Ana içeriğe atla

Ey bu kupkuru yaşamda açan tek çiçek!

sarıp sarmaladı bizi
kanatlarıyla bezginlik; beşikten mezara
başımızın ucundan ayrılmadı hiçlik

*

kadınlar az şey beklemiyor sizden

*

Yaşam o zaman güzeldir, ancak, tehlikeler yaşandıkça;
insan unutur kendini; ayrımında olmaz...

*

ne ki, yürekli bir insan son vermek
isteyince çekilmez yaşamına; doğa dikilir
karşısına, ölüm kendi elinden olmadı diye.

*

Ve sen
öyle umursamaz duruyorsun bakışlarınla

*

Daha kötüye gidiyor zaman; hatadır
beklemek gelecek yoz kuşaklardan; yüceltmezler
soylu yurttaşları, almazlar öçlerini acılardan.
Kanat çırpsın etrafımda aç gözlü kara akbaba;
yem olsun adsız cesedim yabanıl hayvanlara;
dövsün bulutlar; dağılan parçaları sağa sola
yağmurda; silinsin adım, sanım yeryüzünden rüzgarla.

*

Hoşlanıyordum duygusallığımdan, derin
bir konuşmaya dalıp gitmekten yüreğimle
ve acılarımın bekçiliğini yapmaktan.

*

Cendere altında gibi
yüreğim, düşününce herşeyin nasıl gelip
geçtiğini; ve hiçbir iz bırakmadan sanki.
İşte geçip gitti bu bayram günü de;
kovalıyor ardından sıradan bir gün;
insanın yaşadıklarını çekip götürüyor
beraberinde zaman.

*

Dalarken bu
sonsuzluğa düşüncelerim, keyif alırım bu

denizde, batan gemide olmaktan

*

Nasıl da tenhalaştı aklım
sen ona yerleşince!

*

Acıyla yaşıyorum, acıyla öleceğim;
ah keşke, hemen!

*

...Güneş:
“Mutlu gençlik yıllarına son” demektedir sanki,
uzaktaki tepelerin arkasında yitip giderken.

*

Bilmiyorum hangi dizeleri yollayayım size, ruhunuzda, dipdiri
yüreğinizde körüklesin diye sevgi ateşini?

*

Eyvah! Pişmanlık içinde ve sık sık;
döneceğim geriye, ama çaresiz, geçmişi arayarak.

*

Seni kaybediyorum boşuboşuna, tadına varmadan
bu insanlık dışı ortamda acılar arasında.
Ey bu kupkuru yaşamda açan tek çiçek!

*

...ben de kuru ve tatsız
günlük konuşmalardan sonra
dönüyorum sana; çiçekli
bir bahçeye döner gibiyim...

*

...sanmam,
aklından bile
geçeceğimi. Soruyorum bu arada kendi
kendime ne kadar yaşarım ben daha

*

Ama bilir suçun kime
yüklenmesi gerektiğini;
arar bulur gerçek suçluyu:
Doğururken biz ölümlüleri anadır
bize; üvey ana kesilir başımıza sonradan.

*

Bir hanımefendiydin sen bir zamanlar;
oysa şimdilerde bir köle...

*

Yok mu savaşan kimin kimsen?
Savunmuyor mu seni kimse seninkilerden?

*

Yazıklar oluyor;
bir başkaları için; bir başkasının düşmanı
tarafından savaşta öldürülen insana.
Diyemeyecektir ölürken: - Toprak Ana,
geri veriyorum verdiğin canı sana-

*

Nerede senin çocukların?
Yabancı topraklarda savaşıyor evlatların.
Bak, İtalyam, bak!

*

Oysa ölürken çok uzaktaydılar ölümden
Antela tepelerinde, o kutsanmış insanlar...

*

Ne idi bu aşk,
sizin gibi genç beyinleri ateşe atan;
iten acı yazgıya...

*

Ne karınız vardı; ne çocuklarınız
o ıssız tepelerde ölürken yanınızda;
ne gözyaşı döken
ne bir öpücük koyan alnınıza...

*

Yaşasın yaşasın! Ne mutlu sizlere!
Dünya durdukça yaşayacaksınız!

*

Keşke ben de olsaydım toprağın altında
ve bu can veren toprağı ıslatsaydım kanımla...

*

Ağla, sevgili İtalya, küçülsün
gözlerinde varlığın; hor görmezsen
eğer yoktur anlamı duyulan acının...

*

Silinmiş her yürekten geçmişteki acıma duygusu;
gelmiştir ardından kara günler dingin günleri kovalayan...

*

Uzak dursun sanattan anlamayanlar, uzak...

*

Ey soylu sanatlar, acımız hafifliyor varlığınızla;
yaşayacaksınız sonsuza dek sizler...

*

Neler çektik neler? Bırakmadı taş taş üstüne o alçaklar...

*

Ölmedim ben senin acımasız yazgın adına.
Öfkem, acıma duygum bundandır...

*

Görüyorsun, senden uzaklardayız, en güzel çağımızda...

*

Ne mutlu sana, yazgın zorlamadı bu
vahşetler içinde seni yaşamaya...

*

Nerden çattık bu kara tabloya?
Yol vermeseydi acımasız yazgı,
doğmasaydık keşke;
görmeseydik ya da bu günleri?

*

Söyle: Yaktığın ateş  söndü mü yoksa?
Söyle: Yeşillenmeyecek mi artık o mersin ağacı?
Yayılmayacak mı şanımız, ünümüz tüm dünyaya?
Öldük mü yoksa sonsuza dek?
Sınırsız mı kalacak utancımız?

*

Var mı bekledikleriniz bizden daha?
Sönmedi mi, ne dersiniz içimizdeki ateş?
Sizler gelecekten umutlu, bense perişan;
yoktur hiçbir şeyim beni acıdan kollayan;
geleceğim karanlık ve öyle ki gördüklerim;
bir düş ve bomboş bir imge tüm umutlarım...

*

Ey yüce ruhlar, bir zamanlar sizlerin olan evlerde
kaba saba, iğrenç, onursuz kişiler oturmakta...

*

Korkaklığımızla örnek olduk gelecek kuşaklara...

*

Neydi o günler; bir daha geri gelmeyecek gibiler!

*

Kıvılcımlar çalıp götürüyordu rüzgar, geçerken bu topraklardan...

*

Yazgıya boyun eğmemiş insan;
dünyadan çok cehennem dost oldu sana, acı ve kızgınlığına...

*

Yaşayanların dünyası sanki cehennemden daha beter?

*

Ey karşılıksız sevginin kurbanı...

*
 
Ne mutlu sana gözyaşların yaşamının kaynağı...

*

Güneşin sulara gömüldüğü yerde;
görürsün, batan güneşin ışınları kucaklar sonsuza açılan dalgaları;
ve karanlığa boğulurken bizler o kıyılarda günün başladığını...

*

Ne ki, büyümüyor, küçülüyor tanıdıkça dünya...

*

Nerede bizim tatlı rüyalarımız,
bilinmeyen yerler, bilinmeyen insanlarla ilgili...

*

Herşey boş, bir tek acıdan başka...

*

Bir anda yokoldular, görüyorsun rüyalar;
koskaca dünya bir kağıt parçasına sığdı;
herşey birbirinin benzeri ve giderek herşey bir hiçliğe doğru...

*

Herşey birbirinin benzeri ve giderek herşey bir hiçliğe doğru...

*

Aşk da seni terkediyordu, son aldatmacasadır yaşamımızın.
Bir gölgeydi hiçlik gerçek ve kalıcı; bomboş bir çöldü dünya...

*

Kazançlıydın, zararlı değil ölümünle;
dünya kötülüklerine tanık insan; ölümü ister, çiçekleri değil...

*

Kim senin yanında olacak senden başka
değilsen bir başkasının umurunda?

*

Kim kondurur sanıyorsun defne dalını başına,
geliyorsa şiir hesap kitaptan sonra...

*

Sevgili Vittorio,
bu toprakların insanı değildin sen; ne de bu zamanların.
Bir başka zamanlar, bir başka topraklar yaraşırdı sana;
senin gibi akıllı insanlara...

*

Uyandır ölüleri; uyuyor çünkü yaşayanlar ayakta...

*

Çekip götürüyor seni yazgı
yaşamın tozlu yollarına, taşına toprağına;
sen de bırakıp gidiyorsun baba evinin sessizliğini,
mutlu düşler ve alışık olduğun yanılsamaları.

*

Bak da gör, Bacım, insafsız yazgının bize yakıştırdığı yüz karası çağı.
Mutsuz çocuklar doğuracaksın mutsuz İtalya'da.

*

Büyük insanlar örnek olsun yavrularına.

*

Ya mutsuz ya da korkak olacak çocukların; mutsuzları yeğle.

*

Eyvah çok geç, bugün doğan, insanlık
tarihinin akşamında gözünü açar yaşama.

*

Aç kalmıştır ruhu aşka.
Kimin ki çoşkulanmazsa eğer yüreği göğsünde.

*

Alışmalı çocuklarınız sıkıntıya, gözyaşına
erdemli olmanın bedeli olarak.

*

Güzeldin; düşler dünyasında yaşıyordun;
baba bıçağıyla bembeyaz göğsünden vurulduğunda.

*

Mezar alsın beni koynuna,
zorbanın iğrenç yatağına konuk olmaktansa.

*

 Güneş daha parlaktı senin zamanında bizimkine oranla.

*

Nedir ki yaşamı ölümlülerin bir oyundan başka;
Güneş hüzünlü dünyamızı aydınlattığı günden beri.
Yoksa gerçek daha mı az aldatıcıdır, sence, yalandan?

*

Neye yarar dersiniz, bu yaşamımız?
Boşa kürek çekmiyor muyuz?

*

Daha da güzeldir yaşam, bir tek o zaman,
ölümün eşiğine kadar gidip dönüldüğünde...

*

Bekleme çok fazla yüreklilik yüreksizlerden...

*

Acılardan ve günahlardan habersiz yaşarlar hayvanlar;
şanslıdırlar; mutlu geçer yaşlılıkları...

*

Ey Prometheus'un çocukları,
Bu kadar çok yaratığın içinde hayat verdi size  Tanrı;
ve yalnız siz, başka kimse değil, yaşamdan nefret ettiniz...

*

Ey insanlık tarihi!
Ey işe yaramaz insanlık soyu!

*

Kanat çıpsın etrafımda aç gözlü kara akbaba;
yem olsun adsız cesedim vahşi hayvanlara; dövsün
bulutlar, dağılsın parçaları sağa sola yağmurda,
silinsin adım, sanım yeryüzünden rüzgarla..

*

Yıkmıştı acılar ve kara yüzü onu gerçeğin zamanından önce...

*

Sönmedi mi yoksa ışıkları güneşin;
kararmadı mı sonsuza dek üstünde insanların?

*

Yüreğin yansın demiyorum,
ama, tanık ol hiç olmazsa acılarımıza...

*

Ve kölelik, ki en kötüsü kötülüklerin,
sardı başkaldıran insan ruhunu çepeçevre...

*

Demiyorum ki o zamanlar süt ırmakları vardı (...)
Diyorum ki insanlık yaşıyordu habersiz kara talihinden, acılarından...

*

Ey gözlerime tatlı ve doyurucu gelen
bir zamanların görüntüsü; tanıyana kadar aşk ve yazgıyı;
gülmüyor artık hiçbir tatlı manzara umutsuz duygularıma...

*

Ne idi günahım daha çocuk yaşımda,
yaşamın kötülüklerden uzak çağında;
öyle ki demir ipliği yaşamımın gençlikten ve albenisinden yoksun...

*

Ne suç işledim, ne büyük hatam oldu ki,
daha doğmadan önce, gökler düşman kesildi,
yazgı astı suratını bana?

*

Giz dolu herşey; ıstırabımızın dışında.
Ağlamak için doğduk, bir üvey evlat gibi... 

*

Öleceğiz. Çirkin bedenimizi yeryüzünde bırakarak...

*

Ne çabuk geçiyor neşeli günlerimiz.
Hastalık,  yaşlılık alıyor yerini ve gölgesi soğuk ölümün...

*

Ne idim, ne oldum, acaba, niye ki?
Niçin aşklar yüreğimde yer değiştirdi?
Hepsi laf, gerçek olan şu ki, bizleriz anlamsız olan...

*

Doya doya yaşamamış olmaktan
duyduğum pimanlık sıkıntı verir ruhuma,
dönüştürür geçmişteki zevkleri acıya...

*

Ahh! Ne kadar çok benziyor
yaşam tarzın yaşam tarzıma!

*

Yoksun bırakıyorum seni umuttan; evet,
umuttan - dedi doğa - Işıldamasın gözlerin
Ağlamanın dışında...

*

Herşey suskun ve sessiz; unutulmuşluğun kucağında;
söz edilmiyor artık onlardan...

*

Puslu ve titrek gözüküyordun gözlerime,
gözyaşlarımdan ötürü, kirpiklerimde.
Çileliydi yaşamım çünkü, ve gene öyle; ödün vermiyor ki yaşam...

*

Ey sevimli ay, anımsamak gene de güzel,
yapmak muhasebesini acı yılların.
Ne kadar sevimlidir bir bilsen!
Hüzünlü olsa da geçmiş...

*

Ömrümün baharında göçüp gittim bu dünyadan;
yaşam tatlı günleri sunduğu zaman;
umutların işe yaramadığını o yaşta anlamaz insan...

*

Coşkusu yoktur ölümün alırken canını genç insanın;
ne kötü bir yazgıdır yazgısı mezarda son bulan umudun...

*

Sen öldün; ben yaşıyorum.
Sana ölmek, bana yaşamak düştü.
Sana o güzel, narin bedeninle can çekişmek,
bana bu sefil gövdemle katlanmak yaşamaya...

*

Ağlamak için doğduk- dedi- biz ikimiz;
gülmedi yüzümüze kaderimiz...

*

Gencim, ne ki, eriyor tükeniyor gençliğim, tıpkı yaşlılığım gibi...

*

Hüzünlü bir incelikle uzatıyordu bana elini...

*

Artık elveda. Ruhlarımız ve bedenlerimiz
ayrılıyorlar sonsuza dek birbirlerinden. Benim
için sen yoksun ve artık olmayacaksın...
bozdu aramızdaki bağlılık yeminini yazgı.
*

Gökte olsun, yerde olsun dostu ve sığınağı mutsuzların,
intihardan başka bir şey değil...

*

Ve bu gözlere ağlamaktan başka hiçbir şey yakışmıyordu artık...

*

Düşmanıdır kötü insanların; dosttur, ama, bana senin yüzün...

*

Acıyla yaşıyorum, acı içinde öleceğim..

*

Yeryüzündeki yaşamının son anlarını yaşıyordu Consalvo;
şikayetçiydi bir zamanlar yazgısından ama artık değildi...

 *

Kalmaz kimse yanında uzun süre dost olarak,
dünya nimetlerini küçümseyen insanın...

*

Kalbi sıkışır insanın acıyla, ayrılan yabancı da olsa,
dönmemek üzere, yanından elvada dediği anda...

*

Bana acı veren tek şey seni sonsuza dek yitirmem...

*

Boşuna yaşamadım; değil mi ki örtüştü dudakların dudaklarımla...

*

İki güzelşey vardır dünyada; Aşk ve ölüm...

*

Nasıl da geçti zaman. Elvada Elvira...

*

Eyvah! senden ayrılıyorum dönmemek üzere bir daha.
Parçalanıyor kalbim söylerken bunları.
Göremeyeceğim bir daha bu gözleri,
duyamayacağım sesini N'olur Elvira, söyle
Gitmeden önce bir öpücük verecek misin bana.
Tek bir öpücük tüm yaşamım boyunca?

*

Elveda, Elvira. Sonunda imgen ayrılıyor
yüreğimden yaşam ateşimle birlikte.
Elveda. Bu sevgi seni tedirgin etmediyse
eğer, yarın tabutumun
arkasından yüreğinin yandığını göster.

*

Sen şiir sevdasına dalmış, sözcüklerle
oynuyor, resimler çiziyorsun kafanda hem

*

Duymaz oldum alıştığım
kalp çarpıntılarını; eksildi yüreğimden
aşk esintileri; buz kesmiş göğsüm,
kalmadı iç çekişlerim.

*

Aslında
keyif vericidir anılarla uğraşmak; ne ki, güncel
girer devreye çekilmez derdiyle onun yerine
geçecek, geçmiş de ondan pek farklı gözükmez
gözüme; olsun gene de bir özlem var içimde,
ve kendi kendime: Neydim, ne oldun, derim.

*

Böyledir, işte, ölümlülerin düşleri.
Sonunda buldum seni; bir düşsün sen
büyük ölçüde; güzelleştirirsin gerçeği.

*

Aşk okuldur
sevenleri ölüme alıştıran.
Aşk ateşi varınca belirli bir noktaya
dayanamaz artık hiç kimse verdiği acıya
Ya bırakır narin bedenini
aşkın saldırılarına; o zaman kardeşi
Ölümün etkin yardımıyla
biner adamın tepesine;
ya da Aşk öylesine
zorlar ki kalbinin derininde,
o cahil köylü,
o taze kadın cellat elleriyle
genç yaşlarında son verirler
yaşamlarına.

*

Düş kurar oldu
artık aşk yaralısı insan,

*

kötülüklerin en kötüsü
yaşlılığı uydurdular tanrılar
en uygun buluş olarak ölümsüz akıllarına.


*

gözbebeklerimi kapadığı en tatlı, en hafif anda
belirdi başucumda gölgesi o kadının;
baktı uzun uzun yüzüme; bana önceleri
aşkı öğretmişti; ne ki, sonraları bıraktı
beni gözyaşlarımla. 

*

Aşk ve ölüm kardeştirler;
aynı zamanda yarattı onları yazgı...

*

Gerçeğin bilinmesinin, hüzünlü olsa da, vardır güzellikleri...

*

Gün kara, gece ıssız, yalnız ve karanlık, ay yokulmuş;
gökte yıldızlar bana gülmüyor artık...

*

Nereye bakarsam bakayım, gök, yeşillikler ; her taraf,
herşey acı verir bana zevk verir...

*

Silvia, anımsıyor musun
ölümlü yaşamında o yılları, ışıldarken güzellik...

*

Bu mu yazgısı insanoğlunun?

*

Biliyorum boştur yıllarım; karanlık ve çöldür ölümlü yaşamım...

*

Yaşam ıstırapsa niçin katlanıyoruz ona?

*

Istırap ve acıdır duyduğu ilk şey,
Doğar doğmaz anası ve babası avutur onu doğmuş olmasından ötürü...

*

Yoktur karşılığı yeryüzünde hiçbir beklentinin.
Acı ve sıkıntıdır yaşam; başka hiçbir şey değil.
Sus artık. Son bulsun tüm umutların...

*

Bir tek sana eğdim bu dik duran başımı
ve bir tek sana açtım bu ele avuca sığmaz yüreğimi...

*

Ölüm çağırıyor seni; daha görmeden ömrünün baharını
Dönmeyeceksin ayrıldığın bu yerlere bir daha.
Görmeyeceksin artık sevgili yakınlarını.
Kalacaksın sonsuza kadar orada.
Belki mutlu olacaksın; ne ki, seni tanıyan
herkesin yüreği yanacak yazgısızlığına...

*

Her ne yere baksa, her ne yere gitse
kapanır bütün kapılar yüzüne bu acılı insanın!

*

Öyleydin. Ama şimdi toz duman oldun toprak altında...

*

Herhangi birine dönüştürdü seni yazgı;
oysa gökten inmiş bir melek gibiydin aramızda yaşarken...

*

Gerçek soylu odur ki
büyüklük ve yüreklilik gösterir, ıstırap içindeyken bile...

*

İyiler her zaman hüzünlü;
alçaklar ve düzenbazlar şenlik yapmakta...

*

Ey zavallı kuru yaprak,
uzaktasın dalından, nereye gidiyorsun?

*

Dalıp giderim düş dünyama;
Duracak gibi olur kalbim orada...

*

söyle," dedim: "Hiç yaktı mı yüreğini aşk ateşi,
sardı mı seni acıma duygusu benim için,
yaşadığın sürece?

*

çok kez ölümü çağırdım ve uzun uzun
oturdum o havuzun başına; düşündüm son
vermeyi umutlarıma, acıma.

*

Kim tatmamıştır bu acıyı,
görmüşse eğer sona erdiğini
tatlı yılların, güzel zamanların ve gençliğin?


*

Ey yorgun kalbim, artık rahat edecek başını
dinleyeceksin sonsuza dek.
Bitti en son düşün de; bitmeyecekmiş gibi gelirdi bana hep
...
Sen rahat uyu sonsuza dek.
Yeterince yoruldun
zaten çarpa çarpa.


Giacomo Leopardi

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

Gelecek Yıl İlkbahar Yokmuş

Yüzünü bir kedi tırmalayacak ona deli deme sakın Sonra trenin önüne bir oğlan atlayacak Zayıf, uzun bacaklı, çetrefil, kendine kahraman Raylarda kırmızı şarap şişeleri patlamışçasına Bu gece yağmur yağacak ona dur deme sakın Su yaramazdır, toprağın yorgunluğundan ne anlayacak İçini sürüklediğin bu korkunç mermi yuvasında En büyük dansa kalkmaya hazır ağır dallarınla Ninnilerle değil, vedalarla uyut kendini Dışarıdaki cemre sana düşmez uyma hayata Bu gece herkesin hafızası silinecek itinayla Buna kader deme sakın Zaten üç beş kişiyiz gürültümüz tuhaflığımızdan Sevişsek içkiler bitiyor sandık Ağlaşsak hüzünler harfiyen sıradan Hangimiz hainiz hangimiz hırpalandık Hangimiz kuvvetli yalnızlıklarıyla böyle olağan Sonra trenin önüne bir oğlan atlayacak Zayıf, uzun bacaklı, çetrefil, kendine kahraman Bu gece kökler yeryüzüne yürüyecek neden deme sakın Acı arsızdır, bedenin direncinden ne anlayacak küçük iskender

Beşinci Mevsim

Fırtınalı bir günün sonunda bir dal istedi kadın, tutunmak için dostane Bir mum yaktı adamın biri, elini uzattı beyaz bir gül geldi karşılığında Böylece bir muhabbet başladı gözlerde aylarca devam etti bu dostluk sessizce Bir mum daha yaktı adam yüreğini açacaktı kadına ellerini avuçlarına alıp korkusuzca bakacaktı kadının gözlerine ve birlikte yaslanacaklardı geceye Gözlerinde aşk koynunda ihtirasla düşler! Dedi kısaca Geldim dedi kadın ama yer bulamadım kendime Korkuyla geriledi adam ya bir daha gelmezse, ya onu hepten kaybedersem diye geçirdi aklından bir kez daha erteledi düşlerini her seferinde olduğu gibi Dört mevsim yaşadı kadın çelişkiler içinde son mevsimin son gününde, aklı yenik düştü yüreğine beyaz bir gül ile misafir oldu adamın düşlerine sana geldim götür beni gözlerindeki karanlığın ötesine Dalgındı, fark etmedi adam bozulmasını istemediği bir rüyanın içindeyi kendince Utandı kadın çok utandı çırılçıplak hissetti kendini o an söndürdü mumu beyninde hoşça kal. Dedi adama ...

İnsanlıktan kaçmayan imam!

En son nefret söylemi kurbanı olan Beylikdüzü’nde kafasının arkasından tek kurşunla öldürülen trans arkadaşımızı duyduğumda şöyle bir geriye gittim... Seks işçiliği yaptığım 90’lı yıllarda bir trans cinayeti serisi başlamıştı. Travestiler bazen tornavida ile öldürülüyordu, bazen kurşunla, bazen de polisten kaçarken araba çarpıyordu. Arabalar yardım etmek için duruyordu, trans olduğunu görünce tekrar üstünden geçiyorlardı. Tabii ki aileleri tarafından reddedilen transeksüel bireylerin cenazelerinde de kimse sahiplenmiyor ve almaya gelmiyorlardı. Biz morga gidiyorduk. Bazen yalvarıyorduk, bazen durumumuzu anlatıyorduk. “Ailesi reddetmiş, kimse gelip cenazesini almayacak. Aynı soyadından kimse gelip imza atmayacak bu çok net” diyorduk. Bazı morg görevlileri pozitif ayrımcılık yapıyordu. Cenazeyi biz alıyorduk. Bazen ailelerin de sahip çıktığı oluyordu. Cenazelere hep katılıyorduk. Kimi zaman da belediye gömüyordu. Yine Kulaksız Mezarlığı’nda belediyenin gömeceği bir cenazeye katılmıştık. ...

Ben hergeleyi görmüşümdür

BENDEN DE BİR KALİNİKHTA SANA BALIKÇI 23 Kasım 1906’da Adapazarı’nda dünyaya geldi. İstanbul'da 11 Mayıs 1954’te sirozdan yaşamını yitirdi. İlköğrenimini Adapazarı Rehber-i Terakki Mektebi'nde yaptı. İki yıl Adapazarı İdadisi'nde öğrenim gördü. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra ailesi İstanbul'a yerleşince İstanbul Sultanisi'ne girdi. Onuncu sınıfta bir öğretmene yapılan şaka yüzünden sınıfı dağıtılınca Bursa Erkek Lisesi’ne geçti, 1928'de mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde bir süre eğitim gördü. 1931 yılında ekonomi öğrenimi için gittiği İsviçre'den kısa süre sonra ayrılıp Fransa'nın Grenoble kentine geçti ve orada üç sene yaşadı. Sonraki yıllarda, Grenoble Üniversitesi'ne de devam ettiği şehirde, aslında başıboş gezerek edebî şahsiyetini bulmaya çalıştığını açıkladı. Modern Türk hikâyeciliğinin öncülerinden olan Sait Faik, getirdiği yeniliklerle “kökü kendisinde olan” bir yazar olarak kabul edilir. Klasik öykü tekniğini y...

Bence Malumdur

dikenin kalbime battığı bir sonbahar günüdür sen elini bulutların içinde gezdirirsin bulutlar senin gözlerinin üstünde yürürler içini kurtlar kemirir bence malumdur buğulanmış camların arkasında masmavi yüzün senin ateşler içinde olduğun bence malumdur ellerin muhakkak çocuk elleridir hep kimsenin bilmediği türküler düşünürsün onlar neden daima okul türküleridir süleymancıktan bahseder kara toprakta açık yeşil bir yıldız gibi akıp giden süleymancıktan ve karınca yuvalarından bahseder ışıksız kömürsüz karınca yuvalarından gökyüzünde kızıl bir hilalin kaydığını görürsün sen ansızın gökyüzünde görünürsün gözlerinin rengi bence malumdur elinde değildir akşam serinliğinde üşüsün eylül'den itibaren geceler hazindir uzundur sokaklar yorulur uykuya varıp gelirler sokakların üstüne bulutlar gelirler bulutların üstüne yıldızların gözleri gelir bir yıldız bir yıldızın ardınca gider yıldızların kayboldukları yer bence malumdur  karanlıkta bir şeyler kopar dağılır...

Bir dil-rübâya düşdü gönül mübtelâsı çok

Bir dil-rübâya düşdü gönül mübtelâsı çok ‘Aşkun safâsı yok değül ammâ cefâsı çok Şehr-i cemâl o gamze vü ebrû vü hâl ile Hakkâ ne cây-ı dil-keş olur dil-rübâsı çok Bin câna virmeye n’ola bir bûsesini yâr Az olıcak metâ’ olur anın bahâsı çok Hiçbir belâ mı var ki gönül anı bilmeye Seyyâh-ı bî-karârın olur âşinâsı çok Zülf-i siyâh-ı yârda var sad-hezâr çîn El çek tolaşmadan ana Yahyâ hatâsı çok Şeyhülislam Yahya Efendi

Big Bang

Sözlerimi çok kısa tutacağım Kementler atacağım cümle kaygan akıl istihsâline Bozmak pahasına tüm iyi niyetli tertiplerini iyi olmayı becerebilenlerin Sözlerimi çok kısa tutacağım Farkedeceğim taacüple örtünen tüm ayıpları Yansıtarak Şeytanın yangınından aldığım ışığı sevaba Kısılmış gözlerimde görmeye çalışanlar ruhumu Yılgınlığa düşecek küfrümün tınmayan kayıtsızlığıyla Düşlerinde gezeceğim iyi hesap yapabilen herkesin Kimin yoksa dişe dokunur bir endişesi Bir kez daha kanacak o doğru söyleyeceğim yalana Gizli gizli sileceğim noktalarını tüm ف ‘lerin Toz alıyordum diyeceğim gözü açılanlara Bir aşırılığa mecbur etmek için tüm mutedil iyilikleri, kötülükleri Kolay unutulan bir pişmanlık planlayacağım Butonlar koyacağım eylemekten alıkoyan rengarenk butonlar Aklı kalkacak kim varsa aklı sürünen fikirlerle dolu Kolay kopan bağlar kuracağım Anbean hayal kırıklıklarıyla sınayacağım tüm zayıf imanlıları Suyun şeffaflığıyla sırlayarak tüm anlamları Akıtacağım zevk seylab...

MUTLULUĞUN TABİRLE İNŞASI

Bir padişah rüyasında bütün dişlerinin döküldüğünü görmüş. Sabah olunca bunu yorumlatmak üzere müneccimbaşını çağırtmış. Rüyayı dikkatle dinleyen müneccimbaşı üzülerek " Sultanım, bu rüya bütün sevdiklerinizin ölümünü göreceğinize işarettir ." demiş. Bu uğursuz yoruma öfkelenen padişah, müneccimbaşını görevinden azletmiş. Bunun üzerine huzura müneccimbaşının yardımcısı getirilmiş. Padişah, ona da aynı rüyayı anlatmış ve " Peki, sen ne diyorsun bu işe ?" diye sormuş. Genç yardımcı ise -biraz da çekinerek- " Efendim, bu rüya sizin, bütün sevdiklerinizden daha uzun yaşayacağınızı müjdelemektedir ." diye cevap vermiş ve yaptığı bu yorum sebebiyle ödüllendirilmiş. Kıssadaki her iki yorum da aslında aynı anlama gelmektedir. Ancak kelime seçimi ve üslup, sonucu tamamer değiştirmiştir: İlk yorum karamsarlık doğururken ikincisi umut ve güzellik aşılamıştır. Hayattaki olayların çoğu böyle iki türlü de yorumlanmaya müsait olarak kapımızı çalar. Kötüye de iyiye de yor...