Ana içeriğe atla

Kırık Kalpler

Yaratılışında "takva" ve "fücur" potansiyeline sahip olan insanın hem inşa etme, hem de imha etme özelliğini taşıdığını görüyoruz. Kan dökücü, bozguncu vasfının yanında ıslah ve imar edici boyutu ile de insan kendini gösterir. Hz. Adem (as)'ın ilk çocuklarından Kabil'in mesleğini sürdürenler kadar Habilce bir tarzı yaşam modeli edinenler de vardır... İnsanlar birbirlerinin bedenlerine suikastte bulundukları gibi yek diğerinin yüreğine de kastedebiliyor... Bedenler budandığı gibi yürekler de budanıyor... Beşeri ilişkilerinde gönüller arasında köprüler inşa ederek muhabbet hamallığı yapanların sayısı azaldıkça; yürek yaralayarak, kırıp dökenlerin oranında ciddi artışlar oluyor...

İnsanlık tarihinde bu yeni bir durum değildir. Kalbleri koruyanlar da, kıranlar da "herkes kendi şakilesine (mizaç ve meşrebine) göre bir yol tutmuştur."

Yusuf'u kuyuya atanların karakterinde baskın olan, narin ve nazif bir kalbi incitmek vardı... Yusuf’ta ise tam tersi haşin ve hain yürekleri af ile onarmak vardı.

"(Yusuf) Dedi ki: "Bugün sizi kınamak yok, Allah sizi af fetsinl O, merhametlilerin en merhametlisidir." (Yusuf–92)

Hz. Eyyüb (as)ın uzun hastalık döneminde hanımı onun kalbini kırmıştı, sağlığına kavuşunca ona yüz değnek vurmaya yemin etmişti. Hâlbuki hanımının emek ve hizmeti büyüktü. Cenab-ı Hak işi tatlıya bağlıyor. Yüz tane ekin sapından oluşan demetle bir kere vurulmasını yeterli görüyor.

"Eline bir demet sap al da onunla vur, yeminini böyle yerine getir. Gerçekten biz Eyyüb'ü sabırlı (bir kul) bulmuştuk. O, ne iyi kuldu. Daima Allah'a yönelirdi." (Sad-44)

Rasulullah (sav)'in hanımları da onun kalbini kırmamışlar mıydı? Muhayyerlik ayetleri neden nazil oldu?

Bir gün Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer (ra), Hz. Peygamber (sav)'i ziyaret ettiler. Hanımlarının çevresinde oturduğu ve Hz. Peygamber (sav)in de sessiz olduğunu gördüler. Hz. Ömer (ra)'e hitaben: "Gördüğün gibi çevremde oturuyorlar ve benden harcamaları için para istiyorlar" dedi. Bunun üzerine Hz. Ebubekir ve Ömer (ra) kızlarını azarladı ve: "Niçin, Nebi'yi üzüyor ve sahip olmadığı şeyleri ondan istiyorsunuz?" dediler. (Müslim) Bu olay, Hz. Peygamber (sav)in o dönemde ekonomik yönden ne kadar zorluklar içinde olduğunu ve İslam'la küfrün şiddetli bir çatışma halinde olduğu o dönemde eşlerinin isteklerinden ne kadar üzüntü duyduğunu göstermektedir. O eşsiz insanın kalbi mahzun ve kırgın... Bu esnada şu ayetler nazil oluyor:

"Ey Peygamber! Eşlerine şöyle söyle: Eğer dünya hayatını ve süsünü (refahını) istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerinizi vereyim de, sizi güzellikle salıvereyim.

Eğer Allah'ı, Peygamberini ve ahiret yurdunu diliyorsanız, bilin ki, Allah, içinizden güzel davrananlar için büyük bir mükâfat hazırlamıştır." (Ahzab–28–29)


Bu ayetlerden sonra hanımlarını tek tek ziyaret etti, ayetleri okudu, tercihlerini bildirmelerini istedi. Hepsi O'nu tercih etti. Kırık kalbi kazanmasını bildiler...

Şimdi bizler, yani Peygamber (sav)in güzel örnekliğinde mutabık olanlarımız aile içi hayatımızda dünyalık talep ve tartışmalardan dolayı nasılız? Aile düzenimizi ve yürek dünyamızı sarsan tüketim hastalığımızı ne yapacağız? Bunca tamah, hırs, tutku, kapris ile kalbler nasıl tutunacak? Ülfet nasıl sağlanacak?

Huneyn savaşı sonrasında da ilginç gelişmeler yaşandı... Hevazin ve Sakif kabilelerinden yüklü miktarda ganimetler elde edilmişti. Rasulullah (sav) bunları taksim ederken yeni Müslüman olan ve kalpleri İslam'a ısındırılmak üzere bulunan Mekkelilere bol bol dağıttı. Medineli Ensara ganimetlerden çok az bir pay verildi. Ensar bu durumdan rahatsızdı. Kendi aralarında konuşuyorlardı: "Allah'ın Rasulü kendi kabilesine döndü" diyorlardı. "Savaş sırasında onun arkadaşları bizlerdik. Fakat ganimetler dağıtılırken akrabaları, kabilesi onun arkadaşları oldu. Bunun nereden geldiğini muhakkak öğreneceğiz. Eğer bu Allah'tan ise sabırla kabul ederiz, fakat eğer bu sadece Rasulullah'ın bir fikrinden öte gitmiyorsa, bizi de düşünmesini isteyeceğiz."

Ensar arasındaki bu düşünce ve konuşmalar ateşlenince Sad ibn-i Ubade (ra) Peygamber (sav)e gitti ve onların neler söyleyip neler düşündüklerini anlattı. Peygamber (sav): "Peki bu durumda sen nerede yer alıyorsun, ey Sa'd?" dedi. Sa'd: "Ey Allah'ın Rasulü, ben de onlardan biriyim. Bunun nereden geldiğini öğrenmek istiyoruz." diye karşılık verdi. Peygamber (sav) Sa'd'a tüm Ensar'ın daha önce esirlerin yerleştirildiği sığınaklardan birine toplanmasını söyledi. Sa'd'ın izniyle onlara birkaç da Muhacir katıldı. Daha sonra Peygamber (sav) onlara gitti ve Allah'a hamd ve şükrettikten sonra şöyle dedi: "Ey Ensar gönüllerinizin bana karşı olduğu haberi ulaştı. Ben sizi sapıklıkta bulmuşken Allah sizi hidayete eriştirmedi mi? Ben sizi fakir bulmuşken, Allah sizi zenginleştirmedi mi? Ben sizi birbirinize düşman bulmuşken Allah kalplerinizi uzlaştırmadı mı?" Onlar: "Evet, elbette" dediler. "Allah ve Rasulü en cömert ve en eli açık olandır." Peygamber (sav): "Bu söylediklerime mukabele etmeyecek misiniz?" dedi. "Nasıl mukabele edelim?" dediler. Peygamber (sav) şöyle dedi: "Eğer isterseniz 'sen bize itibardan düşmüş halde geldin, biz sana itibar kazandırdık, bize terkedilmiş geldin ve sana yardım ettik; seni toplumdan atılmış bulduk, içeri aldık, seni mahrum bulduk, rahatlattık' diyebilirsiniz. Doğruyu da söylemiş olursunuz ve size inanılır. Ey Ensar, ben sizin İslamınıza güvenmişken benim insanların kalplerini ısındırmak için kullandığım dünya malları kalbiniz de o kadar çok mu yer tutuyor? Ey Ensar, memnun değil misiniz? İnsanlar, develerini ve koyunlarını götürürken, siz evinize Allah'ın Rasulü'nü beraberinizde götürüyorsunuz. Ensar hariç bütün insanlar bir yöne gitse, Ensar da başka bir yola gitse, ben Ensarın yolundan giderim. Allah Ensar'a onların oğullarına ve oğullarının oğullarına rahmet etsin." Adamlar gözyaşlarıyla sakalları ıslanıncaya kadar ağladılar. Ve bir tek ses halinde: "Biz hissemize düşen Allah'ın Rasulünden memnunuz" dediler. (İbn-i İshak)

Kırgın olan yürekler onarıldı, Ensar onore edildi, saflar pekiştirildi.

Hz. Muhammed (sav) kendi şahsı için sahabesine kızmamıştır, beşeri zaaflarından dolayı onlara kalbinde bir kırgınlık hissetmemiştir... Geniş bir yürekle onları kucaklamıştır...

"O vakit Allah'tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi..." (Al-i imran–1 59)

Hz. Peygamber (sav) kalp kırmamak için tüm bu rikkat ve dikkatine rağmen en ağır uyarıyı yine de bu konuda almıştır.

Rasulullah (sav) bir defasında Kureyş'in ileri gelenlerinin bir topluluğu İslam'a davetle meşgulken İbn-i Ümmü Mektum adında ki fakir âma çıkageldi. "Ya Rasulallah; bana Kur'an oku ve Allah'ın sana öğrettiklerinden bir şeyler bana Öğret." Allah Rasulü Mekke önderlerini İslam'a kazandırma, derdinde olduğu için, İbn-i Ümmü Mektum'un ısrarlı taleplerinden memnun kalmaz. Hoşnutsuzluğu da yüzünden belli olur, fakat âma bunu göremez. Rasulullah (sav) ise ondan yüzünü çevirir. Bu yüz çevirme İbn-i Ümmü Mektum'u üzmüştü, kalbi kırıktı...
İşte tam bu esnada ilahi ikaz gelir: "Yanına âma bir kimse geldi diye hoşlanmadı ve yüzünü çevirdi. Ey Habibim! Ne bilirsin belki de o arınacak. Yahut öğüt alacaktı da bu öğüt kendisine fayda verecekti." (Abese–1 -4)

Sen misin, sana yönelen bir gönül dostundan yüz çeviren? Vahyi ilahi bu duruma müdahale ediyor... İlk defa Rasulullah (sav) ayetlerle bu kadar şiddetle sarsılıyordu... Ömrünün sonuna kadar bunu telafi etmek için çırpındı durdu. Bu hadiseden sonra İbn-i Ümmü Mektum'a iltifat eder; her gördüğünde de ona:

"Merhaba! Yüzünden Rabbimin beni itap ettiği kimse" derdi.

Hicretten sonra iki defa Medine'de onu yerine vali olarak bırakmıştı. Bilal ile birlikte müezzinlikte ondaydı.

Hz. Nebi (sav)in terbiyesinden geçenler, kırık kalbin ne anlama geldiğini çok iyi biliyorlardı, bunun kalıcı bir maraza dönüşmemesi için çırpınıyorlardı...


Ebuzer-i Gıfari ile Bilal İbn-i Rebah aralarında münakaşa Yaptıkları sırada Ebuzer, Bilal'e: "Ey siyah kadının oğlu!" diye kırıcı bir hakarette bulunmuştu. Bunu duyan Rasulullah kızmış, Ebuzer'in yüzüne kızgın ve korkutucu bir nazar atfederek şöyle demişti: "Ey Ebuzer! Ölçü taştı, sözünü geri al beyazın oğlunun, siyahın oğluna hiçbir üstünlüğü yoktur."

Peygamber Efendimizin sözleri bütün sıcaklığı ile çok hassas olan Ebuzer'in kalbine işler. Bundan çok mahzun olur, O sözünün kefaretinden dolayı Bilal ayağını başıma basmadıkça başımı yerden kaldırmayacağım, der. Kalbi kıran da kırılan da yaralarını sarıyorlardı.

Bu gün kırgın ve kızgın dostlarımızla kalbi buluşmamız nasıl olacak? Kalbi yıkılışların önü nasıl alınacak? Gönül yıkımı nasıl tamir edilecek? Kalblerin hüznünü Allah önemsiyor... O halde kardeşlik ikliminde yüreğimizi kardeşlerimizin yüreğine dayamamız gerekiyor... "Biz biribirimiz içiniz" diyebilmeliyiz... Bunu diyemediğimiz zaman yollar Sıffın'a çıkar... Cemel'e çıkar... Herkes kendi yüreğine bakacak, insaf diye, af diye bir duygu, bir duyarlılık var mı, yok mu?

Davet gayretlerimiz ile uzandığımız, kazandığımız kalbler mi, yoksa kazandıktan sonra kırdığımız, yıktığımız kalbler mi daha çok? Kırıp dökerek, yürekleri yaralayarak nereye varabiliriz? Bu kalbleri nasıl onarabiliriz? Sebep olduğumuz yaraları sarmakta bize düşüyor... Siz hiç kırılan bir kalbin sesini duydunuz mu? Kalbe bir sızı saplanır... Kırılan kalbin sesi insanın yüzü ve hareketleri ile dışarı yansır...

Anne-babayı bir "üf" ile de olsa üzme, kalblerini kırma hakkımız yok... Şöyle bir yoklayalım, anne babalarımızın yürekleri bize karşı nasıl? İçlerinde bir yara, bir ukde taşıyorlar mı yoksa?

İslami çabalarımız için yüreklerin ortaya konulması gerekiyor, ancak cemaat ruhumuz sıkıntılı... Vahdet arayışlarımız problemli... Kalbde bir yetersizlik mi var? Hırs, haset, nefret ve gıybetle yaraladığımız kardeşlerden dolayı içimizde bir burkulma hissediyor muyuz?

Kalp kırıklığını nasıl tamir edebiliriz? Paranın gücü ile mi? Yani fidye veya tazminat yoluyla mı? Mahkeme kararı ile mi? Rüşvet ve iltimas ile mi?

Hayır, hayır! Kırılan kalbin, yine kalp ile tamiri mümkün! Yüreğinle saracaksın yaralı yürekleri! Sonuna kadar açık tutacaksın kalbini... Gelen yer bulabilsin... Sıcaklığınla buzları eritirsin...

Yoksa kırılan kalbleri umursamıyor muyuz? Bir kalp kırmanın neye tekabül ettiğini düşünmek, hesabımıza gelmiyor mu? Böyle düşünmek istemiyorum... Biz kalbi kırıklardan olduğumuz için, kalp kırmanında ne demek olduğunu en iyi biz biliriz...

Yüreklerin kaldıramayacağı bunca haksızlıktan sonra af ve merhamet sunmaya hazırız...

Yüreklerimizi açıyoruz... Yeter ki kırgınlıklar, kine dönüşmesin...

Yaralı yüreklerimizle, yara sarmaya razıyız...


Ramazan Kayan

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

A'dan Z'ye Şiir

436 1918 1949 1.Oca ... 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 128 Dikişli Şiir 3. Cemre 30 Şubat 4000 Şiirin yer aldığı 7500 sayfalık PDF formatında şiir arşivim... 5. Şarkı 5555. Paylaşım 6000. Paylaşım 6666. Paylaşım 7 Tane Erik Ağacı 80'lerde İstanbul'da 99. Sone Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin Acı Acı Acı Bahriyeli acı bir şarkı Acı desem Acılara Tutunmak Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır Acılı Bahar Acılı bir yürek Acılı Gecenin Bitiminde Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Aç Kollarını açık açık çağırır aşkını Açık Deniz Açıkla beni kardeşim Açıklama Açıklamalar Açılup bir dem bu bâğ-ı dil bahâr olmaz mı hìç Ada Ada Adad...

DÜNYA MİKHAİL'İN ADINI BİLMELİ

                   Mikail Mirdoraghi Eğer İran İsrail’de bir okulu vurup çoğu çocuk 170 kişiyi öldürseydi, bu haber aylarca manşet olurdu. Çocukların isimlerini öğrenirdik. Ama Mikail için bu olmadı . O fotoğrafı biliyorsunuz. Herkes biliyor. Yolda koşan çıplak bir kız çocuğu… Kollarını iki yana açmış, sanki kirlenmiş gibi, sanki kendi bedenine dokunmaktan korkuyormuş gibi. Onu unutulmaz yapan sadece çıplaklığı değil yüzü. Acı içinde olduğu çok açık. Çığlık atıyor ve doğrudan kameraya bakıyor. İzleyiciye, bize, sanki yardım etmemizi istiyormuş gibi. Sanki bir şey yapmamızı talep ediyormuş gibi. Elbette bugün adının Phan Thị Kim Phúc olduğunu bildiğimiz o kız aslında bunların hiçbirini istemiyordu. O sadece korkmuş bir çocuktu. Ama böyle fotoğraflara bizim yüklediğimiz anlamlar, bize hissettirdikleri ve bizi harekete geçirip geçirmedikleri önemli. Çünkü gazetecilik ne içindir ki, insanları öfkelendirmekten başka? 1972’de Vietn...

Su

Set çek seline yavaş yavaş ilerle damla damla birik. Ak geç ıslattığın kayalardan: duraksama - uçurur güneş seni. Atla takıldığın çavlanlardan: duraksama - savurur rüzgar seni. Aldırma kumlara, çakıllara: çöker onlar dibe nasılsa - ilerle yavaş yavaş birik damla damla set çek seline. Oruç Aruoba

Bercestelerim

Ağlamak   Anne Aşk Ayrılık Baba Babalar ve Oğullar Bellek Cahit Zarifoğlu Cemal Süreya Çay Çocuk/luk 1 Çocuk/luk 2 Çocuk/luk 3 Çocuk/luk 4 Çocuk/luk 5 Çocuk/luk 6 Dargınlık/Küslük Elif   Ev Fihrist Gam Gitmek Gelincik Gülüş Güneş Güvercin Hande Hatırla/mak Hüsrev Hatemi Hüzün İbrahim Tenekeci İhtiyarlık İmam-ı Şafiî İntihar İskele İstanbul Kader Kar Kalp 1 Kalp 2 Kalp 3 Kalp 4 Kalp 5 Kenan Çağan Kiraz Kulbe-i Ahzân Kuş Mahmud Derviş Mezar Mum ile Pervane Müntehirler Ölüm Pencere 1 Pencere 2 Rakı Sandal Seçtiklerim 1 Seçtiklerim 2 Sigara 1 Sigara 2 Sonbahar Suskunluk ...

Gül İçin İlahi

İnsanlar bir gülü bir senetle Değiştirmeye alıştılar İnsanlar başka insanların hayatını Bir hezaren sandalye midir hayat Dizip kaldırmaya alıştılar İnsanlar yüreği ve onuru, alıştılar Yelin üflediği yaprak mıdır onur Yürek arsız otlar gibi ayak altında Tanımıyor kimde kimseyi Ve kendini tanımak istemiyor İnsan tanımazsa kendini insan Nasıl varolabilir Bu yüzden dünya hey koca dünya Dönüyor bir ölüler ülkesine Susanlar şimdilik Oyunun dışına düşenler Yalnız onlar doğrulup kalkacaklar Gün kıyamete erdiğinde Gülten Akın

Güvenli Bölge

MART 2012 Boşversene biz aşık olmayalım birbirimize. Olvido Heykel günahlar da dönüyor tövbe edildikleri yere Ayrılık Sevdaya Dahil Gözlüklü Şiir Yarın Güzeldir Fulyaların mevsimi geldi geçiyor En çok, gözlerinden korkuyorum senin.. Bir Nokta Hem Hiç Hem Dünya Gercekten diyaloglar Ah Fulya Resulullahla Benim Aramdaki Farklar Taş Parçaları Bahçeye Acıyorum O Kara Kırlangıçlar Dönecek Yine Seninle Kundakladım Sensizliğimi Alengirli Şiir yazma.. o zaman bekliyor insan Ağaran Bir Suyum Soğuk Mevsimin Başlangıcına İnanalım Satranç Dersleri Yenilgi anne beni merak et kanat çırpı(nı)şlarıdır ; adı AŞK... Unutmak Azize Açıkla beni kardeşim Sormuyorsun ama iyi değilim ben Kalbim, Kovulmuşlar Bahçesi Gitme demiyorum, hobi olarak gene git Ayrılık Nargile Kocaman Bir Çocuğu Öpüyorsun Ömür Hanım'la Güz Konuşmaları Merak Kediyi Öldürür Yedi Beyaz Güvercin Sen türkü yak ben mermi Yaşamak Son Bir Kez Uyku Kardeşim - Fikret Kızılok Hiç Sevmedim (Neslihan)...

Şiirim

Bir veda havasında bu gece gökyüzü yere değecek gibi yıldızlar, kulaktan dolma korkularla deprem bekler gibi ketum kaldırımlar. … Upuzun gecemin sabah içtimasında güneşe tekmili kaytarmışım senden belli namlusu paslı bir uykuda.. Sanki yitirmişim seni sol yanımda sağlam bir sancı. Birkaç kaburgam, seni korumak için feda etmiş kendini. Şiirim.. İncinmişliğim.. Sen düştüğünde aklıma Kepenk kapıyor hüzünler. Pervasız bir çocuk erik çalıyor bahçemden. Cemre düşüyor ayazıma, salkım salkım sözler topluyorum gönül bağımda; tomurcuk gülücükler çiçek açıyor hırkamda. Şiirim.. Eril halim.. Bedeninin kuytularında doğup göğsümü kundaklayan acz yangınım.. Şiirim.. Lal kalbim.. Boşa yanan cümlelerim. 1-3 nöbetlerinde öykündüğüm, huzurlu uykum. En üst rafta kurulmayı bekleyen, çocukluk düşüm.. Sessiz kalma haklarına sığınıyor mevsimler. Oysa hep sulhtan bahsediyor gülüşün. Şiirim.. Esaretim.. Bağımlılık halim. Senden başka herşeyi görme zorundalıklarında, ...

Şiirde Açan Gelincik Çiçekleri

Hayat hikayem mi? Tarlaların kıyısındaki gelincikler. Süreyya Berfe sandınız ki haz içindeydim şiirlerle, kitaplarla, dergilerle esrik tasasız yaşayıp gidiyordum; dağ eteğinde mavi çiçekli hayıtların uzun saplı gelinciklerin donattığı yaz ırmağı kıyılarında yalıncak! Ahmet Uysal Bir sap gelincik iki taş arasında Bulmuş da boyunu uzatan hızı, Sallanır durur çiçeğiyle rüzgarda; Bütün gelinciklerden daha kırmızı… Metin Altıok Senin resmini yaparken Parlak kırmızıyla laciverti Birbirine karıştırıyorum. Söyle bana ey gelincik Toprakta ne al, ne lacivert, Ne kırmızı, ne de sarı varken Sen nasıl boyuyorsun böyle Çiçeğinin yapraklarını?.. Nakagawa Kazumasa gelincikler tek tek göründü mü çayırlarda işi iş kasabanın su yüzlü çocuğun işi iş bir de poyraza döndü mü hava başlar masmavi damarlar fışkırmaya yanaklarından faytonların turuncu tekerlekleri yansır gaz tenekeleriyle çevrili bahçelerde asılı çamaşırlarından bir tutam çivit kokusu alıp gider gelin...

Bir Göl Nasıl Uyandırılır

bir göl nasıl uyandırılır bilmem neresine dokunulur bir taş atsam korkup sıçrar mı bilmem bir göl nasıl uyandırılır düş mü görür kabus mu acaba saati mi belki derindir uykusu balıkları kırılır bir göl nasıl uyandırılır bilmem beni karşısında görmek istermi rüzgar eğmişse kaşlarını kapısı mı vurulur yorgunsa nasıl kıyılır bir göl nasıl uyandırılır Ali Ural