Ana içeriğe atla

Kuzuları ve oğlakları kucağına alarak öptü. Ahırdaki işlere severek, gülerek yardım etti. Yarım saat kadar burada kaldık ve ben eve gittim, o ahırda yalnız kaldı.

Akşamüstü barda buluşan kasabanın rahibi, şerifi ve doktoru suçu tartışırlar. En büyük suç hırsızlıktır, der doktor ve devam eder; hırsızlığın en büyük suçu ise cinayettir. Bir insanı öldürerek hayatını çalıyorsunuz, hayallerini, umutlarını yok ediyorsunuz…

Ağrı’nın Diyadin İlçesinin Taşbasamak Köyü’nde yaşayan Ebru, daha taze bir çiçekken soldu gitti. 12 yaşındaki küçük kız, sadece kendi canına kıymadı, bu ülkede hayal kurmanın ne kadar zor bir şey olduğunu hatırlattı bizlere. Küçük bir köyde yaşarken Ağrı Dağı’nın zirvesini aşan hayallerini küçük hikâye kitaplarında buldu. Yazar Mustafa Orakçı’nın “Türkiye’yi Geziyorum” seri kitaplarından birini okuduğu okuldan aldı. Belli ki seri hikâyelerde anlatılan, dünyanın her yerine giden, aklına estikçe sınıfa kurbağa getiren Levent ve tayfasını çok sevmişti. Öğretmenlerinin “Çalmakla” itham ettiği de bu serinin “Levent Pamukkale’de…” kitabıydı. Kısaca Levent ve arkadaşlarıyla yollara koyulmuştu Ebru, düş gezginliğinin en güzelini yaşamak istercesine.

Ebru, bu kitapları okuldan alıp, çalmakla suçlanmıştı. Hem de onun kitap okumasını teşvik edecek öğretmenleri tarafından. “Hırsızlıkla itham edilerek” arkadaşlarına küçük düşürülen Ebru bunu kaldıramadı. Ahırda bulunan yeni doğan kuzuları sevdi, sonra… Hayallerini aşağılayan büyüklerinden intikamını aldı bir şekilde kendi minik varlığını yok ederek. Küçük bir bedenden geriye çalınan umutlar, hayaller kaldı. Belki de bizim geleceğimiz, umutlarımız, hayallerimiz bir kez daha yok edilmek istendi minik Ebru’nun bedeninde.

Ben de Ebru gibi küçük bir köyde büyüdüm. Masallarla… Sonra, imdada kitaplar yetişti. Jules Verne’nin “Denizler Altında 20 Bin Fersah”ında Kaptan Nemo olup, gemim Natilus’le denizin gizemlerini keşfe çıktım. Ya da “Seksen Günde Devr-i Âlem”le balona binerek dünyayı dolaştım. Biraz daha büyünce Küçük Prens oldum, yazar Antoine de Saint-Exupéry hayal dünyasına ortak etti beni. Bir kitabı elime aldığımda yazarı kim olursa olsun kitap ne kadar önemli olursa olsun, beni içine alıp almadığına bakarım. Sayfaların arasında alıp beni saklıyor, başka bir yere götürüyorsa soluksuz okur bırakmam. Ya da gitmez kitap bir türlü o zaman bırakırım. Çok yarım kalan kitap vardır, kıyıda köşede bıraktığım. Çocukluğumdan kalmadır işte. Birkaç yıl önce bir uçak yolculuğunda Küçük Prens’i okuduğumu görerek “Yeni mi okuyorsun” diye hayretle bakan arkadaşıma; Yooo… Birkaç kez okumuşluğum vardır, Küçük Prens olmanın ne zarı var, diye cevap vermiştim. Haa, büyük, kocaman günahlarım arasında param çıkışmadığı için kitap çalmışlığım da vardır. Gururla söyleyeceğim…

Dün, bütün gün ve gece Ebru aklıma geldi. Onunla birlikte hayallerimin, umutlarımın azaldığı hissine kapıldım. Silik fotoğrafına baktım. Hayalleri küçük bir köye sığmayan, düş gezginin kısa hayatında yürüyüp giderken verdiği dersi düşündüm. Ve ardından yaptığımız işin kutsallığına kadar geldi iş. Öyle ya; öğretmenlik kutsal bir meslekti ve dahi sorgulanabilmesi bile mümkün değildi. Ve Haşmet Abi (Babaoğlu) şöyle bir tivit attı yapılan tartışmalar üzerine “ İki hikaye kitabı ne işe yarar bir köyde? Okumaya… Bunu bile düşünemeyen öğretmenin nesi ‘kutsal’ olabilir?

Oldum olası bu kutsal meslek kavramına takığım. “Kutsal gazeteci, kutsal öğretmen, kutsal savcı, hâkim…” Ben hayatımda “kutsallık” atfedilmeyen bir meslek görmedim. Bir şekilde kutsallık kalkanına sarılıyoruz sarılmasına da, işimizi iyi yapıyor muyuz? Asıl mesele bu. Ben üşüyen öğrencisine paltosunu çıkarıp veren öğretmen de gördüm, soruyu bilmediği için kafasını tahtaya vuran öğretmen de. İnsan olmanın, insan kalmanın yapılan meslekle hiçbir ilgisi yok, olamaz da. Hayat bizi küçük sandığımız şeylerle sınar. Küçük bir köyde kendisiyle birlikte hayalleri de ölen Ebru’nun bütün hayalleri ve umutları yanında götürdüğü gibi…


Tuncer Köseoğlu


Ağrı Diyadin'e bağlı Taşbasamak köyünde, 20 Şubat Cuma günü akşam saatlerinde evlerinin ahırında intihar eden 12 yaşındaki Ebru Yalçın'ın ailesi, kızlarının öğretmenleri tarafından kendisine yöneltilen hırsızlık suçlaması yüzünden intihar ettiğini öne sürdü. Aile bu iddiasını bir afiş ve el ilanları haline getirerek, köydekilerle ve ilçedekilerle paylaştı.

Baba Hudeyda Yalçın gazetecilere yaptığı açıklamada, "Kızım intihar ettiği gün, öğretmenlerinin kaybolan kitaplardan kendisini sorumlu tutması nedeniyle hayatına son verdi" dedi. Yalçın olay günü Ebru ile hayvanlara bakmaya ahıra geldiklerini anlatarak, şöyle devam etti:

"Kuzuları ve oğlakları kucağına alarak öptü. Ahırdaki işlere severek, gülerek yardım etti. Yarım saat kadar burada kaldık ve ben eve gittim, o ahırda yalnız kaldı. Kardeşi gelmiş bakmış, kovanın üzerinde oturup düşünüyormuş. Kardeşine 'sen eve git ben geliyorum' demiş. Sonra bekledik, gelmeyince annesi merak etti, ahıra bakmaya gitti. Ahırın kapısını açtığında Ebru'yu tavandan sarkan ipte asılı görmüş. Eve geldi bana haber verdi, ben de koşarak geldim baktım ölmüştü."

'Okulda şiddet görüyordu'

Ailevi hiçbir sorunlarının olmadığını belirten baba Yalçın, "Önce neden böyle yaptığını bilemedik. Sonra arkadaşlarının anlattığına göre, okulda kitap hırsızlığı meselesi olmuş. Öğretmenleri sınıfa girip çocukların içinde kızıma kitapları çalmışsın demişler" ifadelerini kullandı.

Şikâyette bulunduklarını dile getiren baba Yalçın, kızının okulda şiddet gördüğünü, dışlandığını ve ölüme sebebiyet verenin öğretmen olduğunu ileri sürdü.

Ebru'nun yakın arkadaşı olan Yaprak Yalçın ise öğretmenlerinin okulda kaybolan iki hiâaye kitabından Ebru'yu sorumlu tuttuklarını, fakat Ebru'nun böyle bir şey yapacağına inanmadığını söyledi.

'Hırsızlıkla suçlandı'

Ağabey Şenol Yalçın ise kardeşinin yoğun baskı nedeniyle intihar ettiğini iddia ederek, öğretmenlerin kardeşini kitapları "sen çalmışsın" diye suçladıklarını iddia etti.

Kardeşini "Babanı jandarmaya vereceğiz, seni disipline verip okuldan attıracağız" diyerek tehdit ettiklerini öne süren Yalçın, "Kardeşim de gururuna yedirememiş ve hiç kimseye demeden gelmiş intihar etmiş. Haberimiz yoktu. Cenaze töreninde sınıf arkadaşları anlattı. Biz de şikâyetçi olduk, dilekçe verdik. Yetkililerin bu duruma müdahale etmelerini istiyoruz" şeklinde konuştu.

Soruşturma başlatıldı

Olaya adı karışan üç öğretmen hakkında soruşturma açılınca görev yerleri değiştirildi. Diyadin Kaymakamı Hasan Çiçek de olay hakkında adli tahkikata başlandığını vurguladı ve şunları söyledi:

"Ailesiyle yapılan görüşmede, kızları Ebru Yalçın'ın saat 17.00 sıralarında ahırda intihar etmiş vaziyette bulunduğu beyan edilmiştir. Olayın vuku bulduğu günde, kolluk kuvvetleri tarafından yapılan araştırmada Ebru Yalçın'ın okuduğu Taşbasamak Ortaokulu'nda 20 Şubat Cuma günü bir kitap hırsızlığı olayının meydana geldiği, hırsızlığa konu kitapların Ebru Yalçın'ın çantasında bulunduğu, konu ile ilgili öğretmenlerin çocuğa karşı tavır ve davranışlarının maktulü intihara sürüklediği iddiaları ile ilgili adli tahkikat devam etmekte olup, Diyadin Kaymakamlığı'nca Valilik makamından konu ile ilgili inceleme yapmak üzere müfettiş talep edilmiş ve konu ile ilgili idari soruşturma müfettişlerce yürütülmektedir."


Kaynak: AA ve DHA

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen

tükendi dad kelimelerim artık dokunmasalar da ağlıyorum Murat Kapkıner Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin İçimde yalnız ve yapraksız Bir kavak ağacı büyüyor -Çıplak ve göğe doğru- Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun Bir ağlama duvarı bu. Erdem Bayazıt sesinden tanıdım defterde sesi kalmış göz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım İçimdeki bir yerde kaybolmuş bir çocukluk kubbesi tamamlanmış o türbede yatıyor Hüseyin Alacatlı Çocuklar gibi bağıra çağıra ağlamak isterdim… Çekiniyorum işte olmuyor, Çıkmıyor sesim… İbrahim Kiras belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize Turgut Uyar Yüzyılların tortusundan yaratılmış gibiydi. Yüzüyse her çağa uygun bir yüzdü. İç çekişi ilkel bir gülüm- semeyle kucaklaşırdı, ağlaması çok eski bir şarkıyla. Edip Cansever Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen Dilek Karta...

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

2012 Şiir Yıllığı

29 1764 25.Haz.81 "ankara iç savaşında üç hainin portresi" "Onu nasıl unutabilirim?" "Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim" (1) Number One ..Düş’mek ve “Düşen Kız”.. ..'ya “Aşk mı? Sık sık yaparım ama hiç sözünü etmem.” “Ha yanıp söndü ha yanıp sönmedi bir ateşböceği” “Pişmanlık hikâyenin sonu değil, ortasıdır.” 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 15 MART 1985 İÇİN 17 yaşım çıldırmışdı 1994 Eliyle, Samanyolu'na 3. Cemre 5. Şarkı 94. Sone Abartılar -Abdülhamid düşerken- Abelard ve Heloise Mektuplar Acaba Acı Acı acı bir şarkı Acılı Gecenin Bitiminde Acımadı ki! Acındırma Şiiri Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Acıyor Aç Kollarını Açelya Çiçegi açık açık çağırır aşkını Açık Kalp Ameliyatı ...

Uçarken de ölür mü kuşlar

Elif'e Ölen bir kuş uçuşu unutmamayı öğütledi bana Füruğ Ferruhzad Niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına niye kimseler izin vermez yollarıma kuş konmasına? ’Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna’ bir çocuk demiş.” Nilgün Marmara Dünyada ne kadar kuş varsa Bir fazlası senin soluğunda Ülkü Tamer Geçti artık göğsümde kuş barınmaz anladım Metin Altıok Dön bana ve dinle, Kuşlar uçuşuyor içimde Erdem Beyazıt İsterim ki; Yanmasın kanadın, gökyüzünde süzülsün ve her kitabın yanında dağılsın  hüznün Elif'çe Durgunsa kahvelerin masalarında hava Kuşsuz kalmışsa ağzım gözlerim gülmemekten Dostumdan, gökyüzüne sürmeye kuş isterim Gülten Akın Âh beni vursalar bir kuş yerine! Sezai Karakoç Bu çılgın eğlentinin karşıtı bir yürek hangi kuşun sesinde dinlensin?  Nilgün Marmara Bir kıyısız zamana kanat vuruyor,  Üzer...

Sigara Şiirleri Bercestem

İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar Metin Eloğlu ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. Refik Durbaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Orhan Veli başkalarının yaşadıklarına tütün ve tuz olan kelimeler aşkların telef ettiği kalp susuzluğuna düşen pay kendine kazdığın kar kuyusundan su taşır herkese kısık çeşmeler Murathan Mungan yürek değil çocuklar içimdeki tütün közü yakar yakar ısıtmaz Hamdi Özyurt Eleni’den önce Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım Sabahları, akşamları bilmiyordum daha İlhan Berk acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor her soluktan bir demet, amfi...

Şiir her okumada farklı gösterir kendisini

Şiirin, ağırlıklı olarak elitlerin etkinlik alanında bulunduğu Batı dünyasının aksine hayli uzun dizeleri ezberlemiş okuma yazma bilmeyen İranlılar vardır. İran, şairlerin mezarlarının süslendiği, televizyon kanallarında ezbere okunan şiirlerden başka bir şeyin gösterilmediği bir ülkedir. Büyükannem ne zaman bir şeyden şikâyet etmek istese veya bir şeye beslediği sevgiden bahsetse bunu şiir yoluyla yapardı. İran’ın nispeten sıradan insanları beraberlerinde hayat felsefelerini de taşırlar, bu da şiirdir. İş film yapmaya geldiğinde, teknik noksanlarımızı telafi edecek bir hazinedir bu.  Bir defasında, İran sanatının temelinin şiir olup olmadığını sormuşlardı bana. Ben de bütün sanatların temelinin şiir olduğunu söyledim. Sanat, açığa çıkarmadır, yeni bilgilerin yorumlanmasıdır. Gerçek şiir de benzer şekilde, bizi yüceltir. Her şeyi alaşağı eder ve bizim müzmin, alışılmış ve mekanik rutinlerimizden kaçmamıza yardım eder; bu da keşfe ve ilerlemeye giden ilk adımdır. Aksi durumda, insa...

VAN GOGH'DAN THEO'YA DOSTLUKLA BİTEN MEKTUPLAR

Hayatımızı bir yolculuğa benzetebiliriz; doğduğumuz yerden çok uzaktaki bir sığınağa gideriz. Gençlik yıllarımız bir nehirde yelkenli tekneyle gitmeye benzetilebilir; ama çok geçmeden dalgalar kabarır, rüzgâr sertleşir; neredeyse göz açıp kapayıncaya kadar kendimizi denizde buluruz - ve yürekten Tanrı'ya seslenen yakarış kopar: Koru beni ey Tanrım, zira teknem çok küçük, Senin denizin ise çok büyük. İ nsan yüreği denize çok benzer; fırtınalar barındırır, dalgalar barındırır ve diplerinde inciler de barındırır. Tanrı'yı ve Tanrı yolunda bir hayatı arayan yürek diğerlerinden daha fırtınalı olur. Zebur'da denizdeki bir fırtınanın nasıl tasvir edildiğini görelim; yazan kişi bu tasviri yapmak için fırtınayı yüreğinde hissetmiş olmalıdır. *** Bugün birlikte olmak istiyoruz. Acaba hangisi daha iyi olur, yeniden görüşmenin sevinci mi, yoksa ayrılmanın üzüntüsü mü? Şimdiye kadar sıkça ayrılmış olsak da bu sefer, her iki tarafta da eskisinden daha fazla hüzün vardı ama aynı zamanda...

HIRAETH: VAR OLMUŞ VE ARTIK OLMAYACAK BİR ŞEYE DUYULAN ÖZLEM

Hiraeth, tek bir kelimeye sığmayan bir özlemdir. Galler dilinden gelir; ama haritası yoktur. Bir yere, bir zamana ya da bir kişiye duyulan sıradan hasret değildir bu. Hiraeth, artık var olmayan—belki de hiç var olmamış—bir eve duyulan iç sızısıdır. İnsan bazen çocukluğuna, bazen yarım kalmış bir ihtimale, bazen de sadece “orada bir yer olmalıydı” duygusuna özlem duyar. İşte o boşluğun adıdır hiraeth. Bu kelime, geri dönmenin imkânsızlığını de içinde taşır. Özlenen şeyin kapısı kilitli değildir; kapının kendisi yoktur. O yüzden hiraeth acıtır ama bağırmaz, sessizce içte kalır. Bir şarkının son notasından sonra havada asılı kalan titreşim gibidir: Ses bitmiştir ama yankı hâlâ kalptedir. Hiraeth, aidiyetin gecikmiş hâlidir. İnsan kendini dünyada biraz misafir hissettiğinde ortaya çıkar. “Ben aslında nereye aittim?” sorusunun cevapsızlığında büyür. Belki bu yüzden en çok şairlerin, göç edenlerin, kayıp yaşayanların ve içi sözcüklere sığmayanların diline yakışır. Kısacası hiraeth, hatırl...

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi

Bense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. Ve gelecekteki Bir önseziyi kuruyorum şimdiden. Edip Cansever Yalnızlığa alıştım ama sonsuza dek yabancı kalmak nasıl da yabancı bir acı Ursula K. Le Guin Harap olmuş evimize içiyorum. Hayatımın kederine, O bizim beraber yalnızlığımıza. Sana kaldırıyorum kadehimi: O yalan söyleyen dudaklara, Bize ihanet eden, acımasız gözlere. Ve can yakan gerçeğe: Dünyanın zalim ve kalpsiz oluşuna Tanrı’nın bizi kurtarmayışına. Anna Ahmatova Kalbimde sana yer yok! Çek yalnızlık, elini Kederdir yüreğimin değişmez postnişini Hüsrev Hatemi Sonra insan bir gün Yalnızlığını gösterecek kimseyi bulamıyor. Ah ey zaman ölüleri Var mıydınız, yaşadık mı Şimdi herkes nerede… İnsan bir gün yalnızlığın da dışına düşüyor. Şükrü Erbaş Namusum üzerine yemin ederim Bu şehri bu evleri bu sokakları sevmiyorum Tiksiniyorum bu iğrenç kalabalıktan Yalnızlığı özlüyorum Ümit Yaşar Yalnızlığın da ucuna geldim, sırtımda kederin han...