Ana içeriğe atla

Duvara Dair (Cidariyye)

Bu senin adın
dedi bir kadın
ve kayboldu bir sarmal koridorun içinde…

Görüyorum orada cenneti ulaşılabilecek mesafede.
Taşır beni bir beyaz güvercinin kanadı
bir başka çocukluğa doğru. Hiç rüyasını görmemiştim
rüya gördüğümün. Her şey gerçek.
Biliyordum kendimi kenara bırakmakta olduğumu…
ve uçtum. Ne olacaksam onu olacağım
son gökyüzünde. Ve her şey beyaz. Asılı duruyor deniz
beyaz bulutlardan bir tavan üstünde. Hiçlik beyaz
mutlağın beyaz gökyüzü içinde. Oldum ve
olmadım. Yalnızım ben bu beyaz ebediyetin dolaylarında.
Vaktimden önce geldim.
Hiçbir melek görünmedi bana sormak için:
“Ne yaptın orada, dünyada?”
Duymadım kutsanmışların ilahilerini, ne de
günahkarların iniltilerini. Yalnızım bu beyazlık içinde,
yalnızım…

Acı vermez bana hiçbir şey kıyamet kapısında.
Ne zaman, ne de duygular.
Hissetmem şeylerin hafifliğini, ne de kuruntuların
ağırlığını. Bulamadın hiç kimse sormak için:
Nerede benim “neredem” şimdi? Nerede kenti
ölümün, ve neredeyim ben?
Burada, burada-olmayanın içinde, bu zaman-olmayanda,
ne varlık var ne de hiçlik.

Sanki daha önce bir kez ölmüşüm…
Biliyorum bu tecelliyi ve biliyorum
bilmediğime doğru yola koyulduğumu.
Belki yaşıyorum hala başka yerde ve
biliyorum ne istediğimi…

Bir gün ne olmak istiyorsam o olacağım.

Bir gün bir düşünce olacağım, ne kılıç ne de
kitap tarafından çorak ülkeye taşınan…

Bir gün ne olmak istiyorsam o olacağım.

Bir gün bir kuş olacağım, ve varlığımı yokluğumdan
koparacağım. Kanatlarım ne kadar çok yanarsa gerçeğe
o kadar yakın olacağım, ve küllerimden yeniden doğacağım.
Ben hayalperestlerin diyaloguyum…
Ben yokluğum…

Bir gün ne olmak istiyorsam o olacağım.

Bir gün bir şair olacağım… Dilim tüm mecazların mecazı…
Yer günahım ve bahanem benim.
Ben oralıyım…
Ben ne olduysam, ve ne olacaksam oyum…
Bir gün ne olmak istiyorsam o olacağım.
Bir gün asma olacağım…
Ve gelip geçenlere şarabımı sunacağım…
Ben mesajım ve mesaj taşıyıcıyım,
kısa adreslerim ve postayım…
Bu senin adın
dedi bir kadın
ve kayboldu kendi beyazlığının koridorunda.
Bu senin adın, iyi ezberle onu!
Tartışma onun herhangi bir harfini,
görmezlikten gel kabilesel bayrakları,
dost ol yatay adınla
dene onu yaşayanla ve ölenle…

Ey adım: büyüyeceksin ben büyüdükçe,
taşıyacaksın beni, seni taşıyacağım gibi,
bir yabancı kardeştir bir yabancıya…

Ey adım: Neredeyiz şimdi?
Söyle bana: Şimdi nedir? Yarın nedir?
Zaman nedir, mekan nedir,
eski nedir, yeni nedir?

Bir gün ne olmak istiyorsak o olacağız.

Yolculuk başlamadı henüz, yol bitmedi.
Bilgeler ulaşamadılar henüz sürgünlerine,
Sürgünler elde edemediler henüz bilgeliklerini…

Her rüzgarda bir kadın alay eder şairiyle:
-Ver bana dişiliğimi
ve al şu bana sunduğun yönü,
şu parçalanmış yönü…

Hangi rüzgar taşıdı seni buraya?
Söyle bana yaranın adını…
Kendi kanım acıtır beni, damar kadar tuz da…

Kim var Babilyon’dan sonra?...

Bir peygamber değilim kehanet iddiası taşıyan…

Bir kitap yetmez söylemeye:
Mevcut bulurum kendimi yokluğun tamlığında.

Her arayışımda başkalarını, kendimi bulurum.
Onları aradığımda, kendi yabancı varlığımı görürüm yalnızca.
Kalabalıklarla dolacak bir birey miyim?

Ben yabancıyım. Saman Yol’u boyunca sevgilime
yürümekten yorgun. Sıfatlarımdan yorgun…

Denizcilerle sarılı çevrem, fakat liman yok…

Gördüm ölülerin ne hatırladıklarını ve ne unuttuklarını…

Çözülür öğeler ve duygular. Göremem bedenimi orada.
Hissetmem ölümün yakıcılığını, ne de daha önceki hayatımın.
Başka bir kişiydim sanki.
Kimim ben? Ölü ya da yeni-doğan?...

Fransız doktorumu gördüm,
hücremin kapısını açarken
dövdü beni bir sopa ile
mıntıkadan iki polisin yardımıyla…

Rene Char’ı gördüm
Heidegger ile otururken
İki metre uzağımda.
İzledim onları şaraplarını içerken,
ve bahsetmiyorlardı şiirden… bir ışık şuasıydı diyalogları…

Gördüm ağlayan üç dostumu
dikerken kefenimi
altın ipliklerle.

Gördüm Al-Ma’ari’yi kovalarken eleştirmenlerini
kasidesinden:
Kör değilim
sizin gördüğünüzü göremeyen,
ışık basirettir, ya hiçliğe…
ya da çılgınlığa götüren…
Yok yeterli ömrüm, sonumu başlangıcıma bağlayabilecek.
Çobanlar aldı hikayemi…

Kırsaldır günlerimiz, kabile ile kent arasında kırsal…

Ben kendi kendine konuşanım:
Son kasidem hurma ağacımdan düştü.
Ve kendi içime seyahat ederim
ve ikiliklerle kuşatılmışım,
fakat gizemine değer hayat…

Ben kendi kendine konuşanım:
Küçük şeylerden doğar büyük düşünceler.
Sözcüklerden değildir gelişi ritmin,
fakat iki bedenin birlikteliğinden gelir,
uzun bir gece içindeki…

Ben o’yum kendi kendine konuşan… Sen ben misin?...
“Asla unutma beni” Ey ölüm…

Ey genç kız, ne yaptı sana tutku?...
Ve bir bayramdır yeryüzü….

Yeryüzü bir bayramdır kaybedenler için (ve biz de onların arasındayız) … Bizler, Hz. İsa’nın öğretileri olmadan da iyiydik ve çilekeştik


Dedim Şeytan’a: Hayır, etme beni imtihan!
Yağdırma bana musibetlerini! Sokma beni ikilikler
içine. Bırak beni olduğum gibi kalayım…

Vaktim gelmedi henüz. Hasat zamanı gelmedi henüz…
Beklemiyor kimse orada.
Vaktimden önce ve vaktimden sonra geldim…
Ne görüyorsan oyum. Ben uzakta olanım…

Kimim ben, ey sen! Yarat beni seni yarattığım gibi…
Yardım et bana katlanabilmen için ölümsüzlüğün sıkıntısına…

Ey Anat, benim özel tanrıçam, söyle şarkını.
Ben okum ve avım,
Ben sözcüklerim, ağıtçıyım, müezzinim
ve şehidim.

Asla demedim elveda yıkıntılara…

Yaşamak istiyorum….
Başlangıç nedir?
Son nedir? Kimse geriye dönmedi ölümden,
bize
gerçeği söyleyecek.

Ey ölüm, bekle beni bu toprağın ötesinde, kendi ülkende…
Varoluşçular baştan çıkartıyorlar beni,
her anı
özgürlük, adalet ve tanrıların şarabı ile tüketmek üzre…
Ey ölüm, zaman tanı bana cenaze hazırlıklarım için…
Ey ölüm, bekle! Çantamı yapmam için:
Diş fırçası, sabun, ustra, kolonya ve giysiler.
Hava ılıman mı orada?...
Bir kitap yeterli mi bana? Zaman öldürmek için,
yoksa bir kütüphaneye mi ihtiyacım olacak?
Hangi dili konuşuyorlar orada?
Günlük halk dili mi, yoksa klasik Arapça mı?...

Gel dostça ve içten olalım:
Benim hayatım senin, tümüyle yaşandığında.
Karşılığında, bırak seyredeyim yıldızları.
Ölmedi hiç kimse tamamen.
Ruhlar için, bir biçim ve yer değişimidir yalnızca…

Her hangi bir hastalığa ihtiyacın yok beni öldürmek için.
Öyleyse daha asil ol böceklerden.
Kendin ol-saydam, Görünmeyen’den açık bir mesaj.
Ve aşk gibi, ağaçlar arasında öfkeli bir fırtına ol.
Oturma kapılarda bir dilenci ya da vergi memuru gibi.
Olma sokaklarda bir trafik polisi.
Güçlü ol, iyi su verilmiş çelikten ol ve çıkar şu tilki maskesini.
Cesur ve şövalyemsi ol ve başlat öldürücü saldırılarını.
Söyle ne söylemek istiyorsan:
“Bir anlamdan diğerine yükselirim.
Akışkandır hayat, damıtırım onu…”

Ey ölüm, bekle ve otur şu koltuğa,
ve bir bardak şarap al ve tartışma benimle…
Ben kimim ki, senin bir ziyaretine değecek?
Vaktin oldu mu şiirimi irdelemeye?
Hayır, tabii. Senin işin değil bu.
Sen insanın dünyevi bedeni ile ilgilisin,
sözleri ve eylemleri ile değil.

Ey ölüm, yendi seni tüm sanatlar…
Tuzağa düşüremezsin ölümsüzü…

Yaşamak istiyorum. Yapacak işim var…

Bir kadının avuç içinde tutarım benim değerli sonsuzluğumu.
Doğdum, sonra aşka düştüm, sonra göçtüm…
Rüyalardır bizim tek sözümüz.

Ey ölüm, kay karanlığa…
Sensin sürgün olan.

Yok senin kendi hayatın.
Benim ölümümdür sadece senin hayatın.
Ne yaşarsın ne de ölürsün bu yüzden…
Sensin, yalnız sürgün olan,
Hiçbir kadın tutmaz seni göğsüne.
Hiçbir kadın paylaşmaz seninle gecenin tutkusunu…
Yok hiçbir çocuğun yanına gelip: Seni seviyorum diyecek…
Yaşamak ve seni unutmak istiyorum…

İyi bir dost ol, Ey ölüm!...
Belki biraz aceleciydin Kabil’e atış sanatını öğrettiğinde.
Belki biraz yavaştın Yakub’un ruhuna kalıcı sabır öğretirken…

Burada, bu burada-olmayanda ve orada-olmayanda, özgürüm.
Git kendi sürgününe geri, tek başına…
Kaba ve acımasız olma!...

Ey ölüm, tarih senin ikizin mi yoksa düşmanın mı? …

Ey ölüm, bekle beni deniz kıyısındaki romantiklerin Cafe’sinde.
Okların tutturamadı hedefi bu kez, ve geri döndüm ölümden…

Teşekkür ederim sana, ey hayat. İnanma bana eğer dönersem
ya da dönmezsem.
Ne yaşıyordum ne de ölüydüm.
Yalnız sen-sendin yalnız olan, mutlak yalnız olan…

Ne yararı olacak ruhun eğer hasta ise bedenim ve görmüyorsa işlev.
Ey kalp, kalp, geri getir adımlarımı…

Sözcükler arasında özgür evliliği tercih ederim.
Dişil bulmalı doğru erili
şiirin düzyazıya doğru sürüklenişinde…

Nereden doğar şiir sanatı?
Kalbin meylinden mi, bilinmeyenin bir doğuştan anlamından mı, bir çöldeki bir kırmızı gülden mi?
Kişisel olan kişisel değildir, evrensel olan evrensel değildir…

Düşten düşe uçarım fakat sonum yoktur.
Düş göreceğim, ama rüzgarın arabalarını tamir için değil, yaralı
ruhları iyileştirmek için değil.
Aldı yerini şimdiden efsane-gerçek içinde bir entrika.
Bir şiir değiştiremez ne geçeni… ne de önleyebilir bir depremi.
Fakat ben düş göreceğim…
Çobanların ve kralların kuşatması altında değilim.
Bugünüm, yarınım gibi, benimle birlikte.
Küçük bir not defterim olacak.
Bir kuşun bir bulutu her otlayışında yazarım onu defterime.
Çözdü kanatlarımı düş.
Ben de uçarım. Her canlı varlık bir kuştur.
Ben neysem oyum ve daha fazlası değil…

Ben neysem oyum…
Roma’nın tuz yollarını bekleyen dalkavuklarından biri değilim…

Kalple öğrendim tüm kalbimi…

Çilekeş bir Sufi’ye benzer kalbim…
Kalbin suyu kuruduğunda, daha soyut olur estetik,
pelerin giyer tutkular, ve zekilik içinde sarmalar kendini bekaret…

Gılgamış’ın yeşil adımlarını izleriz, zaman zaman.
Hiçliğin tam bir varlığı…
Kırılır içinde yokluk, küçük bir su kavanozu gibi.
Enkidu uykuya daldı ve uyanmadı bir daha…
Enkidu!...
Yoruldun mu benden, dost? Neden terk ettin beni?

Güzel gençliğimiz olmadıkça bilgeliğimizin ne yararı var?...
Kimim ben, tek başıma?

Kalk artık!
Hareket et bilge kişilerden önce, tilkiler gibi, sar etrafımı.
Her şey boş. Hayatın bir hazinedir, yaşa onu zengince öyleyse…

Uyanmanı yaşa, düşünü değil.
Her şey ölür.
Yaşa hayatını sevilen bir kadın gibi.
Hayat senin bedenindir, her hangi bir yanılsama değil.
Bekle ruhunda taşıyacağın bir çocuk için.
Döllenmek ölümsüzlüktür, bizim için.
Her şey boş ve ölümlü, ya da ölümlü ve boş.
Kimim ben? Şarkıların Şarkısı’nın şarkıcısı mı?
Cemaatlerin bilgesi mi? Yoksa her ikisi mi?...

Boş, boşların boşu…boş!
Yeryüzündeki tüm yaşayanlar göçmek zorunda…

Taçın ne yararı olur bana?

Hiçbir şey kalıcı değildir sonsuza dek.
Doğmanın zamanı var
Ölmenin zamanı,
Konuşmanın zamanı var
Susmanın zamanı…

Mutlu bir çocuk değildim zamanında.
Fakat, mesafe becerikli bir demircidir,
dönüştürebilir değersiz demiri ayışığına…

Kendime dedim: Hayattayım…
Yeterince dünlerim oldu; bir yarındır ihtiyacım…

Şiir öğret bana Homer’in topraklarında dolaşabilmek için…
Şiir öğret bana. Bir genç kızın bir şarkıya ihtiyacı olabilir -
uzaktaki sevgilisi için…

Geçici bedendir benimki, var ve yok olan.
İki metre toprak yeter şimdilik…

Tarih alay eder hem kurbanları, hem de kahramanlarıyla.
Bir göz atar onlara geçerken ve devam eder yoluna.

Deniz benimdir. Temiz hava benim.
Ve benin adım… benim…
Bana gelince…
Ben benim değilim.
Ben benim değilim.
Ben benim değilim.

2000

Mahmud Derviş

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

Francesco Petrarca AŞK HÜKMEDİYOR BURADA

124 Amor, Fortuna, et la mia mente, schiva Aşk, Talih ve zihnim, uzak duran gördüğü şeyden ve geçmişe dönen, öyle üzüyorlar ki beni, bazen kıskanıyorum öteki kıyıdakileri. Aşk parçalar yüreğimi, Talih yoksun bırakır her avuntudan, bu yüzden budala zihnim dertlenip ağlar; ve böyle sayısız dertle yaşamam gerek mücadele ederek. Umudum yok tatlı günlerin geri geleceğinden, beklediğim, kötüden betere gitmesi kalan ömrün, ve çoktan yarısını geçmişim gittiğim yolun. Ah, görüyorum kayıp düştüğünü elimden elmastan değil, camdan her umudun ve bütün düşüncelerimin kırıldığını orta yerinden. 125 Se 'I pensier che mi strugge Bu düşünce, bana elem veren, keskin ve yoğun olduğunca bürünseydi uygun bir renge,       belki de beni yakıp kaçan payını alırdı sıcaktan ve uyanırdı Aşk şimdi uyuduğu yerde;      daha az yalnız olurdu izleri bitkin ayaklarımın kırlar ve tepeler boyunca, daha az yaş olurdu gözlerimde, ...

A'dan Z'ye Şiir

436 1918 1949 1.Oca ... 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 128 Dikişli Şiir 3. Cemre 30 Şubat 4000 Şiirin yer aldığı 7500 sayfalık PDF formatında şiir arşivim... 5. Şarkı 5555. Paylaşım 6000. Paylaşım 6666. Paylaşım 7 Tane Erik Ağacı 80'lerde İstanbul'da 99. Sone Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin Acı Acı Acı Bahriyeli acı bir şarkı Acı desem Acılara Tutunmak Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır Acılı Bahar Acılı bir yürek Acılı Gecenin Bitiminde Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Aç Kollarını açık açık çağırır aşkını Açık Deniz Açıkla beni kardeşim Açıklama Açıklamalar Açılup bir dem bu bâğ-ı dil bahâr olmaz mı hìç Ada Ada Adad...

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

Edalı Zihin

             “Kadın gider ve bunun şiir olduğu söylenir”                Bir haydar vardır heveste döner döner söylenir Zihin kekre meyvedir kurtlar da yer onu insanlar da kuyumcular nakış işler bakmazlar kimin bileğine dar gelir kimin kalbi dar gelir ona Antikadır zihin kimi zaman açık artırmalara çıkar düşer kimi zaman ihtiyar-kadınlar bileğinden bit pazarlarına Zihin gönülsüzdür otuz dört yıl odun hamalı eğri arar doğru arar söze bulaşır on yıl dağda gezer geyikler ile sonra geyikleri köye taşır şehre taşır Uzaklaştırır zihin mesafeyi sever ölçüler alır denge bulur ağırlık hesap eder urganda derisini yüzer içlenmelerin köpürdüğünü söyler insanın bir damla kanda Zihin konuşmak ister inci takar boynuna ayağına halhal dolaşır çarşı pazar ev içlerinde perde bilmek ister deva nedir eski derde yeni derde Şaşıdır zihin iki testisi vardır hep su isteyene soru sorar cevabı saklar Tatlısından mı vereyim ekşisinden mi? “B...

Ölmeden Önce Bir Kez Olsun

Ömründe bir kez olsun, sokaklarda çığlıklar atarak koşabilmeli insan kaydıraktan kayarken, yuvarlanıp düşebilmeli Tahteravallinin tepesinde asılı kalıp, arkadaşına yalvarabilmeli Bir kez olsun, avuçlarının içine sığmayan bir papatya demetini uzatabilmeli annesine Arkadaşları için kavga edip ,dayak yiyebilmeli bir kez olsun, mahallenin oğlanlarından, sonra bir kez daha bu kez annesinden ama; kavga ettiği için.. İnsan , ömründe bir kez olsun, okulu kırıp, Heybeliada’ya gidebilmeli Vapurun güvertesinde, yüzünü rüzgara serebilmeli Hiç bir zaman itiraf edilmemiş aşkın muhatabıyla, göz göze gelebilmeli Sonra kaçırabilmeli gözlerini güneşi bahane edip.. Kopya çekmeli ya da kopya vermeli arka sıradaki arkadaşına, Sözlüye kalkıp, tek söz söylemeden oturabilmeli yerine İddiadan bir kola kazanabilmek için sadece.. Aşık oldum sanabilmeli bir kez olsun.. Öyle gecenin bir vakti, herşeye dönüp sırtını Bütün herşeye, herşeyi sandığı herşeye dönüp sırtını Peşine düşüp gidebilmeli, ...

DÜNYA MİKHAİL'İN ADINI BİLMELİ

                   Mikail Mirdoraghi Eğer İran İsrail’de bir okulu vurup çoğu çocuk 170 kişiyi öldürseydi, bu haber aylarca manşet olurdu. Çocukların isimlerini öğrenirdik. Ama Mikail için bu olmadı . O fotoğrafı biliyorsunuz. Herkes biliyor. Yolda koşan çıplak bir kız çocuğu… Kollarını iki yana açmış, sanki kirlenmiş gibi, sanki kendi bedenine dokunmaktan korkuyormuş gibi. Onu unutulmaz yapan sadece çıplaklığı değil yüzü. Acı içinde olduğu çok açık. Çığlık atıyor ve doğrudan kameraya bakıyor. İzleyiciye, bize, sanki yardım etmemizi istiyormuş gibi. Sanki bir şey yapmamızı talep ediyormuş gibi. Elbette bugün adının Phan Thị Kim Phúc olduğunu bildiğimiz o kız aslında bunların hiçbirini istemiyordu. O sadece korkmuş bir çocuktu. Ama böyle fotoğraflara bizim yüklediğimiz anlamlar, bize hissettirdikleri ve bizi harekete geçirip geçirmedikleri önemli. Çünkü gazetecilik ne içindir ki, insanları öfkelendirmekten başka? 1972’de Vietn...

Gidiyorum. Beni Affetme

Biliyorum sen kalbime düşen en güzel ateşsin.. Ben senin kalbinde aşka düştüm.. Günahını sevabını kabul ettim, sevdim.. Seni üzmeyi göze alamam. Sensiz ben iyi olmayacağımı bilirim. Ama zaten ben çok az zamanlar iyi olurum. Sensiz biraz daha az olacak..o kadar.. Ama seni değişemem. Seni, iyiliğime değişmem.. ve sen benimle iyi değilsin Bensiz sen de belki iyi olmayacaksın ama bu az sürecek. Sende güzel kalmak istiyorum. Seni tüketmek değil. Beni güzel hatırla dedim, sende tükettiklerimle değil.. Şimdi burda ayrılıyor ya yollarımız. Senden sonsuz kere özür dilerim. Bundan sonra tutamayacağım ellerinden özür diliyorum. Göğsümde uyutamayacağım başından özür diliyorum. Her telini aşk'la öpemeyeceğim saçlarının her bir telinden özür diliyorum. Seni Seviyorum.. Gidiyorum.. Beni affetme.. Günyeli

Monogami

Kalın bir sicim bulundururdu yanında Ne zaman asacağını bilemezdi insan kendini, Bir şişe viski de vardı çantasında, her an sarhoş olmak gerekebilirdi İki paket sigara da vardı, her zaman yeniden başlamak mümkün Diye düşünürdü, Tek gidiş bir de tren bileti vardı Gitmeyi düşündüğünden değil, ama kaçmak zorunda kalabilirdi Bunların dışında normal biriydi Her sabah işine gider, akşam evine dönerdi Hiç anahtar taşımamıştı yanında Mevsimler geçti Bir gün öldü karısı ve kapıda kaldı. Otele gitti o gece Sabah işe telefon etti, “ Karım vefat etti. Bugün beni beklemeyin.” Dedi, kapattı işitmeden yanıtı, sonra çilingir açtı kapıyı, karısı soğuk yüzüyle koltukta ölü duruyordu elbette kımıltısız bir sürahi su ve akşam yemeği sofrada hareketsiz parlak bıçaklar, iki çanakta toprak ve tabaklar işlemeli bardaklar coca-coladan, tuzluklar hiltondan aşırılmış ev düzgün ve ölü kadar sessiz... Polis geldi, savcı da ardısıra ve morga kaldırıldı ceset “ Otelde mi kaldınız dün gece?” s...

Bercestelerim

Ağlamak   Anne Aşk Ayrılık Baba Babalar ve Oğullar Bellek Cahit Zarifoğlu Cemal Süreya Çay Çocuk/luk 1 Çocuk/luk 2 Çocuk/luk 3 Çocuk/luk 4 Çocuk/luk 5 Çocuk/luk 6 Dargınlık/Küslük Dost Elif   Ev Fihrist Gam Gitmek Gelincik Gülüş Güneş Güvercin Hande Hatırla/mak Hüsrev Hatemi Hüzün İbrahim Tenekeci İhtiyarlık İmam-ı Şafiî İntihar İskele İstanbul Kader Kar Kalp 1 Kalp 2 Kalp 3 Kalp 4 Kalp 5 Kenan Çağan Kiraz Kulbe-i Ahzân Kuş Leopardi   Mahmud Derviş Mezar Mum ile Pervane Müntehirler Ölüm Pencere 1 Pencere 2 Rakı Sandal Seçtiklerim 1 Seçtiklerim 2 Sigara 1 Sigara 2 Sonbahar ...