Ana içeriğe atla

Kayıtlar

İmam-ı Şâfiî'nin Şiirlerinden Seçmeler

BIRAK GÜNLERİNİ DİLEDİĞİNİ YAPSIN Bırak günleri dilediğini yapsın Razı ol hükmedince kader Gecelerin musibeti sabrını taşırmasın Bâki değil dünyadaki zorluklar Güçlü bir adam ol, korkuların üstünde Ahlâkın müsamaha ve vefa Kusurların çoğalsa da tüm mahlukatta Örtüsü olması seni sevindirir yine de Cömertlikle setret ki her ayıbı Örter denilir cömertlik Sakın gösterme düşmanlarına zillet Belâdır üzüntünle onları sevindirmek Cimriden yardım umma Ateşte susayan için su yok Rızkını eksiltmez ağırdan alış Ve artırmaz hırsla çabalamak, yorulmak Ne hüzün devam eder ne sevinç Ne sıkıntı, ne rahatlık Eğer kalbin kanaatkarsa Farkın yok, başkası dünyaya sahip olsa Kimin inerse meydanına ölümler Ne gök korur onu, ne de yer Allah’ın mülkü geniştir ama Feza daralır hükmettiğinde kader Aldırma vefasız günlere hiç Fayda vermiyor ölüme ilaç GAM Ne zenginlik içinde olan bilir fakirliğin tadını Ne sağlam bedenli biri hasta gibidir Ne yoksulluklar vardır ki, örtülüdür üstü onurla Ne zaruretler memnuniyet a...

Ben

Gece benim kim olduğumu soruyor Ben; endişeli, derin ve karanlık sırrıyım onun Asi sessizliğiyim Benliğimi sükûnetle örttüm Kalbimi şüphelerle sarmaladım Ve solgun bir yüzle kalakaldım burada Dikiyorum bakışlarımı ve sual ediyor bana yüzyıllar: Kimim “ben” acaba? Rüzgar benim kim olduğumu soruyor Ben; şaşkın ruhuyum onun, zamanın inkar ettiği Bir yerim yok, tıpkı rüzgar gibi İlerliyor da ilerliyoruz, sonu olmaksızın Geçiyor ve gidiyoruz, durmaksızın Dönemece ulaştığımızda Onu ıstırabın sonu zannederiz Ama bir boşluktur karşılaştığımız Zaman benim kim olduğumu soruyor Ben onun gibiyim, bir muktedirim asırları düren Sonra dirilişler bahşeden Ben yaratıyorum uzak geçmişi Neşeli umudun cazibesinden Sonra gömerim onu gerisin geriye Dünü yeniden inşa edeyim diye Yarını donmuş Ve nefsim benim kim olduğumu soruyor Ben bir şaşkınım onun gibi, neye baktığımı bilmeden bakıyorum karanlığa Hiçbir şey huzur vermiyor bana Soruyorum hiç usanmadan ve cevabı Örtüyor bir serap daima Onun hâlâ yaklaştığın...

Geri Dön

Sık sık geri dön ve alıp götür beni. Geri dön ve alıp götür beni sevgili duygu, bedenimin anıları uyanıp, eski arzular tekrar canlanınca kanımda. Dudaklar ile ten hatırlayınca ve yeniden dokunmuş gibi olunca eller. Geceleri, sık sık geri dön ve alıp götür beni dudaklar ile ten hatırlayınca. Konstantinos Kavafis Çeviri: Ari Çokona

BENİMSE GÖZLERİM AKAN SULARDA

ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı  bilirim yollanımı gözetleyedururda  otururken köşesinde yalnızlığın iğreti  yüreğin ezik ezik olmasın anne. sensiz sanadır içimde akşamlar  suskunluğun süren sorgusunda  az biraz morcadır ellerim anne. ak bir yazmadır gece /örter başını  düşmüştür yollara yana yakıla  yürekleri itrek karanlıklara sarkıtılır parmaklar  seherlere düşen ayrılıktır  kuşluklar kıyılardan avuçlanır anne benimse gözlerim akan sulardan. Ahmet Veske Ahmet Veske her yerli şair gibi, beslendiği memelerin hakkını yemeyen biri. Bizim medeniyetimizin temellerinden olan hüzün, burada adı ikide bir ulu orta anılmadan uç veriyor şiirinde: “ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı bilirim yollarımı gözetleye durur da otururken köşesinde yalnızlığın iğreti yüreğin ezik ezik olmasın anne” Anneden uzaklık öyle el değmemiş bir hasret ifadesi değildir. Anne her dokunuşta canımızın beslendiği toprağa...

ŞU ANDA YİNE TEK DÜŞÜNCEM O

Şu anda yine tek düşüncem O.  Gerdanlığı altın çiçekli çampakadan. Teni yıldız yıldız. O bir padişah kızı ben hırsız  Uyurken kıvıl kıvıl, uyanıkken fettan. Şarkılar vardır unutulan  Birden hatırlarsınız Sesi, kulaklarımda böyle bir şarkı. Şu anda yine tek düşüncem O.  Kaşları yaydı, Kirpikleri ok.. Daha dün kollarımdaydı, Gazel omuzlarında saçları, Lotus ormanında bir turnaydı. Şu anda yine tek düşüncem O.  Asılacakmışım vızgelir, Ancak ölüm dindirebilir. Onsuz yaşamanın acısını  Nerdesin cellat? Nerdesin?  Yalvarırım sana uçur kellemi Acılarım sona ersin. Bilhana (Kaşmirli 11.yy. şairi) Çeviri: Cemil Meriç 

Dımaşklı Asilzade Tevfîk Kabbânî’ye

Kelimeler kırık… Babanın göz kapakları gibi Sözcükler zayıf… Babanın kanatları gibi O halde nasıl söylesin şarkıcı şarkısını? Hokkanın tamamı gözyaşlarıyla doluyken Ne yazabilirim ki oğlum? Ölümün tüm dilleri mezara koymuşken Hangi gökyüzüne uzatıyoruz ellerimizi? Londra sokaklarında bize ağlayacak kimse yokken… Her taraftan ölüm saldırırken bize Keserken bizi; iki söğüt gibi Sana bakıyorum ve hatırlıyorum Ali’yi, Bana bakıyorsun ve hatırlıyorsun Hüseyin’i Sırtımda taşıyorum seni ey oğlum İki parçaya ayrılmış bir minare gibi Saçların yağmurun ıslattığı bir buğday tarlası Başın avucumda bir Şam gülü…Ve yüzün ay ışığının yansımaları Ölümünle bir başıma yüzleşiyorum Bir başıma topluyorum kıyafetlerini  Öpüyorum kokun sinmiş gömleklerini ve Pasaportun üzerindeki resmini Deliler gibi çığlık çığlığayım, öylece bir başıma Etrafımdaki herkesin yüzü donuk Herkesin gözü taş Zamanın kılıcına nasıl karşı koyacağım? Kılıcım kırılmışken Güzel prensimden bahsedeceğim size Aynalar gibiydi saflığı,...

İki sevgili arasındaki nefret bir çok nefretten daha şiddetlidir

Hayatın en zorlu hapishanesi insanın içine hapsolduğu yarım kalmış düşüncedir. Bu düşünceyi bırakmaya da gerçekleştirmeye de gücü yetmez. İşte bu şeyin kötü hissi uzadıkça uzar. Öyle ki, sanki bu his daha başlangıçtadır ve bir sona doğru ilerlemiyordur. Acı çektikçe acı çeker ve bu sırada hayat ona öyle hissettirir ki, başından geçen bütün ızdıraplar sadece ızdırapların başlangıcıdır. ... Bir gün kader, acı çeken ümitsiz kişiyle konuşsaydı aralarında geçen diyalogta, kader iki cümle; ümitsiz kişi de bir kelime söylerdi. Şöyle ki: Kader: Sırrın tamamını öğrendin mi? İnsan: Hayır. Kader: Ey zavallı! zaten bu sana ulaşan şey de sırrın bir kısmıdır.  ... Sonra Allah, insanın yükünü hafifletti ve ona, gerçekliklerden sıyrılıp onunla huzur bulabileceği hayal etme gücünü verdi. Fakat hayalperestler hayallerden sıkıldığında ise, onları sadece sevgi paklar. ... Gerçek sevgi ancak iki ruhun içlerinde gerçeklik adına ne varsa, bütünüyle karışmasıdır. Öyle ki kimileri şöyle demiştir: İki kişi ...

SENDEN EN GÜZELİ UMULUR

Muzenî anlatıyor: Ölüm döşeğindeyken Şâfiî'nin yanına gittim ve; "Nasıl oldun?" diye halini sordum. Şöyle dedi: "Dünyadan gider, kardeşlerden ayrılır, ölüm şarabını içer, Aziz ve Celil Allah'a varır oldum. Bilmiyorum ruhum cennete gidecek de onu kutlayacak mıyım, yoksa cehenneme gidecek de acısını mı paylaşacağım. Sonra ağlayarak şu beyitleri okudu: Musibetler karşısında Allah'tan kork ve ümit et O'ndan  Israrcı nefsine uyup da pişman olma  Allah'ın affını müjdele, şayet müslümansan Korku ve ümit: kal ikisi arasında. Kalbim sertleşip daralınca yollarım  Ümidi affına merdiven yaptım  Suçum büyük olsa da  Sana yöneltiyorum isteklerimi  Mahlukâtın ilahi  Ey lütuf ve cömertlik sahibi! Evet büyüktü, çok büyüktü günahlarım  Fakat rabbim onları affınla kıyasladım Affın daha büyüktü Sen affedensin tüm günahları Cömertsin, lütfeder, bağışlarsın. Beni affedersen eğer.  Sınırı geçmiş bir âsi kulu Affetmiş olacaksın. Kavuşsa da Müslüman adıyla sana Bir ş...

NEREDE BUZ VARSA

Nerede buz varsa, iki kişilik serinlik de vardır. İki kişilik. Onun için getirttim seni.  Çevrende ateşten bir solukla - Güllerden gelmiştin. Sordum: Neydi oradaki ismin?  O isimdi bana söylediğin: Kil parıltısı vardı üstünde -  Sen, güllerden geldin. Nerede buz varsa, iki kişilik serinlik de vardır:  Çifte ismi ben verdim sana. Gözlerini o isim altında açtın-  Bir ışık vardı buzdaki deliğin üzerinde. Şimdi ben kapatıyorum, dedim, gözlerimi: -  Al bu sözcüğü - benim gözlerim seninkilere anlatmakta!  Al ve tekrar et arkamdan, ağır ağır tekrar et, geciktir geciktirebildiğin kadar söylemeyi, gözlerini ise - açık tut, tutabildiğince! Paul Celan 

BURADA

Burada-kiraz çiçeğinin oradakinden daha koyu       olmak istediği yerde.  Burada - o çiçeklere öyle olabilmeleri için yardım       eden el. Burada - binip kum ırmaklarından yukarı      seyrettiğim gemi demir atmış yatıyor, senin serptiğin uykularda. Burada-anlamı, tanıdığım bir adam:  şakaklarında, bir zamanlar söndürdüğü  korların renginde kır serpintileri  Kadehini fırlatmıştı alnıma  yara izini öpmek için dönmüştü. ve sonra, bir yıl geçince aradan, Dile getirmişti ilencini ve kutsamasını, bir daha hiç konuşmadı. Burada-yani akşamlarından beri,  bir bulutla birlikte  yönettiğiniz kent. Paul Celan  Çeviri: Ahmet Cemal