Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mayıs, 2022 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

ÖLÜME DİRİME VE AŞKA DAİR

I Hatırasız bir aşk yaşayacağım seninle  ey ölüm, ne adını sayıkladığım kızlar  koşarak gelecek yanıma, ne kalbimi  üşüten kahkahalar olacak kulaklarımda. Sen olup biteni fısıldarken usulca  bin bir kanadından birine tutunup  sonsuzluğa uçacağım sonra, yani aşka. Yaa dünya derken ihtiyarlar  içten bir gülümseyişle karşılayacağım seni  muhtemelen o güzel kadın, yani kadınım  en çerkes sesiyle haykıracak, bir aralık  sabahının erken düşen çiğlerine  elâ bir pırıltı bırakarak, gözyaşlarıyla yaşarken dans ettiğimi bilmeyen ahali dualarla uğurlarken beni  bir sevinç anını paylaşacağım seninle  ey ölüm, fotoğrafın banyosunu  fanilerin göremediği devr-i daim konuşmalarla  avunacak çocuklarım  benden geriye kalan  üç-beş şiirle de, belki! ÖLÜME DİRİME VE AŞKA DAİR II 'Beni iki kere kurşunladılar' üçüncüden ne korkarım uçunca üçüncü kuş kafesten  bir uçmaklık yar kalır avcı olana  ölümde dirimde ve gitmeler...

Oğluma

oğlumun gülüşünü duyuyorum hâlâ evimin eskiyen duvarlarında kokusunu, geçtiğim tüm denizlerde saçlarına vuran ışığın gürültüsünü kalbimin alt güvertesinde oğlumun büyüyüşünü izliyorum hâlâ zihnimin gizli odalarında her birinin içinde bir başka an, özenle saklanmış zaman bana bakıyor oradan rüzgârı durdurmak istediğimiz anlar vardır inmek, hayatın eski duraklarından birinde tutunmak, sana uzanan o küçük ele bakmak özlemle, dünyayı henüz tanımamış gözlere kalbimin ışığı! geleceğe yaptığım çağrı son sevgilim, ömrümün baharı ben gittikten sonra bile sımsıkı sarıl, anımsa bu aşkı Tuğrul Tanyol

Füruğ Ferruhzad'dan babasına mektup: Mezarında yatan biri gibi yalnızım

Çarşamba, 2 Ocak 1957 Sayın babacığım, umarım iyisinizdir. Muhakkak size uzun bir süredir mektup yazamadığım için incinmiş ve sizi sevmediğimi düşünmüşsünüzdür, ama bu doğru değil. Ben hep size mektup yazıp, sizinle dertleşmek istiyordum. Ama ne zaman mektup yazmağa niyetlensem, kendi kendime soruyorum ne yazayım, sizinle benim aramda oluşan bu arayı ne ile kapatabilirim diye. Ben iyiyim, sağlığım yerinde, siz nasılsınız, ne yapıyorsunuz diye yazmayı sevmiyordum. Tüm yaşamımı, duygularımı, acılarımı ve mutsuzluklarımı size yazmak istiyordum, yazamıyordum ve hâlâ da yazamıyorum, bizim düşünce yapılarımızın temelleri, tüm koşulları ile farklı olan iki değişik zaman ve toplumda olduğundan, nasıl aramızda uyuşup anlaşma havası yaratabiliriz ki? Söyleyeceklerimin hepsini söyleyecek olsam, bir kitap yazmam gerekir ve sözlerimin sizi üzeceğinden korkuyorum , size hoş gelmemesinden. Ancak, bu sözler içimde durduğu sürece ben de memnun ve rahat olmayacağım. Ve sizi gördüğümde kendim olmak isti...

Sâni’-i Kerîm, ekseriyet itibarıyla dünyadan merhametkârane bir tarz ile tenfir edip usandırıyor. İstirahate bir meyil ve başka bir âleme göçmeye bir şevk ihsan ediyor.

On Yedinci Söz Bu söz, iki âlî makam ve bir parlak zeylden ibarettir. Hâlık-ı Rahîm ve Rezzak-ı Kerîm ve Sâni’-i Hakîm; şu dünyayı, âlem-i ervah ve ruhaniyat için bir bayram, bir şehrâyin suretinde yapıp bütün esmasının garaib-i nukuşuyla süslendirip küçük büyük, ulvi süflî her bir ruha, ona münasip ve o bayramdaki ayrı ayrı hesapsız mehasin ve in’amattan istifade etmeye muvafık ve havas ile mücehhez bir ceset giydirir, bir vücud-u cismanî verir, bir defa o temaşagâha gönderir. Hem zaman ve mekân cihetiyle pek geniş olan o bayramı; asırlara, senelere, mevsimlere hattâ günlere, kıtalara taksim ederek her bir asrı, her bir seneyi, her bir mevsimi, hattâ bir cihette her bir günü, her bir kıtayı, birer taife ruhlu mahlukatına ve nebatî masnuatına birer resmigeçit tarzında bir ulvi bayram yapmıştır. Ve bilhassa rûy-i zemin, hususan bahar ve yaz zamanında masnuat-ı sağirenin taifelerine öyle şaşaalı ve birbiri arkasında bayramlardır ki tabakat-ı âliyede olan ruhaniyatı ve melaikeleri ve seke...

Âhirzaman fitnesinde açlık, ehemmiyetli bir rol oynayacak

Aziz, sıddık kardeşlerim! Bugünlerde, Risale-i Nur talebeleri hesabına gayet ehemmiyetli, endişeli bir sual-i manevî kalbime ihtar edildi. Sonra anladım ki, ekser Risale-i Nur talebelerinin lisan-ı halleri bu suali soruyor ve soracaklar . Birden bir cevap hatıra geldi. Feyzi’ye söyledim. Dedi: “Hiç olmazsa icmâlen kaydedilsin.” Endişeli sual: Bu âhirzaman fitnesinde açlık, ehemmiyetli bir rol oynayacak. Onunla ehl-i dalâlet, biçâre aç ehl-i imanı, derd-i maişet içinde boğdurup, hissiyat-ı diniyeyi ya unutturup ya ikinci, üçüncü derecede bırakmaya çalışacak diye, rivayetlerden anlaşılıyor. Acaba, herşeyde hattâ kaht azâbında ehl-i iman ve mâsumlar için bir veçh-i rahmet ve kader-i İlâhî cihetinde adalet olduğu, bunda ne tarzda olur? Ve ehl-i iman, hususan Risale-i Nur talebeleri bu musibete karşı iman ve âhiret hesabına ne cihetle istifade edip nasıl davranacaklar ve mukavemet edecekler? Elcevap: Şu musibetin en ehemmiyetli sebebi, küfran-ı nimet ve şükürsüzlük ve nimet-i ilâhiyenin k...

Sessiz Sinema

Yordu bütün yıl bizi işler ve ilişkiler: Buraya ondan geldik. Korkmuştuk korkularımızdan, coşkularımızdan bıkmıştık, ne yavaşlıyor ne de hızlanıyordu çarklar, kimseye rastlamıyorduk, kendimize bile: Buraya ondan gelmiştik. Bulduk aradığımız yeni oyuncuları, öğrendik ve öğrettik basit ve karmaşık kuralları, neden böyle oldu pek anlayamadık: Kağıtlar ve zarlar, pullar ve kibrit çöpleri atıldı tek tek bir köşeye: Bir gençlik oyunuydu, benimsedik birden. Kamera kontrol, döndü makaralar geceden geceye: Rolden role girdik gördüğümüz, görmediğimiz filmlerle; güldük beceriksiz bir anlatıma, usta bir kavrayışı içtenlikle alkışladık, mimikler ve jestler arasında başka durumlara ve kişilere öykündük: Buraya ondan gelmiştik. Kimbilir kim hatırladı piyanoyu içimizden: Bıkmıştık sinemadaki sessizlikten. Biraz buruk, çokca esrik, kendimizden koparak yattık sonra o gece. Buraya ondan mı gelmiştik: Uyandık erkenden, yeniden seslendirdiğimiz filimde: Yabancıydık şimdi giyindiğimiz kişiye, tıpkı gelmeden...

Kötülük ekilen bir tohumdur. Allâh onu yeşertir, meydana çıkarır.

Sufînin biri, gündüz evine geldi. Evin bir kapısı vardı. Yâni savuşacak aşka bir kapısı yoktu. İçerde karısı bir kunduracı ile beraberdi. Kadın nefsinin hilelerine uymuş, bir kunduracıya kul köle kesilmişti. O bir göz evde, o tek odada sevgilisi ile buluşmuştu. Kuşluk vakti sûfi gelip de hızlı hızlı kapıyı çalınca, ikisi de şaşırdı. Çünkü ne, bir hileye baş vurmak imkanı, ne de kaçıp kurtulma yolu vardı. Sûfinin o vakitlerde dükkanını bırakıp eve gelmek hiç adeti değildi. O, karısının bazı davranışlarından şüphelenmiş, onu kontrol için o gün vakitsiz olarak eve gelmişti. Kocasının hiç bir vakit, işini bırakıp da eve geleceğini kadın tahmin etmiyordu. Bu yüzden onun içi rahattı. Onun bu itimat ve kıyası, kazâ ve kader yüzünden doğru çıkmadı. Allâh suçları örter ama, gereken cezayı da verir. Bir kötülük edince, bir günah işleyince, ondan kork; çünkü kötülük ekilen bir tohumdur. Allâh onu yeşertir, meydana çıkarır. Bir kaç zaman, belki yaptığına pişman olur, utanırsın diye, o günahı örter...

Ehlen ve sehlen ey gam-ı kalb-i perişân merhabâ

“Şair görmüştür, size de gösterir; gördükleri ona tesir etmiştir, o da intibalarını size nakleder; dinleyicilerin/okuyucuların hepsi de onun gibi şairdir.”   Steal  Pâmâl idüp beni sıdı gam cündi kalbümi Himmet demidür ey Şeh-i Merdân yâ Alî (Gam askerleri beni ayaklar altına alarak kalbimi kırdı;  Ey yiğitlerin şahı Ali, vakit yardım etme vaktidir.) Hayretî ** Gam leşkerinden ister isen olasın emîn Var Abdî Beğ kapusın idin âhenîn hisâr  (Eğer gam askerlerinden kurtulayım dersen,  Abdi Bey’in demirden hisar gibi olan kapısına sığın.) ** Mülk-i gam sultânıyam şâhâ ayağun toprağı Kelle-i bî-devletümde tâc-ı devletdür bana  (Ey şahlara benzeyen sevgili, ben de gam ülkesinin sultanıyım;  senin ayağının toprağı benim talihsiz başıma bir devlet tacıdır.) ** Devletinde şâh-ı aşkun ben de gam sultânıyam Ey gözüm sakkâlığ it ey âh ferrâş ol bana  (Aşk şahının devletinde ben de gam sultanıyım artık.  Ey gözyaşlarım sen gam ülkesinin su dağıtıcısı ol, ...