Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Akşam

Yüzünde elleri sonsuz denizin Gömelim yüreğe dediğim durum Saçların en derin bir gökyüzüdür Varamaz ellerin merdivenleri Her an bir güvercin çırpınır durur Kalb atışlarında ve gözlerinde Bir sırdır içinde evler anneler Çocuklar başında bir yeşil çelenk Göklerden bir haber gibidir umut Görünmez bir yerde saklanmış mahcup Su gibi içtiğin çok zor son on yıl Sadakat anıtı bir sonbahardır Duygu ve sabırdan bir deri giydin Kuşandın demektir ölümsüzlüğü Bulutlara gömülü sedeften yüzün Dünyanı kuşatmış destansı hüzün Mehmet Akif İnan

Melce

Bir kâse su gibi dökülse kuma Kuramlar kollayan dik başlı aklım Rüzgârın başıma verdiği şekil Yol olsa içimin ormanlarında Unutsam eşyanın gürültüsün Rengini suların tadını gülün Günleri bir secde hızıyla geçip Erişsem mahşere bir iftar gibi Genişle ey kalbim kardan sözlerle Ayıkla ve yıka pıhtılarını Mehmet Akif İnan

Sal

Bir altın damarı parlıyordu ilerleyen mağaranın ağzına doğru,      göz kalınlığında. Orada kalabalıktılar. Birbirlerini      yaşamaya alıştırıyorlardı. Seslerini duymuyordum. Başımı çevirdiğimde ana-damarı gördüm: Tam saçlarımın      hizasından toprağa doğru iniyordu. Kara saçlarımdan      toprağa kadar altın bir rüzgârdı bu. Sal kımıldadı. Sıkıntılı bir ses duydum. Hepsi birden dönüp bana doğru baktı. Canlı bir şey olduğunu Görmek üzereydiler Çerçevenin içinde. Mehmet Taner

Duruş

Ki bazı sözlerin anlamı O sözlerin söylenişindedir Yılların sayısına girmediyse Seniha Nereden zaman almıştır Ki bazı durumlara söz yoktur Hem neden olsun Her durumun dili daha başka durumlardır Ben bu derinliği bu kadar Nerden bulayım Ki herkes nerden bulsun Bulmanın dili aramaktır. Edip Cansever

Her Harf Bir Melek

"Şiir bir yolculuktur" Demiştim bir gün anneme. "Hayatın düşselliği Ve derin gerçeği aşkın, Eğer beni çağırırsa, Kaçınılmaz bir yolculuk olur hem de." Annem gülümsemiş,  "Önce doğanın dilini öğren, Bir harita gibi Göstersin sana gizli yolları Yazıya giden" Diyerek,  Yaşlı incir ağacının Alçak bir dalını Kendine doğru eğmişti. Ağır bir ayrılık düşüncesi, Artık gölge gibi Vurmaktaydı yüzüne. Elinizdeki kavak inciriyle Şaşkın ve kararsız Kalakalmıştı, Hüznü bir güz ikindisinde... Bense, Annesinin elini bırakıp kaçan Küçük bir çocuğun merakıyla, Nereye varacağımı bilmeden, Olanca gücümle Uzaklaşmak istiyordum o gölgeli bahçeden, Gençtim. Bir ömür boyu koşabilirdim, Yere düşen bir yaprağın içindeki Saklı harflerin peşinden. Dön çocuk yüreğim, Dön tahta evine. Orada bekliyor  Annen ve herkes. Tahta masa, tel dolap, Çini soba yerli yerinde. Kuyunun yanı başında Üç beş nergis açmış bile. Bak karakış neredeyse bitecek,...

Konuşmalar

Söz, şiire dönüşürken, bir çocuk kâkülü gibi kısacık mı kesilmelidir ille de? Hayır! Şiir annem gibi uzun uzun seslenmelidir uykusunda, olmayan sevgiliye. Durgun, derin soluklu, içine kapanık olmalı, belki de bütün gün uzanmalıdır koltuğunda. Bir sanduka kadar heybetli ve düşünceler kadar ağır çantası da, durmalı ayakucunda. Ama, kendini ölümsüz sanan ve her sabah bir umut çiçeği açan yüreciği, hiç durmadan kıpırdamalıdır yün yeleğinin altında. Perde inmiş gözlerinde oynaşan bin bir hayal ve beyaz dudaklarından dökülen kırık dökük anılar, kimselerin okuyamadığı eski yazı bir defterden saçılmalı ortaya, sonsuzluğu çağrıştıran yaz bahçelerinde uçuşurken kopuk sayfalar, kör bir yılanın çevikliğiyle kamışların arasından akıp gitmeli gizlice yıllar. İncir ağacının dibinde kum falı bakan dilsiz köle ise, bir yanılsama olarak görünmeli ara sıra fotoğrafın arabında. Şiir de annem gibi, mevsimi kuş seslerinden aşkı saklı bir mendilden, tüm hay...

Banksy diye biri

“The Simpsons” için çekilen alternatif jeneriği izlediniz mi? İzlemediyseniz hemen internete girip hâlâ erişebildiğimiz sitelerden birinde izleyin. Ben de size jeneriğin arkasındaki adamı anlatayım Adı konusunda rivayetler var. Robin Gunningham, Robin Banks ya da öyle bir şey. Bristol’da 1974’te doğduğu tahmin ediliyor. Gerçekten kim olduğu konusunda şehir efsaneleri var. Ortaya çıkmıyor çünkü tanınmayı ve ardından gelecekleri istemiyor. Şöhret umrunda değil. Ailesi bile onun bir grafikerden öte dünya çapında tanınan, sokak sanatını bir tarz ve estetik olarak hayata sokan en büyük sanatçılardan biri olduğunu bilmiyor. Bugün çağ, bunun yüzde 1’ini bile yapsanız kendinizi ortaya atıp “Bakın ben ne yaptım” deme çağı. Onun umrunda değil. İnternette ararsanız o olduğu tahmin edilen birinin fotoğrafını buluyorsunuz sadece. Twitter’da takip edemezsiniz, Facebook’ta arkadaşınız olmaz. O elinde boyalarıyla binaların, arasında, çatılarda, apartman girişlerinde, ıssız sokakların derinlikle...

Kadın Bedeni

Kadın bedeni, ak tepeler, ak baldırlar, bir dünyadır açık kasığın senin. Benim hoyrat çiftçi bedenim kazar seni ve fırlatır oğulunu toprağın derininden. Bir tünel gibi yalnızdım. Kaçardı kuşlar benden, ve gece alırdı kudretli kucağına beni. Yaşayabilmek için silâh gibi biçimledim seni, yayımdaki ok gibi, bir taş gibi sapanımdaki. Ne ki sonu vardır öç saatinin, ve severim seni. Tenden ve yosundan senin bedenin, uysal ve güçlü sütten. Ah, göğüslerinin vazosu! Ah, gözlerin ne kadar da uzak! Ah, venüs tepeciğinin gülleri! Ah, senin usul, üzgün sesin! Sen, kadınımın bedeni, merhametli yol gösterici yıldızım. Arzum, sınırsız özlemim ve belirsiz yolum benim! Doğurur kasvetli sular sonsuz susuzluğu, ve kendini ele veren yorgunluğu ve sınırsız acıyı. Pablo Neruda Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Türbe

İçimdeki bir yerden bakıp kendi kubbeme buymuş dedim çocuk gönlüm koştukça uzaklaşan benimdir diye kalbimi çalıp kaybolan yıldız mevsime meydan okumak için tutunan çocuklara ırmak boyunca masal söyleyen kah güldüren kah ağlatan hayırsız buymuş İçimdeki bir yerden bakıp kendi kubbeme insan çocukluğa kıyamaz nasıl kıysın demişim oysa taşları sonsuza dizip de saklayan sudaki aksine bakmayıp sayıklayan aynı çocukmuş içimdeki bir yerde bunu gördüm de çok ağladım o kadar ağladım ki içimde bir deniz var sandım buymuş dedim gemileri yoldan çıkarıp aldatan şarkıları fısıldayan sihirbaz İçimdeki bir yerden bakıp kendi kubbeme sesime rastladım nasıl da ah çekmişim çok utandım taşlara sinmiş sesim maviyi çok aradım boş yere aramışım her yerde kan kırmızı dertleri tespihe dizen o vefasızı sesinden tanıdım defterde sesi kalmış göz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım İçimdeki bir yerde kaybolmuş bir çocukluk kubbesi tamamlanmış o türbede...

Her Şey Bildiğin Gibi

Bildiğin şeyler oluyor hep bildiğin, ama sana faydası olmayan şeyler okuduğum kitaplardan geriye kalan hep sen oluyorsun yazdığım yazıların "ana" fikri sen şiirler seni söylüyor şarkılar seni... Sıcak bir ekmeğin buharında hep sen oluyorsun sen oluyorsun içtiğim soğuk çaylarda önünden yürüdüğüm vitrinlerdeki manken kızlar sen sen, sen, sen her yer, herkes sen şimdi ne çok sen var bir bilsen... Önce işgal, sonra târümâr edilmiş ülkeler gibiyim, baksana ! linç ediliyor rûhum, bir yetimin kanayan bakışlarında.. eşraftan biri yatıyor yine musallâ taşında, Lalapaşa'da hep o mâlum ve yanık salâ.. üç adımlık saltanat, eller üzerinde yaşanan, şu bildiğin... Dallarda titreyen kuşların göz bebeklerinde hep sen oluyorsun habersiz giden trenlerin ardında kalan ben bir kınalı el uzanıyor gibi sanki yahut bir çift siyah kirpik ıslanıyor kim bilir belki de bana öyle geliyor hep sonra bir "gül" gibi düşüyor bakışların isli bir tren penceresinden ...