Ana içeriğe atla

Bugünlerde dünya benim için evimden bile daha küçük.

"O İran'ın Bob Dylan'ıdır, Müziği ise Acem-Blues'dur." (Newyork Times)


Bir gün New York'ta davetli olduğum bir konserdeydim. Adını hatırlamıyorum ama Suriyeli başarılı bir sanatçının konseriydi. Bu çok üzücü bir hikaye. Bu tarz bir fikrin parçası olmaktan, birbirini kıran insanların bir parçası olmaktan nasıl nefret ettiğimi size anlatamam. Bu fikir beni üzüyor, kardeşini öldürdüğün birini sahnede izlemek... Bunu çok üzücü buluyorum. Bütün ülkeler bunun bir parçası. Bazısı masa altından silahlar, palalar satıyor. Sokaklarda ölü insanlar, kaçabilen dışarı kaçıyor. Bazı ülkeler de kurumlar kurup para toplamak istiyor. İşte hikayenin üzücü kısmı, o adamı oraya çağırma amaçları 'hadi gel festivalimizde çal, biz de senin için üzülelim' idi. Böyle bir sistem, bu bir oyun.

İran'ı terk ettim, Amerika'da yaşıyorum ama Türkiye artık benim ikinci evim. Gerçekten benim ikinci evim olacak, çünkü burada yaşayacağım. İki, üç Türkçe kelime biliyorum ama burada kendimi İran'daki birçok yerden daha rahat hissediyorum.

İranlı şairler arasında son zamanlarda Nima Yuşic favorim ama roman konusunda favorim bir İranlı değil, Japon yazar Kazou Ishiguro'yu okuyorum. Geçen aylarda onun romanlarına ve kısa öykülerine çok sarmıştım.

*

Sami Kısaoğlu: İran’da doğdunuz ve ilk gençlik yıllarınızı orada geçirdiniz. Kısa bir Avrupa döneminin ardından ise Amerika yıllarınız geldi. Farklı coğrafyalarda bulunmak bir müzisyen olarak sizi nasıl etkiledi?

Mohsen Namjoo: Yaklaşık altı yıldır İran`dan uzakta yaşamaktayım. İlk yıl Viyana`da Almanca öğrenmek ve müzikoloji çalışmak için bulunmaktayken bu fikrimden vazgeçip ABD`de altı şehirde ve birkaç ay sonra Kanada`da solo konserler verdim. Bu konserler esnasında Kuzey Amerika’ya yerleşmeye karar verdim ve California’daki Stanford Üniversitesi’nden araştırmacı olarak bir burs kazandım. 2012 yılının yaz ayında eşimle birlikte New York’a taşındık. 2 yıldan fazla bir süredir yaşamakta olduğum New York’u ve ABD’nin doğu sahilini evim olarak görüyorum. İran ile ilgili olarak içimde taşıdığım ya da üzerinde çalıştığım tek şey İran müziği ya da daha genel olarak Ortadoğu müziğidir. Bundan bir rahatsızlık duymuyorum, yani müzikal olarak bir İranlı, bir yurttaş olarak İranlı olmayan. Şu anda dürüstçe söyleyebilirim ki duygusal olarak İran’la ilgili birçok şeyi unutmuş durumdayım.

Sami Kısaoğlu: Amerika müzikal anlamda oldukça zor ve karmaşık bir pazar. Sizin bu yapı içindeki varoluş serüveninizi dinleyebilir miyiz?

Mohsen Namjoo: Amerika gerçekten coğrafi olarak çok geniş bir ülke, bir kıta. Amerika’daki müzik ile ilgili olarak aklımda şöyle bir benzetme var, ülke Pasifik Okyanusu gibi, içinde balinalardan küçük balıklara kadar pek çok canlı beraber yaşıyor fakat su her yerde ve her canlı için aynı. Amerika’daki müzikten bahsederken aslında küresel olarak tanınan çok popüler müzisyenlerle beraber daha az tanınan çok özel müzisyenlerden de bahsetmek zorundayız. Örneğin, Amerika’da 25,000 kişinin bir pop şarkıcısını dinlemek için bir araya geldiği konserlere gidebilirsiniz aynı zamanda New York’ta beş dolar giriş ücreti ödeyerek küçük bir kafede sadece on kişi ile birlikte bir caz piyanistini dinleyebilirsiniz. Bu piyanist hakkında biraz araştırma yaptığınızda belki de alanında dünyadaki en iyilerden biri olduğunu duyarsınız, mütevazı bir kariyeri olan bir müzisyen. Ben kendimi de en büyük ve en küçük balıkların arasında bir yerde bulunan bir balık gibi düşünüyorum. Finansal olarak Amerika’da hayatımı kazanmam çoğunlukla buradaki İranlılar sayesinde mümkün oluyor, müzikal olarak ise çok rahat bir durumdayım, çünkü müzisyen arkadaşlarınızla bir düşüncenizi paylaşmanızın bile çok zor olduğu İran gibi bir ülkeye kıyasla müzikal anlamda hem özgür hem başarılı bir şekilde yaşayabiliyorsunuz. 

Sami Kısaoğlu: Edebiyat ve şiir müziğinizin önemli hayat damarlarından ikisi. Özellikle İran şiiri. Dünya edebiyatı ve şiiri ile aranız nasıl?

Mohsen Namjoo: Edebiyat ve şiir oldukça ilgimi çekiyor. Eğer müzisyen olmasaydım bir yazar ya da şair olmayı isterdim. Şairlerden Allen Ginsberg, Charles Bukowski, T.S Elliot, Ezra Pound, William Butler Yates, Çin ve Japon geleneksel şiiri, yazarlardan ise Gabriel Marques, James Joyce, Raymond Carver ve Orhan Pamuk okuduklarım arasında. Onların ürettikleri üzerine bir şeyler yapmaktan çok ilham kaynağı olarak alırım. Şu an İngilizce de başlangıç düzeyinde sayılırım, en büyük isteklerimden biri İngiliz Edebiyatı konusundaki bilgimi artırmak. İngilizce dışındaki dilleri öğrenmeyi de o dillerde yazılmış eserleri orijinal metinlerinden okuyup bir duygu yakalayabilmek için isterim. Örneğin Pablo Neruda’yı anlamak için İspanyolca’yı, Arthur Rimbaud ve Mallarme’yi anlamak için Fransızcayı, Nazım Hikmet’i anlamak için Türkçe’yi. 

Sami Kısaoğlu: Geçtiğimiz sonbahar Brown Üniversite’sinde "Devrim ve Şairler: İran Şiirinde İçerik ve Form” başlıklı bir ders vermiştiniz. Bu dersin içeriğinden biraz bahseder misiniz?

Mohsen Namjoo: Tartıştığımız şeyler politik konular olmaktan çok modern Pers şiirinin almakta olduğu yol ile ilgiliydi. Pers şiirinde formalist bir yaklaşımları olan Nima Yushij ve Rıza Baraheni en sevdiklerimdendir. 4-5 tane parçamı onların şiirleri temel alarak bestelemişimdir. Dersin başlığı olan Devrim ve Şiir sadece devrimin öncesi ve sonrası arasındaki geçişi açıklaması anlamında kullanıldı. Devrimden sonraki en popüler ve en iyi bilinen akım dilbilimsel şiirdi.

Sami Kısaoğlu: İranda olduğunuz dönemde film müziği alanında da çalışıyordunuz. Bu dönem üzerine konuşabilir miyiz?

Mohsen Namjoo: İran’da yaptığım esas iş buydu. Albümlerimden hiçbirini İran’da çıkarmam mümkün değildi. Tiyatrocu arkadaşlarım sayesinde müzik üzerine çalışmaya başlamadan önce bu tür birçok iş bulabildim. İran’dan ayrıldıktan sonra bu tarzda en fazla iki ya da üç iş yapmışımdır. Sonuncusu Mayıs ya da Haziran ayında çıkacak bir film müziği olacak.

Sami Kısaoğlu: İlk gençlik yıllarınızda İran’da dinlediğiniz müzikler nelerdi? Şimdilerde neler dinliyorsunuz?

Mohsen Namjoo: Gençlik yıllarımda içinde yetiştiğim ailemin etkisi ile sadece geleneksel İran müziği dinlerdim, çoğunlukla Muhammed Rıza Şeceryan, Shahram Nazeri ve bestecilerden Hossein Alizadeh, birkaç yıl önce aramızdan ayrılan Parviz Meshkatian ve Muhammad Rıza Lotfi. İran kaynaklı olmayan müzikle 18 yaşımdan sonra tanıştım, ilk başlarda alternatif Doğu müzikleri ilgimi çekti, fusion türü Buddha Bar ve Amerika’da müzik yapan çeşitli İranlı gruplar. 24 yaşımda Tahran Üniversitesi’nden rock ve blues türü müzik yapan yeni arkadaşlar edindim ve diyebilirim ki ilhamımı onlardan ve müziklerinden aldım, onlara çok şey borçluyum. Şu anda Afrika müziği ve çeşitli dünya müzikleri dinliyorum, dinlediğim özel bir tür ya da bir grup yok.

Sami Kısaoğlu: Türk müziğine özel bir ilginiz olduğunu biliyorum. Türk müzisyenler ile unutamadığınız bir anınız var mı?

Mohsen Namjoo: Manhattan East Village bölgesinde Drom adında çok iyi bir müzik mekanı var. Yakın arkadaşlarım olan Serdar ve Mehmet adında iki Türkün sahibi olduğu bu mekan sunduğu müziğin çeşitliliği ile oldukça dikkat çekici. İlk olarak 2012 yılının Ağustos ayında orada İranlı bir perküsyoncu dostum ile bir konser verdim. Ama orada en iyi konserimi 2014 yılında Türkiye’den gelen kanun ve klarnet çalan iki müzisyenle birlikte gerçekleştirdim. İnanılmaz yetenekli müzisyenlerdi, provasız benim müziğime ayak uydurabildiler ve enstrümanlarını çalış tarzlarıyla beni büyülediler klarnetçi olanın adı İsmail, kanunimiz de Tamer’di. İstanbul’a İsmail ile birlikte gelmeyi düşünüyordum fakat vize problemleri dolayısıyla gelemeyecek. Türkiye’deki müzikten en çok etkilenmemi sağlayan çalışma Fatih Akın’ın “İstanbul-Köprüyü Geçmek” isimli belgeseli, bu belgeseli beşten fazla kez izledim ve çok şey öğrendim. Ne yazık ki İran müziğiyle ilgili bizde böyle bir belgesel mevcut değil. Fatih Akın’ın belgeselinden Candan Erçetin’in “İstanbul Hatırası” parçası üzerine çok çalıştım belki sonraki solo performanslarımda bu parçayı yorumlayabilirim.

Sami Kısaoğlu: Birazda gelecek günlerde sizi hangi projelerin beklediğinden bahseder misiniz?

Mohsen Namjoo: Bu uzun sürecek turdan sonra planım en son iki albümümden ve albümde çalan sanatçılarla birlikte San Francisco ve New York’ta birer konser vermek. Sonrasında ise benim için bir abla gibi olan tanınmış İranlı sanatçı Sirin Nesad`ın bir ses enstalasyonu projesinde onunla birlikte çalışacağım. Büyük ihtimalle Milan`da sergilenecek. Ondan sonrası için iki ya da üç adet yeni albüm fikrim var fakat Brown Üniversitesi`ndeki İran müziği üzerine dersler vereceğim için bir süre bu projeleri bekleteceğim.

Cazkolik.com / 26 Ocak 2015
Sami Kısaoğlu Müzikolog

*


"Mohsen Namjoo (29.04.2019 tarihinde)konserden sadece 2 saat önce annesinin vefat ettiği haberini alıyor. İran'a dönmesi yasak, sürgün. "Bugünlerde dünya benim için evimden bile daha küçük" diye bir bölüm var şarkıda. Ağlamaya başlıyor, "Toranj" şarkısını da ayakta ağlayarak söylüyor.

2015 yılında İstanbul konserinde de şöyle demişti; "ülkemde herkes uyurken bir girip çıksam yeter bana."




.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

A'dan Z'ye Şiir

436 1918 1949 1.Oca ... 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 128 Dikişli Şiir 3. Cemre 30 Şubat 4000 Şiirin yer aldığı 7500 sayfalık PDF formatında şiir arşivim... 5. Şarkı 5555. Paylaşım 6000. Paylaşım 6666. Paylaşım 7 Tane Erik Ağacı 80'lerde İstanbul'da 99. Sone Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin Acı Acı Acı Bahriyeli acı bir şarkı Acı desem Acılara Tutunmak Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır Acılı Bahar Acılı bir yürek Acılı Gecenin Bitiminde Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Aç Kollarını açık açık çağırır aşkını Açık Deniz Açıkla beni kardeşim Açıklama Açıklamalar Açılup bir dem bu bâğ-ı dil bahâr olmaz mı hìç Ada Ada Adad...

DÜNYA MİKHAİL'İN ADINI BİLMELİ

                   Mikail Mirdoraghi Eğer İran İsrail’de bir okulu vurup çoğu çocuk 170 kişiyi öldürseydi, bu haber aylarca manşet olurdu. Çocukların isimlerini öğrenirdik. Ama Mikail için bu olmadı . O fotoğrafı biliyorsunuz. Herkes biliyor. Yolda koşan çıplak bir kız çocuğu… Kollarını iki yana açmış, sanki kirlenmiş gibi, sanki kendi bedenine dokunmaktan korkuyormuş gibi. Onu unutulmaz yapan sadece çıplaklığı değil yüzü. Acı içinde olduğu çok açık. Çığlık atıyor ve doğrudan kameraya bakıyor. İzleyiciye, bize, sanki yardım etmemizi istiyormuş gibi. Sanki bir şey yapmamızı talep ediyormuş gibi. Elbette bugün adının Phan Thị Kim Phúc olduğunu bildiğimiz o kız aslında bunların hiçbirini istemiyordu. O sadece korkmuş bir çocuktu. Ama böyle fotoğraflara bizim yüklediğimiz anlamlar, bize hissettirdikleri ve bizi harekete geçirip geçirmedikleri önemli. Çünkü gazetecilik ne içindir ki, insanları öfkelendirmekten başka? 1972’de Vietn...

Su

Set çek seline yavaş yavaş ilerle damla damla birik. Ak geç ıslattığın kayalardan: duraksama - uçurur güneş seni. Atla takıldığın çavlanlardan: duraksama - savurur rüzgar seni. Aldırma kumlara, çakıllara: çöker onlar dibe nasılsa - ilerle yavaş yavaş birik damla damla set çek seline. Oruç Aruoba

Bercestelerim

Ağlamak   Anne Aşk Ayrılık Baba Babalar ve Oğullar Bellek Cahit Zarifoğlu Cemal Süreya Çay Çocuk/luk 1 Çocuk/luk 2 Çocuk/luk 3 Çocuk/luk 4 Çocuk/luk 5 Çocuk/luk 6 Dargınlık/Küslük Elif   Ev Fihrist Gam Gitmek Gelincik Gülüş Güneş Güvercin Hande Hatırla/mak Hüsrev Hatemi Hüzün İbrahim Tenekeci İhtiyarlık İmam-ı Şafiî İntihar İskele İstanbul Kader Kar Kalp 1 Kalp 2 Kalp 3 Kalp 4 Kalp 5 Kenan Çağan Kiraz Kulbe-i Ahzân Kuş Mahmud Derviş Mezar Mum ile Pervane Müntehirler Ölüm Pencere 1 Pencere 2 Rakı Sandal Seçtiklerim 1 Seçtiklerim 2 Sigara 1 Sigara 2 Sonbahar Suskunluk ...

Gül İçin İlahi

İnsanlar bir gülü bir senetle Değiştirmeye alıştılar İnsanlar başka insanların hayatını Bir hezaren sandalye midir hayat Dizip kaldırmaya alıştılar İnsanlar yüreği ve onuru, alıştılar Yelin üflediği yaprak mıdır onur Yürek arsız otlar gibi ayak altında Tanımıyor kimde kimseyi Ve kendini tanımak istemiyor İnsan tanımazsa kendini insan Nasıl varolabilir Bu yüzden dünya hey koca dünya Dönüyor bir ölüler ülkesine Susanlar şimdilik Oyunun dışına düşenler Yalnız onlar doğrulup kalkacaklar Gün kıyamete erdiğinde Gülten Akın

Güvenli Bölge

MART 2012 Boşversene biz aşık olmayalım birbirimize. Olvido Heykel günahlar da dönüyor tövbe edildikleri yere Ayrılık Sevdaya Dahil Gözlüklü Şiir Yarın Güzeldir Fulyaların mevsimi geldi geçiyor En çok, gözlerinden korkuyorum senin.. Bir Nokta Hem Hiç Hem Dünya Gercekten diyaloglar Ah Fulya Resulullahla Benim Aramdaki Farklar Taş Parçaları Bahçeye Acıyorum O Kara Kırlangıçlar Dönecek Yine Seninle Kundakladım Sensizliğimi Alengirli Şiir yazma.. o zaman bekliyor insan Ağaran Bir Suyum Soğuk Mevsimin Başlangıcına İnanalım Satranç Dersleri Yenilgi anne beni merak et kanat çırpı(nı)şlarıdır ; adı AŞK... Unutmak Azize Açıkla beni kardeşim Sormuyorsun ama iyi değilim ben Kalbim, Kovulmuşlar Bahçesi Gitme demiyorum, hobi olarak gene git Ayrılık Nargile Kocaman Bir Çocuğu Öpüyorsun Ömür Hanım'la Güz Konuşmaları Merak Kediyi Öldürür Yedi Beyaz Güvercin Sen türkü yak ben mermi Yaşamak Son Bir Kez Uyku Kardeşim - Fikret Kızılok Hiç Sevmedim (Neslihan)...

Şiirim

Bir veda havasında bu gece gökyüzü yere değecek gibi yıldızlar, kulaktan dolma korkularla deprem bekler gibi ketum kaldırımlar. … Upuzun gecemin sabah içtimasında güneşe tekmili kaytarmışım senden belli namlusu paslı bir uykuda.. Sanki yitirmişim seni sol yanımda sağlam bir sancı. Birkaç kaburgam, seni korumak için feda etmiş kendini. Şiirim.. İncinmişliğim.. Sen düştüğünde aklıma Kepenk kapıyor hüzünler. Pervasız bir çocuk erik çalıyor bahçemden. Cemre düşüyor ayazıma, salkım salkım sözler topluyorum gönül bağımda; tomurcuk gülücükler çiçek açıyor hırkamda. Şiirim.. Eril halim.. Bedeninin kuytularında doğup göğsümü kundaklayan acz yangınım.. Şiirim.. Lal kalbim.. Boşa yanan cümlelerim. 1-3 nöbetlerinde öykündüğüm, huzurlu uykum. En üst rafta kurulmayı bekleyen, çocukluk düşüm.. Sessiz kalma haklarına sığınıyor mevsimler. Oysa hep sulhtan bahsediyor gülüşün. Şiirim.. Esaretim.. Bağımlılık halim. Senden başka herşeyi görme zorundalıklarında, ...

Şiirde Açan Gelincik Çiçekleri

Hayat hikayem mi? Tarlaların kıyısındaki gelincikler. Süreyya Berfe sandınız ki haz içindeydim şiirlerle, kitaplarla, dergilerle esrik tasasız yaşayıp gidiyordum; dağ eteğinde mavi çiçekli hayıtların uzun saplı gelinciklerin donattığı yaz ırmağı kıyılarında yalıncak! Ahmet Uysal Bir sap gelincik iki taş arasında Bulmuş da boyunu uzatan hızı, Sallanır durur çiçeğiyle rüzgarda; Bütün gelinciklerden daha kırmızı… Metin Altıok Senin resmini yaparken Parlak kırmızıyla laciverti Birbirine karıştırıyorum. Söyle bana ey gelincik Toprakta ne al, ne lacivert, Ne kırmızı, ne de sarı varken Sen nasıl boyuyorsun böyle Çiçeğinin yapraklarını?.. Nakagawa Kazumasa gelincikler tek tek göründü mü çayırlarda işi iş kasabanın su yüzlü çocuğun işi iş bir de poyraza döndü mü hava başlar masmavi damarlar fışkırmaya yanaklarından faytonların turuncu tekerlekleri yansır gaz tenekeleriyle çevrili bahçelerde asılı çamaşırlarından bir tutam çivit kokusu alıp gider gelin...

Bir Göl Nasıl Uyandırılır

bir göl nasıl uyandırılır bilmem neresine dokunulur bir taş atsam korkup sıçrar mı bilmem bir göl nasıl uyandırılır düş mü görür kabus mu acaba saati mi belki derindir uykusu balıkları kırılır bir göl nasıl uyandırılır bilmem beni karşısında görmek istermi rüzgar eğmişse kaşlarını kapısı mı vurulur yorgunsa nasıl kıyılır bir göl nasıl uyandırılır Ali Ural