Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Tanrım ! müsait bir yerde inebililir miyim artık ?

Arz-ı Hâl Bir ömre yetecek kadar ihanet gördüm Bin ömre yetecek kadar yalan duydum Sade "arka bahçelerini" değil Talan edilmiş bahçelerini de gördüm "iki adımlık yerküre”nin.. Bir adam boyu adamlık yoktu Yazanı çok okuyanı yoktu aşkın Ateşi oyuncak sanan çocuklar vardı Tanrım Saçlarım tutuştu.. Kaşlarım tutuştu Tanrım ! Ellerim Gözlerim Kirpiklerim tutuştu.. Kalışın, bir "ben" hâli vardı bildiğim Gidişin bir "O" hâli.. Ve bir bilmediğim hâli vardı yanışın Kaskatı kesildi ruhum, dondum.. Yüzleri üstünde, yüzsüzce raks ederken birileri Birileri sevip Birileri ölüp Birileri ölüp ölüp dirilirken, Kesilmedik ahkâmı kalmamışken Adem’e öğrettiğin isimlerin Aşkın en korkunç cellâdı aşkını bilenlerse, Göz bebekleri bile titremiyorsa yalan söylerken. Av postuna bürünmüşse avcılar Fiil bırakmışsa failini Söz düşmemiş, çelme takılıp düşürülmüşse mahsus Gece saklıyorsa hâlâ cinnetleri, cinayetleri Ay, Çıldırıp da düşmüyorsa gök ...

Ayrılık Şiiri

Her satırı Mendireğe dizili karabataklara benzeyen Bir mektup bırakarak balıkçı koyundan sisler icinde uzaklaşan kayık gibi bir sabah usulca ayrıldın koynumdan Bütün yolcularını Boğaz köprüsünün çaldıgı Araba vapurunun boş seferleri gibi yanlızca rüzgâr gezinir sensiz yüreğimde Durgun bir sudur aslında deniz ki çocukların acemi oltalarını denedikleri kuytu bir iskelenin tahtaları altına yazıdıgım ayrılık siirini okudukca dalgalanır... Sunay Akın

Ölüme Dair Konuşmalar

2 İşte günlerden bir gün Ela gözlüm, Yeni bir başlangıçta bitecek ömrümüz. Amenna ve Saddakna, Bari hoşça geçse günümüz… Hangisine tasa edeceği, şaştık. “Ölüm derdi, kalım derdi” derken Dimyata pirince giden misali, Yolun ortasına ulaştık… Ölüm bir hatıra gibidir insanda, Kah hatırlanır, kah unutulur. Fakat bir gün, bir gün nihayet Gözle görülür elle tutulur.. Şimdi taştan çıkardığım ekmekle, Çorba içmekteyiz sıcak sıcak. Fakat kim diyebilir ki Turgut, Hatıra olmayacak? Unutmak istiyorum zaman zaman, Ne yapsam, ne etsem olmuyor, Kabulleniyorum, Kabulleniyorum da- gelgelelim İçim içimi yiyor.. Nasıl ki, unutamaz insan Bir kez gerçekten sevdi mi.. …………………… Senin anlayacağın Ela gözlüm şimdiden Alıştırıyorum kendimi… Turgut Uyar

Ben Senden Ölürdüm

ben senden ölürdüm oysa sen benim yaşamımdın sen benimle giderdin sen bende okurdun ben caddeleri başıboş dolaşırken sen benimle giderdin sen bende okurdun sen, ulu çınarlar ortasından sevdalı serçeleri pencerenin gün ışımasına çağırırdın gece yinelendiğinde gece bitmediğinde sen ulu çınarlar ortasından , sevdalı serçeleri pencerenin gün ışımasına çağırırdın.. sen ışıklarınla gelirdin sokağımıza sen ışıklarınla gelirdin çocuklar gidince ve akasya başakları uyuyunca ve ben aynada yalnız kalınca sen ışıklarınla gelirdin.. sen ellerini bağışlardın sen gözlerini bağışlardın sen sevecenliğini bağışlardın ben açken sen hayatını bağışlardın ışık misali bonkördün sen laleleri toplardın ve örterdin saçlarımı saçlarım kendi çıplaklığında titrediğinde sen laleleri toplardın sen yanaklarını yaslardın memelerimin acısına ve ben söylemeye başka bir şey bulamadığımda sen yanaklarını yaslardın memelerimin acısına ve dinlerdin ağlayarak akan kanımı ve ağla...

Kışın Bana Yaptıkları...

I Seni bir boşluğa attım gövdemi başka gövdeler bilmeyecek artık boşluk sesi ol.. hoşluk sesi ol.. sonra dönüp üz beni. Yüzüm yüzünü terk edeli kıştı. Yeni yeni kıştı. Kollarım kendi bacaklarımı sarmıştı. Fotoğrafta görünmeyen ışıklar vardı. Sandalyenin ucuna oturmuştum. Gözlerim bacaklarıma dolanan kollarıma , sonra bacaklarıma , sonra daha uzağa , salondan da uzağa , o yok yere bakıyordu. seni bir boşluğa attım gitmek üzereydim kalktım boşluk sesi ol.. hoşluk sesi ol.. Gözlerimdeki ay ışığı gözlerinin körlüğü içindi. II Hadi benim umarsızım ben ölmek üzereyim yorgunluğum da öyle sabrımın son parçasını da yedim az önce. Hadi benim suskunum geçtiğim yılları yaktım ardımda çocukluğumdan gelirken düştüğüm o keskin virajdan sürüklendiğim bu vakte dek sıkıca tuttuğum kırık dökük inançlarım bile ölmek üzere. hadi benim kırgınım kışın bana yaptıklarından , yazın beni öldüren yıldızlarından sonra yitirdiğim mevsimler değil , vaktim yok, bakt...

Tuttum, Sevdim

karanlık sularımı çoktan terkettim bağışlamayın beni bir çocukla geçirdim en son gecemi yağmurun şarkısını öğretti bana kayanın yalın ışıltısını eprimiş yıldızlara tutundum ilk kez not almadım hatalarımı geceler aşkların kurtuluş günü çağırmadım kimseyi hem bayrağımda yoktu örümcek ağlarına düş eklediğim görülmesin diyedir bunca duvarlar kimliğimi bir yolcuya bıraktım sesimi ölülerin suskun ağızlarına camgöbeği hüzünlerim de oldu haritasız acılarım da göz notlarında kaldı yüzümün son mevsimi tuttum, sevdim. bağışlamayın beni Zeynep Köylü

eğer bir gün susarsam

Eğer bir gün susarsam, bu artık söylenecek hiçbir şey kalmadığı içindir; her şey söylenmiş, hiçbir şey söylenmemiş olsa bile. Kendimi öldürmeyi hiç düşünmedim ama, sessizce yok olup gitmeyi hayal ettim defalarca. İşte öyle anlarda sözcüklerim gözyaşlarım oldular. Ertelenmiş umutların arasında ne kadar dayanabiliyorsa insan ben de o kadar dayandım. Varoluşu düşünüp dururken anladım ki, düşünerek değil, acı çekerek varolabiliyor insan.. Samuel Beckett

Yabancıların en yakınıydın sen!

yaşadığımın farkında olmadığım gibi dökülüyor yaşlar gözümden.. ben böyle hep amansız ve zamansız ağlıyorum ya bu acı mağaramdan geliyor. ağlıyorum gene farkında olmadan bir yıldıza çarpmış da yere düşmüş parçacıklar gibi dağılıyorum. bu kadar mı çok sevdalandın ay’a da bu tutulma gündönümleri bitmiyor. bak gördün mü gene koca yürekli adam, yüreğinin ertesinde kaldım.. bitip bitip yeniden yaşama başlama sevdan bulaştı tırnaklarımın arasına. oysa her saat başı tırnaklarımın arasına saplanan yaşamı kökünden kesip duruyordum.. iç sızın iç mağaramı böyle ayyuka çıkardı. ve ben sana artık ‘iç sızım’ adını verdim. çünkü ben ne zaman ki gökten yeryüzüne savurduğun parçacıkların üzerinde yürüsem, topuklarıma batıp yüreğimi acıtıyordu. yüreğimi acıttıkça mağaram acıyor ve iç sızım oluyordun. bitap düştüm yaşamın kucağında bu kadar yaşama ve ölüme sevdalıyken. yorgunluktan beni bile taşımaz oldu şiirler. niye bu kadar mutsuzum, niye bu kadar acıya batmışım da çıkamıyorum bu mağaradan.. b...

Sizi Sevmekte Ölüyorum

… burada daha ne kadar öleceğim? yeryüzüyle gökyüzün aracısı olarak bulutu haraca kestiğiniz yerde? ben size alışamam.. tehdit : koltuğunuzun bedeninizle dolmaması.. tehdit: bir merdivenin uygunsuz konumu, gözüme saldıran güneş ışınlarında yüzün yokoluşu.. ‘ağlıyordum, onu gönlümde isterdim ve sadece orada..’ öylesine yoksulluk, bir sevi düşünün bu kadar yayılması günlere hiç karşılıksız… ağlıyorduk.. ben bu ıslaklığı tanıyordum, düşümde böyle düşünüyordum size dokunurken.. siz bu ıslaklığı tanıyordunuz, düşümde böyle düşünüyordunuz.. nasıl biliyorduk, nasıl? her ışıltı anının acı yükünü, ülkemizin sonsuzca yumuşayarak kuraklıktan kurtulduğunu; bu gözyaşlarının susulmuş her çığlık, beklenmiş her sevinç için, onun için bu kadar akıcı, saran ve parlak… WET : SORROW- delilik sevgilim, bir sözcük üzerine kurulmuyor, varolanı dürtüyor, eşeliyor, o bölgede yer ediniyor.. bir sabah, bedenimin tüm hücrelerini ele geçirmiş bir acıyla uyanıyorum, bundan böyle, nereye baktığı bilinm...

Nilgün'ün Göztaşı

Ahşap bir kutu. Açtım. Öylece duruyordun ve… bakıyordun bana. Göğermiştin. Göz mıknatısıydın. Ne tuhaf, içimde inanılmaz bir istek uyandırdın. Nilgün, “Sakın ağzına sürme!” diye uyardığında, ben çoktan dilimi değdirmiştim sana. Acıydın. Acı. Şimdi yüreğimde bir taş. Seyhan Erözçelik