Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Fragmanlar

Fragmanlar II (Ayrılık) Gidip geliyorum evimin kapısına,  boşuna diliyorum yağmur ve firtına,  geçmesin istiyorum o kadın eşiği, çıkmasın dışarıya.  Oysa rüzgâr uğulduyor ormanda,  şimşek dolaşıyor çakarak bulutlar arasında,  şafak sökmeden önce. Ey sevgili bulutlar, gök, yer ve ağaçlar  gidiyor sevgilim: Acıyın bana, âşıklar  için merhamet varsa bu dünyada.  Ey fırtına uyan; yarışın ey bulutlar;  gömün beni altüst olmuş Doğa'ya; güneş  başka toprakları gün ışığına boğuncaya kadar. Gök yeniden masmavi; sustu rüzgârın sesi;  kesildi her kesimde yaprak, dal hışırtısı; yakıyor  gözyaşına boğulmuş gözlerimi acımasız güneş. Fragmanlar IlII  (Taş Kesilmiş Kadın)  Söndü gün ışığı batıda,  ateş altında değil evlerin bacaları,  havlamıyor artık köpekler, insanlar suskun.  Döndü yüzünü genç kadın aşk çağrılarına,  buldu kendisini bir çölün ortasında;  daha mutluydu, daha alımlıydı başkalarından da....

Bir sürgün yeridir şiir…

Yok senin kendi hayatın. Benim ölümümdür sadece senin hayatın. Ne yaşarsın ne de ölürsün bu yüzden… Hiçbir kadın tutmaz seni göğsüne. Hiçbir kadın paylaşmaz seninle gecenin tutkusunu… Yok hiçbir çocuğun yanına gelip: Seni seviyorum diyecek… * İyi bir dost ol, Ey ölüm!… * Teşekkür ederim sana, ey hayat. İnanma bana eğer dönersem ya da dönmezsem. Ne yaşıyordum ne de ölüydüm. * Yoruldun mu benden, dost? Neden terk ettin beni? * Hiçbir şey kalıcı değildir sonsuza dek. Doğmanın zamanı var Ölmenin zamanı, Konuşmanın zamanı var Susmanın zamanı… * “Ben ve Kadınım, sonsuza dek” Böyle başlar aşk. Fakat bitirir kendini sıkıntılı bir elveda ile “Ben ve O kadın” * Gel dostça ve içten olalım: Benim hayatım senin, tümüyle yaşandığında. Karşılığında, bırak seyredeyim yıldızları. * Söyle ne söylemek istiyorsan: “Bir anlamdan diğerine yükselirim. Akışkandır hayat, damıtırım onu…” * Kuşatmada birer aralıktır hayat… * Gördüm ölülerin ne hatırladıklarını ve ne unuttuklarını… * Biz ayrılmadık. Ama asla karş...

Sanki Neşeliymişim Gibi

Sanki neşeliymişim gibi eve döndüm. Kapının zilini çaldım birkaç kez ve bekledim… Belki gecikmiştim. Kimse açmadı kapıyı. Koridorda hiçbir nefes yok. Hatırladım evimin anahtarlarına sahip olduğumu. Ve özür diledim kendi kendimden: Unuttum seni. Gir içeri! Girdik içeri. Kendi evimde Hem misafir eden ve hem de misafirdim. Baktım boş eşyalara, Bulamadım bir iz kendimden. Belki… belki hiç bulunmamıştım burada. Bulamadım hiçbir benzerlik aynalarda. Sordum kendime: Neredeyim ben? Ve, boşuna, bağırdım uyandırabilmek için kendimi bu sayıklamadan… Dedim kendi kendime: Neden bu geri dönüş? Ve özür diledim kendimden: Unuttum seni. Çık dışarı! Fakat yapamadım. Yönelttim kendimi yatak odasına, Ve koştu rüya bana doğru, Sarmaladı beni ve sordu: Değiştin mi? Değiştim, çünkü daha iyidir evde ölmek, terkedilmiş bir yere doğru giden yoldaki bir araç tarafından ezilmekten! 2005 Mahmud Derviş

Duvara Ait

Minibüsteki bir yolcu:  “Hiçbir şey hoşuma gitmiyor, Ne radyo, Ne sabah gazeteleri ne tepelerde dolaşmak, Ağlamak istiyorum” der. Şoför: “Durağa varıncaya kadar bekle, Ağla tek başına ağlayabildiğin kadar” der. Bir Kadın: “Benim de Hiçbir şey hoşuma gitmiyor. Oğluma kabrimi gösterdim. Hoşuna gitti ve uyudu (öldü) benimle vedalaşmadan” der. Üniversite öğrencisi: “Benim de Hiçbir şey hoşuma gitmiyor. Arkeoloji okudum. Taşlarda kimliğimi bulamadan. Ben gerçekten ben miyim?” der. Bir asker: “Benim de Hiçbir şey hoşuma gitmiyor. Beni kuşatan bir hayaleti kuşatıyorum daima” der. Sinirli Şoför: “ İşte! Yaklaştık son durağa. Hazırlanın, İnmek için” der. (Tüm yolcular) bağırırlar: “Durağın ötesini istiyoruz, Devam et!”. Bana gelince derim ki: “İndir burada beni. Benim de onlar gibi hiçbir şey hoşuma gitmiyor.  Fakat yoruldum ben, yolculuktan.” Mahmut Derviş

Uyuyan Park

Uykuya daldığında sessizce çektim ellerimi Örttüm düşlerini Ve gözkapaklarının altında gizlenen bala daldım Dualar ettim dermanı kalmayan ayaklara İki büklüm oldum, kalp atışlarına karşı Bir buğday gördüm, mermer ve bakır üstünde Bir damla kan süzüldü gözlerimden Titredim Evet, yatağımda uyuyordu park Kapıya koştum Hâlâ uyuyordu birtanem, canım Dönüp bakamadım Eski ayak seslerini duydum, yüreğimin zilini Kapıya koştum —O ise anahtarı çantasında Bir aşk meleği gibi uyumakta— Yağmurlu bir gece, çıt çıkmıyor yollarda Onun kalp atışlarından ve yağmurdan başka Kapıya koştum Kapı açılıyor Çıkıyorum Kapı kapanıyor Gölgem çıkıyor ardımdan • Madem ki yabancısıyım artık anılarımın ve evimin Neden, “Elveda” diyeyim? Merdivenleri indim Çıt çıkmıyor Onun kalp atışlarından ve yağmurdan başka Ve onun ellerinden sefer arzusuna doğru inişe geçiyor adımlarım Ağacın yanına gittim Burada öpmüştü beni Burada çarpmışa beni Gümüşümsü karanfilimsi yıldırımlar Burada başlıyordu onun dünyası Burada bitiyordu......

Dil uzatana söylemedim acımı

Sabrettim, sabır acı çekenin hasletidir. Dil uzatana söylemedim acımı, (Zaten) acı çektiren yetti bana. Ebû Bekr Yahya b. Bakiy

Onun hayalinin gelmediği bir gece hiç olur mu?

Leylâ iyice ihtiyarlamış olduğu bir sırada Haccâc'tan, kendisini Horasan valisi Kuteybe b. Muslim'in yanına göndermesini rica etmiştir. Bir rivayete göre, bu Horasan seyahati sırasında, h. 86 ile 96 (m. 705/714) yılları arasında Sava’da vefat etmiştir. Leyla’nın vefat şekli hakkında da şöyle garip bir hikaye anlatılır: Leyla aralarında kocasının da bulunduğu bir grupla birlikte bir seferden dönerlerken yolları Tevbe’nin defnedilmiş olduğu mahalle tesadüf eder. Leyla “Gideyim şuna bir selam vereyim.” der. Kocası izin vermek istemese de ısrarı üzerine kabul eder. Tevbe’nin kabrinin yanına gelince  “Selam sana ey Tevbe!” diye nida eder.  Kabirden cevap gelmeyince Leyla kendi yanında bulunanlara, “Ben bu zamana kadar Tevbe’nin yalan söylediğini duymadım. Şu beyitleri söyleyen: Yani  “Leyla el-Ahyeliyye üzerimde küçük ve büyük mezar taşları olduğu (ölü olduğum) zaman bile bana selam verse, yine gülümseyerek onun selamını alırım. Yahud kabrim tarafından bir baykuş kendisine ses...

Düşün ki beni… Yirmi yaşındayım,

Düşün ki beni… Yirmi yaşındayım, Delikanlılar gibi oldum, anacığım! Hayatla mücadele ediyorum. Adamlar gibi yük taşıyorum, Çalışıyorum. Bir lokantada… Bulaşık yıkıyorum. Müşterilere kahve pişiriyorum. Yapıştırıyorum tebessümler hüzünlü yüzüme, Sevinsin diye müşteri. Mahmud Derviş

Dört Kişisel Adres

1.Hapishanede Bir Metrekare Bu kapıdır, ve arkasında, kalbin cenneti. Bizim şeylerimiz, bize ait olan her şey, silikleşir. Ve kapı, bir kapıdır, metaforun kapısı, masalın kapısı… Kapının kapısı yoktur, fakat gene de kendi dışıma çıkabilirim ve sevebilirim hem gördüğümü ve hem de görmediğimi… Hapishane hücrem, sadece içimi aydınlatanın ötesinde, hiçbir ışık almaz… Severim dam penceresinden sızan gökyüzü parçacıklarını… Ve severim annemin küçük şeylerini, giysisindeki kahve kokusunu… Severim sonbahar ile kış arasındaki tarlaları, hapishane gardiyanının çocuklarını… Benim özgürlüğüm… hapishane hücremi genişletmek ve kapının şarkısını sürdürmektir. Kapı, bir kapıdır, yoktur kapının kapısı. Ve gene de kendi içimde çıkabilirim dışarı. 2. Trende Bir Koltuk Bize ait olmayan eşarplar. Son dakikanın aşıkları. İstasyonun ışıkları… Platformdaki hain gözyaşları. Bize ait olmayan efsaneler. Buradan çıkarlar yolculuğa… Hiçbir şeyin peşinde değiliz yolculuklarımızda, fakat sevmeyiz trenleri, yeni ista...

Unutmak İçin Hatırlama’dan

Hiçbir şey istemiyorum ve hiçbir şey için umutlanmıyorum… Uyarmaya zaman yok ve zaman için zaman yok… Bu yazgıya teslim olamam ve ona karşı direnemem… Ağustos ayında mıyız? Evet, Ağustostayız. Bir kuşatmaya döndü savaş… Neden seçtim burada yaşamayı?... Kahve kokusunu istiyorum… Kahve, benim gibi bir tiryaki için, günün anahtarıdır. Kahve sessizliğidir sabahın… Elin aynasıdır kahve… Söyledik ayrılacağımızı… Neden öyleyse köpük ve dalgaları silahlandırıyorlar bu ağır top ateşiyle… Öldürmek katil için, savaşmak savaşçı için, şarkı söylemek kuşlar için. Bana gelince, kestim arayışımı simgesel dil peşindeki… Kim diyor suyun rengi, tadı, ya da kokusu yok diye?... Aniden sessizleştiler kuşlar… Gökyüzleri güvenli değil artık… Dondu zaman. Oturuyor üstümde, boğarak beni… Parmaklarımın arasından geçiyor jetler. Yarıyorlar ciğerlerimi… Geçemeyecekler bedenlerimizde can kaldığı sürece… Ve nerede benim iradem?... “Siz yabancısınız burda” söylerler ona orda. “Siz yabancısınız burada” söylerler onlar...