Ana içeriğe atla

Little Gidding

Karakışta bahar kendine özgü mevsimdir
Günbatımında donuklaşsa da sonsuzdur,
Zamanda asılı, kutupla dönence arasında.
Kısa gün ışıl ışıl olunca, ayaz ve ateşle,
İvecen güneş buzu tutuşturur gölcük ve hendeklerde,
Sıcaklığın yüreği olan rüzgihsız ayazda,
Yansıtarak suyumsu bir aynada
Bir ışıltıyı, körlüktür bu öğle saatinde.
Ve parıltı, daha yoğun çalı ve maltız alevinden,
Uyandırır suskun ruhu: yel değil yortu ateşi
Yılın karanlık zamanında.
Erimeyle donma arasında
Ruhun öz suyu titrer. Ne toprak kokusu vardır
Ne de yaşayan şeylerin kokusu. Bahar zamanıdır bu
Ama zamanın sözerdiği değil. Şimdi çit
Bir saatliğine ağarır geçici çiçekleriyle
Karın, daha beklenmedik bir çiçek
Yaz çiçeğinden, ne tomurarak ne de solarak,
Yani kuşak düzeninde değil.
Nerededir yaz, düşlenemeyen
Sıfır derece yaz?

…………………Buradan gelseydin,
Sapman beklenen yola saparak,
Gelmen beklenen yerden gelerek,
Buradan gelseydin Mayısta, görürdün çitleri
Gene bembeyaz, Mayısta, kösnül tatlılığıyla.
Gene aynı olacaktı yolculuğun sonunda,
Umarsız bir kral gibi gece gelseydin,
Neden geldiğini bilmeyerek gündüz gelseydin,
Gene aynı olacaktı, bozuk yoldan ayrılıp da
Domuz ahırı ardından sapınca iç sıkıcı yapıya
Ve mezar taşına. Niye geldim diye ne düşündüysen
Yalnız kabuğudur, kapçığıdır anlamın
Ki amaç yalnız o amaca ulaşılınca anlaşılır,
O da ulaşılırsa. İsterse hiç amacın olmasın
Ya da tasarladığın son’un ötesindedir amaç,
Ulaşılınca değiştirilir. Öyle yerler vardır ki
Dünyanın da ucudur, bazıları deniz mağaralarında,
Ya da karanlık bir gölde, bir çöl ya da bir kentte¬
Ama en yakını budur, yer ve zaman bakımından,
Şimdi ve İngiltere’de.


…………………Buradan gelseydin,
Saparak istediğin yola, başlayarak istediğin yerden,
İstediğin zamanda ya da istediğin mevsimde,
Hep aynı olacaktı: Savmak zorunda kalacaktın
Duygu ve düşünceyi. Burada gerekmez doğrulaman,
Eğitmen kendini, ya da merak gidermen
Ya da haber yayman. Diz çökmen gerekir burada,
Yakarışın geçerli olduğu yerde. Ve yakarış başkadır
Bir sözcükler dizisinden, bilinçli uğraşıdır
Yakaran kafanın, ya da mırıltısı yakaran sesin.
Ve ölüler neyi söylemediyse hiç, yaşarken,
Anlatabilirler sana, ölüyken: Haberleşir
Ölüler ateş diliyle, değil yaşayanların diliyle.
Burada, zamansız an’ın kesişme yeri
İngiltere’dir, başka yer değil. Hiç ve hep.


II
Yaşlı bir adamın yenindeki kül
Yanan güllerden kalan külün tümüdür.
Havada asılı kalan tozlar
Öykünün bittiği yeri gösterir.
Tozun solunmadığı yer bir evdi-
Bir duvar, bir lambri ve fare.
Umut ve umarsızlığın ölümü,
………Bu, ölümüdür havanın.

Taşkın ve kuraklık vardır
Gözlerde ve ağızlarda,
Ölü su ve ölü kum
Birbiriyle aşık atmada.
Kavrulup yarılmış toprak
Şaşkın bakar hiçliğine cakanın,
Güler ama neşesiz.
…………Bu, ölümüdür toprağın.

Suyla ateş yerini aldı
Kentin, otlağın ve yoz otların.
Su ile ateş alaya alır
Kurbanı ki yadsımıştık.
Su ile ateş çürütecektir
Bozuk temelini, unuttuğumuz
Mihrap ile koro yerinin.
………Bu, ölümüdür suyla ateşin.

O belirsiz saatte sabah olmadan
………Upuzun gecenin sonuna doğru
………Sonsuzun tekrarlanan sonunda
Bir kara güvercin, dili titreyerek
………Dalınca yuvaya dönüş ufkunun altına

………Ölü yapraklar teneke gibi takırdarken
Asfalt üzerinde, başka ses yokken hiç,
………Dumanlar yükselen üç bölge arasında
………Birine rastladım, yürüyordu, aylak ve ivecen,
Sanki sürükleniyordu metal yapraklar gibi
………Kentin tanyeli önünde, karşı koymadan.
………Ve ben yeğlemişken başım önde yürümeyi,
Bu, irdelemeyi gösterir ki onunla meydan okuruz
………Alaca karanlıkta ilk rastlanan yabancıya,
………Birden gözüme ilişti birkaç ölü öğretmen,
Onları tanırdım, unutmuşum, şöyle böyle hatırladım,
………Tek tek hepsini; derin yüz çizgileriyle
………Tanıdık ve bileşik bir hayaletin gözleri,
Hem içten, hem de kimliği belirsiz.
………Onun’çin ikili bir rol üstlenip seslendim
………Ve duydum birisinin sesini: ‘Ne! Sen burada ha?’
Olmadığımız halde. Ben gene aynıydım,
………Ama kendimin bir başkası olduğunu bilerek¬
………Ve o, yeni oluşan bir yüz; ancak sözler yetti
Öncelik verdikleri tanınmayı zorunlu kılmaya.
………Ve böylece, her günkü yelin önünde,
………Çekişmeyecek kadar birbirine yabancı,
Uyum içinde bu kesişme zamanında
………Bir yerde buluşamamanın, ne önce, ne sonra,
………Adımladık kaldırımları bir ölü yürüyüş koluyla.
Dedim: ‘Duyduğum şaşkınlığa düşmek kolaydır,
………Ama kolaylık nedenidir şaşkınlığın. Onun’çin konuş:
………Kavramayabilir, hatırlamayabilirim.’
Dedi: İstekli değilim tekrarlamaya
………Düşüncelerimle kuramlarımı, unuttuğun.
………Bir işe yaradı onlar: Bırak yarasınlar.
Seninkiler de öyle, ve yakar, bağışlansınlar
………Başkalarınca, nasıl yakarıyorsam sana bağışla diye
………Kötüyü ve iyiyi. Son mevsimin meyvesi yendi
Ve tam doyan hayvan tekmeleyecektir boş helkeyi
………Çünkü bıldırın sözleri bıldırın dilindedir
………Ve gel-yılın sözleri bir başka ses bekler.
Ama yolculuk şimdi hiç engel çıkarmadığından
………Ruhlara, yatıştırılmamış ve yabancı,
………İki dünya arasında, birbirine çok benzer,
Ve sözler bulurum, söylemeyi hiç düşünmediğim,
………Caddelerde, bir daha gezinmeyi hiç düşünmediğim,
………Uzak bir kıyıda bıraktığım zaman gövdemi.
İlgimizi çeken konuşmadır ve konuşma bizi
………Oymakların ağzını arıtmaya zorladığından
………Ve aklı uzgörüye yönelttiğinden,
Bırak açıklayayım yaşlılığa saklanan yetenekleri
………Taçlandırmak için hayat boyu süren çabaları.
………Önce, ölen duyuların soğukça sürtünmesi
Kendinden geçmeksizin, hiçbir şey sözermeden
………Gölge meyvenin acımsı tatsızlığından başka,
………Gövde ve ruh başlarken birbirinden ayrılmaya.
Sonra, bilinçli hadımlığı öfkenin
………İnsanın aptallığına, ve yırtılışı
………Kahkahanın, eğlenmeyi durduran şeye.
Ve en son, tekrarlamanın burucu acısı
………Ne yapmış ve ne olmuşsan; utancı
………Sonradan açıklanan güdülerin, ve kavramak
Ne varsa kötü yapılan, hem de başkalarının zararına,
………Ki erdemlerin deneyimi sanırdın eskiden.
………Evet, soytarının onaması yaralar ve onur lekelenir.
Sabrı tükenen ruh günahtan günaha
………İlerler, bağışlanmadıkça o arıtan ateşce,
………Orada ölçülü davranmalısın, bir dansör gibi.
Gün ağarıyordu. Çirkinleşen caddede
………Ayrıldı benden, bir tür vedalaşmayla,
………Ve gözden yitti borular öterken.


III
Üç durum vardır ki çok kez benzer görünürler
Ama bambaşkadırlar, aynı çitte gelişseler de:
Bağlılık kendine, şeylere ve kişilere; kopukluk
Kendinden, şeylerden, kişilerden ve aralarında büyüyerek, kayıtsızlık,
Ölüm nasıl benzerse hayata benzer öbürlerine,
İki hayat arasında olarak - çiçeklenmeden, arasında
Canlı ve ölü ısırganların. Anıların kullanımıdır bu:
Kurtuluş için - aşkın azlığı değil de aşkın
İstekten öte gelişmesi ve böylece kurtuluş
Geçmişten de gelecekten de. Böylece bir vatan aşkı
Kendi eylem ortamımıza bağlılık halinde başlar
Ve sonunda o eylemi pek önemsiz bulur,
Hiç de önemsiz değilken. Tarih kölelik olabilir,
Tarih özgürlük olabilir. Şimdi yok oluyorlar, bak,
Yüzler ve yerler, onları elbette seven benlikleriyle,
Üne kavuşmak, yücelmek için, bir başka düzende.
Günah gereklidir, ama
Hepsi iyi olacak, ve
Her türlü şey iyi olacak. Gene düşünürsem bu yeri,
Ve insanları, çoğu övgüye değmez,
Değil yakın hısımları ya da iyiliği,
Ama kendine özgü bazı dâhileri,
Hepsi etkilenmiş sıradan bir dâhiden,
Bölündükleri bir çekişmede birleşmişler;
Düşünürsem bir kralı gün batarken,
Üç adamla nicelerini, darağacında,
Ve bazılarını ki ölüp unutuldular
Başka yerlerde, burada, ülke dışında,
Ve birisini ki ölürken kör ve sessizdi,
Ne diye övüp onurlandırmalıyız
Bu ölü insanları ölenlerden daha çok?
Çanları geçmişe doğru çalmak değildir bu,
Ne de bir büyüdür
Hayalini çağırmak için bir Gülün.
Eski hizipleşmeleri canlandıramayız
Eski politikaları yenileyemeyiz
Ya da antik bir davulu izleyemeyiz.
Bu insanlar, ve onlara karşı çıkanlar
Ve onların karşı çıktıkları
Onaylarlar sessizlik anayasasını
Ve toplanırlar tek bir partide.
Talihlilerden ne kaldıysa bizlere
Biz almışızdır yenilenlerden
Bırakmak zorunda olduklarını - bir simge:
Bir simge, ölümde yetkinleştirilen.
Ve hepsi iyi olacak, ve
Her türlü şey iyi olacak
Arıtılmasıyla güdülerin
Bizim yakarma yerimizde.


IV
Dalışa geçen kumru havayı yarar
Akkor halindeki dehşetin aleviyle,
Ve o alevin dilleridir ilân eden
Tek kurtuluşu günah ve yanlılıktan.
Tek umut, yoksa, tek umutsuzluk

………Ceset için odun seçmededir, seçmede-
………Kurtarılmak için ateşten ateşle.

Kim buldu öyleyse üzgüyü? Aşk.
Aşk pek tanınmamış bir Ad’dır
O ellerin ardında, hep örüp durur
Dayanılmaz alevden gömleği,
Onu da insan gücü çıkaramaz.
Biz yalnız yaşarız, ah ederiz işte
Tüketilerek ya ateşle ya da ateşle.


V
Başlangıç dediğimiz çoğunlukla son’dur
Ve sona erdirmek başlangıç yapmaktır.
Son, yola çıktığımız yerdir. Ve her cümlecik
Ve cümle ki doğrudur (yani her sözcük yerindedir,
Ötekileri tamamlamak için yerini alır,
Sözcük, ne çekingen, ne de gösterişçi,
Eskilerle yeniler arasında kolay bir ilişki,
Halkın sözcüğü doğru, kabalaşmaksızın,
Resmi sözcük kesin, fakat bilgiççe değil,
Çiftlerin hepsi birlikte dans ederek)
Her cümlecik ve her cümle bir son ve başlangıçtır,
Her şiir bir yazıt. Ve herhangi bir eylem
Bir adımdır idam kütüğüne, ateşe, denizin gırtlağına
Ya da okunamayan bir taşa: ve bu, çıkış yerimizdir.
Biz ölürüz ölenlerle:
Bak, ayrılıyorlar, ve biz onlarla gidiyoruz.
Biz doğarız ölülerle:
Bak, dönüyorlar, ve bizi de getiriyorlar.
Gülün zamanıyla porsukağacının zamanı
Eşit sürelerdir. Tarihi olmayan halk
Kurtarılamaz zamandan, çünkü tarih bir düzenidir
Zamansız anların. Öyleyse, ışıklar zayıflarken
Bir öğleden sonra kışın, sessiz bir tapınakta
Tarih şimdidir ve İngiltere’dir.

……Resmiyle bu Aşkın ve sesiyle bu Çağrının

……Geri kalmayacağız araştırmaktan
Ve bütün araştırmalarımızın sonu
Yola çıktığımız yere varmak
Ve orayı ilk kez tanımak olacaktır.
Bilinmeyenler içinde, hatırlanan kapı

Ki toprağın sonu bıraktı bulunsun diye,
Bir yerdir ki başlangıç idi;
En uzun nehrin kaynağında,
Sesi, gizlenmiş çavlanların
Ve elma ağacındaki çocukların
Bilinmez, çünkü aranmamıştır
Ama duyulmuştur, yarı duyulmuş, denizin
Durağanlığında iki dalga arası.
Hemen şimdi, buraya, şimdi, hep
Bütünüyle bir yalınlık hali
(Her şeyden ucuza patlamayan)
Ve hepsi iyi olacak ve
Her türlü şey iyi olacak
Alevin dilleri bükülünce
Taçlanmış ateş yığınının içine
Ve tek varlık olunca ateşle gül.


T.S. Eliot
Çeviri: Suphi Aytimur 
Çorak Ülke-Dört Kuartet / Adam Yayınları

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

Babalar ve Yazarlar

Jale Parla, Tanzimat romanından yola çıkarak yazdığı “Babalar ve Oğullar “adlı kitabında, Türk romanının kaynağındaki önemli bir boşluğa vurgu yapar. Tanzimat romanlarındaki kahramanların çoğunun yetimliğine dikkat çeken Parla, bu romanlardaki kahramanların çoğunun yetim olması kadar belirleyici bir unsura değinir. Bu romanların kendisini de birer yetim metin olarak tanımlar Parla. Tanzimat romancıları bir yandan Batı’dan alınan bu yeni edebi türde ürün verirken, bir yandan da Osmanlı’dan kalan eski ahlak ve değerler manzumesini de sürdürmeye çalışırlar. Daha da ilginci, Türk romanının, bir baba-oğul çatışmasından çok, babadan yoksun kalmanın telaşı içinde, bir baba arayışının içine doğduğunu vurgulayacaktır Parla. Nasıl ki, Tanzimat romanındaki “baba arayışı” belirlemesini Jale Parla’ya borçluysak, modern Türk romanındaki “çocuk kalmışlık” imgesini de şüphesiz Nurdan Gürbilek’e borçluyuz. Gürbilek’in “Kötü Çocuk Türk” kitabında yer alan “ ”Azgelişmiş Babalar” başlıklı incelemesi mode...

Hâtim Duası

Rahman ve rahîm Allah'ın adıyla. "Bütün hamdler, övgüler âlemlerin Rabbi Allah'adır. O Rahmandır, Rahîmdir. Din gününün, hesap gününün tek hakimidir. (Haydi, öyleyse deyiniz): 'Yalnız Sana ibadet eder, yalnız Senden medet umarız.' Bizi doğru yola, Sana doğru varan yola ilet. Nimet ve lütfuna mazhar ettiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların ve sapkınlarınkine değil." "Elif, Lâm, Mîm. İşte Kitap! Şüphe yoktur onda. Rehberdir müttakîlere! O müttakîler ki görünmeyen âleme inanırlar. Namazlarını tam dikkatle îfâ ederler. Kendilerine ihsan ettiğimiz nimetlerden de infakta bulunurlar. Hem Sana indirilen kitabı, hem de Senden önce indirilen kitapları tasdik ederler. Âhirete de kesin olarak onlar inanırlar.” "Peygamber, Rabbi tarafından kendisine ne indirildi ise ona iman etti; mü'minler de. Onlardan her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve resûllerine iman etti. 'O’nun resûllerinden hiç birini diğerinden ayırt etmeyiz.' dediler (ve e...

Çekilme

Çocuğum benim, dalsızım, kanatsız hayal rüzgârım İnce içlenmelerle kıvrıla kıvrıla Tenimde düğümlenen duygu çıkmazım. Öpmesi gibi büyük suların engin kıyıları titreyerek Tutkular köpükler içinde İncitmeden tek bir kum taneni sürüklemeden Çekileyim ömrünün ak örtüsü üzerinden Usulcacık, saygılı Derin kuyularına büyük yalnızlığın İzler bırakarak geride yürek çarpıntılarından İyimser, kederli Bir özge zaman arması gibi Andıkça sevgiyle Yalnızca sevgiyle ışıklanan… Yanlış kıyılarda çırpınıyor bu yaşlı deniz Bu ağır suyu bu ince kum kaldıramıyor… Şükrü Erbaş

BENİMSE GÖZLERİM AKAN SULARDA

ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı  bilirim yollanımı gözetleyedururda  otururken köşesinde yalnızlığın iğreti  yüreğin ezik ezik olmasın anne. sensiz sanadır içimde akşamlar  suskunluğun süren sorgusunda  az biraz morcadır ellerim anne. ak bir yazmadır gece /örter başını  düşmüştür yollara yana yakıla  yürekleri itrek karanlıklara sarkıtılır parmaklar  seherlere düşen ayrılıktır  kuşluklar kıyılardan avuçlanır anne benimse gözlerim akan sulardan. Ahmet Veske Ahmet Veske her yerli şair gibi, beslendiği memelerin hakkını yemeyen biri. Bizim medeniyetimizin temellerinden olan hüzün, burada adı ikide bir ulu orta anılmadan uç veriyor şiirinde: “ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı bilirim yollarımı gözetleye durur da otururken köşesinde yalnızlığın iğreti yüreğin ezik ezik olmasın anne” Anneden uzaklık öyle el değmemiş bir hasret ifadesi değildir. Anne her dokunuşta canımızın beslendiği toprağa...

Övülmüş Ahlakı ve Beğenilen Amelleri İsteme Duası

Sahife-i Seccâdiye'den' Yirminci Dua Övülmüş Ahlakı ve Beğenilen Amelleri İsteme Duası Allahım! Muhammed'e ve âline rahmet gönder. İmanımı, imanın en olgun derecelerine ulaştır. Yakinimi, yakinin en faziletli mertebelerine eriştir. Niyetimi, niyetlerin en iyisine; amelimi, amellerin en güzeline yükselt. Allahım! Lütfunla niyetimi kâmil ve halis eyle. Kesin inancımı sabit kıl, kudretinle benden sadır olan kötülükleri islah eyle. Allahım! Muhammed'e ve âline rahmet gönder. Gönlümün meşgul olmasına neden olan önemli işlerime sen kâfi ol. Beni, yarın sorguya çekeceğin işlerle vazifelendir. Zamanımı, beni yapmam için yarattığın şeylerle geçirmemi sağla. Beni senden başkasına muhtaç eyleme. Bana rızkını genişlet. Beni zenginlerin malına mülküne, makamına ve haşmetine özlemle bakanlardan eyleme. Beni aziz eyle. Beni kibre giriftar eyleme. Kendi kulluğunda bana boyun eğdir. İbadetimi kendini beğenmişlik yüzünden heder eyleme. Benim elimle insanları hayra yönelt. Salih ameller...

şano

Kuyruğumda arkadaş ölülerinden bir mahya Alkolik bir babadan ıslaklık Polis korkusundan bir çelenk Askerlik şubelerinden bir son yoklama Boynumda işsizlikten bir kement Oğlumun sorularından bir yanıtsızlık Karımın sabahlarından bir suçlama Annemin hafta sonlarından bir hayırsızlık kaldı... - Bu oyun burada bitti mi amca? - Hayır, yönetmen yeniden başa aldı. Yenilgimin oyuncularını ıslıklıyorum Hücrelerimi haykırıyor: Bir yerde yanıldın sen! Belki de her yerde yanıldım ben Şunun şurasında kaç yıl yaşadım Bağışlayın beni Çünkü bağışlanabilecek pek çok şey yaptım... 1990 Ahmet Erhan

Francesco Petrarca UZAKTA OLSA DA, UYKUDA AVUTURDU BENİ

249 Qual paura o quando mi torna a mente Nasıl korku duyarım anımsadığımda o günü, kederli ve kaygılı bıraktığım kadınımı ve yüreğimi onunla! Gene de başka şey yok böyle arzuyla düşündüğüm ve böyle sık. Yeniden görürüm onu kibirsizce dururken güzel kadınlar arasında, bir gül gibi daha değersiz çiçekler arasında, ne neşeli, ne üzgün, çekinen, ama başka dert duymayan biri gibi. Bir yana bırakımıştı her zamanki süslerini, incilerini, taçlarını ve neşeli giysisini, ve gülüşünü, şarkısını ve tatlı zarif sözlerini. Böyle bıraktım hayatımı orada kuşku içinde; şimdi kederli alametler, düşler ve kara düşünceler saldırıyor üzerime, ne olur Allahım yalan olsun hepsi! 250 Solea lontana in sonno consolarme Uzakta olsa da, uykuda avuturdu beni o tatlı melek görünüşüyle kadınım, şimdi korkutup üzüyor beni, ne elemden, ne korkudan sakınabiliyorum kendimi; çünkü sık sık çehresinde görür gibiyim gerçek merhamete karışmış ağır elemi, ve işitir gibiyim şeyleri...

GÖREN SANIR Kİ SAFĀDAN SEMĀ'-I RĀH EDERİM

MÜSEDDES I 'Aceb mi baht-ı siyahım-çün āh u' vāh ederim  Anıñ şikayetini yāre dād-hāh ederim  Hücum-ı hasreti gör bense gah gah ederim  Gehi ġarik-i tahayyür gehi şināh ederim "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rāh ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" II Benim firākıñ ile dil-şikest olan 'āşık  Hāyal-i hüsnün ile büt-perest olan 'aşıķ Mişāl-i secde düşüp hāke pest olan 'aşıķ  Fenā-yı aşk ile bi-pā vü dest olan 'aşıķ "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rah ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" III Firāz-ı 'arşa çıkar āh vāhımız her şeb  Nedir bu 'alem-i firķatde çekdigim yā Rab Bu muydu hilķatimizden bizim 'aceb matleb  Göñül gezer ser-i kūyunda muzțarib kāleb  "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rāh ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" IV Firāķı canıma geçdi o şūh-ı gül-bedenin  Figānım ile pür oldu derūnu meykedeniñ Ķarārı kalmadı hayfā dil-i elem-zedeniñ  Ne özge çillesi var [hecr...

kurumuş ve ağacından ayrılmış bir yaprak gibi

sana her geldiğimde ölüm hissiyle kurumuş ve ağacından ayrılmış bir yaprak gibi geri veriyorsun hayata beni saçlarımdan ve gözlerimden öperek ayrılığın oğulusun sen ağacın toprakta gördüğüsün seni ben ufalayamam sen ben dağıtamam ben sana hiç kıyamam seni toprak çürütsün ağacın toprakta gördüğüysem bilirim dal ile toprak arasını da Mehmet Can Doğan