Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Temmuz, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bu sabah bütün cömertliği üstündeydi

Sevgilim, ömrü derdim gibi bitmeyesi, Bu sabah bütün cömertliği üstündeydi. Bir göz atıverdi bana geçip giderken: İyilik et denize at mı demek istedi? Ömer Hayyam

“Yaşlı kişinin kalbi iki şey üzere gençtir. Uzun yaşama sevgisi ve mal çoğaltma sevgisi.”

Arasıra düşmüyor değil aklıma Yabancı kadınların sıcaklığı Ama Allah bilir ya ne saklıyayım Yanında ihtiyarlamak istiyorum Turgut Uyar Ey hüzünlü ruhum,ihtiyar budala Charles Baudelaire – Neydi ayrılık delikanlı? – Hiç. Benden kaçması ihtiyar bir atlının. Süreyya Berfe Bitti aşk dolu günlerim, artık aklımı Alamaz eskisi gibi başımdan Kızların, evli kadınların, dulların çekiciliği, Terk etmeliyim o hayatı eskiden yaşadığım, İki kafanın uyuşabileceğine inanan o saf umudum geçti, Geçti aşırı şarap kullanmalarım, Yaşlı bir beyefendiye yakışacak bir günah için Sanırım para tutkusunu arkadaş edinmeliyim. Lord Byron Modern toplum düzeni, delileri, sakatları olduğu kadar yaşlıları da görünmez kıldı. Ayak altında dolanmamaları, hayatın akışında bir sekteye yol açmamaları icap eden, bu sebeple de mümkünse buharlaşan, silikleşen unsurlara dönüştüler: Bir yük, bir ayak bağı, yavaşlatan bir kaygı unsuru. Ahmet Murat Yaşlı bir adamdan duymuştum: Bir bildiği yok k...

Adejda Mandelstam'ın Ossip Mandelstam'a Son Mektubu

Yerine varamayan bir mektup iki yaprak samanlı kağıda yazılmış belki de bir rüzgara, uykunun sınırlarında milyonlarca kadının Türk, Fransız, Rus, Alman, kocalarına, oğullarına, kardeşlerine, babalarına yazdıkları milyonlarca mektuplardan. Gönderilemedi ama bu mektup iki yaprak samanlı kağıda yazılan tam otuz yıl bekledi bir sandık köşesinde arasında öteki kağıtların şimdi yer alıyor son sayfalarında Nadejda imzalı bir kitabın:                                                          22 Ekim 1938 (“Ossia, sevgilim, uzak dostum benim! sözcükler uçup gidiyor sevgilim, yazarken belki de hiç okuyamayacağın bu mektubu, ama ben boşluğa postalayacağım gene de onu. Hatırlıyor musun Ossia çocuk hayatımızı nasıl da mutluyduk, sen ve ben! Kavgalarımız, oyunlarımız ve aşkımızla! Şimdi gökyüzüne bakmıyorum ar...

Gönüllere Güz Çökse Bile

Uzun düşünceleri Bahar günlerinin Unutulmayacaktır Gün gelip gönüllere Güz çökse bile Mibu No Tadamine Çeviri: Rahşan Ecevit

Dostlarıma

Yaşamın şafağı, gençler, aydınlatıyor sizi, Aşk acılarından bile zevk duyduğunuz zaman Kaderin karanlık süngülerini değdirmeyin üstünüze. Acı göz yaşlarını kurutun! Bu belirsiz ve değişken dünyaya teslim olun! Aşk ateşi yaksın gençliğinizi! Bir ihtiyar delikanlılık taslarsa gülünç olur, Ama bir delikanlı yaşlı gibi olsa bu da hüzün verir! Yaşamının her anında Yönü belli olana övgüler yağdırıyorum. Tutkuları yatıştırmak ve dünyanın büyük kaygılarını Kabullenmek için her zaman erken olacaktır, Güneşin parıltısı şafağı değiştirdiğinde, Yararlı ve aşk sahte bir biçimde birleştiğinde. Tek bir öğüt veriyorum size, iyi dinleyin, Kardeşler, çünkü ben yüreğin yıkımlarını tattım. Hoppa ve geveze kadından uzak durun. Ruhunuzu bağlar ve içinden gelmeyen, yalan şarkılar söyler. Aşığının sözleri hoşuna gider ve neşe verir ona, Hiçbir aşk ürpertisi yüreğine dokunamaz. Nikoloz Barataşvili

Olayların oyuncağıdır insanoğlu gerçekte

17 "Ancak üzme canını: Senin yaşındaki birisi için Dönek bir kadındır ya şans dönek olmasına, Yine de zor bırakır peşini sıkıntılı günlerinde senin, (Karın olmadığı içindir o da) Alınyazısıyla çekişmeye girmesi insanın Karşı koyuşuna benzer buğdayın tırpana; Olayların oyuncağıdır insanoğlu gerçekte Olaylarla oynuyor görünse de." 19 "Fırtınalı denizlerde, ancak şu son darbe -" Ve durakladı yine, yüzünü çevirdi. "Vay," dedi arkadaşı, "Ben de bu işin içinde Bir kadın olduğunu anlamıştım sanki, Bu gibi şeyler gözyaşı döktürür kişiye; Senin yerinde ben de olsam gözlerim yaşarırdı: İlk karım öldüğü gün ağladım ben de Bir de ikinci karım beni bırakıp gittiğinde:" 20 "Üçüncüsü" - "Üçüncü mü?" dedi Juan dönerek ona, "Otuzunda ya var ya da yoksunuz üç karınız mı var yani?" "Hayır - yalnızca ikisi yaşıyor şu anda: Birinin üç kez kutsal bağla bağlandığını Görmek pek de olağanüstü olmasa gerek ya!...

Ey güzel okur! Bir kez burnunu uzattığın bu sayfaların içinden bir daha çıkamayacağına ant içerim.

Çanakkale Boğazı'nı yüzerek geçen kaç ozan bilirsiniz? Biz onların yalancısıyız, doğuştan sakat ayağına karşın yaman yüzücü olan yiğidimiz Byron, daha sakalları şeftali tüyü denliyken, 1810 yılının Mayıs ayının üçünde, gezi yoldaşı teğmen Ekenhead'la birlikte Çanakkale Boğazı'nı yüzerek geçer. Merak bu ya, Homeros'un (boğazı yüzerek geçen yiğitler konusunda) doğruyu söyleyip söylemediğini sınamak için yaparlar bu işi de. Atalarından kalma Lord unvanını giyeli ve parlamentodaki Özgürlükçü Parti sıralarında kafa sallamaya başlayalı bir yıl olmadan yollara düşüşüne, at biniciliğine, barut sıkıcılığına, yerinde durmazlığına, başıbozukluğuna, göçebeliğine ve XI. Kanto'nun ellibeşinci sekizliğinde dediklerine bakarsak, Napolyon'udur ya, azıcık da Timurlenk'idir o şiirin. Ey güzel okur! Bir kez burnunu uzattığın bu sayfaların içinden bir daha çıkamayacağına ant içerim" Don Juan, Byronun kendisinden başka biri değildir. Bir kurgu-öykü değil "hayatım roma...

Hafifletmek ister gibi

87 İki de baba vardı bu korkunç tayfa arasında, Yanlarında oğulları da vardı, birinin oğlu Daha sağlam ve güçlü görünüyordu ya, Daha önce öldü ve yanındaki Sofra arkadaşı bildirdi bunu babasına, "Tanrı acı çektirmesin, elimden bir şey gelmez." dedi babası Bir an bakarak oğluna ve cesedin denize atıldığını Gördüğünde ne bir gözyaşı döktü, ne de bir ah dedi. 88 Öteki babanın oğluysa Ana baba kuzusuydu ve , İyi dayandı ancak, ılımlılık ve sabırla, Geciktirdi onu izleyen alınyazısını, Gülümsedi arada sırada, Babasının yüreğinde büyüdüğünü gördüğü Ölümün onları ayıracağı duygusunu Hafifletmek ister gibi. 89 Ve babası eğildi oğlunun üstüne, Yüzünden ayırmadı gözlerini ve solgun dudaklarındaki Köpükleri silerek uzun uzun baktı ona, Ve sonunda diledikleri yağmur geldi, Parladı oğlunun gözlerindeki donuk tabaka Bir an için kımıldar gibi oldu, Babası sıktı paçavrayı, azıcık su damlattı Ölmekte olan çocuğunun ağzına - ne ki boşunaydı. 90 Can verdi oğlan...

Üstüne titrediklerimizin ölümü

Kalbin o soğuk ağırlığını, yoksa mide Mi demeli, duydu da yazık! Böylesi şeylere Çare bulamaz en iyi eczacı, Aşkın yitirilmesine, dostların ihanetine, Üstüne titrediklerimizin ölümüne ki, Onlarla bizim de bir parçamız ölür çılgın umutlar bitince: Kuşkusuz ki daha da acıklı olabilirdi Juan'ın durumu, Ancak güçlü bir ilaç gibi yatıştırdı deniz onun bulantısını. Lorde Byron Kanto II / 21

Şurası kesin ki yaşama isteği uzatır yaşamı

Şurası kesin ki yaşama isteği uzatır yaşamı, Hekimlerce bilinen bir şeydir açıkça, Hastalar atlatır en umutsuz durumları, Başlarının etini yiyen karıları ya da dostları yoksa, Umutlarını yitirmemişlerdir daha çünkü, Ne cerrahın neşteri, ne Atropos'un makası görünür onlara, İyileşmekten umut kesmek kısaltır ömrü, Ve kısa yoldan sona erdirir insanın acılarını Lord Byron Çeviren: Halil Köksel / YKY Kanto II/64

Ancak şimdilik, ey kibar okuyucu!

221 Ancak şimdilik, ey kibar okuyucu! Ve Kitabımı satın alan daha da kibar kişi! Şair -yani ben- elinizi sıkar izninizle Ve kulunuz köleniz olarak hoşçakal! der ki Birbirimizi anladıysak eğer karşılaşırız yine, Yoksa denemeyeceğim sabrınızı, Bu kısa örnekten sonra bir daha, Başkaları beni örnek alsalar da. 222 "Çık, küçük kitap, bu yalnızlığımdan! Seni sulara bıraktım, git yoluna! Ve eğer inandığım gibi, iyiyse damarın Bulacak dünya seni günler sonra." Southey okunursa, Wordsworth anlaşılırsa bir gün, Elimde değil bu iddiamı sunmamak övgüye- İlk dörtlik Southey'indir tamı tamına, Tanrı aşkına ey okuyucu! Benim olduğunu sanma. Lırd Byron Çeviren: Halil Köksel

Geçti benden, geçti ah!

214 Geçti benden, geçti ah! Bir daha üstüme Düşemez çiy gibi serinliği kalbin, Gördüğümüz bütün sevgili şeylerden de Güzel ve yeni duygular özümseyen, Arı kovanı gibi vızıldayan, göğsümüzün içinde: Bu nesnelerden mi çıkıyor bal dersin? Yazık! Onlarda değildi bal, gücündeydi senin Tatlılığına tatlılık katmak için bir çiçeğin. 215 Geçti benden, geçti ah! Bir daha artık Tek dünyam, evrenim olamazsın kalbim! Her şeyimdin bir zamanlar, şimdi başkasın ancak, Ne esirgenişim, ne de lanetim olamazsın: Hayaller bitti sonsuza dek, Duygusuzsun, ancak kötü değil bu inanıyorum Çok yargılara vardım senin yerine Tanrı bilir nasıl yerleştiklerini içime. 216 Bitti aşk dolu günlerim, artık aklımı Alamaz eskisi gibi başımdan Kızların, evli kadınların, dulların çekiciliği, Terk etmeliyim o hayatı eskiden yaşadığım, İki kafanın uyuşabileceğine inanan o saf umudum geçti, Geçti aşırı şarap kullanmalarım, Yaşlı bir beyefendiye yakışacak bir günah için Sanırım para tutkusunu arkada...

Erkeğin yaşamı bir yandadır, aşkı bir yanda

192 "Duydum ki karar verilmiş yola çıkmana: Akıllıca - güzel, yine de acı, Geçmez artık sözüm genç kalbine, Kalbimdi kurban, yeni baştan da olurdu, Kullandığım tek hüner çok sevmekti - işte Aceleyle yazıyorum bunları, bir leke görürsen kâğıtta ki Gözyaşı değildir göründüğü gibi, çünkü gözyaşlarım Yok artık, yansa da zonklasa da gözbebeklerim. 193 Sevdim, seviyorum seni, çünkü yitirdi bu sevda Görkemi, yerini, cenneti, insanlığın saygısını Ve saygınlığımı, pişman değilim bana kaça patladığına, Öylesine aziz ki daha o rüyanın hatırası, Ancak övünmek için değil suçumu alışım ağzıma , Hiç kimse bana kendimden sert davranamaz ki: Yerimde duramayışımdan bu sözleri şu kâğıda çiziktirişim, Yoksa ne sitem ettiğim var, ne de bir dileğim. 194 Erkeğin yaşamı bir yandadır, aşkı bir yanda, Kadının tüm varlığıdır aşk. Erkek nasılsa uğraşır Sarayla, siyasetle, kiliseyle, denizcilik ve ticaretle, Kılıcı, cüppesi, kazancı ya da görkemidir, Ki gurur, ün, yükselme tutkusu s...

Kızarır bozarır hanımlar, inanırız onlara biz de,

179 Kızarır bozarır hanımlar, inanırız onlara biz de, En azından inandım ben hep ve yararsızdır N'olursa olsun, çabalamak yanıt vermeye, Çünkü o an ağızlarından belagat akar, Ve sonunda soluk soluğa kaldıkları anda, İç çeker telaşsız gözlerini yere dikerler, Birkaç gözyaşı döker ve derken barışırız: Ve sonra - sonra - sonra yemeğe otururuz. Lord Byron

Biliniyor her şey ve yeni bir şey getirmiyor yaşam

127 Ancak bunların hepsinden, her şeyden tatlı olan İlk ve tutkulu aşktır - bir yeri vardır apayrı, Düşüşünü hatırlaması gibi Âdem'in; Yaprak yaprak yolundu tüketildi bilgi ağacı - Biliniyor her şey ve yeni bir şey getirmiyor yaşam Ölümsüzlük veren bu günaha yaraşır gibi Bundandır masallarda hep öyle gösterilişi, bizim için Cennetten çaldığı o bağışlanmaz ateş gibi Prometheus'un. Lord Byron

Bir sevgilisi var denirdi

19 Hiçbir şeyi tasa etmeyen bir ölümlüydü, Sevgi duymazdı bilgiye de bilgine de, Takılırdı sağa sola aklına estiği gibi, Karısının kaygılandığını düşlemezdi bile: Dünya bu, her zaman ki gibi bir ülkeyi, bir evi Çalışır kem gözle tersyüz etmeye, Bir sevgilisi var denirdi, ya da iki denirdi Karı-koca kavgasına biri artar da yeterdi. 26 Bir zaman mutsuz bir hayat sürdüler Don Jose ve Donna Inez, birbirlerini Boşanmış değil de ölü görmeyi dilediler, Davranışları aşırı terbiyeliydi, Yaşadılar bir eş olarak saygıdeğer, Dışa hiç vurmadılar içlerinde olup biteni, Ta ki bastırılmış ateş parlayana dek Ve işi kuşkuya yer bırakmadan rotayı sererek. 32 Arkadaşları çalıştı aralarını bulmaya Sonra akrabaları -ki daha da kötü ettiler işi- Buna benzer bir durum daha Bulmak zordu akıl danışılacak, ki Diyeceğim yok arkadaşlara da akrabalara da: Boşanma için avukatlar yaptı ellerinden geleni, Ancak iki taraf da ödememişti avukatlık ücretini Ölmeden önce Don Jose ne yazık ki. ...

712

Ölüm için duramadığımdan - O benim için durdu kibarca - Faytonda ikimiz vardok - Ve ölümsüzlük yalnızca Yavaşça ilerledik - yoktu acelesi Bırakmıştım bir kenara ben de İşlerimi ve boş vaktimi, Nezaketini görünce - Okul bahçesinde teneffüste güreş tutan Çocukların - yanından geçtik - Bakıp duran tahıl tarlalarından - Batan güneşin önünden geçtik - Veya aslında - oydu geçip giden - Düşen çiy damlaları soğuk ve titrekti - Elbisem incecikti - Atkım - sadece tüldendi - Bir evin önünde durakladık Tümsek gibiydi toprakta - Çatı zor seçiliyordu - Saçak silmeleri - yer altında - Aradan - geçen - yüzyıllar Atların başlarının sonsuzluğa Dönük olduğundan ilk şüphelendiğim Günden sanki daha kısa - Emily Dickinson Çeviri: Dost Körpe

744

Pişmanlık uyanık hafızadır - Eşlikçileri ayakta - Bitmiş eylemlerin varlığıdır - Pencerede - ve kapıda - Geçmişi - ruhun önüne serilir Ve yakılır bir kibritle - İnancın - esnetilmesi kolaylaşsın - Hızlansın diye - Pişmanlık şifasızdır - iyileştiremez O hastalığı - Tanrı bile - Çünkü O'nun eseridir - ve Cehennem gibidir - Emily Dickinson Çeviri: Dost Körpe

Bir kitap kadar elverişli değildir hiçbir gemi

Bir kitap kadar elverişli değildir hiçbir gemi Uzak ülkelere götürmek için bizi. Ve hiçbir atın şaha kalkmış Bir sayfa şiire ulaşamaz hızı. En yoksullar bile katılabilir bu tura Kaçak yolculuk etmelere son, Ne kadar hesaplı şu İnsan ruhunu taşıyan fayton.. Emily Dickinson

Taş

Yaklaşık yirmi dakikadır yokuş yukarı tırmanan yolcu otobüsü son düzlüğe geldiğinde, motor gürültüsü arasında bir ses duyuldu. “Şoför bey! Burada ineceğim.” Temiz yüzlü, temiz giyimli bir gençten, genç bir adamdan gelmişti bu ses. Muavin önce gence, sonra etra­fına bakındı. Issız bir dağ başıydı burası! Yakınlarda ne bir köy, ne de bir ev vardı. Gence tekrar baktı. Onun uyku sersemi olup olmadığını anlamak istercesine “Burada mı?” diye sordu. “Evet, burada!” Otobüstekiler de bir garip, bir tuhaf karşılamışlardı bu isteği. Bu dağ başında kim niye inmek isterdi ki!. Aca­ba bu temiz giyimli genç, bir anarşist, bir terörist miydi? Ayağa kalkarak kapıya yanaşan gence bu sorularla, bu şüpheli gözlerle bakmaya başladılar. Gencin yüzünden, gencin hareketlerinden bu sorula­ra cevap bulmak mümkün değildi. Soğuk ve sakin adımlar­la kapıya yanaşmış, sanki her gün indiği aynı durakta iniyormuş gibi doğal bir yüz ifadesiyle otobüsten inmişti. “Bagajın var mı abi!” Yanı başındaki muavini...