Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ölüm Hayatı Kuşatalı Beri

Kül yağıyor gökten Kül renginde güneş İki şey örtüyor kırları Kül ve leş Neye uzatsam elimi dağılıyor Bütün eşyalarda ölümün tozu Aynı anda yakıyor genizleri Öfkenin ve göz yaşının tuzu Kimi kanla besleniyor kelimelerin Kimi kelimeler paslı Ne kadar kafiyesi varsa hayatın Hepsi de ölümle cinaslı Ve ölüm hayatı kuşatalı beri İki şey yan yana gelişiyor evlerde Babalar bıçak biliyor Analar yaslı İsmail Uyaroğlu

Su İsteyişine

bir su ver, dirileyim kuruyan köklerimde bir köprü kur çıldıran nehirlerin kalbine bir kuşun yuvasına götür gökkuşağını karıncanın kırılan ayağına sar beni ben ki, toprak altında bir devim, kurtar beni okunu çek bağrımdan; yandı cânım, bir su ver ölü bir tenden bile perişânım, bir su ver ağlıyor ateşimin gölgesinde, Neruda Aragon mutlu aşkın yokluğunda çilekeş her yerde tutuşan su istiyor geceden her çeşmenin başında eşkiya gülümsüyor bir çiçek at kararan duygular mahşerine bir fidan dik bağrına onurlu bahçıvanın damarlarım çatladı; yandı kanım, bir su ver dirilmek istiyorum a sultanım, bir su ver gözleri birer birer kayan hücrelerimde Genç Werther'i yeniden kurşunlayan bir acı al hançeri eline, kopar bileklerimi katranlı bir urganda tükensim yalnızlığım bir ağacın titreyen yaprağına koy beni bir kez olsun, yaralı bir İstanbul say beni zehir akıt içeyim a hanedânım, bir su ver a cellâdım, a kahrım, a zindânım, bir su ver Nurullah Genç

Ey Sevgili

Meşakkatsiz bulmadım seni ey sevgili! Kaç dünya gezdim, yalın gözlerle Çırılçıplak bir yaşamın vartalarında Kaç kez yolum kesildi; kırk haramilerce Bir bir geçtim sırat köprülerinden Dağların aman vermez fevklerinden Sana yelken açtım, bağrımı dindirmeye Külfetsiz bulmadım seni ey sevgili! Dört pare sevda coğrafyası Bir mayın kavşağıydı, bütün kanyonlar Dicle’nin hatırına ölüm can vermişti Katran karası gözlerine çekiyordu burada yaşam Kaç çölün serabından geçti, sınamanın acıları Susuzluğuma bir gülüşün yeter gibi Sana geldim yüreğimin susuzluğunu gidermeye Meşakkatsiz bulmadım seni ey sevgili Kaç bin savaş mızraklarından zehir yedim Kaç bin yaram var izlerini silemediğim Kaç hançer yedim soy kütüğümden Kaç ölüm, kaç ihanet, kaç isyan, kaç idam İsimsiz bir çocuğun bakışlarındaki sertlik gibidir Gelişlerime bakışı makus talihin… Faili meçhul cinayetlere adım yazılıydı Kader ve baht kelam ve kalem, Bizden yana değildi hiçbir tarih Yılmadan ölümlerden kan ala...

Sunu

Sunu-I-II I güneşi hiç görmedim pemceremde ne ay doğdu geceme ne bir yıldız hem sıkış sıkış hem çöl kadar ıssız beş yıldır bir şeyler soluyor içimde II dal olsun diye kuşa uzattımdı kolumu omuzlarıma kadar ekmek ufaladımdı yanılıp da bir kez bile konmadı inip üç adımda bitirdim yolumu evet üç adımda bir tokat gibi çarptı yüzüme duvar dibine çöküp avuçlarımı açtım fakat hangisine sapsam ne çok yol var el eli çoğaltmayınca bir yerde uçurumlaşıyor avuç çizgisi de tek başıma yürüsem şimdi barbaros bulvarından beşiktaşa bir vapura binsem ya da motora -kaptan dümen kır üsküdara- düşteki gibi ansısam birden koyun gibi yatırılıp kazınmış saçımla ayakkabısızlığım. pantolonsuz bacaklarımla içinizde aykırı bir yaşamın ben ihbar polis filan. güvertede tutuklanmadan balığın üstüne martının altına yarı yolda kaldırıp gövdemi atsam bulurdum kendimi ayaklarımın dibinde beş yıldır bir şeyler sürükleniyor içimde yıllarca mektupsuz kitapsız bırakıldım bir elimle yazdı...

Sana Saklayacağım Yer

Sen yoksun, hiç olmayacaksın, görüntünse hala gözlerimde. Başka hiçbir şeyin… Seni görmek için Her gün Yollarını bekliyorum Bir umut bulmak için. Üzerini toz kaplamış resim misali, hergün gözlerimi siliyorum, gözlerimdeki görüntünü sana saklayacağım, sen yoksun diye. Qalib Bagirov

Uyandırmaya Gücüm Yetmedi

Hayallerim, Benden uzak düştün. Sensiz özledim, Aradım, aradım Bir kızın göğsünde Mayışıp uyurken gördüm. Kıyamadım uyandırmaya - gücüm yetmedi. Af ettim Seni. Qalib Bagirov

Lehlik

Lehime değil hiç bir şey sen olmasan İçimde dışımda büyüyor tuhaf bir lehlik İnsem rumda kışlarım Çıksam her yer Allahın nefesi Aldığın nefese selam olsun Sen olmasan her sabah pazartesi Yürüdüğün yola selam olsun Sen olmasan her yer pazartesi ‘Sen olmasan her sabah Pazardan sonra işe gitmek gibi’ Hüseyin Atlansoy

Ömrüm Seni

bir kadınla bir adam arasında tutuşuyor deniz mumlar büyülü sözler camdan toplar yetmiyor ve bir kadınla bir adam arasında sıkışıyor hayat ölü canlar kurumuş dallar ve vurulmuş atlar yenileniyor,kan ve yürek de yenileniyor bazilakası durgun sular akşamına gömülüyor ne bir adam bir kadını gözlerinden yaralıyor ne bir kadının dudakları kana rengini veriyor insan döndüğü yollardan topluyor yaralarını döndüğüm yollar ne çok acı veriyor anılarımı sokak çocuklarına ve karda kalmış kuşlara dağıtıyorum,köpek ulumaları korkutmuyor ve ben artık çardakta donup kalmıyorum elim boş dönmüyor gökten en çokta sihrin doluşuyor gözlerime en çok nasırlı ellerin hadi desem mahallenin bütün çocukları yağmur suyu gibi akacaklar kırk odalı konaklardan hadi desem ihtiyarlar haminneler kendi tabutlarını taşıyacaklar öldükten sonra el yazması bir kitap gibi dokunaklı kalaçağım naftalin kokusuyla ahşap bir sandukada sen seslendikçe ben akaçağım ömrüm uzayacak ve serpilecek çengilerin ...

Otopsi

Orhan Veli'ye ağıt Morgda açılınca kafatası Doktor beyler beyin gördüler İndirince tenkafesine neşteri Doktor beyler yürek gördüler Yürekte ne gördüler dersiniz Yürekte memleket gördüler Dünya gördüler Bir de dost gördüler Ama bu işte doktor beyler Doğrusu geç kaldılar Çok geç kaldılar Halim Şefik Tek şiir kitabı olan Otopsi'yi 1978'de kendi imkanları ile yayınlatır.Kitaba ismini veren otopsi bilindiği gibi Orhan Veli'nin otopsisidir.   "Orhan ölmüştü. Bütün arkadaşları yazılar çıkarmaya başladı. Ben dört-beş ay yazamadım. Altıncı ayda bir utanç üzüntüsü içine girdim. Ve hayatta ilk defa, şiir yazmak için masaya oturdum. Akşam dokuzda yola çıkan kalemim ancak sabahın dört buçuğunda bir yerlere varabildi. O heyecanla kanepede uyuyan karımı uyandırdım. Şiiri okuduktan sonra 'çok kötü' deyip uykuya döndü. Ben de dışarı çıkıp, deniz kenarında kahvelerin birinde oturup şiirin güzel olduğuna inanarak bir çay içtim."    Sunay A...

Urla

Nasıl ki Kalkar, doğup büyüdüğün şehre Gidersin bir gece Ve bakarsın temelinden yıkılıp yeniden o şehir Ve yakalamaya çalışırsın geçen yılları Onları yeniden bulmanın umudu içinde Yorgo Seferis  (1 temmuz 1950  İzmir günlükleri)