Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ağustos, 2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Şiir Çalışmaları

Günümüzdeki sevgilere aklım da ermiyor yüreğim de. Sizin de mi? İyi o zaman, biraz ebegümeci toplayalım. __ Yaz güneşi dinlenmek istedi. Çınarın gölgesini seçti. __ Anılar mı? Çalı çırpıdır yollarda rastlanan. __ Ölümüzü teslim alır almaz yüreği daraldı toprağın. Çırpındı durdu. __ - Neden bu kadar uslu bu köpek? - Hiçbir şeyin bekçisi değil de ondan. __ Aklım ve hafızam da donuyor bazan: Soğuktan değil, soğukluktan. __ Kim bilir bir daha nasıl görürüm ilk kez gördüğüm sarı zakkumu? __ O kadar istekli ötüyor ki kuşlar bir türlü akşam olmuyor. __ Ayçiçeği tarlaları geçti yanımızdan geçmişe, anılara... __ Gizli gözyaşında yansır gökteki en sönük yıldız. __ "Kendine iyi bak." Hangi dilde, ne anlama geliyor bilmiyorum. __ Yaşlanıyorum galiba: Günlerin uzaması kalbimi sıkıştırıyor. __ Gül çiçeğinin taban fiyatı açıklanabilir mi? __ Bir zaman duraksayan sevinç şimdi yerinden kıpırdamıyor. __ Aşkı ayrılıkla s...

Suçlu Şiirler

4. Bildiğin bir yana Geldiğin yerde de oturmuyorum artık. Ne adımlarım ne taşıtlar Hiçbiri kâr etmiyor mesafelere. 5. Sık sık gelme aklıma Düşüncen gitsin kendin gel. Denize dökülmek isteyen bir ırmağım Ben yokken benimle konuşma. 8. Ne mutlu anıları olan aşka Zamanın zindanında gizli Bakımsız perişan aşka Ne mutlu sisle örtülü aşka Düşlerin toprağında gizli Susuz gariban aşka Ne mutlu boynu bükük aşka Kavuşmanın sokağında gizli Işıksız pişman aşka Ne mutlu anıları olan aşka Süreyya Berfe

Şiirle Demlenen Çaylar

yoksa Zor değil, hiç zor değil, demli çayı bardakta karıştırıp bir başına yudumlamak doyasıya…. Ama ‘çaya kaç şeker alırsın? ‘ Diye soran bir ses olmalı ya ara sıra…… Elif Şebnem Akal Ey bana kuyular kazan dizginlenemez sözcüklerim Savrulan beş çaylarına kırık aynalar şenlensin Ey şair! Savur kendini sözcüklerine yaraların neşterlensin. Naim Kandemir teşekkür ediyorlar, çok yaşıyorlar, işe geç kalmıyorlar çeyrek altını önemsiyorlar, küresel ısınmayı ve beş çaylarını Güven Adıgüzel sahte kimlikle yapılan görüşmeler esaret tarihimizde bir çayiçimi tadıdır Bayram Balcı ince ve daha dünya görmemiş sesiyle anlattı dünyasını, narin ellerinde tutmakta olduğu çaya birşeyler anlatırcasına. Gökhan Yalçın Binlerce şeydir çünkü Ruhi Bey Nanedir, ada çayıdır, zencefildir Edip Cansever İyi demlenmemiş bir çay gibi kaldım Kırdım dolduğum tüm fincanları Ahmet Erhan Kar olur, kış olur, üşürsün, neme lazım Bir çay koyarım sobaya, radyoda incesaz… Ali...

Sen Git

sen git ben bir gecenin siyahında saklayacağım saçlarını yüreğim, titrek ellerinin arasında atacak biraz ıslak biraz da kırmızı küçük bir umut türküsü dolayacağım dilime eskiden kalma bıraktığın yanını yüzdüreceğim derin denizlerimde gözlerimde son bakışın kalacak çaresiz ve üzgün sen git ben bir isyanın eteğinde saklayacağım gözyaşlarını devrilmiş cümleler anlatacak sana hasretimi mektuplarımda kırık dökük hatıralarla süsleyeceğim yatağımı damla damla akarken gün geceye bir yudum suda eritip saflığını ilaç yapacağım yaralarıma kanayan yanlarımın üzerine sıcaklığını örteceğim sen git biliyorsun gelmesen de bekleyeceğim Lou Salome

Kurban

(Gelecek geçmişe kısa bir yolculuk) Doğuştanmış kadersizliğim çocukluğumun sıradan bir şubat ayının soğuk çarşamba akşamında annemin ağlamaklı çığlıklarına kurban gittiğinde anlamalıydım … Daha küçüktüm.. anlamını bile bilmediğim ismimin bir nüfus memurunun iyi duymayan kulaklarına kurban gidişine aldırmadım … Gurbet habersizce çıktı karşıma babamın sert bakışlarıyla ergenliğimin hayallerini şehirler arası otobüslerin camlarının buğusuna kurban ettim … gençliğimin altında ezildiğimde alnımdaki çizgiler daha inceydi büyüdüğümü zannedip sevdiğime emanet ettiğim yüreğim bir yalana kurban gittiğinde fark ettim … yine sıradan bir şubat ayının soğuk Çarşamba akşamındayım uzun zamandan beri biriktirip hiçbir şeye değdiremediğim suskun göz yaşlarımla yetmiş beşime basışımın yalnızlığıma kurban gidişini kutlamaktayım Lou Salome

Yaşam İlahisi

Gerçek bir dostun bir dostu sevdiği gibi Bilmece yaşam, seviyorum seni İster güleyim ister ağlayayım seninle, İster hüzün getir bana ister neşe Seni seviyorum, verdiğin acıyla da, Yine de mecbursan beni yıkmaya Bir dostun bağrından kopar gibi Çekeceğim senden kendimi. Tüm gücümle sarılıyorum sana! İstersen yak beni, seni muamma Kavganın en ateşli anında bile Yalnızca inebilirsin daha derinlerime. Var olmak! Ve düşünmek! Bin yıllarca Daha sıkı sar beni kollarınla Eğer bana vereceğin mutluluğun kalmadıysa Olsun! Başka acıların var ya. Lou Andreas Salome

Bir Tek Sensin Sen

geceleri ağlayarak yattığımı söyleyemediğim sen, özü beni bir beşik kadar yoran. benim yüzümden uyumadığını bana söylemeyen sen: bu hasreti gidermezsek nice olur halimiz? sevenlere bir baksana, itiraf etmeye başlar başlamaz nasıl da yalan söylerler. sensin yalnızlığımın tek sebebi. tek seni karıştırabilirim. bir süre sensin o, sonra yine uğultu ya da iz bırakmayan bir koku. ah, kaybettim hepsini kollarımda, bir tek sensin, sen, tekrar tekrar doğan: sana hiç bir zaman sarılamadığımdan, vazgeçemiyorum senden. Rainer Maria Rilke Çeviri: Gülbahar Kültür

Anış

yıkık manastırın orda kalbim ki, o da yıkıktı. bir keşiş bıçağıyla dağlanmış çiçekbozuğu, çopur - bir hayat acıtıyordu beni               sevgilim. her şeyin hüzne vurduğu yerde bütün saatlerin, kuzguni bir denizi                çoğaltarak hayat acıtıyordu beni. bense geçerdim karamuklarla, karabasanların                             arasından geçerdim hiçbir im bırakmadan geride bana en sırlı gelen acının o en sırlı noktaından. bin dokuz yüz yetmiş beş'in                            ekiminde yıkık manastırın orda kalbim ki, o da. Behçet Aysan

Yağmur Dindi

yağmur dindi sevgilim, küf mavisi bir yağmur dingin ruhumun tınazını susturan ve aç çocukların iniltilerini, bu yüreğimize yürüyen yağmur, gecenin yağmuru dindi. bütün bir gece düşman pusularına, vişneliklere ayağı çaputa sarınmışlara kör bir kuyuya ve dinamite inen bu yağmur gecenin yağmuru söndüremedi pırnal ateşin soluğunu kozalak yaktım ben de sessizlikte ömrümün kozalaklarını küllere sıvanmış baştan başa dolaşıp ağrıyan ormanı yağmur dindi sevgilim bak dinle her şey dindi, acıysa dinmemiş halde. Behçet Aysan

Ay Düşünce

ay düşünce denize seni hatırlarım ince ince yağan yağmur, iskeleye yanaşan vapur haydarpaşa garı seni hatırlarım ay düşünce denize kalbim çarpar, telaşlı bir kuş olur, siyahlar içinde bir kadın ve yakasında ipiri kırmızı bir gül seni hatırlarım ay düşünce denize söylenmemiş sessiz bir şarkıydım, tozup giden bir ilk kar solgun begonya kalkmak üzere bir tren seni hatırlarım Behçet Aysan

Rakı

Bu meret öyle bir merettir ki, acıyla içilir, tatlıyla içilir, neşeyle içilir, ağlayarak içilir, kavunla içilir, peynirle içilir, ikisi beraber çok güzel içilir yemekle içilir, mezeyle içilir, suyla içilir, susuz içilir, sodayla içilir, şalgamla içilir. Ama işte, bir tek salakla içilmez... Nazım Hikmet Ran

Keder Gibi Ödünç

I eskiden köpeğim gibiydi şiir ne zaman üzülsem hissederdi ve yanıma gelirdi yaşlı bir köpek şimdi şiirim ne kulağı duyuyor ne yüreği II o zamanlar öyle yaralıydım ki bunu yalnızca bir hayvan anlayabilirdi hayvandan anladığım bir şey varsa insanlardan hiçbir bok anlamadığımdır hayatta anladım ki: bir insanda hayvan şart III bazıları ağaçtan toplar kelimelerini bazıları taştan çıkarır şiirini bazıları aşkını çölden... ben hiçbirinden... geceye kalmış gibi olurum bir sokak pavyonu var da ona düşmüş üzgün bir şair gibi benimki ne şiir ne keder onların terkettiği gölgeyi bulsam bana yeter IV sende denize inen bir sokak bende başkente giden bir ev eski duman, eski kömür, eski ray aramızdan güzel bir karanlık geçti V yağmur yağınca şairler aranmalı ve onlara elmadan sormalı, nedir sır yoksa elma da, sır da, şair de unutulmalı yağmurda ve "susanlara hiçbir şey sormamalı" sana bir elma borcum var ama elma biliyor sen bilmiyorsun bunu VI kağıttanmış kederi kelimelerin boşluğun acısı c...

Bîmaram ey ecel, bu gece bekle yânım al

Bîmaram ey ecel, bu gece bekle yânım al Rûz-i firak-i dilberi gösterme cânım al Âl ile gönlün almağ içün cümle âlemin Geymiş zerafet ile o gonce dehânım al Ol kaşları kemâna ilet bir nişânımı  Ey murg-ı kûy-i yâr ölücek üstühanım al Taşlıcalı Yahya Bey

Hüzünlü Gezinti Güvertesi

I Kimbilir hangi ürkek mevsimi alırsın gizlice odalara, saçların balkonları terk edeli kimbilir ne kadar olmuştur? -annene göstermeden aşağı akardı saçların kaç kez eksilip çoğalırsın dişlerini fırçalamayı ezbere bildiğin günlerde… Mor bir kedi geceyi sıyırarak geçiyordur kuyruğunda teneke yıldızlar düşlerinle buluşurken lanetli aynalarda söylesene hangi ürkek mevsimi alırsın gizlice odalara… Ne gece yer rüşveti ne ben Söz! Annene söylemem… II Yüzüm hangi dağa baksam içinde öfkelerinden habersiz korkunç atlar gezdiren bu sessiz, yıldızsız. Yüzüm hangi yola çıksam bu yetim avlusu, bu ateş bu ağlamaklı şey. III Hiç gürbüz hiç pembe yanaklı sayfalarımız olmadı mı bizim? Biz hiç mavi kalacak bir mevsime çıkmamış mıydık yorgun yokuşlardan kışın? Kendiliğinden gelen sözcüklerin misafirliğini ne çok severdin, Nasılsın… Bugünlerde ben iyi gibiyim yorgun gri kaideler arasında hüzünlü bir yeşilim, Ya sen… Sen… Nasılsın? Göğsündeki ağrılar nasıl...

Eksik Cinayetler

I Kendine kucak arayan gövde kendini yok eden gövde yitirdin kendini işte artık ne yurt sana ne varolabiliyorsun başka evde. Bu mum medeniyetinde bu metal öznede bu cam sözde ne yurt sana dil ne şölen yeterince. II Ben büyüdüm akasyalar öldü üzgünüm. dışınız çok kalabalıktı beni içinizdeki zindana attınızdı olur ya bir gün suyu hatırlar şelale şeytan utanmayı öğrenir ve yüzleşir yüzünüz mevsimlerle sırf bu yüzden büyüdümdü, akasyalar öldü. III Karanlık suyun dibini göze aldım sonsuzluğu göze aldım o yatakta sen gittin ben bu balkonlara kaldım metalin damara dayandığı nokta şimdi söylüyorum dilimdeki küfrü büyülü sözü kalbimdeki: tekrar karşılaşsak ölür müsün? IV Kışı neden bu kadar çok sevdiğini ve neden her şeyin bir sonla noktalandığını sorma, ben de bilmiyorum. Anı olacak bir şeyim yok Her şeyin dünündeyim. V İçime işleyen acıyı size değil Bir suya bırakmayı öğrendim Dal olmaktan vazgeçeli çok oldu Bu yüzden ne bir ağa...

Eski Bahçenin Hafızası

Yakınında değilim öfkenin ve uzağında da değilim rastlantının kısa ânındayım ve sonsuzluğun da ardında ah! öfke için geç vakitteyim çölden çıkmak gerek bunun için, atları denize sürmek... Oysa kimseden çıkartmadım öfkemi saçlarımı uzatmak için kimseye söz vermedim kimseye yakın değilim inan susmaktayım, uzağında değilim unutmanın ah! öfke için geç vakitteyim durup dururken bir yerde karşıma çıkan rastlantıdayım hafızasındayım eski bahçenin sarhoş asmaların biriktirdiği boğazımı yakan acı bir imgedeyim güneşi anımsamada, ve orada durmakta ama orada kaybolmaktayım ah! öfke için geç, çok geç öfke için durgun gölü bulandırmak gerek... Gölde unuttuklarımızı rahatsız etmek! oysa gölün hafızası var ve o anımsar içinde unutulanı ve çürüyüp kendine dahil olanı ah! öfke için geç çok geç artık sahrada unutulan gökyüzü için. Ben seni çoğalttım ben seni çoğalttım sırlarım azaldı böylece. Birhan Keskin

Herkese Günaydın

ben biraz sevineceğim siz şu odaya geçin isterseniz ben biraz askere gideceğim ben biraz evleneceğim birazdan kilisenin çanı çalacak birazdan akşam çatırdayacak birazdan şu bacağımı indirip şu bacağıma koyup birazdan bütün insanlar beni hatırlayacak beni çağıracak beni ağlayacak birazcık bir arkadaş lazım öyleyse öpüyorum gördüğüm ilk kızı: herkese günaydın herkese merhaba ve hatta burjuvaya da iniyorum ben topraktan göğe doğru güzellik olup kötü bir alışkanlık yaptı şu susmak hastalığı işledi işlediklerime: bir sevda bulup hidayet romancılarından yastığımın altına koyuyorum gece rahatsız etmesin diye yanına birkaç arabesk birkaç pop birkaç kenar mahalle ve derken derimin altındaki kediler susmak bilmiyor böylece ben aşık olduğumu düşünüp efkârlanıyorum aklımdan sevgilim diyorum sevgilim sen gidersen sen gidersen: rahatça uyurum Cafer Keklikçi

Gül

sevgili gül,-gül sen bana gül! sana onca kuşatmadan birikmiş ter içinde, yorgunluk içinde geldim. Sorma bana, nedir karşılığı aşkın bir insanda savaşın, cinnetin kıyametin çağında. Ruhumla bu hayat arasında kurduğum bu köprüye "ah çok sallantılı" diye bakıyorlar. Evet, çok haklılar. Göçebesiyim çünkü bozkırın ve her gün ufkun mor çizgisini özlüyorum. (Önce de söylemiştim, bu dünyaya ben atları sürmeye gelmiştim.) Evet, haklılar. Kanımı ben bir kıl çadırda, bir bozkır akşamında bıraktım. Ve bilmiyorlar, barışacak mı bnde yeryüzünün ilkel'i, çağın meşru zihniyle -gül sen gül- korkmakta haklılar. Sevgili gül, sana kendimde kanayan kazandan birikmiş, sonra silinmiş sularla geldim. Sorma bana, nasıl kurulur ömrün kaygısız bahçesi bir ayağım tek hücreli bir hatırada bastığım bin yıllık toprakta öbür ayağım. Yaktığım kadar yandım. yaşım başıma vursun geçtim aşk dediğimden,-gülme bana gülümsün, gülüm kal, ömrüm kendime yeni bir merhamet seçtim. Bi...

Derin Zaman

Ben senin sınırlı gövden ile beni sonsuz sarmanı diledim. Uykum seninle kışın kolları arasında devrilerek dönerek tamamlansın, içimde kuzeyin kuşları sussun istedim. Kışı ve kışın kalbimde ağırlaşan meyvesini, çiy düşmüş, soğumuş, donmuş bir dili hatırlamak için beni büyüleyen o kimyanın boşluğunda durup yalvardım: Beni bu siyah boşluğun içine bırakma, derin bir zaman istedim senden, ama bana onu verme! Ne kışa ne yaza uygun kalbim, çatlat aramızdaki donmuş dili, yokluğunun sebebini anlatamadım kendime, yokluğun ne vakittir karlı bir tepe gibi içimde. Ayağa kalk, yaklaş, dilini döndür ağzında de ki: Ben onunla denizin dövdüğü dilsizzz taşlar üstünde sustuydum. Birhan Keskin

Buzul

Suyun sırtında geçiyor ömrüm kentlerim, saraylarım silik. Gül ekilirmiş dünyada, zülüf dökülürmüş yastığa. Derinde bendeki, müebbet, Ve aşağıda, yer değiştiriyor, dönüyor koyu bir sıvı:hatıra. (Rüyamda bir göl dokunduydu bana.) Ah, üstümde geniş sessizliği uzaklığın, pul pul bir akşamüstü. Yaşadım mı yaşamadım mı ben o çağları içimde külrengi ve sonsuz buz ağları. Kim yardı beni, bana kim yardı? Kim akıttı kanım, bilmiyorum hatırlamıyorum. Dünyaya atları sürmeye gelmiştim, mart sonu muydu, şubat mı, gül ekiliyordu toprağa, kanımı kim? Birhan Keskin

Kapı Eşiği

Denizin kederini anlatacak dili yok, dedim ve devrildim, böyle sürdü uzun yıllarım düştüm,sustum,içimden geçirdim, evi oldum sol yanından yaralı bir salyangozun ve komşusu ağlayan bir ağacın. Yeryüzü, ah yeryüzü diyerek gürültüsüne de alıştım kapladığım yerin. Bana verdiğin bu yarı-saydam gövdeden sisin altında uğuldayan ve ipuçlarını bir türlü çözemediğim üç-eksik-uzun vakti geçirdim. Sadece bir baş dönmesi kaldı şimdi ömrümden, o acı suyu biriktirdiğim Ağaç anlatabilir kendini yağmura, hiç değilse fısıldayabilir-bunu biliyorum. Kuş nasıl tarif edecek; konsa yeryüzünde av, uçsa bir ömür boynunda vebal. Ve kimim ben, düşe kalka dolaşan yorgun ruh, dolaşık gönül, som gurur? Ve kim, beni omzumdan öpüp o siyah yolculuğa çağırır? Birhan Keskin

Zeytin Ağacı

Madem geldin, uğradın yanıma yaslan, kavruk gövdem bu. Yaşım kaç mı? Saymadım ki, ya da unutmuşum, bağışla. Bu: bir boşluk: içimde Yaşamak izi de denir, Sanki, nice kelebek tozu, içinde. Çok durdum, hiç gitmedim ben, bu dağ başında Rüzgâra ağladım bazen, Bazen derdimin dibini saydım ıssıza. Yaşlı, durgun bir zeytin oluşuma bakma Şuramda bir su vardı ve şuramdan Neşeyle akardı aşağıya. Ela birini sevdim ben de zamanında. Kalkıyor musun? Kalk, ama Kaderinin sesini unutma, gönül gözünün yanına. Ve sözünün içine çektin madem, Madem aldın beni rüyana Bu da benden, dalımdan bir hatıra: Ayrılığın gümüş bilgisidir o, al Helalü hoş olsun sana. Git ve unutma Ha vardır benim dallarım şimdi Ha hatıra. Birhan Keskin

Balık

Zokayı yutmuştum ben bir zaman ah dilim yaralı konuşamam. Birhan Keskin

Dua

Kederli ömrümün kısa açan çiçeği bahar işte tekrar sana çiçeklensin diye yüzüm noktalanma, çoğal! değiş! tekrar ol! sebebim ol! kederli ömrümde. Birhan Keskin

Orta Asya’da Bir Fincan Dibi

Nerden bakarsan elinde kalıyorum.. Öyleyse bırakma / sarıl.. Bahar geçti de / ben yaprağa nasıl söylerim, ağlarken düştüğümüzü.. Madem öyle, saati ayrılığa kur, çalmadan gitmiş olasın lakin; elin elimde olmalı mesela, biriken bir şeyler olmalı, eriyen de bir şeyler. Bu kalp kafesine sığmıyor artık gitmeliyim, Meneviş teninde harı gözlerimin.. Kuşlar biliyorum, göç yollarında bir annenin dudak izi.. Kursağımda akşamüstü, kaç gün oldu yanlı aşklardan ağlama dersleri alıyorum giden sevgiliyle alakalı.. [ Sonrası yerini bulmak zor olmadı, bir hüzün kanamış bu yöne.. ] Bavulumda özgeçmişim: -Ayrıntılara girmeden aynen aktarıyorum: “seni seviyorum” Ve hayır! Bir saniye.. Her şey sandığın gibi / Berbat haldeyim.. İsrafil’den bu yana gülmedim nâyi, deliklerinde acı zula yapmış, esrik susuşlarına onların.. Yüzümün duldasını hüzne berkittim.. Ne yıkabilir gözlerimi şimdi, ne yaşımı. Yakından bi yerden geçme ne olursun Ezizér, sivilce yarası yüzümdeki çukurlara, gölg...

İzler

KISA ŞİİR / altı Her konuşma bir şeyi değiştirir hayatımızda, Sustum durdum geriye geriye çekilerek KISA ŞİİR / yedi Sözlerin bumerang gibi döner yaralarsa seni ağzın dilin gereksizdir susarsın İZLER Susup bekleyerek yaşlanıyordu şeylerin uğultusu arasında içi ağırlaştıkça rüzgara çıkıyor siliyordu kendini durma ağrıya ağrıya nara dönüştüğünde açtılar içinden sözler çıktı kem sözler, kırıcı davranışların izleri aldanma gölgesi, ondurmayan bağışlama “gitmeliyim” çıktı, “dönmemek üzre bir daha” “artık herkesin yüzüne                        bütün düşündüklerimi” “yalnız olmalıyım” çıktı. derinlerde sır tutmuş bir eski sevda. Gülten Akın

Kan Atlası

emel'e "ben babamın yuvarladığı çığın altında kaldım." çolak mırıltılarla dövmelenen çocuk her gün her gece eğer adasında,gözü ağzı elinden alınmış, yosunlar sarmış bedenini çığlıklarken bunu su içinde... karada, hançer suratlı abinin rüzgarın uçar adımları. geçmiş ilmeğinde saklıdır arzusu içinden karanlık, tekrar ve ilenç sızdıran hayret taşında. ''soruyor hatırasında, sırtımda ve sırtında gezinen bu ürperti kim,bir damla süt yerine bu ağu kim?" ay gözüyle bakmayan kavruk akıllara -boy atmış da salgıları, cücelmiş sezgileri- bir yanılgı rehavetinde debelenenlere... ey, yüzleri bir babakuş gölgesine çakılmış olanlar, üzgün adım, ileri marş! Nilgün Marmara

Devrimiçi Sosyal Paylaşım

Bir etkinlik daveti: Alper gencer seni Yeni bir okuma etkinliğine davet etti. Başlıca haberler: Dünya ortadoğudan gelen ayak sesleriyle uyandı Devrilen domino taşlarına benziyor diktatörler Aradığı ümidi devrimde bulan insanlar mutlu Afrika’da devrimcilik kazandırıyor, kabileler şokta Haber kaynağı: Tunus, mısır, libya Yemen, cezayir, ve fas bekliyor sırada Bildirimler: Libya halkı büyük bir devrim yapmak istiyor Onayla Kaddafi halkı tarafından zalim bir diktatör olarak etiketlendi Altı buçuk milyon libyalı bunu beğendi. Mısır’dan giden gönderiyi gör: Hüsnü mübarek Grup kur: Devrim ve çay Uygulamalar: Zalime hakkı göstermek Mazluma omuz vermek Durmadan dua etmek Oyunlar: İs ra il ve a be de Fotoğraflar: Muhammed Buazizi kendisiyle birlikte Ortadoğu ve dünyayı ateşe veriyorken… Yorum yap Durumum: Çok şükür Ne düşünüyorsun? : Çocukları… Tümünü gör Devrim dalgası bütün dünyayı sarıyor. Alper gencer bu bağlantıyı beğendi. Mesajlar: Sakın ü...

Oğlunun Doğumu Dolayısıyla

Ana baba çocuğu doğduğu zaman, âdet, Akıllı olsun ister. Oysa akıllı olduğum için değil mi, Başıma gelen bunca belâ? Ondan işte şimdi bütün dileğim, Budalanın biri olsun çocuğum. Ömrü boyu rahat eder, en azından Müdür olur, nâzır olur. Su Tung Po Çeviri: Can Yücel

Seni Korumak İçin

Seni hiçbir dünya telaşına değişmedim ben… Evlerin ve kalabalığın ağırlığını sana üstün tutmadım… Yoksulluğun acısından hafif bilmedim acını… Yenilen herkesin boğuntusuydu kaybolduğum uzaklık, yüzün her bulutlandığında… Nereye gidersem gideyim seni yürüdüm hep… Sevincini bir barış, bir bayram sabahı gibi taşıdım içimde… Sesine güvendim, gözlerine en çok yakışan o sürekli yaz ikindisine… Gökkuşağının altından geçen çocukların şımarıklığıydı, kaküllerini her araladığımda gövdemdeki ürperti… Ağzımdaki meneviş sendin insanlara şiirler okurken… Bütün öksüzlerin kederiyle baktım yüzüne, ne zaman geleceği düşündüysem… Bir haksızlığı haykıran herkese senin soluğunu verdim… Bütün hapislerin penceresi yaptım seni… Sonra tuttum kenar mahallelerin yalnızlığını gösterdim, bir özür, bir bağışlanma umuduyla… Kirpiklerinin ömrüme açtığı yolda yaptım bütün kavgalarımı… Söze inandım, gövdene ondan çok… Dönüp dönüp sana geldikçe anladım özgürlüğün aşk olduğunu… Alışkanlıklara yenilmedim ben, seni b...

Odaya Kapatılan Gökyüzü

Aşk ile korku, cam ile taşa benzer…                                              Sâdi Geceler bitti. Yolculuklar bitti. Yeni yerler, yeni sabahlar bitti. Her yerde bin yıllık bir aşınma, solgun zaman kokusu. Senden önceki haline döndü kalabalık. Gamzeli sular yürürdü dünyaya, kirpiğin kaşına her değdiğinde. ben deniz derdim hazla, gökyüzü niyetine bakardı başkaları. Kimsenin sesinde bulut yok, kanat yok, rüzgâr yok; bir hızar sesiyle konuşuyor artık herkes. Kalbinle donattın önce gövdemi, sonra aşkın nasıl bir yoksulluğa dönüştüğünü gösterdin. Sevinçler bitti, kapı zilleri bitti. Ne bir yere giden var, ne gelenlerin yüzünde bir iyilik. Senden başka anısı yok döndüğün yerlerin. Tükeniş kendini yokluğunla tanımlıyor. Açık yarada bir ayaz şimdi anılar. İncelikler bitti; o güzel telaşlar. Ne bir yağmur sesi çatılarda, ne camlarda yüzünden bir balkıma; ki düş kurabilsin o...

Şair Telefonda Sevgilisiyle Konuşuyor

Suladı sesin yüreğimin kumulunu şu şirin tahta kulübede. Çiçek açtı bahar güneyinde ayaklarımın kuzeyinde alnımın bir eğrelti çiçeği. Bir ışık çamı dar boşluğun içinde türkü söyledi tansız, kaynaksız ve kan ağlayan içim ilk defa umut taçları astı çatıya. Aktı içime o tatlı, uzak ses. O tatlı, uzak ses tazeldei beni. Tatlı, uzak, boğuk ses. Karanlık, yaralı bir geyik kadar uzak. Ve karda bir hıçkırık kadar tatlı. Tatlı ve uzak ta iliklerimde. Federico Garcia Lorca Çeviri: Erdal Alova

99. Sone

Erken açan menekşeyi payladım şöyle diyerek: “Tatlı hırsız, nerden çaldın o güzel kokuyu öyle, “Aşkımın soluğundan mı? Çekip almış olsan gerek “Yumuşak yanağındaki o allığı, görkemiyle, Beyaz zambak benden zılgıt yedi eli senden diye, Fesleğen de, koncasını senden çalmış ya, ondan. Güller, dikenler üstünde kapılmıştı ürpertiye: Biri, alı al utançtan, öteki apak, kahrından; Üçüncüsü ne al, ne ak, her birinden nemalanmış, Aşırdıklarına bir de senden soluk eklemişti; Büyümüş böbürlenmişti de, bu soygundan cezalanmış, Bir solucan öç alarak onu öldürüp yemişti. Bildiğim bunca çiçek var, her birinde gördüm şunu: Ya rengini senden çalmış, ya da cânım kokusunu. William Shakespeare Çeviri: Talât Sait Halman

Yeminler Ediyor

Yemin ediyor daha temiz bir yaşam kuracağına. Ama gelince gece kendi öğütleriyle, uzlaşmalarıyla, sözleşmeleriyle; gövdenin diriliğini de getirince gece titreyerek arzudan gerisin geri dönüyor bitkin ve yeni aynı ölümcül eğlencelere. Kavafis Çeviri: Barış Pirhasan

İstanbul Ağrısı

kanatları parça parça bu ağustos geceleri yıldızlar kaynarken şangır şungur ayaklarımın dibine dökülen sen eğer yine istanbul'san yine kan köpüklü cehennem sarmaşıkları büyüteceğim pançak pançak şiirler tüküreceğim demek yine ben limandaki direkler ormanında bütün bandıralar ayaklanıyor kapı önlerinde boyunlarını bükmüş tek tek kafiyeler yahudi sokaklarını aydınlatan telaviv şarkıları mavi asfaltlara çökmüş diz bağlıyor eğer sen yine istanbul'san kirli dudaklarını bulut bulut dudaklarıma uzatan sirkeci garı'nda tren çığlıklarıyle bıçaklanıp intihar dumanları içindeki haydarpaşa'dan anadolu üstlerine bakıp bakıp ağlayan sen eğer yine istanbul'san aldanmıyorsam yakaları karanfilli ibneler eğer beni aldatmıyorsa kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar yine senin emrindeyim utanmasam gözlerimi damla damla kadehime damlatarak kendimi yani şu bildiğin attilâ ilhan'ı zehirleyebilirim sonbahar karanlıkları tuttu tutacak tarlabaşı pansiyonları...

Dünyaya Teslim Olmak

Herkesin büyük bir ustalıkla gülerek geri çekildiği bir dünyaydı. Her yeni başlangıç yeni bir pişmanlık demekti. gittiği yerlerden yüklenip geliyordu insan yalnızlığını. Umutsuzluk öyle bir yılgınlık yaratmıştı ki herkes her söze inanır olmuştu. Çifte sürgülü kapılar aralandıkça buz gibi bir suskunluk sızıyordu eşiklerden. Herkes yaşadığı oyuğun soğukluğu ile orantılı bir kasıntı içindeydi. Eşyalar bile sahiplerinden daha sıcak, daha kişilikliydi. Gökyüzünü çarşılarda yitiren insanlar, odalarında yanan ışıklara bakarak niyet tutuyorlardı. Yıldızlar çoktan çekilmişti çatılardan. Kimse bir ayin gibi yaşamıyordu günün batışını. Kimsenin sabahla arındığı yoktu. Herkes ölçülü bir incelikle birbirine elini uzatıyor, ama kimsenin eli kimseye değmiyordu. Dokunmak nesnesiz bir duyguydu, insanın gövdesinde taşa kesilen. Küçük adamların büyük yalnızlığı doldurmuştu dünyayı. Senin yüreğin henüz yarasızdı. Yüzün bulut görmemiş bir göldü. Halka halka sıcaklık yayılıyordu sesinden. Gün ışığı ile gö...

Kuğu Ezgisi

Kuğuların ölüm öncesi ezgileri şiirlerim, Yalpalayan hayatımın kara çarşaflı bekçi gizleri. Ne zamandır ertelediğim her acı, Çıt çıkarıyor artık, başlıyor yeni bir ezgi, -bu şiir - Sendelerken yaşamım ve bilinmez yönlerim, Dost kalmak zorunda bana ve sizlere! Çünkü saldırgan olandan kopmuştur o, uykusunu bölen derin arzudan. Büyüsünü bir içtenlikten alırsa Kendi saf şiddetini yaşar artık, -bu şiir - Kuramadığım güzelliklerin sessiz görünümü, ulaşılamayanın boyun eğen yansısı, Sevda ile seslenir sizlere! Nilgün Marmara

Dicle Üstü Ay Bulanık

14. Bir Kardeş Mavi Canı cehenneme rahat uyuyanın Kapısını örtenin perdesini çekenin. Yüreği yalnız kendiyle dolu Duvarları ancak çarpınca görenin. Canı cehenneme başkasının yangınıyla Evini ısıtıp yemeğini pişirenin. Bahçesine dek gelen alevleri Şehrayin sanan aptalın Canı cehenneme, camlarında Parçalanmış cesetler uçarken Bir iğdiş incelikle çiçekleri sulayanın. Mutfakla yatak odası arasında Çarşılarla gövdesi bencillikle hırsı Yılgınlıkla yenilgi arasında Dünyayı tüketenin canı cehenneme… Orada dağlar birer mezarlık Bulutlar kan salkımı sular toprakta düğüm Orda evler oda oda kanarken Burda yeşerenin canı cehenneme. Ey bir halkın gözyaşıyla ruhunu yıkayan kin Ey zulümle yükselen başarı Ölü sayısına endeksli maaş; Uzun masalar ardında mağrur Boynunda ölüm çanıyla oturan güç Senin de senin de canın cehenneme Ey Sultan Hamit tuğralı korucu alayları Kardeşi kardeşe kırdıran siyaset… Bir gün elbet, bir gün elbet Örter üstünü bu ağır yanlışın Sevgiyle, yaln...

Ömrüm Gölgelendi

İncecik bir su gibi aktı ömrüm Ellerimin arasından gözlerimin önünden Aktı aktı eksildi.. ‘Canı tene taşıyan’ ne varsa Yaşama sevinci adına Düş gibi gülüş gibi aydınlık Yazdan ılık yelden hafif yumuşak Bir acemi öpüş gibi buluttan ak Ne varsa bir bir Tadı mutluluğa benzer Akıp gitti akan ömrümle beraber Düşlerimin ardından gerçeğimin önünden Rengi sulara kendi dağlara Hüznü bir incecik sızı olup akşamlara Düşen bir gün gibi ömrüm Ömrüm gölgelendi… Şükrü Erbaş

Aşkı Ayrılıkla Emzire Emzire

Sonra tuttum uzun bir yalnızlığa çıktım Ardımda dudaklarından keder gülleri bırakarak. Kirpiklerin kırıla kırıla bitmişti çoktan Yüzünse doygun bir aşkın soğukluğundaydı nicedir. Güneşin iyimserliğini otobüs terminalleriyle silerek Geçtim yolların ve kalabalığın inciten uzaklığından. Ayın çırpınışı yetmiyordu gecenin büyüklüğüne Yol kenarındaki evlere paylaştırdım ışığını Ömürlerinin dışına çıkmayanlar sevinsin diye birazcık. Herkesin her şeyi kolayca konuştuğu Arkasını döner dönmez unuttuğu zamanlardı. Bütün güneşler, içinde doğup içinde batan biriydim Kekeleyen bir yaşamın hecesinden gelmiştim sana. Öyle iyi konuşuyordun ki, öyle bilerek, bana öyle yakın Açık denizler gibiydi sesin hiçbir sözcüğe sığmayan Gülüşünün engininden bir baş dönmesiydim artık. Sonra bütün söylediklerini doğruladın gövdenle Uçsuz bucaksız çıplaklığında yaşadım dünyanın sınırlarını. Sabahın buğusu, suyun köpüğü, ışığı yaprakların Azalan ağzından öğrendim her şeyin bir ömrü olduğunu. Beni ...

Kuş Koysunlar Yoluna

Bir karga bir kediyi öldüresiye bir oyuna davet ediyordu. Hep böyle mi bu? Bir şeyden kaçıyorum bir şeyden, kendimi bulamıyorum dönüp gelip kendime yerleşemiyorum, kendimi bir yer edinemiyorum, kendime bir yer.'.. Kafatasımın içini, bir küçük huzur adına aynalarla kaplattım, ölü ben'im kendini izlesin her yandan, o tuhaf sır içinden! Paniğini kukla yapmış hasta bir çocuğum ben. Oyuncağı panik olan sayın yalnızlık kendi kendine nasıl da eğlenir.Niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına niye kimselerizin vermez yollarıma kuş konmasına? "Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna" bir çocuk demiş. Nilgün Marmara

Yüzü çevrilmiş olmaya yakın zannedilen ilgisiz ama kendince bırakılmış sözlere uzak cesaretinde son bakış

ben - “yeni bir harf buldum ama söylemem konuşacak kadar göremedik ki bakamadık bile kendimize” kahramanlara özenip çektim kınlarından gözlerimi renklerce yağmalanmış kapalı gök gibi elimi bıraktığım yer kayboldu ne desem üşüdü parmaklarım sırayla sağdan sayarak eğdim eğdim eğildiği kadar kafatasımı kuşlar düştü sokaklara, buzlar çatladı bir bir çocuklar uyandı çocuklar üstünü örttü annelerin toprakla - çocuklar ki yarının cesetleri- kör – “derisine güvenen kadınlar gerçek sanıyor denizden yansıyan şehri Görüyorum oysa bir ben görüyorum karanlığı iliklerine kadar” boynumu kırıp baktım boşluğa bir gün geldi aklıma korktum ışıklar gitmez diye erkenden uyudum uyandım erkenden silinmek üzere yazılmış telefonları aradım buldum eski kitap kapaklarında ölüm oniki punto ve rahatlık unutmak intiharında bir kadındı sen sandım gül üstü yağmur ıslaklığını - gül ki dillerce kurutulmuş bir kelime - sağır –”kimse dağıtmasın beynini ben duyuyorum uzaktan geliyor bu leş k...

Bismillah demeyi ve seni seviyorum.

İşte bu yağmurun ilkidir diyorum Güneş doğacak birazdan ıslaklığımıza Eskitecek çok kaygımız var Yürüyecek çok yolumuz Oysa ben Bismillah demeyi ve seni seviyorum Hicabi Kırlangıç

Yaşam İçin Öneriler

Kepekli pirinçten çok ye. İnsanlara beklediklerinden daha çok şey ver ve bunu zevk alarak yap. En sevdiğin şiiri ezberle. Dinlediğin her şeye inanma, sahip olduğun her şeyi harcama ve istediğin kadar uyuma. 'Seni seviyorum' dediğinde, cidden söyle. Üzgünüm dediğinde, o kişinin gözlerinin içine bak. Evlenmeden önce en az 6 ay nişanlı kal. İlk bakışta aşka inan. Başkalarının düşleriyle asla alay etme. Tutkuyla ve derinden sev. Sonradan yara alabilirsin belki, ama hayatı komple yaşamanın tek yolu budur. Anlaşmazlık durumlarında, dürüst ol. Kimseyi kırma, hakaret etme. İnsanları akrabalarına göre yargılama. Yavaş konuş, ama hızlı düşün. Biri sana, yanıt vermek istemediğin bir soru yöneltirse, gülümse ve en büyük aşkın ve en büyük başarıların daha büyük riskleri olduğunu hatırla. Anneni ara. Biri hapşırdığında 'çok yaşa' de. Kaybettiğinde, ders al. 3 'S'yi unutma: Kendine Saygı; başkalarına Saygı; herşeyde Sorumluluk. Küçük bir anlaşmazlığın büyük ...