Ana içeriğe atla

Mecanin-i Kütüb

"KÜTÜPHANELERDEKİ KÜTÜPHANE"

Tarihin meşhur kitap kurtlarını ve "ayaklı kütüphanelerini" araştırıp kitap eden Dursun Gürlek ustanın yazdığına göre, âlimliğinin yanında kitap okuyuculuğu ve hafızası ile meşhur İstanbul Beyazıt Kütüphanesi'nin "hafız-ı kütübü" olan mütevazı müderris İsmail Saib Sencer'i de (1873-1940) yâd etmek boynumuzun borcudur.

Müsteşrikler tarafından "kütüphanelerdeki kütüphane" nâmıyla yâdedilen ve hiç evlenmeyen Sencer vefatına kadar kütüphanedeki odasında kitaplar arasında ömrünü tamamlamış devrinin şeyhülkitabı'dır. Beş dil bilen Sencer'in, İstanbul kütüphanelerinin bütün kitaplarını ezbere bildiği anlatılıyor. Sorulan bir bahsin hangi kütüphanede, hangi kitapların hangi bölümlerinde olduğunu ve bâzan sayfalarını da tereddüt etmeden bilen gerçek bir kitap âllamesidir.

Osmanlı zamanının ünlü âlim Katip Çelebi'nin, onun yanında bir tilmiz olarak kalabileceğini, Çelebi'nin Keşfü'z Zûnun adlı meşhur kitabının bazı yerlerini tashih ettiğini kaynaklardan öğreniyoruz. Sühely Ünver, "Kendi devrinde onun okumadığı kitap kalmamıştır" diyor. 


"BİZİM LEYLÂ'MIZ DA KİTAPLARDIR…"

Cumhuriyetin ilk neslinden Mahir İz Hoca da âlimliğinin yanında kitap mecnunları arasında zikredilir. Onun şu sözü kitap tiryakilerini, ağyarını mâni efradını câmi bir şekilde târif eder:

"Bostan ve Gülistan yazarı, 'eğer Mecnun'un yanında oturursanız Leylâ'dan başka söz duyamazsınız' der. Bizim Leylâ'mız da kitaplar olduğu için her gittiğimiz yerde döner dolaşır, sözü kitaplara getiririz. Kitaplardan bahsederken âdeta Mecnunlaşırız. İşte kitap muhabbetinin ön saflarında yer tutanlara mecanın-ı kütüp, yani kitap delileri denmesi bu sebeptendir."

Büyük âlim ve kitap sevdalısı İbnü'l Cezvî, ilim ve kitaplarla geçen hayatı boyunca yazdığı eserlerde kullandığı kalemlerin yontulmasıyla çıkan talaşları biriktirerek bu talaşların, vefatında gasil suyunun ısıtılmasında kullanılmasını vasiyet etmiştir. Vefatında vasiyeti yerine getirilmiş ve biriktirdiği kalem talaşları gasil suyunu ısıtmada kullanılmıştır.


İBNİ RÜŞD'ÜN ÖMRÜ BOYUNCA KİTAP OKUMADAN ÖNCE GEÇEN İKİ GECESİ VAR

Kitap sevdalısının uç beylerinden Endülüslü İbn Rüşd'ün hayatı boyunca kitap okumadan geçen yalnızca iki gecesi bulunmaktadır. İlki evlendiği gece, ikincisi ise babasının vefat ettiği gecedir.

Şimdi de tarihin en cezbeli kitap tiryakisini tanıyalım. İslâm âlimlerinin içinde en ağır dil âlimi el-Câhız ilim aşkıyla kitapların peşinde koşan en fedakâr kitap ve ilim ehli bir zâttır. Kitap almaya parası yetmediği zamanlarda kitapçı dükkânlarını geceleri kiralayarak kapıyı üzerine kilitletip ertesi günü dükkân açılana kadar arzu ettiği kitapları okuyan biri. Onun vefatı da kitaplarla geçen hayatına benzer. Kitapları etrafını çevirecek biçimde yüksekçe dizerek arasında oturup çalışmayı severdi. Bu şekilde kitapların arasında hasta bir hâlde çalışırken kitap ciltleri üzerine yıkılarak ölümüne sebep olur.


"KİTAPLARIM ISLANMASIN DİYE ÜZERLERİNE KAPANDIM"

Bir kıssadan aldığım şu hadisede kitapseverliğin faydası ne kadar ibretli ve hikmetli verilmiştir. Dokuzuncu asrın ünlü hafızlarından Şâzegûnî, İsfahan'da vefat eder. Vefatından sonra bazı dostları onu rüyalarında görürler. "Allah sana nasıl muamele etti" diye sorarlar. O da "beni bağışladı" der. "Hangi amelinle?" derler. "İsfahan civarında yağmura yakalanmıştım. Yanımda kitaplarım da bulunuyordu. Kapalı bir yer aradım bulamadım. Kitaplarım ıslanmasın diye üzerlerine kapandım. Bundan dolayı Cenab-ı Hak, diğer insanlar içerisinde beni bağışladı" der.


OKURKEN UYKUSU GELMESİN DİYE SAÇLARINI DUVARA ÇİVİLEYEN ÂLİM

Kelâm ilminin akılcı ekolünden İbn Teymiye kitap okuma tiryakisi ve bu sayede büyük âlim olmuş birisidir. Okumaya oturmadan önce, çok uzun saçlarının bir ucunu sırtını dayadığı duvardaki çiviye asarmış. Böylelikle okurken uykusu gelip başı öne düştüğünde saçlarının gerilmesiyle acı duyar ve uyanık kalmasına sebep olurmuş. Bu şekilde sabahlara kadar kitap okumaya devam edermiş.

Büyük fetihlerin sahibi Yavuz Sultan Selim'in bir kitap tiryakisi olduğunu yoldaşı ve danışmanı Hasan Can'ın tarihe geçmiş sözlerinden öğreniyoruz: "Gözünden hiç kitap gitmezdi. Daima okurdu, uykuya ve yemeğe rağbet etmezdi." Fetihlerin sultanının, Mısır seferine çıkarken üç katır yükü kitabı da beraberinde götürdüğünü, şehzadeliğinde de çok az uyuyup vaktinin çoğunu kitap okumaya ayırdığını öğrenince, demek ki kitap tiryakiliğimde bir anormallik yok diye sevinmiştim.

Birçok sahadaki büyük insanların çoğu hep kitap sevdalısı çıkıyor. Mısır'ın 1950'li yıllarında İslâmî düşüncelerinden dolayı idam edilen müfessir ve fikir adamı Seyyid Kutup günde on saat okurmuş.


"KİTAP KADAR İYİLİKSEVER BİR KOMŞU, İTAATLİ BİR ARKADAŞ, KAVGADAN UZAK TUTAN BİRİSİNİ TANIMIYORUM"

İbni Arabi Hazretlerinin kitap severliği ise mermerlere kazınarak çağlara okutulması gereken sözler çapındadır. Kitabın hususiyetlerini ondan dinleyelim:

"Hayatımda kitap gibi, cübbenin yenine sığabilen bir bağ, kucakta taşınabilen bir bahçe, ölülerle konuşan ve dirileri konuşturan bir şahıs görmedim. Ancak seninle birlikte yatıp kalkan ve sadece senin hoşlandığın şeyleri konuşan, sır sahibinden daha fazla sır saklayan, emanet sahibinden fazla emaneti muhafaza eden uysal bir dost başkaca var mıdır? Onun kadar iyilik sever bir komşu, insaflı bir dost, itaatli bir arkadaş, mütevazı bir hâldaş, bıktırıp usandırmayan, kötülük yapmaya imkân vermeyen, kavgadan uzak tutan ve kıtâlden alıkoyan birisini tanımıyorum." 

Ahmet Doğan İlbey

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

Zilif

Şimdi — Zilif için 14 Temmuz [-------] Sevgili Kızım, zorlukla yazıyorum. Elim rahatsız, titriyor.  Onun için, yazım çarpık-çurpuk oluyor. (Bu küçük defteri de kendim yaptım; sayfalan keserken o da biraz eğri-büğrü oldu.) Kusura bakma.  Yazdıklarımı şimdi okurken, beni iyice anlayabilecek konumda olacaksın — yıllar geçecek; büyüyeceksin. O zaman, bana küçükken beslediğin duygular, belki bir-iki anıya sıkışıp kalmış olacak; belki de, kocaman bir boşluğun incecik çeperleri durumuna gelecek; ama bu cılız anılardan onların anlamını çıkarabilecek yaşa gelmiş olacaksın; yıllar boyunca da, düşüne düşüne, çıkaracaksın. Bunu umuyor değil, biliyorum; çünkü sende, daha o yaşında bile, o anlamı kavrayacak gücü görmüştüm — yani, şimdi, görüyorum... Anımsıyorsundur: Senin için, “Benim kızım insan olacak” demiştim. Sen, benim bu sözümü o anda beynine kazımış, ama yüzüme de hayretle bakmıştın — o hayretini anımsıyorsun, değil mi?  Evet, gururla, biraz da övünçle söylemiştim o sözü (bab...

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

Güvenli Bölge

MART 2012 Boşversene biz aşık olmayalım birbirimize. Olvido Heykel günahlar da dönüyor tövbe edildikleri yere Ayrılık Sevdaya Dahil Gözlüklü Şiir Yarın Güzeldir Fulyaların mevsimi geldi geçiyor En çok, gözlerinden korkuyorum senin.. Bir Nokta Hem Hiç Hem Dünya Gercekten diyaloglar Ah Fulya Resulullahla Benim Aramdaki Farklar Taş Parçaları Bahçeye Acıyorum O Kara Kırlangıçlar Dönecek Yine Seninle Kundakladım Sensizliğimi Alengirli Şiir yazma.. o zaman bekliyor insan Ağaran Bir Suyum Soğuk Mevsimin Başlangıcına İnanalım Satranç Dersleri Yenilgi anne beni merak et kanat çırpı(nı)şlarıdır ; adı AŞK... Unutmak Azize Açıkla beni kardeşim Sormuyorsun ama iyi değilim ben Kalbim, Kovulmuşlar Bahçesi Gitme demiyorum, hobi olarak gene git Ayrılık Nargile Kocaman Bir Çocuğu Öpüyorsun Ömür Hanım'la Güz Konuşmaları Merak Kediyi Öldürür Yedi Beyaz Güvercin Sen türkü yak ben mermi Yaşamak Son Bir Kez Uyku Kardeşim - Fikret Kızılok Hiç Sevmedim (Neslihan)...

DİVAN ŞİİRİNDE ÖLÜM KARŞISINDA ÂŞIKLARIN İSTEKLERİ

Divan şiirinin temel mazmun çerçevesini âşık-maşuk arasındaki ilişki şekillendirir. Şiirlerde en fazla işlenen konuların başında, sevgili ve ona ait güzellik unsurlarıyla bunlara karşı âşıkların yaklaşımı gelmektedir. Divan şiirinde âşık, daima şairin kendisidir. Bu yüzden her şey sonuçta aşk ile ilgili görülür. Onun aşkı, mücerret güzelliğe duyulan bir aşktır. Âşığın gıdası üzüntüdür. Sevgiliden daima lütuf bekler. Sevgilisiyle asla bir araya gelemez. Onunla olan beraberliği daima hayalîdir. Âşık sevgilisinden beklediği ilgiyi görmek şöyle dursun, ondan daima işkence ve eziyet görür . Bu durum karşısında bile sıkıntılara tahammül etmesini bilen, hâline şükreden âşığın sevgilisine karşı olan aşkı daha da artar. Hatta sevgilinin sahip olduğu güzellik karşısında canını, ona verecek kadar cömerttir. Ancak o, bir türlü sevgiliden beklediği ilgiyi göremez. Sevgiliden daima ayrı kalır. Bu da âşık için bir ölümdür. Bu nedenle hayat ile ölüm arasında bir bocalayış içindedir. Ölüm, insanoğlun...

GÖREN SANIR Kİ SAFĀDAN SAFĀDAN SEMĀ'-I RĀH EDERİM

MÜSEDDES I 'Aceb mi baht-ı siyahım-çün āh u' vāh ederim  Anıñ şikayetini yāre dād-hāh ederim  Hücum-ı hasreti gör bense gah gah ederim  Gehi ġarik-i tahayyür gehi şināh ederim "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rāh ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" II Benim firākıñ ile dil-şikest olan 'āşık  Hāyal-i hüsnün ile büt-perest olan 'aşıķ Mişāl-i secde düşüp hāke pest olan 'aşıķ  Fenā-yı aşk ile bi-pā vü dest olan 'aşıķ "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rah ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" III Firāz-ı 'arşa çıkar āh vāhımız her şeb  Nedir bu 'alem-i firķatde çekdigim yā Rab Bu muydu hilķatimizden bizim 'aceb matleb  Göñül gezer ser-i kūyunda muzțarib kāleb  "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rāh ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" IV Firāķı canıma geçdi o şūh-ı gül-bedenin  Figānım ile pür oldu derūnu meykedeniñ Ķarārı kalmadı hayfā dil-i elem-zedeniñ  Ne özge çillesi var [hecr...

HAKLI OLMANIN KORKUNÇLUĞU

çarenin de insanı dermansız bıraktığı anlar vardır  delilerin yazları giydiği o serin palto gibi  peruktan, örtünmek icat eden bir general gibi mesela çarparak  kapısını gittiğim evlerin vahşetine benzemiyor  terk edilmek.  Üstelik bu saatte çıbanlar  "karşında kekelemeden konuşmak gibi" kudretli bir isteği anlamıyor  keşke diyorum  zalime dönüşüyor bütün kelimeler haklı olmak ne kadar korkunç  ağrıyan sırtlarıyla daktilo kadınlar takılıyor aklıma  evden çıkarken bir öğune yetmeyecek bıraktığım para.  gramofon avratlar telaşla söylerken şarkıları gülsem, karşımda gülmeyecek kimse yok çünkü ben ardından üzülecek değil  unutulacak adam olarak yaratılımış bir aşiretin  uzak şehirlerdeki başı dik şubesiyim  içim, karla karışık bir gece ki ne karanlık, ne sabah  başımda çok satacak bir endişenin müşterileri  gözlerimi kapatıp bağırıyorum  beni öldürenler bir adım öne çıksın! diye  duvardaki tablo susuyo...

Kİ AZRAİLE BĀRİ EYLE FERMĀN BU ARADAN BİZİ GELSÜN ÇIĶARSUN

Ķuluŋ işi güci dāǿim ķuśūrdur Senüŋ ismüŋ ile şānuŋ ġafūrdur Baġışla śuçumuzı luŧfuŋ ile Daħı ķurtar Ǿaźābdan fażluŋ ile Ǿİnāyet ķıl bize sensin teālā Ħalāś eyle belādan yüce Mevlā Żaįf ü dil-şikeste ħasteyem ben Naĥįf ü beste vü dem-besteyem ben Dükendi gözlerümden yaş ile ķan Gözüme uyħu gelmez oldı bir ān Dün ü gün zārilıķla dirüm Allāh Giçüpdür ömrimüz āh ile her gāh Bilüm bükildi kaddüm nūn oldı Gözüm giryān ü baġrum ħūn oldı Bilürsin yā İlāhį sen firāķum Dil ile şerĥ olınmaz iştiyāķum Nedür bilmem ki bu derdüŋ Ǿilācı Ki hįç yoķdur cihānda bundan acı Cihāna ķopısar bir gün ķıyāmet Bizüm başumıza her gün ķıyāmet Adūnun cevri žulmi cāna giçdi Daħı ķahrı vü zehri ĥadden aşdı Ne cevr itdi cihānda baŋa düşmen Ħuśūśā kim bilürsin saŋa düşmen Benüm ĥālüm saŋa rūşen degül mi Benüm seyrānuma il şen degül mi Disem ġayrılara ĥālüm ĥikāyet Ki ķorķaram idem senden şikāyet MuǾįn ismüŋ bize dāfiǾ degül mi Ġażabdan raĥmetüŋ vāsiǾ degül mi Eger derdimüze olmazsa dermān Ki Azrāile bāri eyle fermān ...

KEMAL SAYAR: RUHA CANLILIK VEREN ŞEY AZAR AZAR KAYBOLUR

İnsanın ruhu bazen kırılmaz; ama yine de eksik yaşar. Sessizce eksilir canlılık, varlık yavaşça solar.  ‘Yaşamıyor gibi’ yaşarsın. Bu, büyük acıların, derin çöküşlerin hikâyesi değildir. Daha sinsi, daha gündelik bir kayboluştur. Ruha canlılık veren şey azar azar kaybolur. Sabah uyanırsın hayat devam eder. Yapılması gerekenler yapılır, konuşulması gerekenler konuşulur. Fakat bütün bunların ortasında insan, kendi varlığına dokunamaz hâle gelir. Ne dibe vurmuşsundur, ne de suyun yüzüne çıkabilmişsindir. Bir araf, bir arada kalma hâli: Nehirde sürüklenen bir dal parçası gibi, yönsüz, ağırlıksız. Ruh sağlığı yalnızca hastalıkların yokluğu değildir. İnsanın iç dünyasında yeşeren bir “iyi oluş” hâli vardır ki, onu beslemediğimizde hayat sessizce solmaya başlar. Varlığın cevherini daima diri tutmak gerek. Modern zamanların en büyük yanılgısı da burada: Kötü hissetmiyorsak iyi olduğumuzu sanıyoruz. Oysa insan, sadece acı çekmeyerek değil; anlam bularak, bağ kurarak, bir şeye kalbini verere...