Ana içeriğe atla

BİR GÖMLEĞİN KIRMIZI ÇİÇEĞİ

Ayda'ya 
1964 

Taş çekiyorum omuzumda 
Lâfızlar taşını 
Kafiyeler taşını 
Gurûb vakti ter dökerek geceyi 
Karanlık çukurunda 
Uyandırıyor 
Ve renk katran karası oluyor 
Tabutun körlüğünde 
Ahenk nefessiz kalıyor 
Sessizliğin patlaması korkusuyla 
Ben çalışıyorum 
Ve sözcük taşlarıyla 
Yükseltiyorum 
Sağlam 
Bir duvar 
Şiirimin çatısını üstüne örtmek için 
İçinde oturmak 
İçinde yaşamak için 
Ben böyleyim. 
Ahmağım belki de! 
Kim bilir 
Ben 
Zindanımın taşlarını omuzumda taşıyorum 
Meryem oğlunun haçı taşıdığı gibi 
Sizin gibi değil 
Celladınızın kırbaç sapını yontuyorsunuz 
Kardeşinizin kemiğinden 
Celladınızın kırbacını örüyorsunuz 
Kız kardeşinizin saçından 
Ve bencillerin kırbaç sapına kaş oturtuyorsunuz 
Babalarınızın kırık dişlerinden 

Ve ben kafiyelerin ağır taşlarını omuzumda taşıyorum 
Ve şiir zindanına 
Hapsediyorum kendimi 
Çerçevesinin zindanında 
Hapsolmuş resim gibi

Nice Aptal resim vardır 
Ham insana ait 
Yıllar öncesinin beninden 
Kaybolmuş 
Küçük çocuk bakışım var 
Gözlerinde 
Daha eski bir "ben"i yerine koymuş 
Tebessümünü 
Dudaklarına 
Ve bugün ona bakışım 
Günahlardan 
Pişmanlık gibi 

Benzersiz bir resim 
Onun tebessümünü unutsaydı 
Yanakları incelseydi 
Hayat arayışında 
Alnı çizik çizik olsaydı 
Zamanın kölelik zincirine vurulmuş geçişiyle olurdu "Ben"! 

"Ben" olurdu 
Aynen! 
Ben olurdu. 
Çünkü zindanımın taşlarını 
Omuzumda taşıyorum sessizce 
Ve hapsediyorum ruhumun çabasını 
Sözcüklerin dört duvarı arasında 
Onların sessizliği patlıyor 
Ahenklerin boşluğunda 
Araştırıyor gözlerindeki bakışsızlığı 
Renklerin çölünde 
"Ben" olurdu 
Aynen! 
Ben olurdu; gülümsememi unuttum 
İşte yanağım 
İşte alnım 

Böyleyim ben 
Dilsiz lâfızların hoş ahenkli duvarlarının zindanı 
Böyleyim ben 
Resmimi çerçevesinde hapsettim 
Ve adımı şiirde 
Ve ayağımı kadınımın zincirinde 
Ve yarınımı çocuğumun kendisinde 
Ve gönlümü sizin pençenizde 

Sizinle ortak çabanın pençesinde 
Sizin sıcak kanınızı 
İdam mangasının askerlerine içiriyordu 
Soğuktan titreyen 
Bakışları 
Aptallığın donuk şekli olan askerlere 

Siz 
Kendi "şimdi"nizin mezar odası duvarını yıkma çabasında 
Ve güvenerek yaslanıyorsunuz 
Dirseklere 
Kafatasınızın fildişi mecrasını 
Ve emek penceresinden 
Yarınınızın aydınlık kasrının tad manzarasını 
Çabanızın hamâse ağzında mırıldanıyorsunuz 

Siz.. 
Ve ben... 
Siz ve ben 
Yapılan başkaları değil. 

Hançer 
Onların ciğeri için 
Zindan 
Onların bedeni için 
Zincir 
Onların boynu için 

Ve daha başkaları değil 
Sizin cellat potanızı yakanlar 
Bahçenin odunuyla 
Celladımın ekmeğini pişiriyorlar 
Doğup büyüdüğünüz külde
Yarın ateşli, kanlı toprağa girince 
İndirirsiniz duvardan resmimi 
Evimin duvarından  

Aptalca sırıtan resmi 
Karanlıklarda ve yenilgilerde 
Zincirlerde, ellerde 

Söyleyin ona: 
Benzersiz resim! 
Neden güldün? 
Asın onu 
Bir daha 
Baş aşağı 
Duvara. 

Ve ben öylece gidiyorum 
Sizinle ve sizin için 
Sizin için. 
Çünkü bu şekilde sevdiğinizim. 
Ve geleceğimi geçmişim gibi gidiyorum omuzumda taş 
Sözcükler taşı 
Kafiyeler taşı 
Bir zindan yapıp orada hapis kalmak için 
Sevmek zindanı 
Adamları sevmek 
Ve kadınları 

Kavalları sevmek 
Köpekleri 
Ve çobanları 
Gözü yolda beklemeyi sevmek 
Yağmurun billur parmak darbesini 
Pencere camında 

Fabrikaları sevmek 
Avuçları 
Tüfekleri

Beygir resmini sevmek 
Dişlilerinin yörüngesinde 
Leğen kemiğinin dağlarıyla 
Kırbaç ırmağı 
Ve kızıl suyuyla 
Senin gözyaşını sevmek 
Benim yanağımda 

Ve benim sevincim 
Senin gülümsemende 

Devedikenlerini sevmek 
Isırganları, yabanî kekikleri 
Ve klorofilin yeşil kanını 
Tekmelenmiş yaprak yarasında 

Şehrin ergenliğini sevmek 
Ve aşkını 
Yaz duvarının gölgesini sevmek 
Ve işsiz güçsüz dizleri 
Koltukta 
Sorguçu sevmek 
Onunla avucun tozunu sildiklerinde 
Ve çelik başlık 
İçinde mendil yıkadıklarında 
Çeltik tarlalarını sevmek 
Ayakları ve 
Sülükleri 

Köpeklerin yaşlılığını sevmek 
Ve bakışlarındaki yakarışı 
Ve kasap dükkânlarının tezgâhında 
Tekme yemek 
Ve kemiğin uzak düşmüş sahilinde 
Açlığın verdiği susuzlukla 
Ölmek

Gurûbu sevmek 
Bulutlarının zincifresiyle 
Ve söğüt sokaklarındaki sürü kokusu 

Halı dokuma atölyesini sevmek 
Renklerin suskun mırıltısını 
Düğüm damarlarında yün kanının akışı 
Ve parmağın nazenin canları 
Ayak altında kalan canlar 

Sonbaharı sevmek 
Gökyüzünün kurşunî rengiyle 

Kaldırım kadınlarını sevmek 
Evleri 
Aşkları 
Utançları 

Kinleri sevmek 
Hançerleri 
Ve yarınları 
Gök gürültüsünün boş fıçılarının koşmasını sevmek 
Gökyüzünün taş döşemeli inişinde 

Liman göğünün tuzlu kokusunu sevmek 
Ördeklerin uçuşunu 
Kayık fenerlerini 
Ve dalganın yeşil billurunu 
Gece lambasının gözleriyle 

Hasatı sevmek 
Ve mırıltı sokaklarını 
Başka feryatları sevmek 

Koyun leşlerini sevmek 
Et satan herifin kanarasında 
Müşterisiz kalır etler 
Kokuşur 
Çürür

Balıkların kırmızısını sevmek 
Çinili havuzda 

Aceleyi sevmek 
Ve durup düşünmeyi 
İnsanları sevmek 
Ölürler 
Erirler 
Ruhsuz kuru toprakta 
Deste deste 
Öbek öbek 
Yığın yığın 
Batarlar 
Batarlar ve 
Batarlar 
Sessizliği, mırıltıyı ve feryadı sevmek 

Şiir zindanını sevmek 
Ağır zincirleriyle 
Sözcükler zinciri 
Kafiyeler zinciri 

Ve ben öylece gidiyorum 
Benimle birlikte olan 
Zindanda 
Ayağıma bağlı zincirde 
Gözümle birlikte olan koşuşta 
Fethimle birlikte giden yakînde omuza omuza 
Dünkü duvarda aptalca bir resmin 
Gülümseyiş goncasından 
Bir gömleğin kızıl çiçeğine kadar 
Bir idam çalılığında 
Yarına kadar 

Böyleyim ben 
Kibirli hamâselerin kalesinde oturan 
Vahşi öfke atının gurur dolu toynak darbeleri 
Takdir sokağının taş döşemesinde

Bir esinti kelimesi 
Bir tarihin büyük şarkısının fırtınasında 
Bir mahpus 
Bir kinin zindanında 
Bir yıldırım 
Bir intikamın hançerinde 
Ve bir gömleğin kızıl çiçeği 
Bugünün kölelerinin yarınki yol kenarında 

Eylül 1980

Ahmed Şamlu

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

Beşinci Mevsim

Fırtınalı bir günün sonunda bir dal istedi kadın, tutunmak için dostane Bir mum yaktı adamın biri, elini uzattı beyaz bir gül geldi karşılığında Böylece bir muhabbet başladı gözlerde aylarca devam etti bu dostluk sessizce Bir mum daha yaktı adam yüreğini açacaktı kadına ellerini avuçlarına alıp korkusuzca bakacaktı kadının gözlerine ve birlikte yaslanacaklardı geceye Gözlerinde aşk koynunda ihtirasla düşler! Dedi kısaca Geldim dedi kadın ama yer bulamadım kendime Korkuyla geriledi adam ya bir daha gelmezse, ya onu hepten kaybedersem diye geçirdi aklından bir kez daha erteledi düşlerini her seferinde olduğu gibi Dört mevsim yaşadı kadın çelişkiler içinde son mevsimin son gününde, aklı yenik düştü yüreğine beyaz bir gül ile misafir oldu adamın düşlerine sana geldim götür beni gözlerindeki karanlığın ötesine Dalgındı, fark etmedi adam bozulmasını istemediği bir rüyanın içindeyi kendince Utandı kadın çok utandı çırılçıplak hissetti kendini o an söndürdü mumu beyninde hoşça kal. Dedi adama ...

İnsanlıktan kaçmayan imam!

En son nefret söylemi kurbanı olan Beylikdüzü’nde kafasının arkasından tek kurşunla öldürülen trans arkadaşımızı duyduğumda şöyle bir geriye gittim... Seks işçiliği yaptığım 90’lı yıllarda bir trans cinayeti serisi başlamıştı. Travestiler bazen tornavida ile öldürülüyordu, bazen kurşunla, bazen de polisten kaçarken araba çarpıyordu. Arabalar yardım etmek için duruyordu, trans olduğunu görünce tekrar üstünden geçiyorlardı. Tabii ki aileleri tarafından reddedilen transeksüel bireylerin cenazelerinde de kimse sahiplenmiyor ve almaya gelmiyorlardı. Biz morga gidiyorduk. Bazen yalvarıyorduk, bazen durumumuzu anlatıyorduk. “Ailesi reddetmiş, kimse gelip cenazesini almayacak. Aynı soyadından kimse gelip imza atmayacak bu çok net” diyorduk. Bazı morg görevlileri pozitif ayrımcılık yapıyordu. Cenazeyi biz alıyorduk. Bazen ailelerin de sahip çıktığı oluyordu. Cenazelere hep katılıyorduk. Kimi zaman da belediye gömüyordu. Yine Kulaksız Mezarlığı’nda belediyenin gömeceği bir cenazeye katılmıştık. ...

Ben hergeleyi görmüşümdür

BENDEN DE BİR KALİNİKHTA SANA BALIKÇI 23 Kasım 1906’da Adapazarı’nda dünyaya geldi. İstanbul'da 11 Mayıs 1954’te sirozdan yaşamını yitirdi. İlköğrenimini Adapazarı Rehber-i Terakki Mektebi'nde yaptı. İki yıl Adapazarı İdadisi'nde öğrenim gördü. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra ailesi İstanbul'a yerleşince İstanbul Sultanisi'ne girdi. Onuncu sınıfta bir öğretmene yapılan şaka yüzünden sınıfı dağıtılınca Bursa Erkek Lisesi’ne geçti, 1928'de mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde bir süre eğitim gördü. 1931 yılında ekonomi öğrenimi için gittiği İsviçre'den kısa süre sonra ayrılıp Fransa'nın Grenoble kentine geçti ve orada üç sene yaşadı. Sonraki yıllarda, Grenoble Üniversitesi'ne de devam ettiği şehirde, aslında başıboş gezerek edebî şahsiyetini bulmaya çalıştığını açıkladı. Modern Türk hikâyeciliğinin öncülerinden olan Sait Faik, getirdiği yeniliklerle “kökü kendisinde olan” bir yazar olarak kabul edilir. Klasik öykü tekniğini y...

Gelecek Yıl İlkbahar Yokmuş

Yüzünü bir kedi tırmalayacak ona deli deme sakın Sonra trenin önüne bir oğlan atlayacak Zayıf, uzun bacaklı, çetrefil, kendine kahraman Raylarda kırmızı şarap şişeleri patlamışçasına Bu gece yağmur yağacak ona dur deme sakın Su yaramazdır, toprağın yorgunluğundan ne anlayacak İçini sürüklediğin bu korkunç mermi yuvasında En büyük dansa kalkmaya hazır ağır dallarınla Ninnilerle değil, vedalarla uyut kendini Dışarıdaki cemre sana düşmez uyma hayata Bu gece herkesin hafızası silinecek itinayla Buna kader deme sakın Zaten üç beş kişiyiz gürültümüz tuhaflığımızdan Sevişsek içkiler bitiyor sandık Ağlaşsak hüzünler harfiyen sıradan Hangimiz hainiz hangimiz hırpalandık Hangimiz kuvvetli yalnızlıklarıyla böyle olağan Sonra trenin önüne bir oğlan atlayacak Zayıf, uzun bacaklı, çetrefil, kendine kahraman Bu gece kökler yeryüzüne yürüyecek neden deme sakın Acı arsızdır, bedenin direncinden ne anlayacak küçük iskender

Bence Malumdur

dikenin kalbime battığı bir sonbahar günüdür sen elini bulutların içinde gezdirirsin bulutlar senin gözlerinin üstünde yürürler içini kurtlar kemirir bence malumdur buğulanmış camların arkasında masmavi yüzün senin ateşler içinde olduğun bence malumdur ellerin muhakkak çocuk elleridir hep kimsenin bilmediği türküler düşünürsün onlar neden daima okul türküleridir süleymancıktan bahseder kara toprakta açık yeşil bir yıldız gibi akıp giden süleymancıktan ve karınca yuvalarından bahseder ışıksız kömürsüz karınca yuvalarından gökyüzünde kızıl bir hilalin kaydığını görürsün sen ansızın gökyüzünde görünürsün gözlerinin rengi bence malumdur elinde değildir akşam serinliğinde üşüsün eylül'den itibaren geceler hazindir uzundur sokaklar yorulur uykuya varıp gelirler sokakların üstüne bulutlar gelirler bulutların üstüne yıldızların gözleri gelir bir yıldız bir yıldızın ardınca gider yıldızların kayboldukları yer bence malumdur  karanlıkta bir şeyler kopar dağılır...

Aşk gibidir şiir

Aşk gibidir şiir de: Söyleriz, söyleriz, çok şeyler söyledik gibi gelir bize, bir de bakarız ki bir şey söyleyememişiz, hep çevre de dolaşmış da öze değememişiz. Nurullah Ataç

MUTLULUĞUN TABİRLE İNŞASI

Bir padişah rüyasında bütün dişlerinin döküldüğünü görmüş. Sabah olunca bunu yorumlatmak üzere müneccimbaşını çağırtmış. Rüyayı dikkatle dinleyen müneccimbaşı üzülerek " Sultanım, bu rüya bütün sevdiklerinizin ölümünü göreceğinize işarettir ." demiş. Bu uğursuz yoruma öfkelenen padişah, müneccimbaşını görevinden azletmiş. Bunun üzerine huzura müneccimbaşının yardımcısı getirilmiş. Padişah, ona da aynı rüyayı anlatmış ve " Peki, sen ne diyorsun bu işe ?" diye sormuş. Genç yardımcı ise -biraz da çekinerek- " Efendim, bu rüya sizin, bütün sevdiklerinizden daha uzun yaşayacağınızı müjdelemektedir ." diye cevap vermiş ve yaptığı bu yorum sebebiyle ödüllendirilmiş. Kıssadaki her iki yorum da aslında aynı anlama gelmektedir. Ancak kelime seçimi ve üslup, sonucu tamamer değiştirmiştir: İlk yorum karamsarlık doğururken ikincisi umut ve güzellik aşılamıştır. Hayattaki olayların çoğu böyle iki türlü de yorumlanmaya müsait olarak kapımızı çalar. Kötüye de iyiye de yor...

Erteleme

Öbür gün, evet, yalnızca öbür gün... Yarın öbür günü düşünmeye başlayacağım, Belki her şey olup bitecek; ama bugün değil... Hayır, bugün değil; bugün yapamam. Öznel nesnelliğimin şaşırtıcı inadı, Gerçek yaşamımın uykusu, araya girmesi, Sezinlemesi, bitimsiz bezginlik- Bütün dünyam bir tramvaya yetişme çabası- Öyle bir ruh o... Yalnızca öbür gün... Bugün hazırlanmak istiyorum... Hazırlanmak istiyorum kendi yarınım için, öbür günü düşünmek için... Sonucu belirleyecek olan bu. Halihazırda planlarım var, ama hayır, bugün planlama yok... Yarın plan yapma günüdür. Yarın dünyayı fethetmeye masama oturacağım; Ama ancak öbür gün fethedeceğim dünyayı... Ağladığımı hissediyorum, Apansız ağladığımı hissediyorum, derinden içime doğru... Bugün ne olup bittiğini bilmeyin, bu bir giz, söyleyemem. Yalnızca öbür gün... Çocukken her hafta Pazar günü sirki beni eğlendirirdi. Bugün bütün eğlencem çocukluğumdaki tüm hafta süren Pazar günü sirki... Öbür gün, bambaşka biri olacağım, Yaşamım zaferle taçlanaca...