Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Herkes bu meydana bir zafer için gelir; ben ise sade sana yenilmek için geldim.

Koruluğun başbaşa, düşünceli ve dilsiz ağaçlan arasında her zaman bir kız dolaşır. Yeni sürmüş bir dal gibi incecik vücudunu vakit vakit buraya atan, bilinmez hangi yürek dağıdır. Rüzgârlı havalarda kendi gönlü gibi karmakarışık olan ağaçlar, durgun geceler bir meşveret fısıltısı ile, sanki onunla içten içe konuşurlar. ** Kızcağız gene bilmez ki, bu ele avuca gelmez kuşlar gibi, kelimelerin, sözlerin zincirine bağlanmış hisler de, onları böylece tutup yakaladığımız zaman bize küser, gücenir ve bütün kudretlerini kaybederler. İşte bu yüzden o, vakit vakit yakalamak istediği kuşlar gibi, ele dile gelmeyen hislerini de tutup bir kâğıdın üstüne sıralayarak, gece penceresinin altına gelen sevgilisine uzatır. Lâkin kız, gönlü boşluğunda uçuşup öterken o kadar ateşli o kadar canlı olan duygularını bir kâğıda bağladığı zaman asla beğenmez. Onlar, içini yakan ateşin yananda buz gibi soğuk, cansız ve ifadesizdir. Kız, yazdıklarını okuyup beğenmedikçe dertlenir, üzülür amma gene de bunları ...

Bekleme Hattı

I. Neden gücenmiyorum beni sevmeyenlere Benim de bazı şairleri sevmem yıllar aldı. biliyorum, insan bazen yıllar sonra tanır bazı akrabalarını biliyorum, sevmek için yitmemi bekliyor bazıları gözlerini kaçırıyorlar şiirlerimden uzağımda duruyor yakınlıkları Yollarına çıkmam sanıyorlar, bir gün Kendileriyle karşılaşmaya gittikleri bir kavşakta bekliyor yaprağını dökmemiş kelimelerim elinden tutmak için zamanla birbirine benzeyen yalnızlıkları Nasıl herkes hayatında bir büyük gün beklerse, şairler de başkalarının  gününe bağlar ömür düğümlerini boşinan, karaumut, belki, yoksa şairler de şiirler de ölüp giderler II. ne zaman konur saklı vaatlerle içini gülümseyen kitabın adı kitabın adı kitabın adı kitabın Bir ada sebep yapılır bazı büyüler Anlamı tenhada duran yalınlıkta gizlenirken Kitaba adını veren şiir Gün gelir almasını da bilir. III. Opak doku, kapalı çıplaklık gözle görülmez som sanatın yasaları birbirine benzemeyen ketum kurallarla işle...

Çiçek kokan ağzı

yel ile koşuda birinci seçilmiş rüzgâr böyle dedi deniz kıyısındaki nar ağacı denizden konuşuyoruz gölgesinde koya giren uykulu denizden gül ile koşuda sonuncu olmuş sümbül böyle dedi terastaki gecesefası gülüyoruz, bir kuş sesi bize katılıyor bir kırlangıç çok alçaktan uçuyor dedim ki nar ağacına, gecesefasına güzeldir nisan yağmuru üstümüze başımıza yağınca, sığırcıkların ansızın inişi gibi ovaya güzeldir bir sevgilinin çiçek kokan ağzı yağmurda eğilirken yalın toprağa Ahmet Ada

Ölüm ve papatyalar

kim biliyordu papatyaları çok sevdiğimi? bi dolu papatya getirdiler hastanedeki odama taşıdılar göğü, kırı, ırmakları serçe sürülerini böylece iyilik, hep odur mavi aydınlığı denizin, duraksar düşünürüm bir salyangozun ömrünü bile kimselerin umurunda olmasa da ölünce papatyaları göremem, ah o kavakları, o kavakları hep onlardır acımı dindiren yuvarlanan yıldızlar, takımyıldızı odamdadır geldi, geldi işte yokluyor Pars ah papatyalar, papatyalar Ahmet Ada

Ölüm

yavaş yavaş yaklaşıyorum ölüme Pars, apartman boşluklarında, ara sokaklarda bekliyor beni paslı orağıyla, sessizce götürecek ben yoksulu Pars, usulca götürecek ben yoksulu, fitili kısık lambaya dönecek gözlerim, kavaklara bakacağım, hiçbir şey gelmeyecek elimden, aşmaktan başka eşiği bir ağaç altı mı olur, deniz kıyısı mı, bir odada tüy gibi uykuda mı, kim bilir ne zaman gelecek dağınık masamın başına? Ahmet Ada

Berfo Ana'nın Ağıdı

Başımı taşların üzerine koydum... Komşular: ‘Yapma Berfo kuşlar senin gözünü çıkarır’ dedi. Kapıyı bacayı açık bıraktım... Evladım gelir dedim. Senin oğlun kaçtı, diyorlar. Oğlum nereye kaçabilir? Ben oturup kime derdimi anlatacağım ana can? Yüzüğün benim parmağımda Cemil can. Yüzüğünü parmağıma taktım. Gözlerini, ellerini ayaklarını bağladılar, yolunu mu şaşırdın da gelemedin? Ben öldüm... ama senin için dirildim. Kenan Evren senin için tekrar dirildim. Cemil can annen seni aramaya geldi. Şayet ölmüşse kemiklerini istiyorum! Çocuğumun mezarını istiyorum. Berfo Kırbayır

Berfo Ana

gece uzun sürüyor Berfo Ana kapıyı açık tut, yüreğini derelerin fısıltılarına aç bugün tasanda değişen bir şey yok “ey oğul, gücün mü tükendi cellâtların elinde, nereye savurdular kemiklerini?” gece uzun sürüyor yarın cumartesi İçerenköy’den Galatasaray Meydanı’na hava soğuk, şubatın mavi rengi Cumartesi Anneleri’nin yüzünde “ey oğul, ölürsem kemiklerin bulunmadan gömmeyin beni de” ah Berfo Ana, ölçtün ve tarttın bedeninde adaleti, boş, yeğin. geçemediler, geçemeyecekler direncini böylesine bağlayıcı yüksek ateşin Ahmet Ada

Esrik Gemi

Çığırtkan Kızılderililer çarmıha germiş, Çakmış kanlı direklere yedekçilerimi, Kendimi özgür ırmaklara kapıp koyvermiş Gidiyorum sular alıp götürüyor beni. Ne İngiliz pamuğu, ne de Felemenk unu Ne tayfa patırtısı, ne başka derdim kaldı, Bitirdi yedekçiler ahret yolculuğunu, Özlediğim yerlere yelkenlerim açıldı. Geçen kış, öfke ile çalkalanırken sular, Çocuk beyinlerinden daha dilsiz, sağır, ben Öyle koştum durdum ki, uğradığım adalar Yıldılar şamatadan, görkemli gürültüden. Sabah, uyanışımı fırtınalar kutsadı, Mantar gibi, on gece dalgalarda oynadım, Ölüm kervanı sular beni durduramadı, Fenerlerin budala gözlerine bakmadım. Çocuklar nasıl hazla elmayı ısırırsa Öyle iştahla doldu çam tekneme yeşil su, Üstüm başım, dümen, kanca, gemide, ne varsa Baştan başa kusmuk ve mavi şarap tortusu. Sütbeyazım, yıldızlar akıyor her yanımdan, Denizin Şiirinde yumduğum günden beri. Kemirdiğim yeşil maviliğin solgun, hayran Boşluğuna bazen dalgın bir ölü inerdi. Orada mavil...

Susuzluk Güldürüsü

I BÜYÜKLER Senin dedelerin, nineleriniz, Büyükleriniz! Soğuk terler tenimizi Örtmüş ay'la, yeşillikle... Yamandı sert şarabımız! Yalan dolansız güneşte Ne gerekir bize? içmek. BEN. - Barbar ırmaklarda göçmek. Dedelerin, nineleriniz      Çiftçileriz Sorgunların dibinde su: Islak şatonun yöresinde Kazılmış hendeklerdeki Akıntıyı bir seyreyle. İnelim mahzenlerimize Elma şarabı var, süt var. BEN.-İnekler ile su içmek. Dedeleriniz, nineleriniz;    Buyruğunda içecekler Buyruğunda tüm dolaplar, Enfes çaylar, kahveler var ibriklerde titriyorlar. - Bak, ikonalar, çiçekler, Mezarlıktan yeni döndük. BEN.-Tüm kovalan tüketmek. II TİN Su Perileri, ölümsüz, İncecik suyu bölünüz. Venüs, göğün bacısı, coştur Annmış dalgayı, koştur. Yahudileri Norveç'in, Bana karlan söyleyin. Siz, eski dost sürgünler, siz Denizlerden söz ediniz. BEN.- Paydos bu saf içeceklere Paydos su çiçeklerine; Ne destanlar, ne insanlar Kandırır susuzluğ...

Bensiz Olacak Her Şey

Bu akşam ölebilirim, rüzgar, güneş, sağanak, Kalbimi, kemiklerimi etti mi tarumar, Her şey bitti demektir; ne rüya, ne uyanmak! Aralarında olamayacağım yıldızlar? Şu uzak dünyaların her tarafında, yer yer, Ruha kasvet veren ıssız yolların yolcusu, Bizim gibi düşünür kardeş beşeriyetler; Ellerini uzatan her gece bize doğru. Evet, her yerde kardeşler; bizim gibi yalnız! Onlar bize işaret ederler geceleri , Hüzünlerinden! Ah hiç kavuşamayacak mıyız ? Mihnette birbirimizi avuturduk gayri. Yaklaşacak birbirine bir gün seyyaraler, Bu muhakkak, sökecek belki evrensel şafak, O zaman! Meczupların türküsü bunu söyler; Allah'a karşı bir kardeş çığlığı olacak. Heyhat o günlerden evvel, rüzgar, güneş, sağanak, Kalbimi, kemiklerimi etmiştir tarümar. Bensiz olacak her şey! Ne rüya, ne uyanmak! Ah aralarında olamadığım yıldızlar. Charles Baudelaire Çeviri: Cahit Sıtkı Tarancı