Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Canım Ben Andan Buna

Canım ben andan buna, ezeli eşip geldim, Aşkı kılavuz tutup, o yola düşüp geldim. Değilim kal ü kıylde ya yetmiş iki dilde.. Yâd yok bana bu ilde orda bilişip geldim Geçtip hodbin elinden, el çektim dükelinden. Bu ikilik belinden, birliğe bitip geldim. Dört kişidir yoldaşım, vefadardır razdaşım. Üç ile hoştur başım, birine buşup geldim. O dördün birisi can, biri din, biri iman. Biri nefsimdir düşman, yolda savaşıp geldim. Bir kılı kırk yardılar, birin yol gösterdiler. Bu mülke gönderdiler, o yola düşüp geldim. Aşk şarabından içtim, on sekiz ırmak geçtim. Denizler bendin deştim, ummandan taşıp geldim. Ben andan geldim bunda, yine varırım anda. Ben ana varasımı, anda danışıp geldim. Azrail ne kişidir, kasdedesi canıma. Ben emanet ıssıla, anda bitrişip geldim. Şimdi Yunus'a ne gam, âşık melamet bednam. Küfrüm imana şol dem, anda değişip geldim. Yunus Emre

Sone CXLIR

Aşık olduğu yer ve zaman aklına geldiğinde gençleştiğini duyumsar. Anımsadığımda o yer ve zamanı, aklımı yitirmiştim o yer ve zamanda, ve Aşk'ın attığı düğümü, bağlamıştı beni sımsıkıya, öyle ki acılar tatlı ve ağlamak bir oyun gibi geliyordu bana. Kükürt ve samandandır bedenim tümüyle, yüreğim bir kor ateş, o içtenlikli sözcükler kulağımın dibinde, içimi yakan; öyle ki keyif alır, ve onunla yaşarım, bir başka şey umurumda değil. O Güneş'tir yalnızca gözlerimde ışıldar; titrek ışıklarıyla daha, ısıtır beni o günden bu yana, akşamlarımda, tıpkı bir zamanlar olduğu gibi; Ve beni aydınlatır ta uzaklardan ve beni yakar, ve anılarım her zaman taze ve sağlam, işaret eder bana sürekli o düğümün atıldığı yeri ve zamanı. Francesco Petrarca

Reddedilen Kitap: “Fusus ül-Hikem”

İslam bilgini ve düşünürü Muhyiddin İbnü'l-Arabî’nin, Fusus ül-Hikem adlı kitabı gizemli kitapların içerisinde yer alıyor. Arabi, Allah’ı ve peygamberleri anlatan bu kitabının, Hz. Muhammed tarafından yazdırıldığını belirtiyor. Araştırmacı ve yorumcu Şevket Pekel, Fusus ül-Hikem’i inceledi. İslam bilginlerinin en önemlilerinden biri olan Muhiddin Arabi’nin asıl adı, Ebu-bekir Muhyiddin Bin Ali’dir. İslami felsefeye alışılmışın dışında bir yorum getiren Muhiddin Arabi, 1165 yılında İspanya’nın Murciya kentinde doğdu. O dönemde, Murciya önemli kültür merkezlerinden biriydi. Muhyiddin İbnü'l-Arabî, ilk eğitimini burada aldı. Hocaları tarafından üstün öğrenci olarak nitelendirildiği için, eğitimini geliştirmesi amacıyla Endülüs’teki Kurtuba kentine gönderildi. Babası ile beraber Kurtuba’ya gelen Arabi, ünlü İslam düşünürü İbni Rüşd’ün talebesi oldu. İbni Rüşd’ün bilgilerinden çok yararlanan Muhyiddin İbnü'l-Arabî, bu ünlü bilgini derinlemesine etkiledi ve kısa bir zaman s...

Gılgamış Destanı

Ey Sedir Ormanı'na kadar Endiku'nun yürüdüğü yollar! Ağlayın ona gündüz ve gece Ağlayın ona, ey Yaşlılar Ağıllı Uruk'u geniş sokaklarında! Ağlayın ona Peşimizden gelen, bizi selamlayan kalabalıklar! Ağlayın ona Dağların dar geçitleri Onunla birlikte aşmıştık sizleri! Ağla ona, ey memleket Sanki anasıymış gibi! Gılgamış Destanı / Ölmek İstemeyen Büyük İnsan Jean Bottero Çeviri: Orhan Suda

Ölümcül Şiirler

“Dünya üzerinde en güçlü silah, ateşlenmiş insan ruhudur.” Sözlerin canı var sanki. Söyleyen dudakların; duygularını, özellikle de öfkelerini paylaşırlar. Öfke dile gelir, sürekli söylenir durur. Zıttın, bir başka kendin varmış da ona, o öfke anını daima canlı tutmak istercesine tekrarlar sevimsiz cümleyi. Senin gibi herif olmaz olsun! Bir kez söylenmez bir söz, kulaklarda çınlar durur havada asılı kalmış bir çıngırak gibi. Bilir bunu bütün kadınlar; şikâyetçilerdir bir hayat boyu çınlayan kelimelerden ve yine de söylerler ölümsüz sözleri. Firavun’un beyninde dolaşan sinek gibi çıldırtana kadar uçuşur kelimeler, ama bilmezler incitici söz söyleyişin bir anlık öfkeyle ağızdan çıkıştan ibaret olmadığını. Yayınevinden çıktım. İstiklâl Caddesi’nde yürüyorum, kabalıktan kaçarken kalabalığa yakalanıyorum. İnsanlar, sapandan fırlayan taşlar, mancınıktan uçan kayalar gibi gergin, uçuşuyorlar. Biliyordum. Yayınevinden gelen telefondaki sesin tonundan, davetin soğukluğundan anlamıştım dos...

Panayır

Saatlerin yağmaladığı taze ömrüm, Saklandığı şapkaya küskündür tavşan Elimde değil diyorum, bu yaşamaktır Söz alıp ayağa kalktığımda dağılıyor meydan Dünya dedikleri bin damada gelin Saçını evde boyamış kadınlar gibi öfkeli Eskiyor günden güne acımak da Kâğıt parayı cebe hızla atıyor dilenci Başını dayayıp gökyüzüne hatırlattın: İzlemek uçan kuşu keyiflidir uçmaktan Ürkme diye tüm cıvıltılar avucumda saklıdır Farkın kalmamış artık, tövbe tutmayan avcıdan Babasına benzediğinde yaşlanır erkekler Artık yapamıyorum dedin, gözlerini benden aldır Gülümseyen bir fotoğrafınız olmalı, ölmeden önce Tüm umutsuz adamlar tebessümüyle anılır Gökhan Ergür Üzüntüden / Profil Kitap / 2016

Emin Değilim

Birlik ve beraberliğimize, İhtiyaç duymadığın şu günlerde Bir çocuk kaçar evinden öfkesiyle Dolanmış boynuna ırmak asmış kendini Saçılmış yere esvabı, utangaç ve kirli Tesadüfen girdiğin o turist fotoğrafında Asılıp kalmışsın yıllarca İngiliz bir duvara Kadraj gülümsetirken herkesi Kar yağmış ve mutsuzsun, Sultanahmet meydanında Annemde kalmış ayrılırken, yüzümün velayeti Patlatıp şişeyi üzerime yürüdüğün hani Çiçekler topladım sana Türkiye kadar Babalar maaş günü Bedir’den döner Yer sofraları kuruldu asansörsüz binalara Uzun geçer günler dönüş yolunda Kaybetmenin türküsünü iyiler söyler Her sabah uyandığın aynı kötü rüyadır Kaç kurtar kendini benden Güzel günlerimizi ben oyalarım. Gökhan Ergür

Artık bize sadece ağlamak düşüyor yaşadığımız sürece

Babam! Ey Rabb’inin davetine icabet eden babam! Ey Mekanı Firdevs Cenneti olan babam! Ey Cebrail’in ölüm haberini getirdiği babam!” Ey Rabbine kendisinden daha yakını bulunmayan babam! Ey makamı Findevs cennetinde olan babam! Ey Rabbin davetine icabet eden babam! Ey vefatı bize Cebrail’ce haber verilen babam! *** Gökyüzünün ufukları tozlandı. Güneş dürülüp ışığını kaybetti. Gecesi gündüzü karanlıklara gömüldü. Peygamberden sonra, yeryüzü ona duyduğu teessürden ve şiddetli ıstıraptan dolayı bir kum yığını haline geldi. Varsın ona Doğunun ve Batının şehirleri ağlasın! Mudarlar ve bütün Yemen kabileleri ona ağlasın! Ona yüce dağlar, ovalar, örtülü Beytullah ve rükünler de ağlasın! Ey peygamberler hâtemi olan (babam!) Furkan’ı indiren sana getirdi salâtü selam! Ah keşke, keşke ölüm senden önce bize uğrasaydı Bizi bırakıp gidişinden sonra, sana kavuşmamıza engel olan Nice perdeler girdi aramıza, onca genişliğine rağmen Artık şehirler bana dar geliyor, iki torunun da...

Gelmedin

Sana direndimdi, boşunaymış Ey dünde yiten, ey gömdüğüm tütün, Seni anlamakmış, boşunaymış Sendin kitapların sezmediği bilim. Seni bildiydim yalınlığında gençliğin Ey aşk, ey şaraplardan geçişim, Boşunaydı aramam seni okullarda Sendin boşuna açılmamış yara. Seni kıtaller, seni bayraklar Seni gümüş atlardan yıkan sevişim, Boşunaydı beklemem seni, gelmedin Bir sonbahardın ve kesik bileklerin. Seni unutmak içindi boşuna Geceler, filmler, metafizika Bir yaprak, canıma çizik atarak aşağılara Düştü boşuna, düşecektim aslında. Ahmet Murat İtibar Dergisi / Temmuz 2017

“Ey Allah’ın Elçisi, helak oldum”

“Biz bir defa Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem’in huzurunda otururken bir adam geldi ve “Ey Allah’ın Elçisi, helak oldum”   diye halinden yakındı. Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem “Seni helak eden nedir?” dedi. O kimse,  “ Ramazanda oruçlu iken eşime yaklaştım”  dedi. Bunun üzerine Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem , “Bir köle azat edebilir misin?” buyurdu. Adam “Hayır” dedi. “İki ay ara vermeden oruç tutabilir misin?” sorusuna  “Hayır” dedi. Hz. Peygamber salla’llâhu aleyhi ve sellem, “O halde, altmış yoksulu doyurabilir misin?” dedi. “Buna da güç yetiremem Ya  Rasûlu’llâh!” karşılığını verdi. Bu arada Hz. Peygamber’e içerisinde hurma dolu büyük bir sepet getirildi. Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem “o mesele soran nerede?” buyurdu. O zat,  “Benim” (diyerek ayağa kalktı). Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem “Al bunu tasadduk et.” buyurdu. O kişi “Benden daha ...