Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kaybolan kitabevleri ve sığlaşan sosyal hayatımız

Türkiye’nin en köklü kitabevleri yüksek kiraları ödeyemediği veya internetten kitap satışlarıyla rekabet edemediği için bir bir kapanıp yerini, kozmetik, kıyafet ve ayakkabı mağazalarına bırakıyor. Gittiğimizde, kitabın çevirmenini sorabileceğimiz, öneri alabileceğimiz, çay içip sohbet edebileceğimiz kitabevi bulmak, çoğu kentte her geçen gün biraz daha zorlaşıyor. Zaten internetten kitap satışının da büyük bir bölümünü kontrol eden zincir mağaza kitabevleri kaplıyor her yeri… Kitabevinde esas olan nicelik mi nitelik mi? Bir kitabevi, yaptığı işin ruhuna uygun hareket edecek ise yayınladığı müzikten, çalışan elemanının niteliğine, kitapların sunuluş biçimine kadar her şey bir bütünlük oluşturmalıdır. Oysa zincir mağaza kitabevleri: Kitaptan anlayan ve çevirmenlerden haberdar nitelikte eleman çalıştırmaz. Sizin çalışanla diyaloğunuz kitabın ellerinde ya da başka bir mağazalarında olup olmadığını öğrenmekle sınırlıdır. Kaliteli kitapların raf ömrü, satma kriterlerinden dolayı çok kısadı...

Kuru Ayaza Bıraktın Beni

Beyaz çarşafların üzerinde, Sağıma dönemez’im. Soluma dönemez’im. Münker duvar, Nekir pencere. Dilim, cenin dili. Rahim’den aldın, İnce yağan kar altında Kuru ağaca döndürdün Kuru ayaza bıraktın beni. Takık dişlerimi aldın Beyaz bıyığımı incelttin Kara boşluğa yumdun ağzımı, Kımıldayan er kolumu Demirlere bağladın. Tüm Kitap, çekildi hücrelerimden. Cümle kılcal zaman, iplik gibi çekildi. Doksan dokuz adın, döküldü sofradan bir bir. Kaldın usumda, savrulan bir edat gibi ey nehir. Mehmet Taner Mehmet Taner'in Vezinler kitabının ithaf yazısı: Kuruyan, giderek yalnızlaşan bir zihnin işittiğim tek serzenişi ile, çekildiği yatakta doğrulup söylediği sözlerle, Babamın Anısı’na: “...kuru ayaza bıraktın beni!”

Beni Hayata Geri Verdiğin Sırada

Beni hayata Geri verdiğin sırada, Orada olamam. Yapraksız bir dal gibi; Bir ırmak yatağı gibi, kurumuş. Teşekkürler gene de Bu ışık damlası için Aramızda. Acı-Bilinç için, Ki kendisine Değer Katlanmaya. Yeşerecek olan O uzak yaprağın bilinci, Körpe ağaçlarda. Kalsın Titreşim, Lütfunla, Baharlar boyu Kırık boynumun Okluğunda, Yarı söz, yarı karanlık kara. Mehmet Taner

Şen olasın Halep Şehri

İşte geldim gidiyorum Şen olasın Halep Şehri Çok ekmeğin, tuzun yedim Helal eyle Halep Şehri Sana derler Arabistan Dört tarafın bağ u bostan Haber geldi nazlı dosttan Durmak olmaz Halep Şehri Aşık Garip düştü yola Hızır yardımcısı ola Göründü gözüme sıla Sen kal burda Halep Şehri Aşık Garip

Şen Olasın Halep Şehri

Hiç kimse senin kadar yakıştıramamıştır hüznü kendine Hüzünler ki aşkın ve şiirin yıllanmış sarabıdır damıtılmıştır acıların imbiğinden Hüzünler ki şairlerin yüreğiden uçuşan sararmış çiçek tozlarıdır Biraz da şairlere özgüdür hüzün Bozkırın yalımına direnen solgun bir gül gibi yüzün Acının, sabrın ve yalnızlığın sessizliği sararıyor yorgun güzünde alnının Ve artık bir bir şey bırakamıyorsun bekleyişlerden başka kendine Biraz da şairlere özgüdür bekleyiş Hiç kimse senin kadar alışkın değildir ayrılıklara Ayrılıklar ki nişanlısıdır hasretin acılar ve türkülerle çeyizlenir bekleyişlerin sararan güzüne Ve hasret kızıl bir güldür ayrılıkların mendiline nakışlanmış Biraz da şairlere özgüdür hasret Kerem'i kül eden yangındır gurbet ferhat'ın sabrıyla çatlayan kayadır Sarınarak acının yorganına sararmış bir yaprak gibi nakışlar bekleyişlerin gergefine hüznü Gurbet biraz da halep demektir söylenir adı efsane efsane Biraz da şairlere özgüdür gurbet Ay...

Piraye İçin Yazılmış Saat 21 Şiirleri - 18 Ekim 1945

Kale kapısıdan çıkarken ölümle buluşmak üzre, son defa dönüp baktığımızda şehre, sevgilim, şu sözleri söyleyebileceğiz : "- Pek de öyle güldürmedinse de yüzümüzü,     çalıştık gücümüzün yettiği kadar                                                    seni bahtiyar                                                                     kılalım diye.     Devam ediyor bahtiyarlığa doğru gidişin,                                               devam ediyor hayat.     İçimiz rahat,     gönlümüzde hak edilmiş ekmeğine doymuşluk,   ...

Otobiyografi

1902'de doğdum doğduğum şehre dönmedim bir daha geriye dönmeyi sevmem üç yaşımda Halep'te paşa torunluğu ettim on dokuzumda Moskova'da komünist Üniversite öğrenciliği kırk dokuzumda yine Moskova'da Tseka-Parti konukluğu ve on dördümden beri şairlik ederim kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir ben ayrılıkların kimi insan ezbere sayar yıldızların adını ben hasretlerin hapislerde de yattım büyük otellerde de açlık çektim açlık grevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir otuzumda asılmamı istediler kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini verdiler de otuz altımda yarım yılda geçtim dört metre kare betonu elli dokuzumda on sekiz saatta uçtum Pırağ'dan Havana'ya Lenin'i görmedim nöbet tuttum tabutunun başında 924'de 961'de ziyaret ettiğim anıtkabri kitaplarıdır partimden koparmağa yeltendiler beni sökmedi yıkılan putların altında da ezilmedim 951'de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstü...

Senden bilirim yok bana bir fâide ey gül

Senden bilirim yok bana bir fâide ey gül Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül Etsem de abesdir sitem-i hâre tahammül Gül yağını eller sürünür, çatlasa bülbül Ellerle o zevk etdi ben âteşlere yandım Çektim o kadar cevr ü cefâsın ki usandım Derlerdi kabûl etmez idim, şimdi inandım: Gül yağını eller sürünür, çatlasa bülbül! Senden güzelim çare bana kat'-ı emeldir Etsen dahi ülfet diyemem ellerle haleldir Ağyâr ile gezsen de gücenmem ki meseldir: Gül yağını eller sürünür, çatlasa bülbül Gördüm açılırken bu seher goncayı hâre Sordum n'ola bu cevr ü cefâ bülbül-i zâre Bir âh çekip hasret ile dedi ne çâre: Gül yağını eller sürünür, çatlasa bülbül Bîgâne-edadır bilir ol âfeti herkes Ümmîd-i visâl eyleme andan emelin kes Beyhûde yere âh u figân eyleme Nevres Gül yağını eller sürünür, çatlasa bülbül Osman Nerves Ali Efendi, sûz-i dil makamını icat eden kişidir. Sûz-i dil; yani gönül yanışı!... Hüzünlü bir makam için ne anlamlı bir isim!... Hani o, "Anl...

Mazlumun âhı öyle etkili bir silâhtır ki, bir anda yeri göğü tersyüz edebilir

Adalete dair bazı örnekler: Klasik kültürümüz içinde öyle çok ve vurucu örnek bulmak mümkün ki seçim yapmak bile hayli zordur doğrusu… Ziya Paşa der ki mesela: Zâlim yine bir zulme giriftâr olur âhir Elbet olur ev yıkanın hânesi vîrân “Başkalarına zulmedenler sonunda kendileri de zulme uğrarlar; ev yıkanın evini yıkarlar sonunda” demek olur. Devam eder aynı minval üzre Paşa: Ekser görülür çünkü cezâ cins-i amelden Encâmda âhenden olur rahne-i sûhân Encâm :  Son, netice Âhen : Demir Rahne  : Yara, aşınma, yıpranma Sûhân : Törpü “Genellikle de yaptığı eza cinsinden bir karşılık bulur herkes; nitekim ömrünü demir aşındırmakla geçiren törpünün aşınması da yine demirden olur” demektir. Hele şöyle bir sözü –ki pırlanta gibi durmaktadır- insan çerçeveleyip hergün göreceği bir yere asıverse sezâdır: Zâlimlere mehl olmasa matlûb-ı ilâhî Bir demde yıkar âlemi mazlûmların âhı Mehl  :  Süre Matlûb : İstenen Dem  : Zaman, an “Mazlumun âhı öy...

Sarkis Çerkezyan: Ben bu ülkede olmanın acısını çektim.

"91 yılda neler gördüm, neler... Her şey değişti ama iktidarlardaki İttihatçı kafa hiç değişmedi. Birinin bıraktığı yerden öbürü devam etti. ‘Güzel günler göreceğiz çocuklar’ demişti Nazım, ama o da o günleri göremeden gitti Moskova’da. Vaziyet böyle, ister ağla ister gül.” 1916 Halep doğumlu Çerkezyan’ın ailesi 1915’te Tehcir Yasası’yla Suriye’ye “göçtürülmüş“. 1918’de ise baba memleketine, Konya-Karaman‘a “göçmüş“. Koca bir dönemin, hatta bir tarihin yaşayan bir tanığı o . Cumhuriyet ilan edildi, Varlık Vergisi “kondu“, 6-7 Eylül “oldu“, Atatürk “öldü“, (sanal-gerçek) darbeler oldu, Sarkis Amca vardı. En yakından gözlemledi olanları; içinden, en içinden hem de. Bizim tarih dersinde hatmettiğimiz ‘inkılaplara’ o, bizzat şahit oldu. 1965‘te TİP’e girdi. Atılım Gazetesi’ni 4 yıl Gedikpaşa’daki marangozhanesinde gizli saklı çıkardı. İki oğlunu üniversitede okuttu. Her gün bir paket sigara içer. Eşi Ağavni Mayrig/Kuyrig (ki başlı başına ayrı bir yazı konusudur) 2000 yılında aram...