Ana içeriğe atla

Kayıtlar

"Babamın yanına gitmek istiyorum."

mn-106 İlkokul birinci sınıfa giden bir çocuğun ne derdi olabilir ki… Öğretmen biraz fazla ödev veriyordur, kalemi zor tutuyordur, harfleri birbirine bitiştiriremiyordur, okulda bir arkadaşına canı sıkılmıştır ya da ne bileyim yaramazlık yapmıştır da annesi ceza vermiştir, babasına küsmüştür, kardeşiyle kavga etmiştir… Ne derdi olabilir ilkokul birinci sınıfa giden altı yaşında bir çocuğun… Bu sabah babaannesiyle birlikte muayene olmaya gelen Mehmet altı yaşında, ilkokul birinci sınıfa gidiyor. Geçen hafta aşı olmuş, kolu şişmiş, boğazı ve kulağı ağrıyormuş, ateşi de yükselmiş. Babaannesi anlatıyor. Mehmet, solgun biraz gülümsemiyor, benden korkmuyor muayene olurken, itiraz etmiyor, ağlamıyor, nazlanmıyor. Önden iki süt dişi düşmüş, yenileri çıkacak daha güzel dişlerin olacak diyorum gülüyorum, hiç tepki vermiyor. Babaannesi anlatıyor. ‘’Yemek yemiyor doktor hanım ama çikolata cipse hayır demiyor.’’ Benim de oğlum bire gidiyor biliyor musun diyorum Mehmet’e. ‘’Senin de öğretmen...

Çiçek

Kurumuş, kokusuz bir çiçek gördüm, Unutulmuş bir kitabın sayfaları arasında; Ve bu çiçek tuhaf hayallerle, Doldurdu ruhumu ansızın: Nerede açtın, ne zaman, hangi baharda? Çok mu yaşadın, kim seni koparan? Tanıdık mı, yabancı bir el mi? Ve neden seni böyle bırakıp gittiler? Sevecen bir buluşmanın mı, Yoksa ölümcül ayrılıkların anısına mı, Ya da ıssız kırlarda, orman gölgelerinde yapılmış, Bir yalnız yürüyüşün ardından mı buradasın? Yaşar mı şimdi çiçeği solduranlar? Acaba şimdi neredeler? Yoksa onlar da, şu gizemli çiçek gibi, Çoktan cansızlaşıp gittiler mi? Aleksandr Sergeyeviç Puşkin Çeviren: Ataol Behramoğlu

Ayşa Hanıma Mektuplar IX

“Comptine D’un Autre Ete” Zannediyorum gülüyordun Biz oturuyor sol dizimizi kalbimize çekerek Resimleri seyrediyorduk görmüş kadar olarak Resimlerde dağlara bakıyordun Dağlarda yüzün yankılanıyordu Biraz durdun. Sanki Yıllarca duruyordun Sen dururken her şeyin durduğunu Havanın düşüp buzla tuz olduğunu görüyorduk Ellerimiz duruyordu. Parmak uçlarımızda Suratlarımız. Tenimiz ve kokumuz durup düşüyordu Hatırlıyor musun? Bekliyordun. Beklemek eskiyordu Bir insan sanki Giden yol değil. İçimden bir ömür geçiyor Sayıklar gibi Sayıklar. Göğü ellerine yığar gibi annem Dua ederdi. Annem yaşamak kadar ölüyordu Yaşamak annem kadar güzel Ecel. Kendime ecel kadar yakınım Kendime Allah kadar uzak Yaşamak içime yuvarlanan bir taş Gül tıkırtısı, sümbül kokusu, ikindi uykusu Her kılıç kendini kesiyordu Her ayna kendini gösteriyor Her saat zamanı göstermiyordu Biz senin gülüşünden müsaade isteyip Yüzünün bir köşesinden atlas gibi Kayıp düşerken. Şimdi kendimin Ait old...

Avlular Gazeli

ev ne, duvar! Avlu bir gülümseme göz kırparsan taşın bile kalbi var! ev ne, zaman! Avlu haziran gibi iyi sudan işlek, gökyüzünden çalışkan ev ne, karanlık! Avlu fenerli deniz zeytin ağacından ada, gölgesinde yunuslar ev ne, vatan! Avluda atlas açık ovaları sevindir, hisli dağlara da çık! ev ne, büyük! Avlu gezgin lunapark gıcırdasın ahşap sesli dönme dolap ev ne, cümle! Avlu şiirden hece İ-dil-ba-na-av-lu- ol! ev ne, batı! Avlun aşkın doğusu iki ağaç bir gece rüzgârlar kavuşacak ev ödevse avlu aşk, ne şiirler kopacak! Haydar Ergülen

Doğu-Batı Divanı'ndan Seçmeler

Ne çok taşındık! Nasıl dolaştırdık bunca umudu, terkedilişi,  kaybetme ve kaybolma duygusunu? (s.15) Gerçekten de bir yanlışı bir başka yanlışla düzeltircesine,  telâşla savrulmuştuk oradan oraya: Kimi getirsek gözümüzün önüne kırık dökük eşyaları çağrıştıracaktı. Yitirilen bunca saf hedef,  geridönüşsüz kararların yıprattığı uykular,  sabah uyanınca yüzümüzde patlayan  yalnızlık damarı ya da yanımızda yatan yabancının bir akıntıda hızla uzaklaşan gövdesi: İçimizde  toplananlar çapraz sağlamada bulduğumuz şaşkın bir eksiği kapatmaya asla yetmeyecekti.  (s.16) "Bilemiyoruz" diyordu son yıllarında, "Tahmin edebilir mi bir kırlangıç gerçekten de fırtınayı? " (s.20) Anlaşılmaz oysa insan: Nasıl birdenbire başlayan yağmur uzaklaşıp gitmişse biz daha şemsiyeyi açmadan.  (s.20) Sorulsa,  bütün sorular ağır gelecekti.  (s.26) izini; düşünebiliyor musun: Aylarca aramış her yerde, her an: Bir gün gelmiş, belli ki sı...

Geri gelmeyecek Şeyler vardır, çeşitlidir-

Geri gelmeyecek Şeyler vardır, çeşitlidir- Çocukluk - bazı Umut şekilleri - Ölmüş olanlar - Ama Sevinçler - İnsanlar gibi - bazen Yolculuk yaparlar ya - Yine de kalırlar - Arkasından ağlamayız Yolcunun - ya da Denizcinin - Hoştur rotaları - Bize uzun uzun anlatacaklarını düşünürüz Buraya döndüklerinde - "Burası!" Tipik "Buralar" vardır - Belirlenmiş Mevkiler - Yerinde durmaz ki Ruh - Dormaz O - kaç Kulaçta da olsa Kendi Öz Yurdu - Emily Dickinson Çeviri: Selahattin Özpalabıyıklar

Yaşım Su

önüme düşüyor dünyanın dönerken çıkardığı ses sonra bir mümkün kapısında birdenbire kayboluyor ve bütün hızımla üşüyorum. seninle sevişirsem geçer diye düşünmem neye yarar anlıyorum ki öğrenememişim bir nehrin neresinden akacağımı ve bir bulut tam o sırada şaşkınlığıma dökülüyor yaşım su dağlardan geliyorum belli ki daha geçmemiş acemiliğim fakat seni çılgınca seviyorum Kin-Yeh Me-ti ile Kin-yeh, Lai-tu’nun güzelliği üstüne konuşuyorlardı. Me-ti, gülümseyerek şöyle dedi: “Bence mutlu insanlar bize hep güzel görünüyorlar. Sen de Lai-tu’yu mutlu ediyorsun.” Kin-yeh: “Hayır”, diye karşılık verdi, “onu mutlu eden ben değilim; o kendisini benim için mutlu ediyor.” (Me-ti’den)

Tardiyye

Hoş geldin eyâ berîd-i cânân Bahşet bana bir nüvîd-i cânån Cân ola fedâ-yı iyd-i cânân Bîsûd ola mı ümîd-i cânân Yârin bize bir selâmı yok mı Ey Hızr-ı fütâdegân söyle Bu sırrı edip ıyân söyle Ol sen bana tercemân söyle Ketm etme yegân yegân söyle Gam defterinin tamâmı yok mı Yârabbi ne intizârdır bu Geçmez nice rûzgârdır bu Hep gussa vü hârhârdır bu Duysam ki ne şîvekârdır bu Vuslat gibi bir merâmı yok mı Çıktım ser-i dâra hemçü Mansûr Âvâzım ezân-ı nefha-i sûr Gam kıldı gülümü şâh-ı mansûr Oldum sipeh-i belâya mahsur Ol pâdişehin peyâmı yok mı Kâm aldı bu çerhden gedâlar Ferdâlara kaldı âşinâlar Durmaz mı o ahdler vefâlar Geçmez mi bu ettiğim duâlar Hâl-i dilin intizâmı yok mı Dil hayret-i gamla lâl kaldı Gâlib gibi bîmecâl kaldı Gönderdiğim arz-ı hâl kaldı El’an bir ihtimâl kaldı İnsafın o yerde nâmı yok mı Şeyh Gâlip

Ölür oğlum bu kuş

8 ya da 9 yaşında olmalıyım. O yıl sabahçıyım. Dedemin tabiriyle 'yarım'da bitiyor okul. Mahallenin uygun arsalarında çılgın maçlar için yeteri kadar süre var yani. O gün okul dönüşü beyazlı grili bir güvercin çekiyor dikkatimizi. Arkadaşlarımdan biri ' kumru oğlum bu ' diyor. 'Kumru' ne demek bilmesem de bayılıyorum bu uçmayan kuşa. Uçmuyor, çünkü kanatlarından birini çırpamıyor. Biraz da kan görüyoruz kanadının altında. Yürümeye dahi mecali yok. O tümsekte öylesine duruyor. ' Yukarı mahallenin bebeleri vurmuştur la ' diyor bir arkadaş. ' Yok oğlum. Kedi kapmış bunu ' diyor bir başkası. Benimse aklımda bir cümle: ' Ölür oğlum bu kuş .' Arkadaşlarımdan birinin kurduğu ' pişirek mi la ?' cümlesiyle kulaklarım zonklamaya başlıyor. Sapandaki taşı sadece cansız hedeflere atabilen bir çocuğum zaten. O küçücük kuşu 'pişirme' teklifi beni çileden çıkarıyor. Arkadaşlarımdan kuşa bir zarar gelebileceğini düşünüyorum: ' Ki...

Metruk Şiir

Beyaz şehrin akşamından geceye doğru Her şeyden vazgeçmenin arifesinde Vazgeçilmişliğin ertesinde Bir pencerenin altında dikilip kaldığında Soğuk, hançer gibi sokulur bağrına. Uğultu sarar geceyi, toprak kımıldar; dal kımıldar, damar kımıldar… Beklersin, Pencereden bir hayal gibi gözüksün. Bir peri gibi görünüp kaybolsun perdelerde. Soğuk zannetsin. İçi titresin senin gibi. Üşürsün… Üşüdüğünden ateşin haberi yoktur… Vicdanı da yoktur aşkın… Kendinden başka yar kabul etmez Şehirden çıkamazsın, geceden de Ama bir kalpten çıkarılmışsındır, ansızın. Sus, diye başlıyor artık adın. İsimlerin bile yok. Hiç yaşanmamış gibi Bir varmış bir yokmuş gibi Her şey’in hiçbir şey’e eşdeğer Metruk bir han gibisin. İzaha lüzum kalmaz, musibet en iyi öğretmendir. Kendini bildirir, uyandırır uykusuz gecelerinden Ve bir gece gönül, tüm suretleri çıkarır hevesinden Asla rûcu eder. Sokağın bittiği yerde, gecenin bittiği yerde, Belki de ömrün bittiği yerde Bir mescit seni bekler...