Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Hatırlatan

Hicran, gün ortasında öten bir horoz gibi, Seslendi pek vakitsiz... İçim yandı ansızın. Mazi yosunla örtülü bir göl ki yok gibi, Mevsim serin ve bahçede yaprak yığın yığın. Hicran gün ortasında neden böyle seslenir, Birden hatırlatır unutan kalbe sevgiyi? Keskin bir özleyişle hayal ettiren nedir. Bir devre varsa insanın ömründe en iyi? Ey sevgi anladım bu uzakta seda ile, Ömrün yegâne lezzetidir hatıran bile. Yahya Kemal Beyatlı

Şişedeki

Şişede durduğu gibi durmaz ki kafir Tutar insana yaşamayı sevdirir Metin Eloğlu

Gizli Oda

Gizli bir oda buldum kendi içimde çok uzak çok öte boyutlar içinde hiç konuşmadan ayan beyan oluyordu her şey bir göle dalıyorduk hayat açılıyordu derinlerde ışıltılı cam odalarda kaygıların kaynağı olan her şey Sen beni sarıyordun hiç dokunmadan içimin sesini işitiyordun büyüyle birbirimize bakıyorduk düşünmeler nasıl görürse birbirini öyle bir bakış işte anlamanın gizli sezgisi içinde Ben söylemiyordum hiçbir şeyi sözcükler yanıltan oklarını saplamasın diye bir nur içinde izliyordum seni gövdem yumuşacık ilerliyordu senin akıntının sihrinde Sen o odalara girecektin ve keşf edip birer birer beni üzen şeyleri düğümlenmiş damarlarımı çözecektin usta bir ten dokunmacısı gibi Orada öylece yüzüyordum Senin sevincinin inanılmazlığıyla bin yıldır aradığım birşey varmış da kavuşmuşum gibi sisler ardında Ve ömür kimbilir kaç gündüz kaç gece zamanın ev ödevleri o bitmek bilmez telaş tembel, suçlu bir öğrenci gibi oturuyordum dünyada öfkeyle bağırıyordu öğretm...

Aşk Sarkacı

Beni böldün kanarken kırılıyordum gecenin ortasında içimin şehrinin köprüleri yıkıldı kağıttan bir kadındı Eleni bir tutam boya, biraz hüzün ve basit hikayesi kadınlığın Sen bir aşk sarkacıydın bir ona bir bana dokunan sonra onda durdun yenilginin seçimi (büyü hareketteydi oysa) Gidip geliyordun bir o bir ben acıyarak her dokunuşta Beni böldün kendi acını sapladın bıçak gibi sonra yas tuttun ölümüme Gözlerine bakıyorum hangi uzaklara gittiler sen bana akan aşk damlası bitti diyorsun dikenli teller düşsün araya Boşluğuna bakıyorum öksüz aşkının acıyan yankısına asla galip yok bu savaşta Eleni bir yıkımdır benden beter Sevmek mi? ben de çok erkekler sevdim ve seviyorum hala mucize başka yerde sevmenin öte şehri seni bulduğum ışık içimin içimin içinde Ayrılık deyince ayırdına vardım birden varlığın ne derin bu şehir nasıl da kalabalık bu bağ nasıl kıskıvrak İçimi çekince yangın başladı her bir hücrede anımsadım bir geçmişim vardı benim anım...

Orada Duran

Dün gece gördüm seni Ay doğarken oradaydın Bir içim suydu çocukluğun Keşke o gün içseydim seni Dün gece ay doğarken Ormanda ışıkla oynaşan Bir mor menekşeydi çocukluğun Keşke o gün koklasaydım seni Ay ışığı saçılırken geceye Oradaydın saçların omuzlarında Fırınlanmış bir meşe tahtasında Yıkasalardı seni yeşerirdi Keşke o gün öpseydim seni Vecihi Timuroğlu

Gül Artık

penceremde bu gülen gün teli duvaklı bu güzel aydınlık serçe kuşun bu her zamanki telaşı gül diyorum gül hele şöyle aç avcunu saklama benden seni çok göresim geldi gül artık. Müştak Erenus

Bak Fena Olur

bir gün ayrılırsak sevilmekten eskimiş bir renk sanırım kendimi gözbebeğime bakarım senin yüzüne özgü gece gece abone olduğumuz o parkta bulurum kendimi köşe bankta sırt üstü yatıyorumdur söylemem gerek mi bilmem, zırlıyorumdur rıhtımlar dolusu narçiçeği sen birkaç ton körkütük ben bir öyle bir böyle sanıyorumdur kendimi bir gün ayrılırsak gülkurum, çılgın diye an beni de ki bulutlanarak, onu sevdim gibi kellesi kulağı düşüktür şimdi ayrılmışlıktan göğün beline keman teli sarıyordur her zamanki gibi de ki kulağına doldurduğu denizler seslenip gidiyordur sözcükleri muz gibi soyuyordur ortalık yerde yine Şiirzade Akgün Efendi sanıyordur kendini bir gün ayrılırsak dövünen çok olur, sevinen daha da çok takla atanlar olur haber üstüne göbek atanlar ülseri azanlar olur bir gün ayrılırsak bak fena olur Akgün Akova

Saçıma Dokunma

"saçıma dokunma" diyorsun masal saçan bir sesle ekmek gibi dilimlediğimiz yatak sarılmış bize, bırakmak istemiyor kasıklarını öperken "saçıma dokunma" diyorsun dilimde gezdirirken seni, "saçıma dokunma, n'olur" kapısı açılan bahçene girerken bir daha, bir daha anılar dökülüyor göksarmaşıktan ikimiz de biliyoruz bir çözsem saçlarını bir daha söz etmeyeceğiz ayrılıktan saatlerin saçları olsaydı sevgilim bu kadar hızlı geçip gider miydi zaman ah sevgilim ne diyecektim ben sana aç pencereyi ve dışarıya bak son gecemizde kar altında kuğular Akgün Akova

Delikanlıya İkinci Türkü

delikanlı sevdalı hey sevdalık mı kaldı sende acıya banmış yüreğin sevdalı düşler yerine hey delikanlı körelme kesme umudunu kesme acı çırpan yürekte de döner tomurcuk çiçeğe bak işte seviverdiğin tan duvakla doğan günle gönlünün can penceresin açıyor ipek mendille haydi delikanlı durma uzan alıver mendili çıkar da sun yüreğinden goncalar goncası gülü delikanlı deli gönül sevdana acınla eğil acıya banmış da olsa yürektir sunacağın gül Yaşar Miraç

Birbirine Karışsın Diye Saçlarımız

sigarasını söndüren berber darman duman dinliyor söylediklerimi elindeki makası nerdeyse dünyaya düşürecek yani biz ayrılınca dünya nereye gittiyse "kökünden kesin saçlarımı" diye yineliyorum "sonra toplayıp verin bana, bir ayrılığın andacıdırlar" dokunurken saç tellerime parmakları titriyor her zaman özene bezene taradığı siyah, kıvırcık bir sel boşanıyor ardından gözlerini yumarken aynalar yalnızca makasın sesi duyulan ve kanat çırpışı kafesinde çılgına dönen sakanın sevgilim açtığında postacının getirdiği paketi yarın içinde senin yüreğini kaldıran dağlar benim gözlerimi dolanan sis ve sevişirken çam ağaçlarına takılan saçlarımız birden herşey, herşey, bir gölde bir sabah ansızın açılışı gibi yüzlerce nilüferin ayrıldığımız gün üzüntüden bayılan zaman kendine gelince olmadık anda vapurlar yağacak yüreğinin adalarına yeniden yeniden dalgalar yeniden limanlar yeniden sonu olmayan şarkılar hepsi yine birbirine karışsın diye saçlarımız ...