Ana içeriğe atla

Hikâye, anlatılandan ibaret değil

Darbe girişimi gecesi, 15 Temmuz’u 16’sına bağlayan gece 11 saat 48 dakika boyunca Twitter’da en gözde başlık (“trend topic”) ne olmuş, biliyor musunuz: “#HulusiAkar”. Genelkurmay Başkanı, #NoCoupInTurkey’i, #DarbeyeHayır’ı falan hep geride bırakmış. (Verilerin gerikalanını merak ederseniz, şurada.)

Yalnız Hulusi Akar, trend topic’liği şüphesiz bütün Türk Silahlı Kuvvetleri adına elde etmiş sayılmalı. Diyeceksiniz ki, 15 Temmuz’dan bu yana memleketin trend topic’i tartışmasız “FETÖ”. Ben de nâçizâne, bu etiketi gözlerimize yapıştırdıklarını, her ağzını açanın bize yalan söylediğini düşünüyorum. İnanmamızı istedikleri hikâye, 15 Temmuz darbe girişiminin, münhasıran ordu içindeki Gülencilerin marifeti olduğu.

Hikâyenin bundan ibaret olmadığından eminim.


Düğündekiler, torunlar vesaire

Genelkurmay Başkanı, İkinci Başkan ve Kara Kuvvetleri Komutanı toplanmışlar, tanklar çıkmasın, uçaklar uçmasın, demişler, Ankara Garnizon Komutanı’nı aramışlar, Hava Kuvvetleri Harekât Başkanı’nı aramışlar, Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanı’nı aramışlar. “Bu şekilde öncelikli tedbirleri aldıktan sonra toplantıları bit[miş]”. Hava Kuvvetleri Komutanı’nı yetkili kimse aramamış! Eşi aramış…

Orgeneral Abidin Ünal, İstanbul’da düğündeydi. MİT’in darbe ihtimalini haber almasından üç buçuk, Genelkurmay’ı haberdar etmesinden bir buçuk-iki saat sonrasına, 19:30 sularına kadar “herhangi bir olumsuzluk ya da olağanüstü bir durum hissetme[miş]”. Herkesin elinde akıllı telefonla yatıp kalktığı bir devirde kimsenin niyeyse tek kare fotoğraf paylaşmadığı düğün sürerken, 21:30’da komutanın eşi arayıp, genelkurmaydaki bir hava korgeneralin gözaltına alındığını bildirmiş, komutan bunun üzerine Ankara’daki vekilini aramış, telefondan jet seslerini duymış, ne olduğunu sormuş, vekili, “valla ben de bilmiyorum” demiş, “ancak şu anda Ankara’nın üzerinde jetler geziyor”. Komutan bunun üzerine, vekili Tümgeneral Cevat Yazgılı’yı, “duruma hemen elkoysun” diye Hava Kuvvetleri Harekât Merkezi’ne göndermiş.

Düğündeki Hava Kuvvetleri Komutanı sonra ne yapmış, kendisinden dinleyelim:

“Ankara Akıncı 4. Üs Komutanlığı’nın komutanı olan Tuğgeneral Hakan Evrim’i telefonla aradım. Uçakların kendisi tarafından uçurup uçurulmadığını sordum. Hakan Evrim bana, ‘Görevi ben verdim, mecburdum’ dedi. Ben de kendisine, ‘Böyle bir mecburiyet yok, havaya uçak kalkmayacağına dair emir size verildi’ dedim. Bana, ‘Durum bildiğiniz gibi değil, benim de canım tehlikede sizin de canınız tehlikede’ dedi. Bu konuşmadan önce ben darbeciler kendisini tehdit etmiştir diye düşünmüştüm, ancak daha sonra bu işin içerisinde kendisinin de olduğunu anladım.”

Akıncı Üssü komutanı, “Yanımdakiler konuşmamızın sonlandırılmasını istiyorlar,” deyip telefonu kapatmış, Orgeneral Ünal daha sonra Evrim’i iki defa daha aramış, ama üs komutanı cevap vermemiş.

“Genelkurmay başkanıyla beraberdim, aynı durumdaydım” diyene kadar bize tantanayla “darbenin bir numarası” diye sunulan eski Hava Kuvvetleri Komutanı Akın Öztürk’e göre, şimdiki -düğündeki- komutan, Orgeneral Ünal, vaziyete hakim olmasını kendisinden istemiş. Öztürk, gidecekken vazgeçtiği düğünün sahibiyle de önce tebrik için, sonra jetler için görüşmüştü: “Akıncı Üssü’nde mutat uçak iniş ve kalkışları oluyordu. Devamlı hareketlilik olduğu için önce bir şey fark etmedim. Düğün sahibi Mehmet Şanver’i aradım, tebrik ettim. Bir süre sonra o da beni tekrar aradı. Uçakların alçak uçuş yaptığını, ne olduğunu sordu. Televizyonda altyazı geçtiğini söyledi. Ben de bu sırada televizyonda gelişmeleri izliyordum.”

Orada ne arıyordu? Kuvvet komutanlığı yapmış havacı orgeneral, “mutat hareketlilik”le o gece olan biteni ayırt edemiyor olabilir mi? Düğündekiler töreni pastayı bırakmış televizyon mu izliyorlardı? Hava Kuvvetleri’nin başındaki generaller jetlerin alçak uçuş yaptığını, telefondan seslerini işitip, geçen altyazıları okuyup mu öğreniyorlardı?

Orgeneral Abidin Ünal’ı dinleyelim, bakalım bunlara cevap bulabilecek miyiz:

“…Orgeneral Akın Öztürk’ü aramayı planladım… Öztürk’ün Akıncı’da torunlarının yanında olduğunu biliyordum. Akın Öztürk’ün damadı Hakan Karakuş’un Akıncı’daki 141. Filo’nun komutanı olduğunu biliyordum. Akın Öztürk’ün telefonuna uzun süre ulaşamadım. Daha sonra Korgeneral Mehmet Şanver’den Akın Öztürk’e ulaşmasını istedim. Mehmet Şanver, Akın Öztürk’e ulaşınca telefonu bana verdi. (…) ‘Ankara’da uçak uçuruyorlar, ne oluyor oralarda, senin emirlerin hilafına darbe mi yapıyorlar?’ diye sordum.”

“Senin emirlerin hilafına darbe mi yapıyorlar?” diye sormuş! Devam edelim:

“…kendisi bana ‘Ben sadece gece uçuşu olduğunu zannediyorum, ben bir araştırayım’ dedi, ben de kendisine, ‘Gece uçuşu değil, Ankara’da alçak uçuşlar olduğunu’ söyledim.”

“Gece uçuşu sandım, bir bakayım,” demiş! Bu esnada son hücresine kadar hareket halindeki bir üste, darbenin karargâhında bulunuyor orgeneral. Torunları orada diye yani.

Hava Kuvvetleri Komutanı’nı dinlemeye devam:

“Bundan sonra Akın Öztürk bana hiçbir şekilde dönüş yapmadı. Yapmaya teşebbüs etmiş ise de, telefon bende olmadığından bana dönmeye teşebbüs edip etmediğini bilemiyorum.”

Ben de … bilemiyorum.

Velhâsıl, Moda Deniz Kulübü’ne helikopterlerle rambolar indi, komutanı alıp götürdü.
Genelkurmay Başkanı, anlatılanlara göre epeyce itilip kakılarak, rütbeleri sökülerek, sonra yeniden takılarak darbenin karargâhı Akıncı Hava Üssü’ne götürülmüştü. Oraya nasıl gittiğini henüz öğrenemediğimiz Tümgeneral Mehmet Dişli, itilip kakılmamış, rütbeleri sökülmemiş, kelepçelenmemiş halde karşısına çıkmış. Dişli’ye bakarsanız, komutanı ikna etsin diye darbeciler onu öne itmişlerdi. Hulusi Akar’a reva gördükleri muamelenin zerresi ona yapılmamıştı. Hulusi Akar darbecilerin helikopteriyle başbakanlığa gelirken de Dişli ona eşlik etti! Darbeye katılsın diye Genelkurmay Başkanını ikna etmeye çalışan darbeci general konumundaydı; neye güvenerek geldi o helikopterle?

Önce Hulusi Akar’ı Fethullah Gülen’le görüştürmeye kalkan darbeci diye sunulan -sonradan bu itham Akıncı Üssü Komutanı Tuğgeneral Hakan Evrim'e çevrildi- Tuğgeneral Mehmet Partigöç de 15 Temmuz akşamı 20:00 sularında “bir gürültü duymuş” ve bahçeye çıkmış. Tatbikat, diyenler, koşuşanlar varmış. Sonra Genelkurmay İkinci Başkanı’nın emir subayı emirler getirmiş, ama tuğgeneral nedense bunları teyit etmek için ikinci başkanı aramaya başlamış. Ona demişler ki: “Şimdi belirsizlik durumu var, kışla dışına çıkarıldı.” O da Genelkurmay Harekât Merkezi’ni aramış, “durumda değişiklik yok, işimize devam ediyoruz” demişler. Devam ettikleri, nasıl bir “iş”miş?

Temel soru, “niye haber verilmedi”dir

Savcı jargonuyla “hayatın olağan akışı”na uymayan, başka şeyleri söylememek için söylendiği belli mantıksız sözlere çok daha fazla örnek verebilirim. Zamanlamalarda, odada kimin bulunduğu-bulunmadığında, oturduk-oturmadık, çay-kahve içtik-içmedik gibi ayrıntılarda çelişen ifade parçalarının dökümünü yapmaya girişebilirim.

Doğrusunu isterseniz giriştim de. Ama çabuk vazgeçtim. Çünkü bu kadar çok yalanın olduğu yerde böyle bir iş anlamsız kaçacaktı.

Vazgeçtim ve başımı derde sokmaya karar verdim. Çünkü hakikat peşindeysek başka çare yok.

Darbe girişimini Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a ne zaman, kim haber verdi?

Erdoğan’ın beyanını esas alırsak, akşam saat 20:00 civarında, eniştesi.

MİT’in bu işten 16:00’da haberi olduğu söyleniyor. Genelkurmay başkanı, 17:00-18:00 arası, diyor. Diyelim 18:00. İki saat MİT, sonraki iki saat de hem MİT hem Genelkurmay, neden cumhurbaşkanını haberdar etmedi?

Bu soru göründüğünden de ağır. Düşünün, Gezi İsyanı çıkmış, memleket ayakta, cumhurbaşkanı Tunus’tan, Türkiye’deki bir haber kanalında geçen altyazıyı görüp telefona sarılıyor. En ufak ayrıntıya karıştığını, her şeye kendi karar vermek istediğini, her şeyden her an haberdar olmak istediğini biliyoruz. Aşırı merkezîleşmiş, yetkinin tek adamda toplandığı bir yönetim tarzı hüküm sürüyor Ankara’da.

Ve MİT Müsteşarı ile Genelkurmay Başkanı, kendisini öldürmeyi, en azından yakalayıp yargılamayı amaçlayan silahlı kalkışmayı böyle bir cumhurbaşkanına bildirmiyorlar!

Peki o ne yapıyor? “Eniştemden haber aldım,” diyor! En azından bunu böyle söylemeyebilir, değil mi? Devlette zaafı ortaya dökmemek için. Özellikle yapıyor. Böyle bir durumda Erdoğan’ın “eniştemden haber aldım”ı bir tek anlama gelir: Bakın ben size ne yapacağım! (En kibar ifadeyi bulmaya çalıştım.) O halde bu işte kasıt arıyor.

MİT ve Genelkurmay’ın başındaki insanların şaibeli tutumuna eklenecekler var: Başbakan Binali Yıldırım’ın uzun uğraşlar sonucu bulup konuşabildiği havacı komutanın darbecilerin jetlerine karşı uçak kaldırmamak için ayak sürüyüşü, yazılı emir isteyişi. Boğaziçi Köprüsü’ndeki abuk sabuk operasyonu daha başlangıç aşamasında bastırmayan, en azından oradaki darbeci birliğin etrafını sarıp etkisiz hale getirmeyen, az ötedeki koca 1. Ordu’nun (hemen oraya sevk edebileceği binlerce askeri var!) sözde ataleti. Bunları nasıl izah edeceğiz? TSK’nın darbe girişiminin hemen ertesinde yaptığı açıklamayı geri çekmesi, Akın Öztürk’ü ve dolayısıyla Hulusi Akar’ı temize çıkaracak şekilde düzenleyip yeniden yayımlaması nedir, basit bir “düzelti” işlemi midir?

Çok konuşuldu, yine de hatırlatacağım: Silahlı Kuvvetler, personelinin “yüzde bir buçuğunun” menfur darbe girişimine karıştığını, ordunun gerikalanının temiz olduğunu iddia etti, biliyorsunuz. Gözaltındaki subaylarının komuta ettiği asker sayısı aşağı yukarı 250 bin olarak hesaplanan bir ordu komuta heyeti söyledi bunu! General-amiral mevcudunun yüzde kırkından fazlası ihraç edilmeden az evvel. Darbecilerin harekete geçirdiği, kullandığı araçlar: 35 uçak, 37 helikopter, 246 tank ve zırhlı araç, 3 gemi! Akim kalacağı pek erken ortaya çıkan teşebbüste henüz harekete geçememişlerin sayılmadığı bir döküm bu.

Peki, ne demeye çalışıyorum?

Edindiğim izlenimi, tahminimi aktarmaya çalışıyorum. Yani şunu: Orduda darbe girişimine katılanlar, Gülenci teşkilattan ibaret değil. Şüpheli konumdakilerin hepsi Gülenci değil. Mağdur gözüken kimileri mağdur değil. Şüpheli gözükmeyenler şüpheli. Birkaç değişik saikle birkaç değişik grup, üst komuta heyetinden kimileri dahil, bu işin içinde. Kalkışıldı, daha ilk aşamada birileri üzerlerine düşenleri yapmadı, belki sattı, belki başka şekilde ayartıldı, ortaya çıkan berbat manzara birilerini daha caydırdı, başarısızlık ihtimali erken bir evrede kesinleşince öfke nöbetleri ve intiharî eylemler ortaya çıktı. Muhtemelen bir aşamadan sonra birilerinin başlıca kaygısı ve uğraşı, başlangıçtaki konumlarını farklı göstermek ve başlangıçtaki tavırlarının izlerini silmek oldu.

Sonra işte, 15 Temmuz gecesi de HulusiAkar trend topic olmuş.

Ümit Kıvanç

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sigara Şiirleri Bercestem

İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar Metin Eloğlu ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. Refik Durbaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Orhan Veli başkalarının yaşadıklarına tütün ve tuz olan kelimeler aşkların telef ettiği kalp susuzluğuna düşen pay kendine kazdığın kar kuyusundan su taşır herkese kısık çeşmeler Murathan Mungan yürek değil çocuklar içimdeki tütün közü yakar yakar ısıtmaz Hamdi Özyurt Eleni’den önce Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım Sabahları, akşamları bilmiyordum daha İlhan Berk acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor her soluktan bir demet, amfi...

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

SEVİNÇLER BİZİMLE GELMEZ

Sevinçler, yaşandıkları günlerin Taşınmazlarıdır, hepsi  Hepsi ardımızda kalır. Kimi sevinçler daha yüksektir  Ne zaman başımızı çevirsek  Eski siyah beyaz bir film gibi titrek, Geçmiş günlerin doruklarında  Bir anıt misali görünür.  Sevaplar, yol arkadaşlarımız  Hayat yolunda yan yana yürürüz  Vicdan azapları başımızın belası,  Çıkış kapısı yolunda bu âlemin  Bizden hızlı yürürler önümüzde;  Ölüm kapısına bizden önce varır,  Alaycı bir bakışla beklerler bizi...  Ne sevinçler, ne kitaplar  Yanımızda sadece  Sevaplarla azaplar. Hüsrev Hatemi 

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

2012 Şiir Yıllığı

29 1764 25.Haz.81 "ankara iç savaşında üç hainin portresi" "Onu nasıl unutabilirim?" "Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim" (1) Number One ..Düş’mek ve “Düşen Kız”.. ..'ya “Aşk mı? Sık sık yaparım ama hiç sözünü etmem.” “Ha yanıp söndü ha yanıp sönmedi bir ateşböceği” “Pişmanlık hikâyenin sonu değil, ortasıdır.” 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 15 MART 1985 İÇİN 17 yaşım çıldırmışdı 1994 Eliyle, Samanyolu'na 3. Cemre 5. Şarkı 94. Sone Abartılar -Abdülhamid düşerken- Abelard ve Heloise Mektuplar Acaba Acı Acı acı bir şarkı Acılı Gecenin Bitiminde Acımadı ki! Acındırma Şiiri Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Acıyor Aç Kollarını Açelya Çiçegi açık açık çağırır aşkını Açık Kalp Ameliyatı ...

DERTLİ YILLAR

I Demiryolu kenarı, o ahşap evde  Oturduk bir süre ve bundan böyle  Hayat uzayıp gidecek gibiydi  Demiryolu misali önümüzde.  Neydi o garın adı, sen girdin...  Kapısına dayanmıştım yağmurda  Sen içeride, terk edilmiş, boş  Korkunç ve ürpertici vitraylı  Paslanmış raylı garda kaldın. Musiki sevkiyle bu gölgelikteyim  Burda biraz vakfe mümkün mü beyim? Güzel de olsa güz hüzünlüdür;  Haydi bu sararmış tomarı sar da,  Beni en dertli yırlarla çağır.  Çünkü çirkâb ve çamur çoğalmıştır. II İnceldi keder, inceldi inceldi...  Geçti iğnesine günlerin  Ve oyasını işledi kalbimize.  Tez silindi tezhibi, laciverdi,  Sevincin, neşenin, bahtın  Bilmem saadeti resmetti mi Abidin Bey, Hayyam! Sen elemin takvimini yapar mısın? III Uzaklaş ama yavaş, bu ne telaş?  Bana bir yaklaşan var sen giderken...  Bana dönük olmalı gözlerin,  Uzaklaş ama yine bana dönük...  En sönük ışık bile fazla artık. Ardımda ...

Sen kalbi kırıkların Rabbisin Yani önce, en çok benim

Terk ettim aklımı, her yerde kalbim vardı! Engin Turgut Kalbim sırrını buldu, manalandı hayatım. Felix Arvers Bu öpüş gül gibi soldurdu kızı. Soldu, günden güne sessiz, soldu! Dediler hep: “Kıza bir hâl oldu!” Tâ içindendi gelen hıçkırığı, Kalbinin vardı derin bir kırığı. Yahya Kemal Kalbime, kalbimi kanıtlamaktan Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum. Aslında ne pişmanım ne de pes ediyorum!.. Sadece beni kaybettikçe seni kaybediyorum. Şu kalp denen, beni bana sorgulatıyor artık Ki seni sorgulamamasını nasıl beklerim?!.. Çisel Onat Parmaklıklar ardına konmalı laleler tehlikeli hayvanlar misali; Açılmışlar bazı dev Afrika kedilerinin ağzı gibi, Ve farkındayım kalbimin: açılır ve kapanır Kızıl goncalar kâsesinin bana duyduğu saf sevgiden. Sylvia Plath duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç dokunmuyorsun bana sen gibi bir şimşek çakıyor tam kalbime düşüyor yıldırımı ben gidiyorum Özdemi...

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi

Bense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. Ve gelecekteki Bir önseziyi kuruyorum şimdiden. Edip Cansever Yalnızlığa alıştım ama sonsuza dek yabancı kalmak nasıl da yabancı bir acı Ursula K. Le Guin Harap olmuş evimize içiyorum. Hayatımın kederine, O bizim beraber yalnızlığımıza. Sana kaldırıyorum kadehimi: O yalan söyleyen dudaklara, Bize ihanet eden, acımasız gözlere. Ve can yakan gerçeğe: Dünyanın zalim ve kalpsiz oluşuna Tanrı’nın bizi kurtarmayışına. Anna Ahmatova Kalbimde sana yer yok! Çek yalnızlık, elini Kederdir yüreğimin değişmez postnişini Hüsrev Hatemi Sonra insan bir gün Yalnızlığını gösterecek kimseyi bulamıyor. Ah ey zaman ölüleri Var mıydınız, yaşadık mı Şimdi herkes nerede… İnsan bir gün yalnızlığın da dışına düşüyor. Şükrü Erbaş Namusum üzerine yemin ederim Bu şehri bu evleri bu sokakları sevmiyorum Tiksiniyorum bu iğrenç kalabalıktan Yalnızlığı özlüyorum Ümit Yaşar Yalnızlığın da ucuna geldim, sırtımda kederin han...

Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen

tükendi dad kelimelerim artık dokunmasalar da ağlıyorum Murat Kapkıner Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin İçimde yalnız ve yapraksız Bir kavak ağacı büyüyor -Çıplak ve göğe doğru- Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun Bir ağlama duvarı bu. Erdem Bayazıt sesinden tanıdım defterde sesi kalmış göz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım İçimdeki bir yerde kaybolmuş bir çocukluk kubbesi tamamlanmış o türbede yatıyor Hüseyin Alacatlı Çocuklar gibi bağıra çağıra ağlamak isterdim… Çekiniyorum işte olmuyor, Çıkmıyor sesim… İbrahim Kiras belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize Turgut Uyar Yüzyılların tortusundan yaratılmış gibiydi. Yüzüyse her çağa uygun bir yüzdü. İç çekişi ilkel bir gülüm- semeyle kucaklaşırdı, ağlaması çok eski bir şarkıyla. Edip Cansever Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen Dilek Karta...

ÇÜNKÜ ER YA DA GEÇ ALIR AŞK ÖCÜNÜ KENDİSİNDEN

199  Yazık! Kadınların aşkı! Sevgili  Ve korkulu bir şey olduğu bilinir ya  Çünkü bu kumara sokarlar varlarını yoklarını  Ve yitirdiklerinde onlara anımsatmaktan başka  Bir işe yaramaz yaşam geçmişin acılarını,  Bir kaplan sıçrayışı gibidir öç almaları da,  Ölümcül, çabuk ve yırtıcıdır, ancak çektikleri işkenceyi  Unutamadıkları için, duyarlar içlerinde, verdikleri cezayı. 200 Haklıdır da kadınlar, çünkü dürüst değildir erkekler  Erkeklere karşı sık sık, kadınlara karşıysa her zaman,  Kadınların değişmez yazgısı hep aldatılmaktır  Ağlayan kalpleri yitirir umudu tanrılaştırdıkları erkekten  Ve sonunda para tutkusu onları satın alır  Bir evlilikte - nedir ki geriye kalan?  Değer bilmez bir koca, vefasız bir sevgili sonra  Dikiş nakış, bakıcılık ve dua ederken biter her şey sonunda. 201 Kimi bir sevgili edinir, kimi içkiye, kimi dine  Vurur kendini, kimi eviyle barkıyla ilgilidir, dağıtır kimi,  Kimi kaçar...