Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Veda

Tükendi ömrümün çoğu gidiyor Cahil ömrüm geldi geçti yel gibi Sevdiğim uzaktan seyir ediyor Beni görüp bakınıyor el gibi Geçti günler, yıllar, ömürse doldu Giden gitti bilmem geri ne kaldı Ömrümün baharı sarardı soldu Yandı kaldı garip bağrım çöl gibi Veren, geri almak için gözlüyor Her an her saniye beni izliyor Garip bağrım için için sızlıyor Sazımda inleyen sırma tel gibi Uzun yoldan gelmiş gibi yorgunum Ne kimseye küskün ne de dargınım Bir ahu gözlüye candan vurgunum Garip gönlüm kapısında kul gibi Neşet Ertaş

Oktu ve saplanmıştı

18. Oktu ve saplanmıştı Bu yeterli demiştim içimden Oku bir bendim gören saplıyken Sırf bu yüzden saplandığı yere boşverdim Görmüşlüğüm sadaka takırdayan bir oku değildi elbet Değildi bu havada asılı bir ok Zenon'a nazire Ne de Cengizvari bir oktu tehditkâr yayda gergin Gördümse haber aldığım bir yerden savrularak Haber beklediğim yere saplanan oku gördüm. Okun dedikodusuyla meşgul edilmek kimisini mest etti Kimisi homurdandı alamadı kendini tartışmaktan İleri geri İddia makamı gibi duran evet efendimciler Hep bir ağızdan olacağı buydu Diyorlardı ki ok yerini buldu ellerine sağlık Ellerinde biz saplasaydık buraya saplamazdık Tezinin serzenişli dilekçesiyle gezenler Davaya müdahil kabul edilmişlerdi ama Şehrin taş basaklı merdivenlerle çevrili meydanında Kimin oturtulacağı merak konusu olan Sanık sandalyesi inanın bomboştu Ben şehrin dışına kaçmıştım Benim gıyabımda görülüyordu dava Marifetin hasının bende kabul edildiği Bir mevsimdeydik galiba Benimse gö...

Bir kitap size on beş yaşınızdayken söylediği şeyi elli yaşınızdayken de söyler

Bir kitap size on beş yaşınızdayken söylediği şeyi elli yaşınızdayken de söyler ama söylediği o zaman öyle farklı gelir ki yepyeni bir kitap okuyormuşsunuz gibi gelir. Ursula Kroeber Le Guin

Bu dünyada insana en çok azap veren şey

Bu dünyada insana en çok azap veren şey, meşrebine uymayan kimse ile berâber olmaktır. Muzaffer Ozak Efendi

Bağışlanma

Görevler arasında geçiyor zaman dümende ya da kovayla su boşaltma nöbetinde olmadığımda biraz dinleniyorum, sonsuzluk usulca doluyor içime nefesimle birlikte. Sessizce dikkat kesiliyorum şeylere. Özünü çözmüş, bağışlanmış şeylere. Böyle sürüp gitse keşke hayat. Ama gemi aşırı yüklü ve tehlike her an her yerde bu yüzden uyumalıyım her uyuyabildiğimde. Ursula K. Le Guin Çeviri: Gökçenur Ç.

Bilinmeyen Kıta

Güneyde, mercanlarla çevrelenmiş, büyük kuru topraklardan geçiyoruz. Halkları hakkında tek bildiğimiz birbirimizin dilini bilmediğimiz ve tehlikeli şey bilgisizlik. Karaya çıkmaya cesaret edemiyoruz, sadece su bulmak için kıyıdan en uzak adalara uğruyoruz. Yalnızlığa alıştım ama sonsuza dek yabancı kalmak nasıl da yabancı bir acı Ursula K. Le Guin

Arzu ve Korku

Ölüme hazır olmak benim arzum    sadece aklımın ölümüne değil, yorgun kalbimin, incelen kemiklerimin de. Asıl korkum hep daha fazlasını isteyen bedenim,    boğuşacak alevlerle bırakmayacak beni çıkayım    zaten açık duran kapıdan. Ursula K. Le Guin Çeviri: Gökçenur Ç.

Bir Gece Şah'eser İmparatoru, Fuzuli Bir Delikanlılık Yaptı İse Ben Bunu Yazdım

                                                              Arkadaş'a beni bir pazar gecesi siyanürle vurun! gölgemi bir vapurun saadetine vermişken, zeki müren’den hicaz makamı şarkılar dinlediniz ama dönüp arkama bakabilmeliyim kaç kişisiniz nerden gelmişsiniz neler giymişsiniz elimde bir demet letafet çiçeği de, tavanı kırmızı, duvarları beyaz badanalı bir odada bir arada bir ara olmalıyız, hatırladınız bıçak sapı gibi gülümsememe de izin vermelisiniz – babam bana küstü, döv onu babaanne çıngıraklı yılanlar almıştın hani bana yaşgünümde – gerdanımda genç kızların çılgın tortusu ve soğuk su, oramda buramda buram buram ilk aşk kokusu, işte ben trenleri biraz da bu yüzden severim ne çok severim bilemezsiniz beni bir pazar gecesi siyanürle vurun! palyaço makyajı yapmış olayım, gülün önce amuda da kalkayım, telde ...

Burada, hayat zindanında / Sen’den uzak, tutsağım

Bir tanık anlatıyor: Hallac’ın Bağdat pazarında şöyle bağırdığını duydum: Ey Müslümanlar, yardım edin bana! O, ne ruhumla yakın bir ilişki kurmama izin veriyor, ne de ruhumu alıyor ki, kurtulup huzura kavuşayım. Bu benim katlanamayacağım bir cilve. Sonra okudu: Ulu Tanrım! Varlığımın bütünüyle Sen’in aşkına sarıldım. Sen perdeleri kaldırdın ta ki Sen’i ruhumda sandım Kalbimi Sen’den gayrı her şeyden çekip aldım Her şey bana yabancı, hiçbir şey göremiyorum Sen’in bana gösterdiklerinin dışında Burada, hayat zindanında Sen’den uzak, tutsağım Çek al beni bu zindandan Tanrım, Sana kavuşayım İbrahim ibn Fatîk anlatıyor: Bir gece Hallac’ın yanına gittim. Namaz kılıyordu; Bakara suresini okumaya başlamıştı. Sonra kaç rekât namaz kıldı bilmiyorum, beklerken uykuya dalmışım . Uyandığım da, Fussilet suresini (41. Sure) okuyordu. O zaman anladım ki, Kur’an’ı hatmetmek istiyor. Kur’an’ın bütününü bir rekâtta okudu. İkinci rekâtta daha fazlasını. Namazını bitirdikten sonra ba...

Dikkat et, su ıslatmasın seni!

Elleri bağlı denize attı ve seslendi: Dikkat et, su ıslatmasın seni! Hallac-ı Mansur