Ana içeriğe atla

Bir sürgün yeridir şiir…

Yok senin kendi hayatın.
Benim ölümümdür sadece senin hayatın.
Ne yaşarsın ne de ölürsün bu yüzden…
Hiçbir kadın tutmaz seni göğsüne.
Hiçbir kadın paylaşmaz seninle gecenin tutkusunu…
Yok hiçbir çocuğun yanına gelip: Seni seviyorum diyecek…

*

İyi bir dost ol, Ey ölüm!…

*

Teşekkür ederim sana, ey hayat. İnanma bana eğer dönersem
ya da dönmezsem.
Ne yaşıyordum ne de ölüydüm.

*

Yoruldun mu benden, dost? Neden terk ettin beni?

*

Hiçbir şey kalıcı değildir sonsuza dek.
Doğmanın zamanı var
Ölmenin zamanı,
Konuşmanın zamanı var
Susmanın zamanı…

*

“Ben ve Kadınım, sonsuza dek”
Böyle başlar aşk. Fakat
bitirir kendini sıkıntılı bir elveda ile
“Ben ve O kadın”

*

Gel dostça ve içten olalım:
Benim hayatım senin, tümüyle yaşandığında.
Karşılığında, bırak seyredeyim yıldızları.

*

Söyle ne söylemek istiyorsan:
“Bir anlamdan diğerine yükselirim.
Akışkandır hayat, damıtırım onu…”

*

Kuşatmada birer aralıktır hayat…

*

Gördüm ölülerin ne hatırladıklarını ve ne unuttuklarını…

*

Biz ayrılmadık. Ama asla karşılaşmayacağız.

*

Aşk bitince bunun aşk olmadığını anlıyorum
Aşk yaşanmalı, hatırlanmamalı.


*

Dünya hayalin kadar genişler.

*

Sonu belli, başlangıcı belirsizken neden bu kadar acele ettik?

*

Gelip giden bir umudum var ama ona veda etmeyeceğim.

*

- Babacığım, teselli verecek bir şey söyle bana!

*

Henüz aşktan ölmedim
Fakat bir anne oğlunun karanfile dikilen
bakışlarını görür
vazonun yaralanmasından endişe duyan
Sonra ağlar defetmek için bir kazayı
Daha vuku bulmadan
Sonra ağlar geri getirmek için beni
tuzakların yolundan
sağ salim, yaşayayım diye burada.

*

Dönmeyeceğim gittiğim gibi
Dönmeyeceğiz... Arada sırada olsa bile!


*

– Yoruldun mu babacığım 
Terlemiş gözlerin? 
- Yoruldum oğlum.. Taşır mısın beni? 
- Beni taşıdığın gibi babacığım 
Taşıyacağım bu hasreti 
başlangıcıma kadar ve hasretin sonuna kadar 
Bu yolu kat edeceğim 
sonuma kadar... 
Ve yolun sonuna kadar!

*

Ey ölüm, zaman tanı bana cenaze hazırlıklarım için…
Ey ölüm, bekle! Çantamı yapmam için:
Diş fırçası, sabun, ustra, kolonya ve giysiler.
Hava ılıman mı orada?…
Bir kitap yeterli mi bana? Zaman öldürmek için,
yoksa bir kütüphaneye mi ihtiyacım olacak?

*

Biz bir olan ikiyiz…

İki olmaya dönmek ihtiyacındayız,
böylece sürdürebiliriz kucaklamayı birbirimizi.

*

Tek istediğim hiçbir isteğim olmamasıdır…

*

İşkence yaptın bize, Ey aşk!
Boşuna sürükledin bizi yolculuktan yolculuğa…

Adlarımızdan bile soyundurdun bizi, Ey aşk!
Dedi sarhoş hüthüt: Uçabilmek için uçmak zorundasınız.

Dedik: Biz aşıklardan başka bir şey değiliz
ve yorgun düştük aşkın beyazlığından,

*

Bir sürgün yeridir aşkımız.
Şarabımız bir sürgün yeridir,
ve bir sürgün yeridir bu kalbin tarihi…

*

Bir sürgün yeridir gönül
bizi toprağımızdan uzaklaştıran ve aşkımıza götüren.
Bir sürgün yeridir gönül
bizi kendi gönlümüzden uzaklaştırıp yabancıya götüren…

Bir sürgün yeridir düşünce…

Bir sürgün yeridir şiir…

*

Geri geldik, sadece istenmeyen bir yolculuktan geri döndüğümüzü anlayabilmek için.

*

Sakin, düzenli bir cenaze istiyorum…

Ne iftira, ne küfür ve ne de kıskançlık. Benim için daha da iyi olacak, çünkü ne eşim ne de çocuklarım var…

*

“Ayrılmayacağım” derim ben, “çünkü bilmiyorum nereye gideceğimi…”

*

Kaç kadın var içinde… Kaç kadınsın sen?…

*

Dönemem kendime geri…

*

Vasiyet edecek yok bir şeyim.

*

fakat sevmeyiz trenleri, yeni istasyonlar
yeni birer sürgün yerleri olduğunda… Tüm yolcular
dönerler ailelerine, fakat biz dönmeyiz her
hangi bir yuvaya.. 

*

kendi mesafemle bile mesafeliyim.
Ne kadar uzaktadır, öyleyse, Aşk? Hızlı kızlar, soyguncular
gibi, avlar bizi. Unuturuz, tren pencerelerinde
karalanan adresleri. On dakika için aşka düşen
biz, giremeyiz eve ikinci kez. Bir yankı
olamayız biz ikinci kez.

*

Düşen bir kar gibi terim… Savruldum yatağa… Bir süre
için bilincimi kaybettim, ve sonra öldüm. Kısa ölümün kapısında
bağırdım: Seni seviyorum, girebilir miyim ölüme senin
ayaklarında? Ve öldüm, öldüm tamamen.
Senin ağlaman olmadan, …Beni
geri getirmek için, ellerinin göğsümü yumruklaması olmadan.
Ne sessiz ve barış doludur ölüm? Seni sevdim ölümden
önce ve sonra, ve arada görmedim hiçbir şey annemin
yüzünden başka.

*

Bir süre önce gelip geçen aşıkların söylediğini söyleriz sadece. 
Hoşça kal çabuk gelir. Bu telaşlı karşılaşma başka otellerde bizi sevenleri
unutmak için miydi sadece? Bu zevk verici sözcükleri başka
birine daha söylemedin mi? Bu zevk verici sözcükleri ben
söylemedim mi başka birine, bir başka otelde, ya da bizzat bu
yatakta? Aynı adımları izleyeceğiz, diğerleri de gelip
aynı adımları izlesin diye…

*

Ey babacığım
Kardeşlerim beni sevmiyorlar
Sert taşlarla
Ve acı kelimelerle kalbimi incitiyorlar

*

özlüyorum pişirdiği ekmeği
   kahvesini
  dokunuşunu
  çocukluğum büyüyor içimde
  günden güne.
  göz kulak oluyorum kendime
  ölürsem çünkü
  utanırım annemin gözyaşlarından

  geri dönersem bir gün anne
  kirpiklerine örtü yap beni
  ört kemiklerimi

*

geri dönersem bir gün anne
  tandırının ateşine bir odun olarak koy beni...
  as evinin avlusunda bir çamaşır ipi gibi.
  direncimi yitirdim anne
  duaların olmaksızın

*

Bu şiirin bitmesini istemiyorum
bu güz gününün bitmesini istemiyorum
sonsuzluğun doğruluğundan emin olmadan.
Sevmeye muktediriz
sevdiğimizi hayal etmeye muktediriz
ertelemeye intiharı -illaki edeceksek-
başka bir zamana…

*

Gözlerin bir diken
yüreğe saplanmış,
çıldırasıya sevilen,
işkencesine dayanılamayan.

*

Sözlerin
güvercin gibi
yuvamdan
uçtu gitti.

*

biz kaybettik, aşk da kazanmadı hiçbir şey
çünkü sen aşksın ey aşk, nazlı bir çocuksun!
kırıyorsun göğün biricik kapısını,
söylemediğimiz tüm sözleri! çekip gidiyorsun.

*

ertelenmiş bir günde, oynaşırken prangalarımızla
kaybettik durmadan, aşk da kazanmadı hiçbir şey
çünkü sen nazlı bir çocuksun ey aşk!

*

Evde oturuyorum, ne hüzünlü ne mutlu
ikisinin ortasında. Umurumda değil
gerçekten kendim olup olmadığım... Bilsem ne yazar!

*

Gözlerin bir diken, yüreğe saplanmış.

*

"Ne zaman" dedim, "Ne zaman başlayacaksınız beni öldürme­ye?". 
Dediler ki: "Başladık bile...”

*

Şiirlere sığınıyorum

*

Sorarım: “Senin için göz yaşı döken oldu mu?

*

Nasıl ayrılırız 
Senden başka hiç kimsem yoksa?

*

Onları mutlu kılmak için 
Gülücükler takıştırıyorum 
Hüzünlü çehreme

*

Yaşamla boğuşuyorum.

*

“Yavaş olun” dedim, “Rica ederim, ağır ağır öldürün beni ki son şiirimi yazayım, kalbimin kadını için.” Ama onlar... Gülüyorlar, gülüyorlar ve hiçbir şeyi çalmıyorlar evden, kalbimin kadınına söyleyeceğim sözlerden başka, çalmıyorlar evden hiçbir şeyi...

*

Biz ikimiz ne falcıyız ne uğursuz, biz sadece geç kalmış iki kişiyiz!

*

Memleketim benden uzak... 
Kalbim gibi!

*

Hayata teşekkürler ediyorum!
Ne hayatta ne de ölüyüm
Ey yalnız olan! Yalnızdın, yalnız kalacaksın

*

Yürüyordum kendimle yan yana: 
Güçlü ol, ey yoldaşım.

*

Bizim anamız olsaydı keşke
Anamız olsaydı da acısaydı bize.

*

Ve babam dedi bir gün:
“Yurdu olmayanın
Mezarı da yoktur”
… Ve yasakladı bana yolculuğu!

*

Yaraya dönüştü gül
Ve artık susuz pınarlar.
– Çok mu değiştim ben?
– Çok değişmedim ben…

*

Neden öyleyse,
Soluyoruz böyle, her ikimiz de
hatıralar gibi?

*

Ahmed için, iki kelebek arasında unutulmuş
Bulutlar gittiler ve evsiz bıraktılar beni...

Yalnızdım
Tekrar yalnız...

*

Yeniden başlamak elimde olsaydı, aynı seçimi yapardım.
Çitin üstünde güller.
Aynı yollardan geçerdim, Cordoba’ya varsın varmasın…
Yakına gel ve dinle.
Paylaş ekmeğimi, iç şarabımı, yalnız bırakma beni yorgun
bir söğüt gibi.

*

Ne suç işledim, beni yok etmeni gerektiren?

Bırakmayacağım asla, kucaklamayı seni.

*

Seni seviyorum Rita. Seviyorum seni. Uyu, giderim ben
Nedensiz, vahşi kuşlar gibi, giderim.
Nedensiz, zayıf rüzgarlar gibi, giderim.
Seni seviyorum Rita. Seviyorum seni. Uyu.

*

Bir bayrak?
Ne iyiliği dokundu bugüne dek bayrakların?
Hiç korudular mı bir kenti bir bombanın şarapnelinden?

*

Ne söyler hayat Mahmud Derviş’e?
Yaşadın, aşka düştün, öğrendin ve sonunda seveceklerinin
tümü artık ölü.

*

Söyledik ayrılacağımızı… 
Neden öyleyse köpük ve dalgaları silahlandırıyorlar bu ağır top ateşiyle…

*

Rita ayrıldı dizlerimden…

Seni sevmek için doğdum ben.
Terk ettim annemi ilahilerde, dünyayı lanetleyerek…

*

- Ve kim yaşayacak evimizde bizden sonra, baba?
- Kalacak olduğu gibi.
- Neden terk ettin atı yalnızlığa?
- Eve eşlik etsin diye, sevgili oğlum.

Çünkü yok olur evler eğer sakinleri giderse uzağa.

*

Şiir aya merdivenimizdir…

*

Fakat kucakladığımdan bu yana şiiri, harcadım
boş yere ruhumu ve sordum bu nedenle:
Ben kimim? Ben kimim?

*

Ağlar hep ney sesi duyduğunda…

*

Şöyle şeyler dedi bana, örneğin:
Kendine kadın olarak, bizim mahallenin kızlarından
daha güzel olan, her hangi bir yabancı kadın seç.
Fakat, inanma başka hiçbir kadına annenden başka.
Ve inanma her zaman anılarına.
Kendini yiyip bitirme, anneni aydınlatmak uğruna…

*

Bekleme artık gülle randevuları.

*

Gel anlayışlı olalım öyleyse.

Gel gidelim olduğumuz gibi: Özgür bir kadın ve neylere sadık bir dost.
Olmadı zamanımız birlikte yaşlanmaya,
yorgun argın sinemaya gitmeye…

*

Birlikte olmak kafi gelmedi bize, birlik olmak için.
Biz bir bugünsüzdük, nerede olduğumuzu görebilecek.
Özgür bir kadın ve daha yaşlı bir dost.
Gel gidelim birlikte ayrı yollarımız üstünde.
Gel gidelim birlikte
ve anlayışlı olalım.

*

Bu bir aşktır yoksul ve paylaşılmayan,
sakin, sakin, kırmayan
Senin payına düşen günlerin bardağını,
Alevlendirmeyen bir soğuk ayın ateşini
Yatağında…

*

Terketme beni bütünüyle ve
Alma beni bütünüyle. Uygun yerde ortaya çıkar
Uygun zaman. Çünkü sen yolsun ve rehbersin.

*

Ağlarım nedeni olmadan ve severim seni,
Seni, olduğun gibi,

*

Ben her kimsem oyum
Senin kimsen o olduğun gibi: Bende yaşarsın
Ve sende yaşarım ben, sana doğru, senin için.

*

Ayrıl, git!
İsterim seni ve istemem hiçbir şeyini,
Beklemedim seni, beklemedim hiç kimseyi.
Fakat doldurmak zorunda kalacağım şarabı
Kırılmış iki bardağa ve yasaklayacağım gönlüme
Kendisiyle meşgul olmayı, beklerken seni.

*

Bu aşktır, dostum, seçtiğimiz ölümümüz,
Gelip geçen, sürekli bir gelip geçenle evlenen.
Sonum yok benim, başlangıcım yok. Ve
Busayna bana ait değil ve ben ait değilim Busayna’ya,
Bu, budur aşk, dostum…

*

Şiir şiir değil.
Ne de nesir, nesir.
Ve dedin:
Bırakmayacağım seni
Al beni kendine doğru
Ve al beni kendinle!...

*

Hiçbir melek görünmedi bana sormak için:
“Ne yaptın orada, dünyada?”
Duymadım kutsanmışların ilahilerini, ne de
günahkarların iniltilerini. Yalnızım bu beyazlık içinde,
yalnızım…

*

Bir gün ne olmak istiyorsam o olacağım.
Bir gün asma olacağım…
Ve gelip geçenlere şarabımı sunacağım…

*

Yolculuk başlamadı henüz, yol bitmedi.
Bilgeler ulaşamadılar henüz sürgünlerine,
Sürgünler elde edemediler henüz bilgeliklerini…

Her rüzgarda bir kadın alay eder şairiyle:
-Ver bana dişiliğimi
ve al şu bana sunduğun yönü,
şu parçalanmış yönü…

*

Ey ölüm, bekle beni deniz kıyısındaki romantiklerin Cafe’sinde.
Okların tutturamadı hedefi bu kez, ve geri döndüm ölümden…

Teşekkür ederim sana, ey hayat. İnanma bana eğer dönersem
ya da dönmezsem.
Ne yaşıyordum ne de ölüydüm.
Yalnız sen-sendin yalnız olan, mutlak yalnız olan…

*

Nereden doğar şiir sanatı?
Kalbin meylinden mi, bilinmeyenin bir doğuştan anlamından mı, 
bir çöldeki bir kırmızı gülden mi?

*

Uyanmanı yaşa, düşünü değil.
Her şey ölür.
Yaşa hayatını sevilen bir kadın gibi.

*

Eğer iki kalbim olsaydı, duymazdım
pişmanlık hiçbir aşktan.
Kendimi yanılttığımda derdim:
Ah yaralı kalbim, kötü bir seçim yaptın!

*

...Kendi evimde
Hem misafir eden ve hem de misafirdim.
Baktım boş eşyalara,
Bulamadım bir iz kendimden.

*

Ben ne isem ve ne olacaksam oyum.
Kendim seçeceğim kendi yerimi,
ve seçeceğim sürgünümü. Bir epik
sahnenin son perdesi benim sürgünüm.

*

Gelemedim kayıpla yüz yüze.
Dikilip kaldım kapıda bir dilenci gibi.
Nasıl izin isteyebilirdim yabancılardan
kendi yatağımda yatabilmek için…

*

Ne söyleyebilir şiir bir felaket zamanında?

*

Şiir, bir teselli, 

*

Muharebe meydanındaki gül gibi.

*

Yarınımı beklemede zaman yok bedenimde.

*

Babam nasıl?
Hâlâ eskisi gibi Allah’ı zikretmeyi
Evlatlarını, toprağını, zeytini seviyor mu?
Kız kardeşimiz nasıl?
Büyüdü mü? Geldi mi ona dünürcü?
Ninem nasıl?
Hâlâ eskisi gibi kapıda oturuyor mu?
Bize hayır dua ederek…


*

Bana gelince derim ki: “İndir burada beni.
Benim de onlar gibi hiçbir şey hoşuma gitmiyor. 
Fakat yoruldum ben, yolculuktan.”

*

Bir şey yok senden sonra gidecek
dönecek bir şey yok

*

‘Beni tanıyor musun?’ dedim
Yitirdiğim çocuk ağladı:
‘Ayrılmadık fakat asla kavuşmayacağız.

*

Ne zamandan beri gözetliyorsun beni
ve hapsediyorsun bende kendini?

*

Siyah zambaklar kalbimdedir
Ve dudağımda… Alev
Benden fısıltı bekleme!
Neşe de umma!

*

Seni büyük yolculuktan önce
söylediğimden daha çok seviyorum. Seni seviyorum. 
Hiç bir şey bana acı vermiyor
Ne hava, ne de su… Ne sabahındaki fesleğen, ne
Akşamındaki zambak bana acı verir bu yolculuktan sonra

*

Sevgilim.. Beni azarlama..

*

Göğsünü aradılar
Bir şey bulamadılar kalbinden başka
Kalbini aradılar
Bir şey bulamadılar halkından başka

*

İki kelebeğin arasında unutulan Ahmed için
Bulutlar geçti ve beni sürgün etti
Ve dağlar paltolarını attılar ve beni gizledi

*

Ben Yusufum baba. 
Baba, kardeşlerim beni sevmiyorlar, beni de kendi
aralarında istemiyorlar baba.
Bana saldırıyorlar ve bana taş ve laf atıyorlar. 
Ölmemi istiyorlar beni övmek
için. Evinin kapısını ben olmadan kapattılar onlar. 

*

Hayat normal olduğunda
Başkaları gibi özel nedenlerle üzüleceğiz

*

İç sesim diyor ki:
Biz de gülümseyeceğiz!

*

Yukarıya bakar
Bir yıldız görür
Kendine bakan!

Vadiye bakar
Kabrini görür
Kendine bakan

Bir kadına bakar,
Kendisine eziyet eden ve ondan hoşlanan

Kendisine bakmaz
Aynasına bakar

Kendisi gibi garip birini görür
Kendine bakar!

*

Sen evim ve sürgünümsün.. 

*

Ve sana dikkatlice baktığımda..
Kaybolmuş şehirler görürüm
Kırmızı bir zaman görürüm
Ölümün ve kibrin sebeplerini görürüm

*

Kibirlen… Kibirlen!
Ne kadar da cefa etsen
Kalacaksın, gözümde, etimde bir melek
Ve kalacaksın, sevgimizin seni görmemi istediği gibi

*

Ben kadınım, ne az ne de çok (sadece)
Hayatımı olduğu gibi yaşıyorum
İp ip
Yünümü eğiririm giymek için
Ne “Homeros” hikâyesini ne de güneşini tamamlamak için değil
Gördüğümü görürüm.
Olduğu gibi, şeklinde
Fakat ben ara sıra gölgesine
Dik dik bakarım

*

Özleyerek ölürüm
Yanarak ölürüm
Asılarak ölürüm
Boğazlanarak ölürüm
Fakat demem:
Sevgimiz geçti, bitti
Sevgimiz ölmez

*

Şairlerden biri şöyle der:
Eğer şiirlerim sevenlerimi sevindirirse
Ve düşmanlarımı kızdırırsa
O zaman ben şairim...

*

Ey okuyucum!
Benden fısıltı bekleme
Eğlence bekleme

*

A dostum, kara gözlüm
Al beni!
Nasıl ayrılırız
Senden başka hiç kimsem yoksa?

*

Bir yoksuldur arap şairi
Alışmıştır sessizliğinin kılıcıyla ölmeye
Bir mesaj bırakmıştır gözlerine
“Yarın” demiştir, “Gözlerimi anlayacaksın!”
Ben de bir mesaj bıraktım gözlerime
Ama sanırım
Sen anlamadın!

*

Yaşamla boğuşuyorum
Tam bir erkek gibi sorumluyum
Çalışıyorum
Bir lokantada bulaşık yıkıyorum
Kahve yapıyorum müşterilere
Onları mutlu kılmak için
Gülücükler takıştırıyorum
Hüzünlü çehreme

*

Hepimiz iyiyiz diyor herkes
Üzgünüm diyen yok!
Sahi, ne yapıyor babam?
Tanrıyı zikrediyor mu yine eskisi gibi?
Çocuklar, topraklar ve zeytinlikler nasıl?
Ya kardeşlerim?
Memur oldu mu hepsi?
“Her biri öğretmen olacak”
Derdi babam
“Aç kalırım ama onları kitapsız koymam”
Demişti bir gün

*

İyiymiş hepsi?
Bense üzgün
Paramparça kaygılı yüreğim

*

Akşama sorulsa hatırlar mı bilmem
Buralara gelen, yurduna dönemeyen göçmeni?
Akşama sorulsa hatırlar mı bilmem
Kefensiz ölen göçmeni?

*

Nedir kıymeti insanın?
Evet, nedir kıymeti insanın
Adresi yoksa?!

Mahmut Derviş







Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen

tükendi dad kelimelerim artık dokunmasalar da ağlıyorum Murat Kapkıner Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin İçimde yalnız ve yapraksız Bir kavak ağacı büyüyor -Çıplak ve göğe doğru- Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun Bir ağlama duvarı bu. Erdem Bayazıt sesinden tanıdım defterde sesi kalmış göz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım İçimdeki bir yerde kaybolmuş bir çocukluk kubbesi tamamlanmış o türbede yatıyor Hüseyin Alacatlı Çocuklar gibi bağıra çağıra ağlamak isterdim… Çekiniyorum işte olmuyor, Çıkmıyor sesim… İbrahim Kiras belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize Turgut Uyar Yüzyılların tortusundan yaratılmış gibiydi. Yüzüyse her çağa uygun bir yüzdü. İç çekişi ilkel bir gülüm- semeyle kucaklaşırdı, ağlaması çok eski bir şarkıyla. Edip Cansever Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen Dilek Karta...

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

2012 Şiir Yıllığı

29 1764 25.Haz.81 "ankara iç savaşında üç hainin portresi" "Onu nasıl unutabilirim?" "Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim" (1) Number One ..Düş’mek ve “Düşen Kız”.. ..'ya “Aşk mı? Sık sık yaparım ama hiç sözünü etmem.” “Ha yanıp söndü ha yanıp sönmedi bir ateşböceği” “Pişmanlık hikâyenin sonu değil, ortasıdır.” 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 15 MART 1985 İÇİN 17 yaşım çıldırmışdı 1994 Eliyle, Samanyolu'na 3. Cemre 5. Şarkı 94. Sone Abartılar -Abdülhamid düşerken- Abelard ve Heloise Mektuplar Acaba Acı Acı acı bir şarkı Acılı Gecenin Bitiminde Acımadı ki! Acındırma Şiiri Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Acıyor Aç Kollarını Açelya Çiçegi açık açık çağırır aşkını Açık Kalp Ameliyatı ...

Uçarken de ölür mü kuşlar

Elif'e Ölen bir kuş uçuşu unutmamayı öğütledi bana Füruğ Ferruhzad Niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına niye kimseler izin vermez yollarıma kuş konmasına? ’Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna’ bir çocuk demiş.” Nilgün Marmara Dünyada ne kadar kuş varsa Bir fazlası senin soluğunda Ülkü Tamer Geçti artık göğsümde kuş barınmaz anladım Metin Altıok Dön bana ve dinle, Kuşlar uçuşuyor içimde Erdem Beyazıt İsterim ki; Yanmasın kanadın, gökyüzünde süzülsün ve her kitabın yanında dağılsın  hüznün Elif'çe Durgunsa kahvelerin masalarında hava Kuşsuz kalmışsa ağzım gözlerim gülmemekten Dostumdan, gökyüzüne sürmeye kuş isterim Gülten Akın Âh beni vursalar bir kuş yerine! Sezai Karakoç Bu çılgın eğlentinin karşıtı bir yürek hangi kuşun sesinde dinlensin?  Nilgün Marmara Bir kıyısız zamana kanat vuruyor,  Üzer...

Sigara Şiirleri Bercestem

İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar Metin Eloğlu ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. Refik Durbaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Orhan Veli başkalarının yaşadıklarına tütün ve tuz olan kelimeler aşkların telef ettiği kalp susuzluğuna düşen pay kendine kazdığın kar kuyusundan su taşır herkese kısık çeşmeler Murathan Mungan yürek değil çocuklar içimdeki tütün közü yakar yakar ısıtmaz Hamdi Özyurt Eleni’den önce Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım Sabahları, akşamları bilmiyordum daha İlhan Berk acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor her soluktan bir demet, amfi...

Şiir her okumada farklı gösterir kendisini

Şiirin, ağırlıklı olarak elitlerin etkinlik alanında bulunduğu Batı dünyasının aksine hayli uzun dizeleri ezberlemiş okuma yazma bilmeyen İranlılar vardır. İran, şairlerin mezarlarının süslendiği, televizyon kanallarında ezbere okunan şiirlerden başka bir şeyin gösterilmediği bir ülkedir. Büyükannem ne zaman bir şeyden şikâyet etmek istese veya bir şeye beslediği sevgiden bahsetse bunu şiir yoluyla yapardı. İran’ın nispeten sıradan insanları beraberlerinde hayat felsefelerini de taşırlar, bu da şiirdir. İş film yapmaya geldiğinde, teknik noksanlarımızı telafi edecek bir hazinedir bu.  Bir defasında, İran sanatının temelinin şiir olup olmadığını sormuşlardı bana. Ben de bütün sanatların temelinin şiir olduğunu söyledim. Sanat, açığa çıkarmadır, yeni bilgilerin yorumlanmasıdır. Gerçek şiir de benzer şekilde, bizi yüceltir. Her şeyi alaşağı eder ve bizim müzmin, alışılmış ve mekanik rutinlerimizden kaçmamıza yardım eder; bu da keşfe ve ilerlemeye giden ilk adımdır. Aksi durumda, insa...

VAN GOGH'DAN THEO'YA DOSTLUKLA BİTEN MEKTUPLAR

Hayatımızı bir yolculuğa benzetebiliriz; doğduğumuz yerden çok uzaktaki bir sığınağa gideriz. Gençlik yıllarımız bir nehirde yelkenli tekneyle gitmeye benzetilebilir; ama çok geçmeden dalgalar kabarır, rüzgâr sertleşir; neredeyse göz açıp kapayıncaya kadar kendimizi denizde buluruz - ve yürekten Tanrı'ya seslenen yakarış kopar: Koru beni ey Tanrım, zira teknem çok küçük, Senin denizin ise çok büyük. İ nsan yüreği denize çok benzer; fırtınalar barındırır, dalgalar barındırır ve diplerinde inciler de barındırır. Tanrı'yı ve Tanrı yolunda bir hayatı arayan yürek diğerlerinden daha fırtınalı olur. Zebur'da denizdeki bir fırtınanın nasıl tasvir edildiğini görelim; yazan kişi bu tasviri yapmak için fırtınayı yüreğinde hissetmiş olmalıdır. *** Bugün birlikte olmak istiyoruz. Acaba hangisi daha iyi olur, yeniden görüşmenin sevinci mi, yoksa ayrılmanın üzüntüsü mü? Şimdiye kadar sıkça ayrılmış olsak da bu sefer, her iki tarafta da eskisinden daha fazla hüzün vardı ama aynı zamanda...

HIRAETH: VAR OLMUŞ VE ARTIK OLMAYACAK BİR ŞEYE DUYULAN ÖZLEM

Hiraeth, tek bir kelimeye sığmayan bir özlemdir. Galler dilinden gelir; ama haritası yoktur. Bir yere, bir zamana ya da bir kişiye duyulan sıradan hasret değildir bu. Hiraeth, artık var olmayan—belki de hiç var olmamış—bir eve duyulan iç sızısıdır. İnsan bazen çocukluğuna, bazen yarım kalmış bir ihtimale, bazen de sadece “orada bir yer olmalıydı” duygusuna özlem duyar. İşte o boşluğun adıdır hiraeth. Bu kelime, geri dönmenin imkânsızlığını de içinde taşır. Özlenen şeyin kapısı kilitli değildir; kapının kendisi yoktur. O yüzden hiraeth acıtır ama bağırmaz, sessizce içte kalır. Bir şarkının son notasından sonra havada asılı kalan titreşim gibidir: Ses bitmiştir ama yankı hâlâ kalptedir. Hiraeth, aidiyetin gecikmiş hâlidir. İnsan kendini dünyada biraz misafir hissettiğinde ortaya çıkar. “Ben aslında nereye aittim?” sorusunun cevapsızlığında büyür. Belki bu yüzden en çok şairlerin, göç edenlerin, kayıp yaşayanların ve içi sözcüklere sığmayanların diline yakışır. Kısacası hiraeth, hatırl...

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi

Bense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. Ve gelecekteki Bir önseziyi kuruyorum şimdiden. Edip Cansever Yalnızlığa alıştım ama sonsuza dek yabancı kalmak nasıl da yabancı bir acı Ursula K. Le Guin Harap olmuş evimize içiyorum. Hayatımın kederine, O bizim beraber yalnızlığımıza. Sana kaldırıyorum kadehimi: O yalan söyleyen dudaklara, Bize ihanet eden, acımasız gözlere. Ve can yakan gerçeğe: Dünyanın zalim ve kalpsiz oluşuna Tanrı’nın bizi kurtarmayışına. Anna Ahmatova Kalbimde sana yer yok! Çek yalnızlık, elini Kederdir yüreğimin değişmez postnişini Hüsrev Hatemi Sonra insan bir gün Yalnızlığını gösterecek kimseyi bulamıyor. Ah ey zaman ölüleri Var mıydınız, yaşadık mı Şimdi herkes nerede… İnsan bir gün yalnızlığın da dışına düşüyor. Şükrü Erbaş Namusum üzerine yemin ederim Bu şehri bu evleri bu sokakları sevmiyorum Tiksiniyorum bu iğrenç kalabalıktan Yalnızlığı özlüyorum Ümit Yaşar Yalnızlığın da ucuna geldim, sırtımda kederin han...