her okumada farklı gösterir kendisini

Şiirin, ağırlıklı olarak elitlerin etkinlik alanında bulunduğu Batı dünyasının aksine hayli uzun dizeleri ezberlemiş okuma yazma bilmeyen İranlılar vardır. İran, şairlerin mezarlarının süslendiği, televizyon kanallarında ezbere okunan şiirlerden başka bir şeyin gösterilmediği bir ülkedir. Büyükannem ne zaman bir şeyden şikâyet etmek istese veya bir şeye beslediği sevgiden bahsetse bunu şiir yoluyla yapardı. İran’ın nispeten sıradan insanları beraberlerinde hayat felsefelerini de taşırlar, bu da şiirdir. İş film yapmaya geldiğinde, teknik noksanlarımızı telafi edecek bir hazinedir bu.  Bir defasında, İran sanatının temelinin şiir olup olmadığını sormuşlardı bana. Ben de bütün sanatların temelinin şiir olduğunu söyledim. Sanat, açığa çıkarmadır, yeni bilgilerin yorumlanmasıdır. Gerçek şiir de benzer şekilde, bizi yüceltir. Her şeyi alaşağı eder ve bizim müzmin, alışılmış ve mekanik rutinlerimizden kaçmamıza yardım eder; bu da keşfe ve ilerlemeye giden ilk adımdır. Aksi durumda, insa...

VAN GOGH'DAN THEO'YA DOSTLUKLA BİTEN MEKTUPLAR

Hayatımızı bir yolculuğa benzetebiliriz; doğduğumuz yerden çok uzaktaki bir sığınağa gideriz. Gençlik yıllarımız bir nehirde yelkenli tekneyle gitmeye benzetilebilir; ama çok geçmeden dalgalar kabarır, rüzgâr sertleşir; neredeyse göz açıp kapayıncaya kadar kendimizi denizde buluruz - ve yürekten Tanrı'ya seslenen yakarış kopar: Koru beni ey Tanrım, zira teknem çok küçük, Senin denizin ise çok büyük. İ nsan yüreği denize çok benzer; fırtınalar barındırır, dalgalar barındırır ve diplerinde inciler de barındırır. Tanrı'yı ve Tanrı yolunda bir hayatı arayan yürek diğerlerinden daha fırtınalı olur. Zebur'da denizdeki bir fırtınanın nasıl tasvir edildiğini görelim; yazan kişi bu tasviri yapmak için fırtınayı yüreğinde hissetmiş olmalıdır. *** Bugün birlikte olmak istiyoruz. Acaba hangisi daha iyi olur, yeniden görüşmenin sevinci mi, yoksa ayrılmanın üzüntüsü mü? Şimdiye kadar sıkça ayrılmış olsak da bu sefer, her iki tarafta da eskisinden daha fazla hüzün vardı ama aynı zamanda...

HIRAETH: VAR OLMUŞ VE ARTIK OLMAYACAK BİR ŞEYE DUYULAN ÖZLEM

Hiraeth, tek bir kelimeye sığmayan bir özlemdir. Galler dilinden gelir; ama haritası yoktur. Bir yere, bir zamana ya da bir kişiye duyulan sıradan hasret değildir bu. Hiraeth, artık var olmayan—belki de hiç var olmamış—bir eve duyulan iç sızısıdır. İnsan bazen çocukluğuna, bazen yarım kalmış bir ihtimale, bazen de sadece “orada bir yer olmalıydı” duygusuna özlem duyar. İşte o boşluğun adıdır hiraeth. Bu kelime, geri dönmenin imkânsızlığını de içinde taşır. Özlenen şeyin kapısı kilitli değildir; kapının kendisi yoktur. O yüzden hiraeth acıtır ama bağırmaz, sessizce içte kalır. Bir şarkının son notasından sonra havada asılı kalan titreşim gibidir: Ses bitmiştir ama yankı hâlâ kalptedir. Hiraeth, aidiyetin gecikmiş hâlidir. İnsan kendini dünyada biraz misafir hissettiğinde ortaya çıkar. “Ben aslında nereye aittim?” sorusunun cevapsızlığında büyür. Belki bu yüzden en çok şairlerin, göç edenlerin, kayıp yaşayanların ve içi sözcüklere sığmayanların diline yakışır. Kısacası hiraeth, hatırl...

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi

Bense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. Ve gelecekteki Bir önseziyi kuruyorum şimdiden. Edip Cansever Yalnızlığa alıştım ama sonsuza dek yabancı kalmak nasıl da yabancı bir acı Ursula K. Le Guin Harap olmuş evimize içiyorum. Hayatımın kederine, O bizim beraber yalnızlığımıza. Sana kaldırıyorum kadehimi: O yalan söyleyen dudaklara, Bize ihanet eden, acımasız gözlere. Ve can yakan gerçeğe: Dünyanın zalim ve kalpsiz oluşuna Tanrı’nın bizi kurtarmayışına. Anna Ahmatova Kalbimde sana yer yok! Çek yalnızlık, elini Kederdir yüreğimin değişmez postnişini Hüsrev Hatemi Sonra insan bir gün Yalnızlığını gösterecek kimseyi bulamıyor. Ah ey zaman ölüleri Var mıydınız, yaşadık mı Şimdi herkes nerede… İnsan bir gün yalnızlığın da dışına düşüyor. Şükrü Erbaş Namusum üzerine yemin ederim Bu şehri bu evleri bu sokakları sevmiyorum Tiksiniyorum bu iğrenç kalabalıktan Yalnızlığı özlüyorum Ümit Yaşar Yalnızlığın da ucuna geldim, sırtımda kederin han...