Ana içeriğe atla

E-kitap pazarı hareketleniyor

Türkiye dijital yayıncılık sektörüne mesafeli duran ülkelerden olsa da bu alanda son dönemlerde ‘yerli’ gelişmeler yaşanıyor. Bağımsız yazarların kendi kitaplarını doğrudan yayınlayabilecekleri bir platform olan Publitory, Can Yayınları’nın e-kitapları basılı kitabın yarısına satışa sunduğunu duyurması ve Calibro adlı ‘yerli’ e-kitap okuma cihazı, sektörü hareketlendirdi.

Türkiye, yayın dünyası dijital yayıncılık ile arasındaki bağı kuvvetlendirmeye başladı. Yeni teknolojiler ve e-kitap platformları sektörü hareketlendirirken, yeni bir okur ve yazar tipi de yükseliyor. Yayın dünyası yerli bir bireysel yayıncılık platformu ile tanıştı: Publitory (www.publitory.com). Kendini “bağımsız yazarların kendi kitaplarını doğrudan yayınlayabilecekleri bir özyayıncılık platformu ve topluluğu” olarak tanımlayan bu yeni mecrada yazar, yayıncılık gömleğini de giyiniyor. Kitabını doğrudan site üzerinde yazıp yayına hazır hale getirebilen bu yeni yazar tipi özellikle Avrupa ve Amerika’da yükselen ve en çok kazanan yazarlar arasında iken yerli malı bir mecra olan Publitory ülkemizdeki bu boşluğu doldurmayı hedefliyor.

Dijital yayıncılık sektöründe e-kitapların satış fiyatı uzun süredir, okuru mutlu edecek bir seyirde ilerlemiyordu. Maliyetinin düşük olmasına rağmen, yayıncıların bu kitapları neden yüksek fiyata sattığı eleştirileri sürekli gündeme gelirken, geçtiğimiz günlerde dijital yayıncılık pazarında önemli bir gelişme yaşanmıştı. “Aynısının Yarısı!” sloganıyla yola çıkan Can Yayınları e-kitapları, basılı kitabın yarı fiyatına satışa sunulmaya başlandı. Yayıncılık dünyasında senelerdir büyük bir tartışma konusu olan ve birçok okurun e-kitaba karşı mesafeli durmasındaki ana etmenlerden biri haline dönüşen bu fiyat süreci Can Yayınları’nın bu yeni kampanyasıyla pazarı daha da hareketlendirecek. Türkiye’deki öteki büyük yayıncıları da tetiklemesi beklenen bu karar, okurun dijital yayıncılığa karşı olan ilgisini artıracak gibi görünüyor.

YAYINCILARIN MAZERETLERİ AZALIYOR

Yayınevlerinin e-kitaba uygulayacakları fiyat politikası tamamen kendilerine has bir yaklaşım. Bu konuda belirlenmiş ortak bir anlayıştan söz etmek mümkün değil. Okurun beklentisini karşılamayan bu yüksek rakamlara karşı yayıncıların da kendilerine göre gerekçeleri var. Uzun süre, ülkedeki pek çok yayıncının dile getirdiği yüksek vergilendirmeler, dijital alanda üretime bir engel olarak sunuluyordu. Fakat, 2013’ün Aralık ayında Bakanlar Kurulu kararına göre, elektronik kitap ve benzeri yayınların elektronik ortamda satışında uygulanacak KDV oranı, 1 Aralık’ta yüzde 18’den 8’e düşürüldü. İndirimle birlikte basılı kitap ile e-kitabın vergi oranı eşitlenmiş oldu. Bu adımla yayıncıların vergi bahanesi bir nebze de olsa ortadan kalktı. Fakat, bu indirimi diğer Avrupa ülkeleriyle kıyasladığımızda çok da büyük bir gelişme olmadığını dile getirmek lazım.

Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi Genel Yayın Yönetmeni Murat Gülsoy, yayıncıların yüksek rakamlarını şifreleme şirketlerine ödenen paraya bağlıyordu, zira e-kitabın kopyalanmasını ve paylaşılmasını engellemek için çok ciddi bir para ödenmekte. Sel Yayıncılık Genel Yayın Yönetmeni İrfan Sancı ise bu anlayışı yayıncının elektronik kitabı basılı kitaba rakip olarak görmesinin neden olduğuna dikkat çekiyordu.

Küresel e-kitap pazarı hızla büyüyerek gelecek vaat ederken, dijital okuma eylemini okurlara sunan ‘yerli’ e-kitap okuyucuları da bu sektörün yeni aktörlerinden. Geçtiğimiz ekim ayında online kitap satış sitesi www.babil.com ile birlikte kurulan ve Libronet bünyesinde faaliyet gösteren Calibro, e-kitap cihazları arasında kendine yer edinmeye çalışıyor. Calibro, Türkiye’de 10 civarında olan e-kitabı,  bu yıl sonunda 50 bine çıkartmayı hedefliyor. Özyayıncılık platformu, Calibro ve Can Yayınları’nın bu indirim atağından sonra dijital yayıncılık pazarının daha da farklı bir döneme girdiğini söyleyebiliriz, zira e-kitabın tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kendine bir yer edinmesi için e-kitaba mesafeli durmayan yayıncılara büyük sorumluluk düşüyor.

Musa İğrek / Zaman Gazetesi

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

BENİMSE GÖZLERİM AKAN SULARDA

ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı  bilirim yollanımı gözetleyedururda  otururken köşesinde yalnızlığın iğreti  yüreğin ezik ezik olmasın anne. sensiz sanadır içimde akşamlar  suskunluğun süren sorgusunda  az biraz morcadır ellerim anne. ak bir yazmadır gece /örter başını  düşmüştür yollara yana yakıla  yürekleri itrek karanlıklara sarkıtılır parmaklar  seherlere düşen ayrılıktır  kuşluklar kıyılardan avuçlanır anne benimse gözlerim akan sulardan. Ahmet Veske Ahmet Veske her yerli şair gibi, beslendiği memelerin hakkını yemeyen biri. Bizim medeniyetimizin temellerinden olan hüzün, burada adı ikide bir ulu orta anılmadan uç veriyor şiirinde: “ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı bilirim yollarımı gözetleye durur da otururken köşesinde yalnızlığın iğreti yüreğin ezik ezik olmasın anne” Anneden uzaklık öyle el değmemiş bir hasret ifadesi değildir. Anne her dokunuşta canımızın beslendiği toprağa...

Babalar ve Yazarlar

Jale Parla, Tanzimat romanından yola çıkarak yazdığı “Babalar ve Oğullar “adlı kitabında, Türk romanının kaynağındaki önemli bir boşluğa vurgu yapar. Tanzimat romanlarındaki kahramanların çoğunun yetimliğine dikkat çeken Parla, bu romanlardaki kahramanların çoğunun yetim olması kadar belirleyici bir unsura değinir. Bu romanların kendisini de birer yetim metin olarak tanımlar Parla. Tanzimat romancıları bir yandan Batı’dan alınan bu yeni edebi türde ürün verirken, bir yandan da Osmanlı’dan kalan eski ahlak ve değerler manzumesini de sürdürmeye çalışırlar. Daha da ilginci, Türk romanının, bir baba-oğul çatışmasından çok, babadan yoksun kalmanın telaşı içinde, bir baba arayışının içine doğduğunu vurgulayacaktır Parla. Nasıl ki, Tanzimat romanındaki “baba arayışı” belirlemesini Jale Parla’ya borçluysak, modern Türk romanındaki “çocuk kalmışlık” imgesini de şüphesiz Nurdan Gürbilek’e borçluyuz. Gürbilek’in “Kötü Çocuk Türk” kitabında yer alan “ ”Azgelişmiş Babalar” başlıklı incelemesi mode...

Hâtim Duası

Rahman ve rahîm Allah'ın adıyla. "Bütün hamdler, övgüler âlemlerin Rabbi Allah'adır. O Rahmandır, Rahîmdir. Din gününün, hesap gününün tek hakimidir. (Haydi, öyleyse deyiniz): 'Yalnız Sana ibadet eder, yalnız Senden medet umarız.' Bizi doğru yola, Sana doğru varan yola ilet. Nimet ve lütfuna mazhar ettiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların ve sapkınlarınkine değil." "Elif, Lâm, Mîm. İşte Kitap! Şüphe yoktur onda. Rehberdir müttakîlere! O müttakîler ki görünmeyen âleme inanırlar. Namazlarını tam dikkatle îfâ ederler. Kendilerine ihsan ettiğimiz nimetlerden de infakta bulunurlar. Hem Sana indirilen kitabı, hem de Senden önce indirilen kitapları tasdik ederler. Âhirete de kesin olarak onlar inanırlar.” "Peygamber, Rabbi tarafından kendisine ne indirildi ise ona iman etti; mü'minler de. Onlardan her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve resûllerine iman etti. 'O’nun resûllerinden hiç birini diğerinden ayırt etmeyiz.' dediler (ve e...

Çekilme

Çocuğum benim, dalsızım, kanatsız hayal rüzgârım İnce içlenmelerle kıvrıla kıvrıla Tenimde düğümlenen duygu çıkmazım. Öpmesi gibi büyük suların engin kıyıları titreyerek Tutkular köpükler içinde İncitmeden tek bir kum taneni sürüklemeden Çekileyim ömrünün ak örtüsü üzerinden Usulcacık, saygılı Derin kuyularına büyük yalnızlığın İzler bırakarak geride yürek çarpıntılarından İyimser, kederli Bir özge zaman arması gibi Andıkça sevgiyle Yalnızca sevgiyle ışıklanan… Yanlış kıyılarda çırpınıyor bu yaşlı deniz Bu ağır suyu bu ince kum kaldıramıyor… Şükrü Erbaş

şano

Kuyruğumda arkadaş ölülerinden bir mahya Alkolik bir babadan ıslaklık Polis korkusundan bir çelenk Askerlik şubelerinden bir son yoklama Boynumda işsizlikten bir kement Oğlumun sorularından bir yanıtsızlık Karımın sabahlarından bir suçlama Annemin hafta sonlarından bir hayırsızlık kaldı... - Bu oyun burada bitti mi amca? - Hayır, yönetmen yeniden başa aldı. Yenilgimin oyuncularını ıslıklıyorum Hücrelerimi haykırıyor: Bir yerde yanıldın sen! Belki de her yerde yanıldım ben Şunun şurasında kaç yıl yaşadım Bağışlayın beni Çünkü bağışlanabilecek pek çok şey yaptım... 1990 Ahmet Erhan

AŞIRI DÜŞÜNMEK

Aşırı düşünme (overthinking) günümüzde çoğumuzun muzdarip olduğu, bizi adeta bir bataklık gibi içine çeken, enerjimizi tüketen ve içsel huzurumuzu bozan, işlevsel olmayan bir eylemdir. Araştırmalarında özellikle kadınların aşırı düşünmeye erkeklerden daha yatkın olduğunu bulan Susan Nolen-Hoeksema “Aşırı Düşünen Kadınlar” adlı kitabında, yıllarca yaptığı bu araştırmalara dayanarak kadınlar özelinde bu eylemi derinlemesine incelemekte ve çözüm yolları sunmaktadır.  1.BÖLÜM: BİR SALGINA DÖNÜŞEN AŞIRI DÜŞÜNME EYLEMİ Aşırı düşünme çoğu zaman bize bir fayda sağlamayan, aksine olumsuz duygu ve düşüncelerin altında ezildiğimiz bir haldir. Bu düşünüp durma hali, problem çözme becerimizi ve motivasyonumuzu olumsuz etkilediği gibi ilişkilerimizin ve ruhsal sağlığımızın bozulmasında da rol oynar. Nitekim kadınların depresyon ve kaygı gibi problemleri yaşama olasılığı erkeklere göre iki kat fazladır ve aşırı düşünme eğiliminin bu durumun nedenlerinden biri olarak gösterilmesi mümkündür. Yaza...

Övülmüş Ahlakı ve Beğenilen Amelleri İsteme Duası

Sahife-i Seccâdiye'den' Yirminci Dua Övülmüş Ahlakı ve Beğenilen Amelleri İsteme Duası Allahım! Muhammed'e ve âline rahmet gönder. İmanımı, imanın en olgun derecelerine ulaştır. Yakinimi, yakinin en faziletli mertebelerine eriştir. Niyetimi, niyetlerin en iyisine; amelimi, amellerin en güzeline yükselt. Allahım! Lütfunla niyetimi kâmil ve halis eyle. Kesin inancımı sabit kıl, kudretinle benden sadır olan kötülükleri islah eyle. Allahım! Muhammed'e ve âline rahmet gönder. Gönlümün meşgul olmasına neden olan önemli işlerime sen kâfi ol. Beni, yarın sorguya çekeceğin işlerle vazifelendir. Zamanımı, beni yapmam için yarattığın şeylerle geçirmemi sağla. Beni senden başkasına muhtaç eyleme. Bana rızkını genişlet. Beni zenginlerin malına mülküne, makamına ve haşmetine özlemle bakanlardan eyleme. Beni aziz eyle. Beni kibre giriftar eyleme. Kendi kulluğunda bana boyun eğdir. İbadetimi kendini beğenmişlik yüzünden heder eyleme. Benim elimle insanları hayra yönelt. Salih ameller...

Kuseyyir Azze’nin Tâiyye Kasidesi

Dostlarım, burası Azze’nin meskeni bağlayın develerinizi  ve bir vakit kaldığı konaklara ağlayın Dokunun bir dem teninin değdiği toprağa Konaklayın, geçirdiği yerde gündüzünü ve gecesini Allah günahlarımızı örter mi diye ümitsizliğe düşmeyin Namazınızı onun kıldığı yerde kıldığınızda Ağlamak nedir bilmezdim Azze'den önce Bilmezdim terk edişine dek, kalbin acılarını İnsaf etmedi; hem kadınlardan kalbimizi soğuttu Hem de ihsanında pek cimri davrandı Kureyş'in kurban kesip, namaz kıldıkları (İlaha) Me'zimân sabahında büyük yeminler etti (Şöyle dedi): "Eşlik etmem sana; hacılar haccettiği Yolcular Feyfâ Âl'de tekbir ve telbiye getirdiği sürece Rukbe tepesinde tekbir getirdikleri ve Zû Gazâl'de hac şiarını eda edip tehlil getirdikleri sürece" Aramızdaki bağı koparmaktı niyeti; adak adayan biri gibi Adağını yerine getirince (görüşmemize) izin verdi Dedim: “Ey Azze, yoktur nefsin alışınca boyun eğmediği bir felaket Ve görülmemiştir insanı aşkta kaplayan coşkunun ...

kurumuş ve ağacından ayrılmış bir yaprak gibi

sana her geldiğimde ölüm hissiyle kurumuş ve ağacından ayrılmış bir yaprak gibi geri veriyorsun hayata beni saçlarımdan ve gözlerimden öperek ayrılığın oğulusun sen ağacın toprakta gördüğüsün seni ben ufalayamam sen ben dağıtamam ben sana hiç kıyamam seni toprak çürütsün ağacın toprakta gördüğüysem bilirim dal ile toprak arasını da Mehmet Can Doğan