İnsanın sabır kuvvetini zayıflatan geçmiş ve gelecek zorlukları gereğinden fazla düşünmek, onu güçsüz zavallı ve ümitsiz kılar.
Cenâb-ı Hakkın insana verdiği sabır kuvvetini evham (gerçek dışı düşünceler) yolunda dağıtmazsa, her musibete karşı kâfi gelebilir. Fakat vehmin (asılsız düşüncelerin) tahakkümüyle (baskısıyla) ve insanın gafletiyle ve fâni hayatı bâki tevehhüm etmesiyle (sanmasıyla), sabır kuvvetini mazi [geçmiş) ve müstakbele (geleceğe) dağıtıp, halihazırdaki musibete karşı sabrı kâfi gelmez, şekvâya (şikâyete) başlar.“
(Lem’alar, 2. Lem’a, 4 Nükte)
Asıl sorun, baştaki dertlerin büyüklüğü değil, sabrın o dertlere yetmiyor olmasıdır. İnsan sabır kuvvetini gereksiz işlere dağıtmış, şimdi ihtiyacı olan sabrı geçmişe ve geleceğe pay etmiştir. Ordusunun yarısını sağ cepheye, diğer yarısını sol cepheye göndermiş ve düşman karşısında yapayalnız kalmış bir kumandan gibi, daha savaş başlamadan yenilmiştir.
Kaderindeki musibetlere tahammül edebileceği güç ona verilmişken, bu gücü israf edip, dayanıksız bir biçimde musibetlerin karşısına çıkmıştır. Çekilen en ağır acıların, yaşanılan vakte düşen miktarı, tahammül seviyesinin üzerinde değildir.
Bu sırrı kavrayamadığı için zorluklar karşısında kolayca pes etmektedir insan.
Allah israfı sevmediğinden ötürü; gelecekte kullanılacak sabrını insana şimdiden göndermez; şu an verdiği sabrın, geçmiş zamanın musibetleri için kullanılmasından, onlar geçip-gitmemiş gibi taze tutulmasından razı olmaz. O, gönderdiği musibete denk gelecek miktarda sabrı musibetin beraberinde indirmişken, insan sabır gücünü yanlış kullanmakta, sabır israfına girmekte ve bu sebeple musibetlerin kaldırılabilir ağırlığı altında ezilmektedir. Şu anda sırtında bulunan yükleri, sorumlulukları, sonsuza kadar taşıyacağını vehmeder insan.
Onlarla yalnızca bir gün boyunca nasıl baş edebileceğinden başka bir sorunu yoktur oysa onun. Henüz gelmemiş günlerin sabır kuvveti ona șimdi verilmemişken, geleceğin sıkıntılarına şimdiden tahammül etmeye çalışması anlamsız bir tutumdur.
Kişi, geçip gitmiş günlerdeki olumsuzlukları aklında, hatırında, hafızasında sıcak tutarak, var olan sabrı geçmişe yöneltirse, bugüne lazım olan sabır gücü eksilir, barutu biter, șimdi yaşadığı musibet ona olduğundan daha büyük, mevcut dayanma gücü ise var olduğundan daha eksik görünür.
Gelecek, henüz gelmemişken insanı yormaya ve üzmeye; maziyse sona ermiş olmasına rağmen onu yıpratmaya ve bunaltmaya başlar, İnsanın sabır kuvvetini zayıflatan geçmiş ve gelecek zorlukları gereğinden fazla düşünmek, onu güçsüz zavallı ve ümitsiz kılar.
Gelecek günlerdeki, şimdi adem (yokluk) olan musibet ve hastalıkları düşünüp, şimdiden onlardan müteellim olmak (üzüntü duymak), sabırsızlık göstermek, hiçbir mecburiyet olmadan kendi kendine zulmetmek öyle bir belâhettir (ahmaklıktır) ki, hakkında şefkat ve merhamet liyakatini selb ediyor (ortadan kaldırıyor).
(Lem’alar, 2. Lem’a, 4. Nükte)
Mecit Ömür Öztürk
İçebakış Fragmanları

Yorumlar
Yorum Gönder