Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mart, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Boşversene biz aşık olmayalım birbirimize.

Boş versene biz aşık olmayalım birbirimize.. Konserlere gidelim, maça gidip küfür edelim, uçurtma uçuralım, kumsalda uzanıp deli gibi içelim.. Gecede yıldızlara bakabiliriz.. Bisikletle gezerken yagmur yagsın, sırıl sıklam olalım.. Bisikletin zinciri atsın, sen yine ellerini kirlet yaparken ben sileyim.. Bana kek yap.. Balık tutalım, sonra tekrar denize atalım. Boş ver aşık olmayalım biz bebeğim. Aşk korkutucu, aşk yorucu, aşk zarar verir.. Beraber eğlenelim en iyisi, ama hep ve tek benimle uyu .. Ah Muhsin Ünlü

Olvido

Gençlere yalan söylemek yanlıştır Yalanların doğru olduğunu göstermek yanlıştır. Tanrı’nın gökyüzünde oturduğunu ve yeryüzünde işlerin yolunda gittiğini söylemek yanlıştır. Gençler anlar ne demek istediğiniz. Gençler halktır. Güçlüklerin sayısız olduğunu söyleyin onlara, yalnız gelecek günleri değil, bırakın da yaşadıkları günleri de açıkça görsünler. Engeller vardır deyin, kötülükler vardır. Varsa var, ne yapalım. Mutlu olamazlar ki değerini bilmeyenler mutluluğun. Rastladığınız kusurları bağışlamayın, tekrarlanırlar sonra, çoğalırlar, ve ilerde çocuklarımız, öğrencilerimiz bağışladık diye o kusurları, bizi bağışlamazlar. Yevgeni Yevtuşenko

Heykel

Birbirine sarılmış kadın ve erkek heykeli, adeta sahici. Kadın, rüyadan uyanmaktan korkarcasına gözlerini kapamış, erkek ise kadını sımsıkı tutmuş elinden ve belinden, kendine iyice yaklaştırmak istercesine...Ama yüzü, yüzü içindeki fırtınaları aksettirmiyor, güçlü görünmeye çabalıyor. Zihninde endişeler... Halbuki o da naif, o da bir şakayık çiçeği. Tek gücü omuzundaki kadının kokusu, elinin altındaki bedenin sıcaklığı, kavradığı elde hissettiği kadının nabzı ve göğsüne temas eden kalbin atışları. Adamın burnunda afrika menekşelerinin kokusu, alnında volkan gibi sıcak bedenine çiseleyen yağmurun verdiği ferahlık ve avuçlarındaki ürkek serçenin sakinleşmesi için ne yapacağını bilememenin verdiği tedirginlik var.

günahlar da dönüyor tövbe edildikleri yere

katilin dönmesi gibi olay mahalline günahlar da dönüyor tövbe edildikleri yere aynı delikten en az iki kez ısırıldım Rabbim, Mümin ne büyük kelime! ey kovmayan kapı! ey büyük mükerrer! bu hicap kokuları hatalarımdan geliyor işte yine aynı yol, yine aynı adres yanıldığım yerin biraz ötesinde ezbere bildiğim dua, terk ettiğim mukaddes seni eksik seviyorsam tamamlarsın değil mi? senin affın yeniden başlamaya çilingir! geceye az evvel dolunaydan inmişsin korkmayayım değil mi, bu karanlık alengir! bu kıyafet cümbüşünde ellerimi bırakma aczimi aynama yapıştır, dursun bu bana verdiğin kadarıyla sevda aşk olup içimdeki zemheriyle kudursun Alper Gencer

Ayrılık Sevdaya Dahil

görinen yıldız değil yir yir delinmişdür felek gün yüzünün hasretiyle tir-i ahımdan benüm                                                             necati açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın en görkemli saatinde yıldız alacasının gizli bir yılan gibi yuvalanmış içimde keder uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın rüzgâr uzak karanlıklara sürmüş yıldızları mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan onu çok arıyorum onu çok arıyorum heryerinde vücudumun ağır yanık sızıları bir yerlere yıldırım düşüyorum ayrılığımızı hissettiğim an demirler eriyor hırsımdan ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş tedirgin gülümser çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var çünkü ayrılık da sevdâya dahil çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili hiç bir anı te...

Gözlüklü Şiir

İyi değiliz gözlük bak durmadan kırmaya çalışıyorlar bizi hiç iyi değiliz iki gözüm, bende can, sende cam bırakmadılar, daha kırılacak ne varsa bizde, gözlüğü olmayanlar çok mu acımasız oluyor ne, çekip alıyorlar seni gözümden, öyle çok eziliyoruz ki gözlük, sen bensiz kırık, ben sensiz karanlık, nerde insanlık bizi bu kadar kırmasalar, di’mi cam dostum, onlara da birer gözlük alırdık! Ne güzel gözümün önünde olman yine, sensiz ne gülüşün tadı var ne de bakışın sen olmayınca kötülük daha kötü görünüyor gözüme, yumruklar daha zalim, sözler daha sert iniyor yüreğime, sensiz bu dünya bomboş görünüyor gözüme, sana gözüm gibi bakacağım, artık senden başkasını görecek gözüm yok, bizi görmeyenlere söyleyecek sözüm yok, bizi çok kırdılar gözlük, bizi tuzlabuz, bizi unufak, bizi camçerçeve kırdılar da bakmadılar bir kez olsun cangözüyle, şimdi hem cana, hem cama göz diktiler, hem gözden düştük hem sözden, bir daha kırılamayız gözlük, sonumuz olur kırılmak bir daha, par...

Yarın Güzeldir

Hangi mevsimdeyiz böyle Paletimde renkler kaskatı Oysa durmadan boyamalıyım hiç durmadan Renklerini yitirmiş hayatı Mevsimlerden keder mi söyle Dinle! ruhumun yatışmasını bekleyemem, Gitmeliyim ve giderken Bakmamalıyım gözlerine hayat denen fakirin. Su içtiğim ellerden Bana bir pişmanlık gelsin istemem. Dinle! hatırladıkça üzüyor beni Geri çekilirken yaktığım rüyâ Mevsimlerden keder mi söyle, Ne giysem yakışmıyor uçurumlardan başka Dağıtamıyor hiçbir güneş ruhumdaki sisi Ve ben hâlâ yarın güzeldir diyorum Kalmasa da albenisi. İbrahim Tenekeci

Fulyaların mevsimi geldi geçiyor

Ama ben size daha acıklı bir şey söyleyeyim mi? Fulyaların mevsimi geldi geçiyor, daha şöyle bir demet fulyayı kucaklayıp koklayamadım. Büyük teyzemin dediği gibi, "varmış bir günahım ki taksiratını ödüyorum". Çok günahlarım var da taksiratı bu olmamalı. Ahmet Altan

En çok, gözlerinden korkuyorum senin..

En çok, gözlerinden korkuyorum senin.. B/akmamandan.. Tam tutmaya, Tutunmaya Tutuşmaya çalıştığım anda B/ırak-mandan.. Çok düştüm ben.. Üstüme , Kendi üstüme Çok düştüm.. Bilirim, dizlerimi korumayı Elbisemi kollamayı iyi bilirim. Bilirim de, Bu senin gözlerin gibisi yok iste.. Senin gözünden düşmek gibi bir düşmek Yok.. Sen hiç , kapısında kaldın mı Cennetin.. Elâ bir cennetin kapısında, Takılıp kaldın mı ayaklarına Diline dolanıp Kendi düğümünde boğuldun mu yahut Ya da tam kalbin patlamak üzereyken eşikte; Düşüverdin mi, Çevrilen bir bakıştan Cehenneme.. Nasıl bir tufan kopar Bilir misin kaptan Tek damla yaşsız.. Nûh olsan kâr etmez o zaman.. Bölünür dünyan ikiye Sen, ikiye bölünürsün Gemiler tutuşur Bir yanın kül olur dağılır Bir yanın (tuz) buz Kırılır.. Ellerin konacağız yeri bilmez Dilinde cahil bile değil Tümden kesilir söz.. Ve böyle Tıpkı şu an olduğum gibi böyle Kas katı kesilir bedenin Bir kıyamet kopar o an Yalnız sana...

Bir Nokta Hem Hiç Hem Dünya

öyle zamanlar tehlikelidir Şemsettin ya gel cebime saklan ya bırak şapkana saklanayım kim vurduya gider insan fırsat yok ki kendimi savunup aklanayım bir ara sen de biliyorum kedilerden korkuyordun çünkü kendini işkembe zannediyordun böyle bir şey ben de atlattım iskemle sandım kendimi bir süre üzerime oturacaklar diye korkulardaydım ama sonra yırttım Şemsettin kendime telkinler yaptım “sen iskemle değilsin” diye diye inandırdım kendimi, sana hak vermiyor değilim ama Şemsettin zaman kötü aslında ne sen ne ben ikimiz de deli falan değiliz herkes oynatmış sadece sen ve ben normaliz ama Şemsettin laf aramızda laf aramızda… laf aramızda… ama sonra yırttım şemsettin Şemsettin laf aramızda kaldı çıkamıyor kendini ifade edemiyor bir türlü… ama çok dikkatli olalım Şemsettin sen de fark ettin zaman kötü en iyisi biz işi deliliğe vuralım sen kedilerden kork işkembesin diye, ben insanlardan korkayım iskemleyim diye, ve iskemle üzerinde işkembe, Çarşamba, Perşembe gün sa...

Gercekten diyaloglar

- Ben sevmediğim birine bile 'seni seviyorum' diyebilirim. - Biliyorum, dersin. --- Ama seni seviyorum :) Sen artık farkediyorsun. - Zeki olmamı sen istemiştin.

Ah Fulya

ah fulya eskisi gibi değil hiçbir bahar hiçbir yağmur eskisi gibi yağmıyor ılgıt ılgıt esmiyor hiçbir meltem oysa kışın yanağında ne çok baharı düşlemiştim toprağa düşende cemre sürgün verecekti umutlarım bugünlerde ağzımda mürekkep tadı yüreğimde doğmamış şiirlerim alıp başımı ne çok gidesim var bir akşam sular uyuduğunda hüzzam bir şarkı vurduğunda kıyılarıma yıldız asıp saçlarıma vursam kendimi yollara yürüsem diyorum yürüsem kan otursa ayaklarıma ah fulya ihanetin yağdığı yerdeyim ölü turnalar düşüyor diyarıma hiçbir kervana yetişemiyorum hiçbir kuş konmuyor dalıma ha deyince ulaşmıyor selâmlar hercailer açmadan soluyor şakağından vurulmuş tüm umutlar gitsem olmuyor, kalsam olmuyor ellerim tütün sarısı fulya nikotinle sarıyorum acıyan yanlarımı ha deyince kapanmıyor bu yaralar ah fulya bugünlerde elvan baharlar bana göre değil zehir çiçek açar zakkumda köstebek dadanmış irem saklı kuytularıma nemrutun gözündeki kara sürülmez mi dîdâra gözler ...

Resulullahla Benim Aramdaki Farklar

resulullah süper bir insandı, ben o kadar değilim, resulullah yolda ebu bekir’i görse ‘es selamu aleyküm ya sıddık’ derdi, ben yolda ebu bekir’i görsem tanımam. resulullah asla yalan söylemezdi; ben annem ölürken hiç ağlamadım. ben annem ölürken çok ağladım çünkü annem gırtlağından hırıltılar çıkarırken nasıl terliyordu, görmeliydiniz. resulullah azrail’i yolda görse tanırdı; ben azrail’i annemin yanında görseydim ona bir çift lafım olurdu, derdim ki şimdi yani af edersin ama o sıktığın annemin gırtlağı. resulullah olsa ona bunları söylesem o bana gülümserdi; o bana gülümserdi ben ona derdim ki, anam babam yoluna feda olsun ey allah’ın resulü; fakat şu koca melek, annemin gırtlağını sıkıyor, bir şeyler yapamaz mıyız? resulullah orada olsaydı annemin elini tutardı derdi ki ‘kızım ha gayret!’; ben orada olsaydım annemin elini tutardım ve derdim ki ‘anneciğim ölmesen…’ ben oradaydım annemin elini tuttum ve dedim ki ‘anneciğim seni ben…’; annem döndü bana bir baktı o...

Taş Parçaları

Taş Parçaları... I Tek tek dururken onlar Öbürü henüz yanına gelmemiş olanı çağırıyor: O ikisi yan yana, alt alta geldiklerinde Dünya böylece daha geniş oluyor Biri ötekine ateş sunuyor ve eski kitaptan çıkıp başka bir anlam oldukları gibi oluşlarını da beraberlerinde taşıyarak Çoook eski bir kitapta, ısınsın diye masalı tetikliyor ama yine de olduklarının ötesine taşan bir başka masal oluyor Öbürü, henüz yanına gelmemiş olanı çağırıyor: Büyü böylece büyü oluyor Öbürü henüz yanına gelmemiş olanı çağırıyor: masal mıydılar, soruyor… Maaaasssssssaaaaallllllllllllllll… II İçerde tıkanan çığlık dışarda inliyor Sabaha karşı Uyku kabul etmiyor beni Dışardan bir yerden uzuuuuunnnnuzun Bir inilti kopuyor. İçimde zulümün duvarları. Uykuuuuuuuu alsana beni koynuna. Kalktığımda, banyoya seyirttiğimde gözümden sesler boşanıyor. İçerde, sonra bu sessizce akan yaşlar senin, diyor. İçimin duvarlarında bu taşlar oturuyor, çıkaramadı...

Bahçeye Acıyorum

Çiçekleri düşünen yok! Balıkları düşünen yok! İnanmak isteyen yok: Bahçe ölüyor! Yüreği kabarmış bahçenin güneş altında. Boşalıyor bahçenin zihni usul usul yeşil anılardan! Sanki bahçenin duygusu soyut bir şey bahçenin yalnızlığında solan. Evimizin avlusu yapayalnız. Yabancı bir bulutun yağmasını bekliyor evimizin avlusu. Esniyor. Ve boşalmış evimizdeki havuz. Düşüyor ağaçların tepesinden toprağa küçücük acemi yıldızlar. Ve balık yuvalarının loş pencerelerinden Öksürük sesleri geliyor geceler. Evimizin avlusu yapayalnız. Babam Diyor: “Geçti benden! Benden geçti! Eledim unumu, Astım eleği.” Ve odasında sabahtan akşama dek Ya Şâhnâme okuyor Ya Nâsihüttevârih. “Lanet olsun balığına da kuşuna da! Ben öldükten sonra ne fark eder ha bahçe olmuş ha olmamış! Yeter emekli maaşım bana!” Anamın bütün hayatı Serilmiş bir seccade cehennem korkusunun eşiğinde. Anam her şeyin altında arar bir günah izini ve düşünür: Bir bitkinin küfrü lekelemiştir bahçeyi...

O Kara Kırlangıçlar Dönecek

o kara kırlangıçlar dönecek   balkonuna yuvalarını asmaya,   ve oynaşırlarken, kanatları yeniden   çarpacak camlarına;   ama senin güzelliğinle benim mutluluğumu   seyretmek için uçuşlarına ara verenler,   hani adlarımızı da bilenler...   işte onlar... dönmeyecekler! bahçendeki o gür hanımelleri dönecek duvarlara tırmanmak için, ve daha güzel kokularla yeniden açacaklar akşamleyin; ama kırağı çalıp da donanlar, günün gözyaşları gibi, üzerinden titreyen çiğ tanecikleri dökülenler... işte onlar... dönmeyecekler! o yakan sevda sözleri dönecek kulaklarında çınlayarak; ve kalbin uyanacak yeniden o derin uykusundan; ama tanrının huzurunda diz çökmüş, sessizce yakaran insanlar gibi, tıpkı benim seni sevdiğim gibi... hiç kimse seni bir daha öyle sevmeyecek! Gustavo Adolfo Becquer Çeviri: Cevat Çapan

Yine Seninle Kundakladım Sensizliğimi

Kundaklayıp göğsüme sardığım yalnızlığım Şimdilerde sırtımdan kundaklıyor Ben’liğim darmadağın Ayaklarım arşınlarken sokakları Sol cebimde unuttuğum Bilyelere çarpıyor ellerim Deruni bir ürpertiyle Sarsılıyor çocukluğum Bildiğim ne varsa (Cö)mertçe savurdum ortalığa Sana ait -Kendimden bile sakladığım- Düşlerim vardı Ağızlara düşüp kirlenmesinler diye Sütliman görünse de deniz Karnında sakladığı fırtınalara gebe Er ya da geç Dinamitlenecek dağların Alnımda izleri vardı görünmeseler de Sen Ben(liğim)de hücre hücre çoğalırken Kâr saydım eksilen nefeslerimi Hangi şehir Hangi kubbe Saklayabilir sensizliğimi Hangi yağmur yüklü bulut Taşıyabilir boşalmaya hazır gözlerimi And olsun Müteşâbih ayetler misali Sakladıklarımı ifşa etmeyeceğim Mart ayazında yokluğunu Muska yapıp gözlerime süreceğim Necat Uslu

Alengirli Şiir

Ben seni severim sevmesine de toplum buna hazır değil Nükleer denemeler kyoto sözleşmesi küresel ısınma falan. Belki sen çok küçüksün belki benim ruhum ölü Biraz Nietzsche biraz Kant kafan karışmış belki Parlıamanet’i de bozdular tutunacak dalımız mı kaldı? Pavyonda tanıdığım bilge bir pezevenk vardı! Kötü kitaplar okumak kötü yaşamak gibidir derdi. İyi kitaplar okudum bir boka yaramadı.. Ben seni severim aslında da düzenim bozulur diye korkuyorum Durduk yere başımıza saçma sapan bir aşk çıkar Sinemaya gitmeye ele ele tutuşmaya falan kalkarız İşin yoksa çiçek al,saç tara, parfüm sık. Küsmesi,barışması,ayılması,bayılması Hatta eninde sonunda kaçınılmaz ayrılması Meyhanede tanıdığım gerzek bir filozof vardı! Güzel kadınlar insanın ömrünü uzatır derdi. Bir sürü güzel kadın girdi hayatıma Hepsi ağzıma sıçtı.. Ben seni severim belki de rabbim buna hazır değil. Her şeyin güzelini sever o ideal birliktelikler ister Seninle benim yan yana oturacağımız çekyata Ne ilahi...

yazma.. o zaman bekliyor insan

-yazarım sana -yazma.. o zaman bekliyor insan. e buraya çok az insan geliyor, çok insan gidiyor. kalan da bekliyor ama bazen çok uzun bekliyor. yani hani mesela zannediyorsun ki bir yoldan birisi gelecek, boş uzun bir yol, devamlı ona bakıyorsun.. sonra kimse gelmiyor. yazma onun için.

Ağaran Bir Suyum

Nerden mi anlıyorum yaşlandığımı Kadınlar gittikçe daha güzel Güneş daha hızlı adımlıyor gökyüzünü Sular daha soğuk rüzgâr daha serin Eskiden her konuda konuşurdum istekle Bir geniş gülümsemeyle dinliyorum şimdi Büyük yapılar ışıklı çarşılar bitti Ara sokaklara salaş kahvelere gidiyorum Kurtulmak için çırpındığım çocukluğu Yeniden öğreniyorum çocuklardan şaşarak Bütün sesler çın çın bir yalnızlık oluyor İçimden geçenleri söyledim sanıyorum Birisi bir şarkı söylemesin kederle Tenimde bir titreme kirpiklerimde buğu Kısa söz basit eşya kedi sevgisi Aktıkça ağaran bir suyum zamanın ırmağında Nerden mi anlıyorum yaşlandığımı Kadınlar daha güzel kadınlar daha uzak... 1993 Şükrü Erbaş

Soğuk Mevsimin Başlangıcına İnanalım

ve bu benim yani bir yalnız kadın ve soğuk bir mevsimin eşiğinde belirsizliğini anlamanın başlangıcında, tüm yeryüzü varlığının yalın ve kederli umutsuzluğunu, gökyüzünün güçsüzlüğünü, bu betona kesmiş ellerin akıp gitti zaman gitti zaman ve saat tam dört kez çaldı dört kez çaldı aralık ayının yirmisi bugün ve artık mevsimlerin gizini biliyorum dakikaların söylediklerini uzanmış yatıyor mezarında kurtarıcı ve dinginliğe bir işaret gibi toprak, barındıran toprak gitti zaman ve saat tam dört kez çaldı sokakta rüzgar sokakta rüzgar ve ben çiçeklerin sevişmesini düşünüyorum ince sapları, kansız goncaları ve bu veremli, yorgun zamanı bir adam geçiyor ıslak ağaçlar altından mavi damarları boynunun kayıyor ölü yılanlar gibi iki yandan yukarılara doğru gelince tam karmakarışık şakaklarına bir kez daha fısıldıyorlar o kanlı sözcüğü “selam!” “selam!” ve ben çiçeklerin sevişmesini düşünüyorum. soğuk mevsimin eşiğinde ve yaslı buluşmasında aynaların toplantısın...

Satranç Dersleri

1 uzun bir nehirdir satranç kıvrak ve uzatarak boynunu nice güneş batışını yerinde görmüş boynunu oysa veba tarihçileri bilmemişlerdir her karenin bir karşı veba girişimi olduğunu göğe bezgin bakanların bir türlü öğrenemediği bir oyundur satranç evet ilk aşk gibi bir şeydir ilk açılış artık dönüş yoktur kuşku bağışlanmasa da tedirginlik doğal sayılabilir ancak yürümenin dışında bütün eylemlerin adı kaçış kaçış kaçıştır çapraz özgürlüklerinde filler acılardan yapılmış bir alanda ne zaman ki esrirler yazsak defterlere sığar mıydı şah açmazında vezirin ölümcül tutkusunu yerine göre piyon da bir tufandır içinde hep bir vezir sürekli mahzun düz gider çapraz vurulur ve uzun uzun günbatımlarını çağrıştırır hüznü uçlarından dolanıp yalın sıçrayışlarıyla piyonlar arasından ürkek ama cesur ama sevimli açsa duyargalarını o tarihsel şiire iyi bir oyuncu en çok atları sever sen ey atını kaybeden oyuncu bir ilkyazdan koca bir güzyontan adam bırak oyunu artık ...