Ana içeriğe atla

Türkiye’de yayıncılık: Her şeye rağmen

Çevirisinden basımına, dağıtımından tanıtımına, davasından dijital dönüşümüne; yayıncılık sektörünün sorunlarına detaylı bir bakış.


Yayıncılık, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de hiçbir zaman kolay olmadı. Üstelik Türkiye’nin kendine has sorunları; davaları, sancıları, dağıtımı, ekonomisi, teknolojiyi kullanma biçimi ve ‘bakış açısı’ var. Tüm bunlar bir araya gelince, son durumun fotoğrafını çekmenin şart olduğuna karar verdik.

Sektörün önemli isimleri; Can Yayınları Genel Müdürü Can Öz, Sel Yayıncılık Kurucusu İrfan Sancı, Ağaçkakan Yayınları Yayın Yönetmeni Metin Solmaz, Danışman-Eğitmen Sevengül Sönmez, Yazım Kılavuzu Kurucusu Şeniz Baş ve SimplePUB Kurucusu Bora Ekmekci bize bugünün yayıncılığını anlatıyor:


Can Öz: Zorluk diye sayabileceğim şeyler artık bu işin parçaları

Can Yayınları, Türkiye’nin en popüler ve güçlü yayınevlerinden biri. Babası Erdal Öz’den aldığı mirası başarılı bir şekilde sürdüren Can Öz, yaşadığı sorunları şöyle anlatıyor: “En zoru, babamdan devraldığım bu işi öğrenmek oldu. 2006’da babamı kaybettiğimde; daha okumadığım binden fazla kitap barındıran bir katalog, tanımadığım çevirmenler, yayın piyasasında adını duymadığım sayısız aktör, üzerine yüklü bir borçla karşı karşıyaydım. İşin tuhafı daha ‘irsaliye’ ne demek, onu dahi bilmiyordum. En büyük zorluk öğrenmek oldu. Onun ötesinde zorluk diye sayabileceğim şeyler bu işin parçaları artık: Siyasal baskı, ekonomik belirsizlikler, devlet kurumlarının güvenilmezliği, sosyal medya gerilimleri, telif kanunundaki belirsizlikler, lojistik sistemlerinin gelişmemiş olması ve şimdi de tekrar kapımızı çalmaya başlayan nur topu gibi bir ekonomik kriz.”

‘Yazarınız hapse atılabilir’

Öz, yayıncılığın sorunlarının hiçbir zaman değişmediğini anlatırken, Türkiye özelinde en büyük sorunun demokrasi yoksunluğu olduğunu belirtiyor: “Bir kitap basacağınız zaman korkacağınız şey; fazla basmak, okurun beğenmemesi, kötü kapak tasarlamak, yazara ayıp etmek vs. olmalı. Oysa biz neler yaşıyoruz? Yazarı sevmiyorsa belediyeler ilanları kabul etmez, gazeteler haber yapmaz, iki gün sonra bir belediye etkinliği iptal eder, hatta yazarlardan dolayı siz de çeşitli saldırılarla uğraşırsınız, bunlardan en kötüsü de yazarınız hapse atılabilir.”

‘Kriz olacaksa olsun ve bitsin’

Son günlerde doların yükselmesi ve ekonomik kriz söylentileri tüm sektörleri olduğu gibi yayıncılık sektörünü de etkiliyor. Üstelik siyasi gelişmeler en az ekonomik gelişmeler kadar her şeyi sekteye uğratıyor. Bu parametrelerin yayınevini nasıl etkilediğini soruyorum Öz’e, şöyle yanıtlıyor: “Açıkçası doların yükseleceği, ekonominin bir krize sürükleneceği yaklaşık üç senedir belliydi, ne zaman olacağını bilmiyorduk yalnızca. O nedenle zaten geçtiğimiz yılları buna hazırlanarak geçirdik. Ancak sorun ekonominin kötüye gitmesi değil, bunun da belirsiz olması. Kriz mi olacak, e olacaksa olsun ve bitsin. Yıllardır kriz oldu mu, olacak mı; böyle bir tabloda nasıl bütçe planlaması yapacaksınız? Ekonomik durum ile politik durumu ayırmak zor, çünkü ekonominin rotasını siyaset tayin ediyor. 2004’te AB’ye tam adaylık açıklandıktan sonra sermaye girişleriyle ayaklanan ekonomi, elbette AB’den uzaklaştıkça hızla çöküşe geçecekti.”

‘Enerjik olmayı becermek zor’

Öz, her şeye rağmen umutlu kalmak için çaba gösterenlerden. Hatta birlikte çalıştığı insanları mutsuz görmeye tahammül edemediğini şu sözlerle aktarıyor: “En zorlandığım şey siyasi ve ekonomik parametreler değil. Öngörünüz iyiyse bunu da iyi yönetirsiniz. En zorlandığım şey insanların moralleri, umutları. Birlikte çalıştığım insanlar mutsuz olduğu zaman çok üzülüyorum ve bunu düzeltmeye çalışıyorum. Ancak öyle bir dönemdeyiz ki; zekisi, cahili, yabancısı, muhafazakarı, herkes; etraftaki herkes mutsuz ve umutsuz. İşte bu ortamın içinde şu parametrelerle uğraşmak da, zaman zaman Titanik batarken keman çalma hissi uyandırıyor bende. En zorlandığım şey de bunu saklamak, enerjik olmayı becermek ve etrafımdaki insanları bizi bekleyen korkunç gelişmelere karşı koruyabileceğim güvenini vermek.”


İrfan Sancı: 90’larda yayıncılık bayramı yaşıyormuşuz

Sel Yayıncılık’ın başlangıç hikâyesini İrfan Sancı şöyle anlatıyor: “1990’da yola çıktığımızda, Türkiye’de insanlar yeni yeni 12 Eylül darbesinin baskıcı havasını aralayıp neredeyse topluca okumaya yöneliyordu. Bir kitabın ilk baskısı beş bin adetti. Bir de cezaevinden yeni çıkmışız, genciz, enerji doluyuz. Hiçbir sorunu zorluk olarak görmeden gece-gündüz çalışıyoruz. Şimdi durduğumuz yerden geriye baktığımızda bırakın zorlukları neredeyse bayramı yaşıyormuşuz.

Sancı, 90’lı yılları ‘bayram’ olarak nitelendirirken, yayınevinin geçtiğimiz yıllardaki davalarını soruyorum. Şöyle diyor: “‘Yumuşak Makine’, ‘Görgülü ve Bilgili Bir Burjuva Kadının Mektupları’ ve ‘Genç Bir Don Juan’ın Maceraları’ kitaplarından yargılanıp beraat ettik. Yargıtay, beraat kararını bozup yeniden yargılanmaya hükmetti. Beraat kararını veren mahkeme, bu aşamada verdiği kararda direnmeyip beşer yıl ceza verip ‘hükmün açıklanmasının geri bırakılması’na karar verdi. Bu da “üç yıl içinde benzer bir suç işlersen, bunları da cezana eklerim” demek. Bu karara Anayasa Mahkemesi nezdinde itiraz ettik ama şimdi de AYM’den duruşma günü alamıyoruz.”

‘Kitap yayımladıktan sonra okurun ferasetine kalıyor’

Görüldüğü gibi iyi kitap basmaya çalışmak dışında yayıncılar, başka başka konularla da mücadele ediyor. Sancı, bir kitabın tüm aşamalarını bir zorluk değil de, ‘çözümlenmesi gereken sorunlar’ olarak yorumluyor ve “Böyle yaklaştığımızda telif de olsa çeviri de olsa, nitelikli bir editörün elinden çıkmasına çalışıyoruz. Yayımladıktan sonra artık okurun ferasetine bırakıyoruz her şeyi” diyor.

Türkiye’nin politik ve ekonomik dalgalanmalarının yayınevine olan etkisine ise daha büyük bir pencereden bakıyor Sancı: “Bırakın ülkeyi, dünyanın herhangi bir yerindeki bir olay bile günümüzde piyasaları etkiliyor. Yayıncılık da bundan muaf değil. Bu durum içerikten ziyade maliyeti daha doğrudan etkiliyor.”

Dağıtım ve tanıtım kanallarındaki zorluklara dair ise, bu konunun her dönem bir sorun olarak gündemlerinde olduğunu aktarıyor ve şöyle diyor: “Bunun çözümünün de sihirli bir formülü yok ne yazık ki. Tanıtım mecralarında fiyatlandırma da yine pahalı bir kalem olarak çıkıyor karşımıza.”


Metin Solmaz: Dertsiz başımıza dert açtık

Hazır Bilgi Serisi’ni görenleriniz vardır. Az önce okuduğunuz iki deneyimli yayınevinin yanında oldukça genç olan Ağaçkakan Yayınları’nın Kurucusu Metin Solmaz, hikâyelerini şöyle anlatıyor: “Ağaçkakan’ı biraz keyfekeder kurduk. Dertsiz başımıza dert açtık. Dedik ki, biz güzel kitaplar yayınlarız ve karşılığını bulur. Yanıldığımızı düşünmüyoruz. Genel olarak ‘iyi satanlar’ arasında geçiyor adımız. Ama her şeyi o kadar pahalıya mal ediyoruz ve o kadar ucu ucuna yürüyoruz ki, en büyük derdimiz bu. Yani, iyi matematik bildiğini sanan insanların matematik yanılgısı diyelim.”

‘Medyanın ürkekliği bize dokunuyor’

Sektöre yeni girmiş bir yayıncının, oldukça samimi açıklamaları bunlar. En çok hangi noktalarda sıkıntı yaşadıklarını merak ediyorum, Solmaz şöyle anlatıyor: Zincir mağazalar geleneksel anlamda kitapçılığı neredeyse öldürdüğü için kısa vadede az, uzun vadede çok satan kitapların dağıtım şansı kalmadı. Tanıtım sıkıntıları yaşıyoruz. Medyanın genel ürkekliği bize çok dokunuyor. Gölgesinden korkan gazeteciler kitap yazısı yazarken, kitap tanıtırken de ürkek oluyor doğal olarak.”

Kitabın basım aşamasından sonraki okurla kavuşma anını bir yayıncı keşke arkasına yaslanıp gönül rahatlığıyla izleyebilse. Fakat ne yazık ki, o kısım da ayrı bir süreç ve Solmaz iyi kitabın kitapçılardan uzaklaştığını düşünüyor. Fena halde can yakan o süreci şöyle anlatıyor: “Biz en meşhurundan ilk kitabının yazarına aynı telifi veriyoruz. Dağıtımcımız Punto. Sanırım Türkiye’nin en iyisi.”

‘Uzun satan kitap basmak zor bir iş haline geldi’

Ama her durumda aynı problemler bizi buluyor: “Kitabımız dağılmıyor. Şöyle bir dağılır gibi oluyor. Ama sonra pek çok yerde bulunmaz hale geliyor. Çünkü o ‘son bir aydaki nakit akışı’ içinde az yer bulunca kitaplar gidiveriyor. Halbuki yayınladığımız kitapların satış frekansı zamanla azalmıyor ki… Velhasıl, uzun satan kitap basmak zor bir iş haline geldi. Kitabevi satışları, ya Orhan Pamuk olsun Sabahattin Ali olsun hem çok hem uzun satan kitaplara yahut sabun köpüğü, bugün satıp yarın görünmeyen kitaplara kilitlenmiş durumda. Dolayısıyla, iyi kitap kitapçılardan uzaklaşıyor. Bu da canımızı yakıyor. En büyük iktisadi derdimiz budur.”


Sevengül Sönmez: Sektör çalışanları her işi yapan elemanlar haline geldi

Sevengül Sönmez, uzun yıllardır yayıncılık sektöründe editör, danışman, yayın yönetmeni ve eğitmen olarak çalıştı. Şu sıralar AB ve Türkiye Arasında Sivil Toplum Diyalogu Programı kapsamında ‘Mesleğimiz Yayıncılık’ isimli AB projesinde sektör uzmanı olarak çalışıyor. Yapı Kredi Yayınları’nın çeşitli projelerinde de çalışmaya devam eden Sönmez aynı zamanda Bilgi Eğitim’de ‘Yayıncılıkta Editörlük’ eğitimini veriyor.

Sönmez, şimdiye dek edindiği deneyimlerden yola çıkarak yayıncılığa dair gördüğü sıkıntıları şöyle paylaşıyor: “Bence en büyük sorun, sektör çalışanlarının görev tanımları olmaksızın her işi yapan elemanlar haline gelmesi. Editörlerin nitelikli işler üretmesinin değil de, kaç kitap hazırladıklarının değerlendirilmesi gibi. İç içe geçen ve kolayca odağını kaybeden bir çalışma ortamı olması, iş yükünü çoğaltıyor. Çevirmen iyi bir çeviri yapamamışsa, editör onun tüm eksiklerini gideren kişi oluyor; ama bu yaptığının karşılığını alamıyor. Tanıtım bölümü, yayınevi içinde gerekli sayıda kişiyle çalışamıyor ama kitapların her yerde görünmesi isteniyor. Kısaca, var olan iş kapasitesini karşılayacak sayıda kişi istihdam edilmiyor.”

‘Nitelikli insan olmaması, yayıncılık sektörünün eksiği’

Yayıncılığın nitelikli insan gücüne dayanan bir iş olduğunu savunan Sönmez, çözüm için önerilerini şöyle sıralıyor: “Editörlükten, kitap satış noktasına kadar pek çok yerde nitelikli insan olmaması, sektörün en büyük eksiği. Öte yandan az sayıdaki nitelikli insanın maddi-manevi emeğinin karşılığını alamaması da bu sorunu büyüten bir sıkıntı. Yayıncılık konusunda eğitimlerin artması, bu alanda tecrübe sahibi insanların çoğalması gerekiyor.”


Şeniz Baş: Yayıncılığın meslek olarak görülmesini sağlamak lazım

1996’dan bu yana kitabevi müdürlüğünden satınalma yöneticiliğine ve yayınevi sahipliğine kadar farklı alanlarda çalışan Şeniz Baş, onlarca kitabın editörlüğünü de üstlendi. Bu aralar çocuk kitapları yazıyor ve 2017’de 9 yaş üstü için yazdığı romanların yayınlanmasını bekliyor. Baş’ın, Pınar Falcıoğlu ile birlikte kurduğu Yazım Kılavuzu, yazar adayları ile uzman editörleri ve yazarları bir araya getirmeyi amaçlayan bir edebiyat platformu.

Baş, Yazım Kılavuzu’nu yazar adaylarının da sıkça sorduğu “Kitabım neden reddedildi” sorusuna yanıt olmak için kurduklarını anlatıyor ve şöyle devam ediyor: “Yazar adaylarının dosyaları yayınevi yayınevi dolaşırken bu soruların da, yazma motivasyonunun da giderek eridiğini görmek üzücüydü. Nasıl  yardımcı olabiliriz, iyi kalemlerin kaybolmasına nasıl engel olabiliriz arayışı bizi Yazım Kılavuzu’na getirdi.”

‘Kitapların bir aydan fazla rafta kalabilmesi mucize’

Yayıncılığın neredeyse her alanında bulunmuş biri olarak Baş, sorunların çok ama özellikle üçünün önemli olduğunu şöyle anlatıyor: “Kitabevlerinin yeterli olmayışı önemli bir sorun. Büyük şehirlerde yaşayan bizler her şeyin dijital ile değiştiğini sanıyoruz. Oysa Anadolu’da kitapla buluşulan noktalar hâlâ kırtasiye ve kitabevleri. Kitapların bu noktaya ulaşması, ulaşsa bile raflarda bir aydan fazla kalabilmesi bir mucize. Dağıtım kanallarının ve kitabevlerinin ciro kaygısı ile çok satanlar dışındaki eserleri raflarda tutmak istememesi, nitelikli eserlerin hızla piyasadan çekilmesine hatta dağıtılmamasına neden oluyor. Güçlü bir kalemin ilk kitabının yeterli dağıtılmaması ve dolayısıyla satmaması -eğer işinin ehli bir yayıncı ile çalışmıyorsa- yeni kitabının basılmaması demek.”

Kitabevi yoksunluğunu derinden hisseden biri olarak Baş’a katılmamak mümkün değil. Diğer sorunları ise şöyle anlatıyor: “Uzman çevirmenler de büyük ihtiyaç alanlarından. Anadilini ve çeviri yaptığı alanı da iyi tanıyan, entelektüel birikimi yüksek çevirmenlere ihtiyacımız var. Üçüncü önemli sorun ise genç, idealist, yetenekli gençlerin yayıncılığa kazandırılmasıyla ilgili. Yayıncılığın tüm alanlarının bir meslek olarak görülmesini sağlamak lazım.”


Bora Ekmekci: Yayıncılık sektörü dijital dönüşümünü gerçekleştiremedi

Bora Ekmekci, idefix.com ve D&R bünyesinde hem kitap hem de e-kitap tarafındaki 14 yıllık tecrübesinin ardından kendi şirketini kurdu. Bir yayınevinin tüm süreçlerinin yönetilebileceği bir sistem olarak tanımlayabileceğimiz SimplePUB, kısa sürede sektörün birçok sıkıntısını da gidereceğe benziyor.

Ekmekci, dijital yayıncılığa dair ilk anısını şöyle anlatıyor: “idefix’in ilk kurulduğu yılları hatırlıyorum. Yayıncılar ‘İnternetten kitap mı satılır?’ diyorlardı! Şimdi geldiğimiz durumda bırakın son kullanıcıya kitap satışını, kitapçılar bile artık internet üzerinden kitap dağıtımı yapan Prefix ve Emek Kitap gibi dağıtıcıları tercih ediyorlar. Yayıncılık sektöründeki e-ticaretin payı da her geçen yıl ortalama yüzde 40 ile büyümeye devam ediyor. İsim vermek doğru olmaz ama bir kısım yayınevlerinin satışlarındaki e-ticaret payı yüzde 50’lere yaklaştı. Daha popüler kitaplar hâlâ mağazalarda çok satıyor. Ama bunun dışındaki kitaplar e-ticaret tarafında daha iyi satılıyor. Yani, 15 sene önce ‘İnternetten kitap mı satılır?’ diyen yayınevleri şimdi e-ticaret firmaları ile kampanya yapabilmek için uğraşıyor.”

‘E-kitap, basılı kitapla yarışır duruma gelecek’

Yayınevlerinin e-kitap tarafında bir direnci ya da ilgisizliği olduğunu düşünen Ekmekci, e-kitabın geleceğini şöyle aktarıyor: “Nasıl ki internetten kitap satın almak daha kolay ve avantajlı olduğu için tercih edilmeye başladıysa, e-kitap da aynı nedenlerden dolayı basılı kitapla yarışır duruma gelecek. Evet, e-kitap basılı kitabı bitirir demiyorum kesinlikle. Çünkü kitap aynı zamanda bir arzu nesnesidir ama e-kitap tarafında da okur için birçok kolaylık bulunuyor.”

‘E-kitap yayınlamazsanız, ciro da gelmez’

Dijital dönüşümü izleyen Ekmekci, e-kitaba gereken ilginin gösterilmemesinin yayıncılığın en büyük sorunu olduğunu düşünüyor. Bu duruma getirdiği çözüm önerisi ise şöyle: “Evet anlıyorum, e-kitap ciroları basılı kitaba göre çok düşük. Ama burada bir kısır döngü de var. Siz e-kitap yayınlamazsanız, ciro da gelmez. İnsanlar da korsan e-kitaplara yönelir. Yani talep var ama sektör olarak arzı üretemiyoruz. Bu da korsan e-kitap dolaşımını teşvik ediyor. Siz insanlara keyifli bir okuma deneyimi ve içerik çeşitliliğini sunarsanız, okurların büyük çoğunluğu zaten bu parayı vermeye hazır. Ancak siz e-kitap yayınlamıyorsanız, o kitabı ille de e-kitap formatında okumak isteyen okuru korsana yönlendiriyorsunuz. Bulmak da hiç zor değil! Google’a okumak istediğiniz kitabın ismini ve epub kelimesini yazın, hemen karşınıza çıkacaktır.”

Yayıncılık sektörünün dijital dönüşümünü gerçekleştiremediğini söyleyen Ekmekci: “Hâlâ çıkan yeni kitap bilgileri firmalara mail ile atılıyor. Yayınevleri güncel stoklarını bilmiyor. Kendileri bilmedikleri için tedarikçi firmaları da net bir şekilde bilgilendiremiyorlar ve e-ticaret sitelerinde aslında stoğu olmayan kitaplar satılabiliyor. Bu da müşteri memnuniyetsizliği yaratıyor. Aynı durum yazar ve çevirmen teliflerinde de geçerli. Kötü niyetli olmasa da sistemsizlik nedeniyle telif hesaplamalarında ve ödemelerinde sorunlar yaşanabiliyor.”

Nihan Bora

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sigara Şiirleri Bercestem

İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar Metin Eloğlu ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. Refik Durbaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Orhan Veli başkalarının yaşadıklarına tütün ve tuz olan kelimeler aşkların telef ettiği kalp susuzluğuna düşen pay kendine kazdığın kar kuyusundan su taşır herkese kısık çeşmeler Murathan Mungan yürek değil çocuklar içimdeki tütün közü yakar yakar ısıtmaz Hamdi Özyurt Eleni’den önce Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım Sabahları, akşamları bilmiyordum daha İlhan Berk acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor her soluktan bir demet, amfi...

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

SEVİNÇLER BİZİMLE GELMEZ

Sevinçler, yaşandıkları günlerin Taşınmazlarıdır, hepsi  Hepsi ardımızda kalır. Kimi sevinçler daha yüksektir  Ne zaman başımızı çevirsek  Eski siyah beyaz bir film gibi titrek, Geçmiş günlerin doruklarında  Bir anıt misali görünür.  Sevaplar, yol arkadaşlarımız  Hayat yolunda yan yana yürürüz  Vicdan azapları başımızın belası,  Çıkış kapısı yolunda bu âlemin  Bizden hızlı yürürler önümüzde;  Ölüm kapısına bizden önce varır,  Alaycı bir bakışla beklerler bizi...  Ne sevinçler, ne kitaplar  Yanımızda sadece  Sevaplarla azaplar. Hüsrev Hatemi 

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

2012 Şiir Yıllığı

29 1764 25.Haz.81 "ankara iç savaşında üç hainin portresi" "Onu nasıl unutabilirim?" "Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim" (1) Number One ..Düş’mek ve “Düşen Kız”.. ..'ya “Aşk mı? Sık sık yaparım ama hiç sözünü etmem.” “Ha yanıp söndü ha yanıp sönmedi bir ateşböceği” “Pişmanlık hikâyenin sonu değil, ortasıdır.” 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 15 MART 1985 İÇİN 17 yaşım çıldırmışdı 1994 Eliyle, Samanyolu'na 3. Cemre 5. Şarkı 94. Sone Abartılar -Abdülhamid düşerken- Abelard ve Heloise Mektuplar Acaba Acı Acı acı bir şarkı Acılı Gecenin Bitiminde Acımadı ki! Acındırma Şiiri Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Acıyor Aç Kollarını Açelya Çiçegi açık açık çağırır aşkını Açık Kalp Ameliyatı ...

DERTLİ YILLAR

I Demiryolu kenarı, o ahşap evde  Oturduk bir süre ve bundan böyle  Hayat uzayıp gidecek gibiydi  Demiryolu misali önümüzde.  Neydi o garın adı, sen girdin...  Kapısına dayanmıştım yağmurda  Sen içeride, terk edilmiş, boş  Korkunç ve ürpertici vitraylı  Paslanmış raylı garda kaldın. Musiki sevkiyle bu gölgelikteyim  Burda biraz vakfe mümkün mü beyim? Güzel de olsa güz hüzünlüdür;  Haydi bu sararmış tomarı sar da,  Beni en dertli yırlarla çağır.  Çünkü çirkâb ve çamur çoğalmıştır. II İnceldi keder, inceldi inceldi...  Geçti iğnesine günlerin  Ve oyasını işledi kalbimize.  Tez silindi tezhibi, laciverdi,  Sevincin, neşenin, bahtın  Bilmem saadeti resmetti mi Abidin Bey, Hayyam! Sen elemin takvimini yapar mısın? III Uzaklaş ama yavaş, bu ne telaş?  Bana bir yaklaşan var sen giderken...  Bana dönük olmalı gözlerin,  Uzaklaş ama yine bana dönük...  En sönük ışık bile fazla artık. Ardımda ...

Sen kalbi kırıkların Rabbisin Yani önce, en çok benim

Terk ettim aklımı, her yerde kalbim vardı! Engin Turgut Kalbim sırrını buldu, manalandı hayatım. Felix Arvers Bu öpüş gül gibi soldurdu kızı. Soldu, günden güne sessiz, soldu! Dediler hep: “Kıza bir hâl oldu!” Tâ içindendi gelen hıçkırığı, Kalbinin vardı derin bir kırığı. Yahya Kemal Kalbime, kalbimi kanıtlamaktan Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum. Aslında ne pişmanım ne de pes ediyorum!.. Sadece beni kaybettikçe seni kaybediyorum. Şu kalp denen, beni bana sorgulatıyor artık Ki seni sorgulamamasını nasıl beklerim?!.. Çisel Onat Parmaklıklar ardına konmalı laleler tehlikeli hayvanlar misali; Açılmışlar bazı dev Afrika kedilerinin ağzı gibi, Ve farkındayım kalbimin: açılır ve kapanır Kızıl goncalar kâsesinin bana duyduğu saf sevgiden. Sylvia Plath duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç dokunmuyorsun bana sen gibi bir şimşek çakıyor tam kalbime düşüyor yıldırımı ben gidiyorum Özdemi...

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi

Bense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. Ve gelecekteki Bir önseziyi kuruyorum şimdiden. Edip Cansever Yalnızlığa alıştım ama sonsuza dek yabancı kalmak nasıl da yabancı bir acı Ursula K. Le Guin Harap olmuş evimize içiyorum. Hayatımın kederine, O bizim beraber yalnızlığımıza. Sana kaldırıyorum kadehimi: O yalan söyleyen dudaklara, Bize ihanet eden, acımasız gözlere. Ve can yakan gerçeğe: Dünyanın zalim ve kalpsiz oluşuna Tanrı’nın bizi kurtarmayışına. Anna Ahmatova Kalbimde sana yer yok! Çek yalnızlık, elini Kederdir yüreğimin değişmez postnişini Hüsrev Hatemi Sonra insan bir gün Yalnızlığını gösterecek kimseyi bulamıyor. Ah ey zaman ölüleri Var mıydınız, yaşadık mı Şimdi herkes nerede… İnsan bir gün yalnızlığın da dışına düşüyor. Şükrü Erbaş Namusum üzerine yemin ederim Bu şehri bu evleri bu sokakları sevmiyorum Tiksiniyorum bu iğrenç kalabalıktan Yalnızlığı özlüyorum Ümit Yaşar Yalnızlığın da ucuna geldim, sırtımda kederin han...

Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen

tükendi dad kelimelerim artık dokunmasalar da ağlıyorum Murat Kapkıner Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin İçimde yalnız ve yapraksız Bir kavak ağacı büyüyor -Çıplak ve göğe doğru- Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun Bir ağlama duvarı bu. Erdem Bayazıt sesinden tanıdım defterde sesi kalmış göz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım İçimdeki bir yerde kaybolmuş bir çocukluk kubbesi tamamlanmış o türbede yatıyor Hüseyin Alacatlı Çocuklar gibi bağıra çağıra ağlamak isterdim… Çekiniyorum işte olmuyor, Çıkmıyor sesim… İbrahim Kiras belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize Turgut Uyar Yüzyılların tortusundan yaratılmış gibiydi. Yüzüyse her çağa uygun bir yüzdü. İç çekişi ilkel bir gülüm- semeyle kucaklaşırdı, ağlaması çok eski bir şarkıyla. Edip Cansever Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen Dilek Karta...

ÇÜNKÜ ER YA DA GEÇ ALIR AŞK ÖCÜNÜ KENDİSİNDEN

199  Yazık! Kadınların aşkı! Sevgili  Ve korkulu bir şey olduğu bilinir ya  Çünkü bu kumara sokarlar varlarını yoklarını  Ve yitirdiklerinde onlara anımsatmaktan başka  Bir işe yaramaz yaşam geçmişin acılarını,  Bir kaplan sıçrayışı gibidir öç almaları da,  Ölümcül, çabuk ve yırtıcıdır, ancak çektikleri işkenceyi  Unutamadıkları için, duyarlar içlerinde, verdikleri cezayı. 200 Haklıdır da kadınlar, çünkü dürüst değildir erkekler  Erkeklere karşı sık sık, kadınlara karşıysa her zaman,  Kadınların değişmez yazgısı hep aldatılmaktır  Ağlayan kalpleri yitirir umudu tanrılaştırdıkları erkekten  Ve sonunda para tutkusu onları satın alır  Bir evlilikte - nedir ki geriye kalan?  Değer bilmez bir koca, vefasız bir sevgili sonra  Dikiş nakış, bakıcılık ve dua ederken biter her şey sonunda. 201 Kimi bir sevgili edinir, kimi içkiye, kimi dine  Vurur kendini, kimi eviyle barkıyla ilgilidir, dağıtır kimi,  Kimi kaçar...