Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ahtamar

Şen ve güleç Van Gölünün Küçük kıyı köyünden Suya girer gizliden Her gece bir nevcivan. Suya girer kayıksız, Pazusuna güvenir, Suyu yarar yüzerek Karşı adaya doğru. Loş adadan sessiz sakin Bir ışık var çağıran, Onun için ışıldayan Bir işaret durmadan. Güzel Tamar geceleri Böyle ateş yakıyor, Ve sabırsız bekliyor Orada sessiz,gizlice. Deniz durmaz,çalkalanır, Gencin kalbi çırpınır, Dalgaları kükrer coşkun Oysa yüzer korkmadan. Tamar ise heyecanla Onu bekler kıyıda, Suyun sesi her kulaçta Vücudunu titretir. Sustu zifiri kıyıda İşte kara bir gölge, Evet,bu o...Buluştular Kuşku dolu gecede. Dalgaları Van Gölünün Tek okşayan kıyıyı, Ayrılıyor adadan Fısıldayıp gizemle... Onlar ise sevişirken Gök kubbenin altında, Dedikodu dalgalarda, Şuh,ahlaksız Tamar'a. Genç kızınsa yüreğinde Çırpınışı sevginin, Delikanlı döğüşürken, Azgın,kızgın denizle. Ancak kötü birileri Sırlarını öğrendiler, Ve karanlık bir gecede Meşaleyi söndürdüler. Sonsuz...

Dua

Kuğular bu akşam ümitsizce göçtü zehirli göllerden Mahzun kızlar zindandaki kardeşlerini düşlüyor Savaş bitti leylakların bittiği çayırda. Ağıtlar yakarak ince kadınlar, başları önde Tabutların ardından gidiyorlar yeraltı geçitlerinde. Çabuk n’olur, donuyoruz bu vicdansız karanlıkta, Çabuk götürün bizi o müşfik hayata, Kardeşlerimizin uyuduğu o kilise mezarlığına. Öksüz bir kuğu gam çekiyor ruhumda Ve orda, kan damlıyor gözlerimde taze ölüler üstüne. Sakatlar ordusu çiğnerken kalbimin patikalarını Çıplak ayaklı bir kör Bir duacı aramada kutsal umutla. Bütün gece uludu çölün kızıl köpekleri Kumlar üstünde anlaşılmaz, anlatılmaz bir kederle inleyerek. Ve düşüncelerimin fırtınası yağmurla dindi; Dalgalar zâlim buzun altında sindi Dev meşeler çığlık çığlığa Yaralı kuşlar gibi döktü yapraklarını. Sonra gece, ıssız bir boşluğa gömüldü. Ve yalnız, kanlı ayın altında Kımıltısız, binlerce mermer heykel gibi Toprağımızın bütün ölüleri, birbirine duaya dirildi. Adom Yarca...

Acılı bir yürek

Kışı ve siyahı bıraktım o vadilerde –diyordu biri öteki: oralarda acılı bir yürek kaldı benden dedi kırık, üzgün, delik deşik- Ama diye söyledi –bir tanesi çiçek açar o vadilerde yeniden! öteki bir şeycikler demedi, başı önünde eğik gidiyordu… Hovhannes Tumanyan Çeviren:  Alpan Güloğlu

Trenler de ahşaptır...

1. Eski ahşap evinizi satmayın sessizliği sokağa atmayın hastalar penceredir, ölüler çatı zordur kurmak yapısını bozmayın Ahşabın mırıldandığı iyilik eski alışkanlığıdır hayatın satmayın, kelime yapın ondan kelimeden kiracı cümleden komşu çocuklara verirsiniz: varımız yoğumuz bu 2. Eski ahşap yazınızı saklayın herkesin gölgesini alıp gittiği aşklardan geriye yaz kalır gövde: o kimsenin gezmediği kasaba gecesinin ıssızlığına öyle katlanır Nasıl da uzardı kelimelerin gölgesi yazların aşklardan uzun sürdüğü eski ahşap mevsimlerden üstümüze ve kim gitse, kaç yaz bitse: ahşaptı gölgesine sığındığımız serin kelime Şimdi alıp gidiyoruz bakışımızı ahşap gözlü eski kasabalardan ne unutmak yeni ne hatırlamak ne de gelip geçen onca yaz uzun geçmiş ahşap zamandaki yazlardan 3. Suya yakın bir kelime arıyordum mırıldanmak için ahşabın sessiz derinliğini denizi anlayan bir kelime arıyordum ne gemi ne sahil ne mavi varsın söylensindi en tuhaf iklimlerde kardeşliğ...

Yağmurlu göz şiire bakıyor

1 Yağmuru mırıldanıyorsun, eskiyor bardakta unutulmuş su gibi yarım ve söylenmeden kalan sözlerin tadı, yeni sözlerinse bir yağmurluk ömrü var ne yağdım onlarla ne de ıslandım Susacak kadar büyütürüz ya çok şeyi ben en çok yoksulluğumuzdan korkarım nasıl da yoksuluz sessizliğin karşısında korkuyoruz kelimelerin de bunca yükselmesinden ya düşerlerse aramıza! Harflerden kumu üfleyince çöl görünür mü bilinmez, fakat sözler kaybolunca görünen ufukta, hayat herkesi ıssız adasına indiren gemi… Mırıldanıp duruyorum da eskiden yeniden kendi dilime bir çeviremedim şu sessizliği! 2 Bir çocuk eskisi gibi mırıldandığın kelimelerin de dokunduğu yok ölülerden başka kimseye! Uzak akraba diyorlar şimdi kelimelere ve mezarlara bakarak…Kalp bulutlu değilse yağmur boşuna, sen yine gazelini dök mırıldanarak: Çocukluğum, hayatımdan düşen ilk yaprak! 3 Niye mırıldanıyorsun yağmuru? Ne hayattan ıslanıyor ne aşktan kuru yürek, yaşlı göz; bakışların bulut topluyor bir başka ba...

Vefa bazen unutmaktır

   Vefalı olmak, unutmamak değildir. Nedense hep karıştırırız, belki de unutmaya eğilimli olduğumuzdan, her şeyi unuttuğumuzdandır bu yanılgı. Oysa bazen tam tersine, vefamızı göstermek, vefalı olduğumuzu anlatmak için unutmak, unutmak, unutmak gerekir. Unutmak, her zaman alçaklık değildir çünkü, bazen de bağışlamaktır. Aslında hiç unutamadığımız bir şeyi, bir tür bilgelik bilgisiyle, maskesiyle de diyebiliriz, hiç hatırlamıyormuş gibi yapmak da unutmanın erdemlerinden biri sayılabilir.    Hem unutmazsak nasıl vefalı olabiliriz ki? Vefa, bazen bir insanı, bir anı, bir durumu unutmaktır, o insana rağmen elbette, o ana, yaşantıya, duyguya, duruma gösterdiğimiz vefa sebebiyle. Bırakalım şimdi 'vefa bir semtten ibaretmiş meğer' diye şairane, cümle kırması dizeler kurmayı, aslında vefa o 'semt'ten hiç ayrılmamaktır, ayrılıp da üstüne timsah gözyaşları akıtmak değil!    Vefalı olmak için unutmak zorundayız. Tuhaf mı geldi bu cümle? Doğru, bana da önceleri tuh...

Sempozyumda 'Mavi bir kelebek': Didem Madak

Ben Didem Madak'ın şiirleriyle çok geç tanıştım. Şiirlerini bulduğumda onu kaybetmiştik. Sevgili Mahmut Temizyürek, konuşmasının sonunda "Şiir turna kuşudur, döner gelir, kaybolmaz" dedi. Onun bu harika tespitine katılıyorum ve küçük bir ekleme yapmak istiyorum. Şiir bana göre nereden ve nasıl ne vakit geleceği belli olmayan bir mucizedir. Onunla karşılaştığınızda eğer gerçekten severseniz hayatınızın geri kalanında onu karnınızda, yüreğinizde, bakışlarınızda, kelimelerinizde taşıyacağınızı da sezersiniz.  Didem'in kitaplarından birini rastgele açıp efsunlu kalemi nden dökülen tek bir mısra okuduğumda onu bir daha hiç unutmayacağımı anlamıştım. Farklı iklimiyle has olduğunu hissettiren şiir fena esir alır insanı. Bunu öğreneli çok olmuştu ama o ansızın hayatıma sızıp 'Hiç borcu olmadığı için çok acıyan şiirleriyle' bilerek acıttı canımı.  Didem Madak'ın 'Grapon Kağıtları' ismini verdiği kitap için yazdığı cümleler, hayatıyla iç içe geçen şiirin...

Yaşlanmak mı sükunet mi?

Eski çağlardan beri insanın hayatını kültürel olarak zenginleştiren, modern hayatla beraber unutulan ‘sükunet’  yaşlanmayla birlikte daha mı kolay anlaşılır. Ya da azalan arzular, seçenekler, hormonlar, artan tecrübeyle birlikte sükuneti doğal olarak mı davet eder? Felsefeci, yazar Wilhelm Schmid, yaş almaktan ziyade insanın hakikat olarak gördükleriyle ve onları kabullenmenin ardındaki sırla sohbet ediyor. Onu her gece aynı pozisyonda, hep aynı koltukta karşısındaki mavi ışıklı kutuya dalgın bakarken görüyorum. Onları ayırabilecek hiçbir kuvvet yokmuş gibi birbirlerinin hayaline sarılmış öyle sessizce oturuyorlar. Koyu lacivert sabahlığı, ensesine gevşekçe tutuşturdu dağınık, beyaz topuzu,  hayat belirtisi göstermekten ürken ifadesiz yüzü, sınırlı bir hayatı ‘sonsuzluk’  hissiyle esnetiyormuş duygusu veren kıpırtısızlığıyla beni biraz hüzünlendiriyor. Ama ümit veren bir ışığı da var karşı pencerede boyaları eprimiş bir tablo gibi asılı duran bu görüntünün. İtalyan yaza...

Pencerelerden seyret içlerine girme

Tugay Kaban 'a küçük bir pencere Pencerene kar buğusu bıraktım Belki adımı yazarsın diye Belki beni çizersin diye Pencerene kar buğusu bıraktım Ahmet Erhan Gözleri terkedilmiş bir evin pencereleri gibi bomboştu, gözlerin ışığı sönmüştü. Cengiz Aytmatov – Elveda Gülsarı Bu yüzden daracık bir yer seçeriz korunmak için kendi sınırsızlığımızdan. Belki de bu yüzden burada oturuyorum ben, bu pencere önünde, …..bakmak için gemicilerin rıhtımda, kaldırım taşlarında kalan ayak izlerinin bir peri masalındaki sıra sıra, dikdörtgen aylar gibi yavaş yavaş silinişine. Yannis Ritsos Hâl Pencereme vurmayın, ödüm patlayabilir; Dokunmayın, vücudum boşluğa kayabilir… Necip Fazıl Kısakürek Seni bir çok daha görmek için Dallarına basıp yaylandığım Şiiri katıksız dolambaçsız Bir önsöz olsun diye yazdığım Senin adınla karıştırıp Adını yüreğimin canına Kazıdığım ve şimdi bir akşamüstü Penceremden ansızın görünmeyen Çamağacına Onat Kutlar Pencereme dolanma ...

Pencereden göründüğü kadarmış hayat

Bıraktığın gibi duruyor tablada sigaran Sekseninci sayfadaki Gorki Ve penceredeki karın Seni bekliyorlar, dönmeni İsmail Uyaroğlu Nasıl değişti erkeklerin hali Anlayamadım kızım Artık Sâlah Birsel bile geçmez Penceremden sanırım. Sâlah Birsel Akşam bırakıp gidecekler, biliyorum küçük pencerelerinden gizlice seyredecekler. Benim küçük tanrılarım, belki de ay ışığında tanrıları gibi görecekler. Ömer Nazmi Ne sorular sorardım düşünüyorum da Pencereme yansıyan yaz akşamlarında Şükran Kurdakul Ardına kadar açtım penceremi. Nasıl beklediğimi bilirsin Unutma e mi? Bir beyaz kedi gibi gel pencereme Öyle sessiz gir içeri. İlhan Demiraslan Serpilirken pencereme avuç avuç kar… İçerimde hicranlardan bir nehir akar… Karların da lambam gibi rengi sarıdır… Onlar yırtık bir mektubun parçalarıdır: Rüzgâr, sana yazdığımı geri getirdi… Pencereden dondurucu bir nefes girdi… Sabahattin Ali içeri hava ve güneş ışığı bırakan pencere, Masuma Ahadova ...