Ana içeriğe atla

Çileci

YÜRÜYÜŞ 

96 Ama birdenbire iç parçalayan bir çığlık içimde: "Yardım et!" Kim bağırdı? 

97 Toparla gücünü ve kulak ver; insanın yüreğinin tamamı bir çığlıktır. Dokun ki döşünün üzerine onu duyabilesin; birisi çekişmekte ve bağırmakta içinde senin. 

98 Ödevindir; her an, gece gündüz, sevinçte ve üzüntüde gündelik gereksinimin içerisinden bu Çığlık'ı ayırdedesin, güdüsel ya da kısıtlayarak ayırdedesin, nasıl uygun düşüyorsa kendi doğana öyle, gülerek ya da ağlayarak, etkinlik ya da düşünceler içerisinde, tehlike içerisinde ve bağırmakta olanın kim olduğunu duyumsamanın savaşımını veresin; ve bizim hep birlikte nasıl ordu düzenine geçebileceğimizin ve onu nasıl kurtarabileceğimizin. 

99 İçerisinden en büyük sevincimizin, bir kimse bağırmakta içimizde: "Acı çekiyorum! Senin sevincinden sıyrılmak istiyorum! Darlanıyorum!"

100 İçerisinden en büyük umutsuzluğumuzun, bir kimse bağırmakta içimizde: "Umutsuzluğa düşmem! Güreşirim! Kafanın üstüne kancalayıp kendimi kınsızlaşırım bedeninden ayrılarak, kınsızlaşırım yeryüzünden ayrılarak, sığmam akıllara, adlara, eylemlere!"

101 İçerisinden en geniş erdemimizin, bir kimse ayağa kalkmakta, umutsuzca ve bağırmakta: "Erdem dar, soluk alamıyorum; Uçmak ufak, dar, alamıyor içine beni; insan gibi görünmekte Tanrı'nız bana, istemem onu!"

102 Yaban çığlığı işitmekte ve sarsılmaktayım. İçimde, yokuş yukarı çıkan tedirginlik bir düzene girmekte, ilk kez olarak, bütünlüklü bir insan sesinde, tüm yüzüyle dönüp bana seslenmekte - arıcana, benim adımla, atamın adıyla ve soyumun!

103 İşte o büyük dönüm noktası. Yürüyüşün öz- deyişidir. İçorganlarını parçalayan şol Çığlık'ı işitmezsen, devinme! 

104 Dayançla ve boyuneğerek izle kutsal görevini; önanıklığın birinci, ikinci ve üçüncü aşamalarında. 

105 Ve kulak ver: uykunda, sevişmende, yaratımında, çıkar gütmeyen kıvançlı eyleminde ya da umutsuz derin sessizliğinin içerisinde, birdenbire Çığlık'ı işitebilir ve devinime geçebilirsin.

106 İmdiye dek yüreğim akmaktaydı, Evren'le inmekte ve çıkmaktaydı. Ama Çığlık'ı işitmeme değindi, bağrım ve Evren iki ordugâha ayrıldı.

107 Tehlikeye düşmüş birisi içimde, ellerini kaldırmış bana seslenmektedir: “Beni kurtar!" Birisi içimde yükselmekte, tökezlemekte ve seslenmekte: "Yardım et!"

108 Bu iki bengi yoldan hangisini seçeyim? Birdenbire seziyorum ki, tüm yaşamım bu karardan ötürü askıda; Evren'in tüm yaşamı askıda.

109 Bu iki yoldan yokuş yukarı olanı seçiyorum. Neden mi? Ussal savlar olmadan, herhangi bir kesinlik taşımaksızın kavramaktayım bu dönüm noktasında usun ve insanın bütün kesinliklerinin ne denli çelimsiz olduğunu. 

110 Yokuş yukarı olanı seçiyorum, çün ki oraya doğru itmekte yüreğim beni. “Yukarı! Yukarı! Yukarı!" Bağırmakta yüreğim ve izlemekteyim onu güvenle.

111 Duyumsamaktayım, bunu istemekte benden ilkel Çığlık. Onun yanına atlıyorum! Onunla özdeşleştiriyorum kendi yazgımı.

112 İçimde birisi çekişmesini vermekte bir yükü kaldırmanın; alışkanlığı, tembelliği ve gereksinimi yenerek beden ile usu birbirinden ayırmanın. 

113 Nereden gelip nereye gittiğini bilmemekteyim. Gündelik göğüs kafesimin içerisinde yürüyüşünü ele geçirip, inleyişine kulak vermekteyim, dokunarak ona tüylerim ürpertmekte.

114 Kim o? Kulak kabartıyorum, imlemi koyuyorum ve havayı kokluyorum. Yokuşa vuruyorum kendimi, yukarı doğru arayış içerisinde, inleyerek. Korkunç ve gizil Yürüyüş başlıyor.



I. BASAMAK: BEN 

115 İyi değilim, katkısız değilim, sessiz değilim. Dayanılmazdır mutluluğum ve de mutsuzluğum, dile dökülemez sesler ve karanlıkla doluyum; yuvarlanmaktayım tamamıyla gözyaşı ve kan bedenimin şol sıcak yemliğinin içinde.

116 Konuşmaya korkmaktayım. Yalandan kanatlarla donanmuşım, yüreğimin acımasız çığlığını birlikte boğmak için bağırmakta, türküler söylemekte, ağlamaktayım. 

117 Işık değilim, geceyim; ama bir yalaz ki yuvalanmış içorganlarımın arasına, yemekte beni. Ben ışığın yediği geceyim. 

118 Karanlığın içerisinde tehlikeyle, sıkılarak ve yalpalayarak uykudan fırlamaya ve birkaç saatliğine ayakta durmaya çalışmaktayım, ne denli dimdik kalabilirsem. 

119 Boyuneğmez ufak bir soluk içimde savaş vermekte, mutluluğu, yorgunluğu ve ölümü yenmeye. 

120 Savaş atıymış gibi bedenimi yalın, sağlam ve istekli tutayım diye alıştırmalar yaptırmaktayım ona. Katı bir eğitimden geçirmekte ve bağrıma basmaktayım onu. Başka bir atım yok benim. 

121 Uyanık, arı, acımasız tutmaktayım aklımı. Salıveririm onu tükenmek bilmeden güreşsin ve yiyip bitirsin diye bu ışık bedenimin karanlığını. Karanlığı ışık yapacak başka bir dokuma tezgâhım yok benim. 

122 Yalazlanmış, yiğit ve kaygılı tutmaktayım yüreğimi. Yaşamın tüm çalkantılarını, çatışkılarını, sevinçlerini ve acılarını duymaktayım yüreğimde. Onları usumdan daha yüksek, yüreğimden ise daha katı bir dizeme boyuneğdirmenin savaşımını vermekteyim. Evren'in kendini yokuş yukarı vurduğu dizeme.



SUSKU

457 Bir yalazdır insanın ruhu; oddan bir kuş, daldan dala, kafadan kafaya atlamakta olan ve bağırmakta: “Ayakta duramıyorum, yanamıyorum, hiç kimse söndüremiyor beni!" 

458 Birdenbire od ağacı oluvermekte Evren. Dumanların ve de yalazların arasında, yangının doruğunda eyleşmiş, tutmaktayım odun katışıksız, serin, dingin ürününü, Işık'ı. 

459 Bu yüksek doruktan bakmaktayım yokuş yukarı çıkan kırmızı çizgiye – titreyen, kanlı fosfor parıldamasına, beynimin yağmur sonrası buğulu kıvrımlarının içerisinden kösnük böcek gibi sürüklenmekte olan. 

460 Ben, soy, insanlık, yeryüzü, kuram ve eylem, Tanrı topraktan ve akıldan olma hortlaklarız, ne iyi korkmakta olan bayağı yürekler için, ne iyi doğurduklarını sanan yalancıgebe ruhlar için. 

461 Nereden gelmekteyiz? Nereye gitmekteyiz? Bir anlama iye mi bu yaşam? diye yürekler haykırmakta, kafalar sormakta kaosa çarparaktan. 

462 Ve bir od içimde devinime geçti yanıt vermek için. Bir gün gelecek, kuşkusuz, od arıtacak yeryüzünü. Bir gün gelecek, odun yeryüzünü ortadan kaldıracağı. İsâ'nın Yeniden Gelişi budur. 

463 Oddan bir dildir ruh, yalar ve çatışır tutuşturmak için acunun kapkaranlık urunu. Bir gün tüm Evren yangına dönüşecek.

464 Yangın ilk ve en son yapay yüzüdür Tanrı'mın. İki büyük od arasında raks eylemekte ve ağlamaktayız. 

465 Parıltılar saçmakta, güneş ışınımlarını yansıtmakta düşünmelerimiz ve bedenlerimiz. Dinginlikle dikilmekteyim yanan iki od arasında; usubaşındalıklarım da devinimsizdir başdönmesinin içerisinde ve derim ki: 

466 Çok kısadır zaman, çok dardır uzam yanan iki od arasında; çok uyuşuktur yaşamın şol dizemi – raks etmeye zamanım yok, ne de uzamım! İvmekteyim! 

467 Ve birdenbire başdönmesi oluverir dizemi yeryüzünün, zaman kalkar ortadan, an burgaçlanır, bengilik oluverir, her bir nokta -böcek mi istersin, yıldız mı istersin, düşünü mü istersin- raks oluverir. 

468 Tutukevi idi, ve tutukevi yerle bir olmakta ve korkunç güçler içeride özgürleşmekteler ve artık nokta da yok. 

469 Çilenin en yüce aşamasının adı: Susku. Ancak içeriği en uç anlatımsız umutsuzluk ya da en uç anlatımsız sevinç ve de umut olduğundan değil. Ne konuşmayı küçümseyen en uç bilgi olduğundan; ne de bunu beceremeyecek en uç bilmemezlik olduğundan. 

470 Susku demektir ki: Her tek kişi, bütün beden işlerinde görevini sona erdirmesinin ardından çabanın en yüce doruğuna varır - her bir beden işinin ötesinde çekişmeye girmez, bağırmaz; sessizce büsbütün olgunlaşır, tükenmek- sizin, Evren'le bengileyin. 

471 Armuzları bağlandı artık, gönüldeş oldular Dipsiz Kuyu ile, erkeğin tohumu ile kadının bağrının birlikteliği gibi. 

472 Derin Kuyu karısıdır artık, onu işlemektedir, açmaktadır, içorganlarını yemektedir, onun kanının özünü dönüştürmektedir, onunla gülmekte, ağlamakta, yukarı çıkmakta, aşağı inmektedir; bırakmaz onu! Nasıl ulaşabilirsin Derin Kuyu'nun karnına, ürün vermesi için. Söylenemez bu, sıkıştırılamaz sözcüklere, düzeni altına giremez yasaların; her tek kişi kendi kurtuluşuna da iyedir, salt özgür olarak. 

473 Öğreti yok, yolu açacak Kurtarıcı yok. Açılacak yol da yok. 

474 Her tek kişi kendi başının yukarısına çıkarak, kaçıp kurtulur tümüyle çıkmazlardan oluşan küçük aklından. 

475 Derin Susku’nun içerisinde, dimdik, korkusuz, acı çekerek ve oynayarak, doruktan doruğa ara vermeksizin yukarı çıkarak, yüksekliğin sonunun olmadığın bilerek, dipsiz kuyuya asılarak, söyle şol büyülü ve kurumlu kutsal andı: 

476 İNANMAKTAYIM UÇBEYİ, İKİKÖKENLİ, ORDULAŞMIŞ, ÇOKÇEKMİŞ, GÜCÜSALTIK DEĞİL GÜCÜBÜYÜK, EN UÇ SINIRLARDA SAVAŞÇI, GÖRÜNÜR VE DE GÖRÜNMEZ BÜTÜN AYDINLIK GÜÇLERDE İLHAN BİR BAŞKOMUTAN OLAN BİR TANRI'YA.


Nikos Kazancakis
Çileci / Tanrı'nın Kurtarıcıları
Çeviri: Hârun Ömer Tarhan



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

Francesco Petrarca AŞK HÜKMEDİYOR BURADA

124 Amor, Fortuna, et la mia mente, schiva Aşk, Talih ve zihnim, uzak duran gördüğü şeyden ve geçmişe dönen, öyle üzüyorlar ki beni, bazen kıskanıyorum öteki kıyıdakileri. Aşk parçalar yüreğimi, Talih yoksun bırakır her avuntudan, bu yüzden budala zihnim dertlenip ağlar; ve böyle sayısız dertle yaşamam gerek mücadele ederek. Umudum yok tatlı günlerin geri geleceğinden, beklediğim, kötüden betere gitmesi kalan ömrün, ve çoktan yarısını geçmişim gittiğim yolun. Ah, görüyorum kayıp düştüğünü elimden elmastan değil, camdan her umudun ve bütün düşüncelerimin kırıldığını orta yerinden. 125 Se 'I pensier che mi strugge Bu düşünce, bana elem veren, keskin ve yoğun olduğunca bürünseydi uygun bir renge,       belki de beni yakıp kaçan payını alırdı sıcaktan ve uyanırdı Aşk şimdi uyuduğu yerde;      daha az yalnız olurdu izleri bitkin ayaklarımın kırlar ve tepeler boyunca, daha az yaş olurdu gözlerimde, ...

A'dan Z'ye Şiir

436 1918 1949 1.Oca ... 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 128 Dikişli Şiir 3. Cemre 30 Şubat 4000 Şiirin yer aldığı 7500 sayfalık PDF formatında şiir arşivim... 5. Şarkı 5555. Paylaşım 6000. Paylaşım 6666. Paylaşım 7 Tane Erik Ağacı 80'lerde İstanbul'da 99. Sone Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin Acı Acı Acı Bahriyeli acı bir şarkı Acı desem Acılara Tutunmak Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır Acılı Bahar Acılı bir yürek Acılı Gecenin Bitiminde Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Aç Kollarını açık açık çağırır aşkını Açık Deniz Açıkla beni kardeşim Açıklama Açıklamalar Açılup bir dem bu bâğ-ı dil bahâr olmaz mı hìç Ada Ada Adad...

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

Edalı Zihin

             “Kadın gider ve bunun şiir olduğu söylenir”                Bir haydar vardır heveste döner döner söylenir Zihin kekre meyvedir kurtlar da yer onu insanlar da kuyumcular nakış işler bakmazlar kimin bileğine dar gelir kimin kalbi dar gelir ona Antikadır zihin kimi zaman açık artırmalara çıkar düşer kimi zaman ihtiyar-kadınlar bileğinden bit pazarlarına Zihin gönülsüzdür otuz dört yıl odun hamalı eğri arar doğru arar söze bulaşır on yıl dağda gezer geyikler ile sonra geyikleri köye taşır şehre taşır Uzaklaştırır zihin mesafeyi sever ölçüler alır denge bulur ağırlık hesap eder urganda derisini yüzer içlenmelerin köpürdüğünü söyler insanın bir damla kanda Zihin konuşmak ister inci takar boynuna ayağına halhal dolaşır çarşı pazar ev içlerinde perde bilmek ister deva nedir eski derde yeni derde Şaşıdır zihin iki testisi vardır hep su isteyene soru sorar cevabı saklar Tatlısından mı vereyim ekşisinden mi? “B...

Ölmeden Önce Bir Kez Olsun

Ömründe bir kez olsun, sokaklarda çığlıklar atarak koşabilmeli insan kaydıraktan kayarken, yuvarlanıp düşebilmeli Tahteravallinin tepesinde asılı kalıp, arkadaşına yalvarabilmeli Bir kez olsun, avuçlarının içine sığmayan bir papatya demetini uzatabilmeli annesine Arkadaşları için kavga edip ,dayak yiyebilmeli bir kez olsun, mahallenin oğlanlarından, sonra bir kez daha bu kez annesinden ama; kavga ettiği için.. İnsan , ömründe bir kez olsun, okulu kırıp, Heybeliada’ya gidebilmeli Vapurun güvertesinde, yüzünü rüzgara serebilmeli Hiç bir zaman itiraf edilmemiş aşkın muhatabıyla, göz göze gelebilmeli Sonra kaçırabilmeli gözlerini güneşi bahane edip.. Kopya çekmeli ya da kopya vermeli arka sıradaki arkadaşına, Sözlüye kalkıp, tek söz söylemeden oturabilmeli yerine İddiadan bir kola kazanabilmek için sadece.. Aşık oldum sanabilmeli bir kez olsun.. Öyle gecenin bir vakti, herşeye dönüp sırtını Bütün herşeye, herşeyi sandığı herşeye dönüp sırtını Peşine düşüp gidebilmeli, ...

DÜNYA MİKHAİL'İN ADINI BİLMELİ

                   Mikail Mirdoraghi Eğer İran İsrail’de bir okulu vurup çoğu çocuk 170 kişiyi öldürseydi, bu haber aylarca manşet olurdu. Çocukların isimlerini öğrenirdik. Ama Mikail için bu olmadı . O fotoğrafı biliyorsunuz. Herkes biliyor. Yolda koşan çıplak bir kız çocuğu… Kollarını iki yana açmış, sanki kirlenmiş gibi, sanki kendi bedenine dokunmaktan korkuyormuş gibi. Onu unutulmaz yapan sadece çıplaklığı değil yüzü. Acı içinde olduğu çok açık. Çığlık atıyor ve doğrudan kameraya bakıyor. İzleyiciye, bize, sanki yardım etmemizi istiyormuş gibi. Sanki bir şey yapmamızı talep ediyormuş gibi. Elbette bugün adının Phan Thị Kim Phúc olduğunu bildiğimiz o kız aslında bunların hiçbirini istemiyordu. O sadece korkmuş bir çocuktu. Ama böyle fotoğraflara bizim yüklediğimiz anlamlar, bize hissettirdikleri ve bizi harekete geçirip geçirmedikleri önemli. Çünkü gazetecilik ne içindir ki, insanları öfkelendirmekten başka? 1972’de Vietn...

Gidiyorum. Beni Affetme

Biliyorum sen kalbime düşen en güzel ateşsin.. Ben senin kalbinde aşka düştüm.. Günahını sevabını kabul ettim, sevdim.. Seni üzmeyi göze alamam. Sensiz ben iyi olmayacağımı bilirim. Ama zaten ben çok az zamanlar iyi olurum. Sensiz biraz daha az olacak..o kadar.. Ama seni değişemem. Seni, iyiliğime değişmem.. ve sen benimle iyi değilsin Bensiz sen de belki iyi olmayacaksın ama bu az sürecek. Sende güzel kalmak istiyorum. Seni tüketmek değil. Beni güzel hatırla dedim, sende tükettiklerimle değil.. Şimdi burda ayrılıyor ya yollarımız. Senden sonsuz kere özür dilerim. Bundan sonra tutamayacağım ellerinden özür diliyorum. Göğsümde uyutamayacağım başından özür diliyorum. Her telini aşk'la öpemeyeceğim saçlarının her bir telinden özür diliyorum. Seni Seviyorum.. Gidiyorum.. Beni affetme.. Günyeli

Monogami

Kalın bir sicim bulundururdu yanında Ne zaman asacağını bilemezdi insan kendini, Bir şişe viski de vardı çantasında, her an sarhoş olmak gerekebilirdi İki paket sigara da vardı, her zaman yeniden başlamak mümkün Diye düşünürdü, Tek gidiş bir de tren bileti vardı Gitmeyi düşündüğünden değil, ama kaçmak zorunda kalabilirdi Bunların dışında normal biriydi Her sabah işine gider, akşam evine dönerdi Hiç anahtar taşımamıştı yanında Mevsimler geçti Bir gün öldü karısı ve kapıda kaldı. Otele gitti o gece Sabah işe telefon etti, “ Karım vefat etti. Bugün beni beklemeyin.” Dedi, kapattı işitmeden yanıtı, sonra çilingir açtı kapıyı, karısı soğuk yüzüyle koltukta ölü duruyordu elbette kımıltısız bir sürahi su ve akşam yemeği sofrada hareketsiz parlak bıçaklar, iki çanakta toprak ve tabaklar işlemeli bardaklar coca-coladan, tuzluklar hiltondan aşırılmış ev düzgün ve ölü kadar sessiz... Polis geldi, savcı da ardısıra ve morga kaldırıldı ceset “ Otelde mi kaldınız dün gece?” s...

Bercestelerim

Ağlamak   Anne Aşk Ayrılık Baba Babalar ve Oğullar Bellek Cahit Zarifoğlu Cemal Süreya Çay Çocuk/luk 1 Çocuk/luk 2 Çocuk/luk 3 Çocuk/luk 4 Çocuk/luk 5 Çocuk/luk 6 Dargınlık/Küslük Dost Elif   Ev Fihrist Gam Gitmek Gelincik Gülüş Güneş Güvercin Hande Hatırla/mak Hüsrev Hatemi Hüzün İbrahim Tenekeci İhtiyarlık İmam-ı Şafiî İntihar İskele İstanbul Kader Kar Kalp 1 Kalp 2 Kalp 3 Kalp 4 Kalp 5 Kenan Çağan Kiraz Kulbe-i Ahzân Kuş Leopardi   Mahmud Derviş Mezar Mum ile Pervane Müntehirler Ölüm Pencere 1 Pencere 2 Rakı Sandal Seçtiklerim 1 Seçtiklerim 2 Sigara 1 Sigara 2 Sonbahar ...