Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Şeyh Said ve Arkadaşlarının İdam Edilmelerinin Cumhuriyet Gazetesi'ndeki Haberi

Şeyh Said ve arkadaşlarının idam sahnesi Şeyhler hem paralı isyan ve hiyanetlerinin cezai sezasını çektiler. Şeyh Said ile yardımcısı kırk altı kişi dün sabah Diyarbekir’de idam edildiler. Bir Türk öldürmekle yetmiş kafir öldürmek kadar sevaba girileceğine kani olan hainlerin idamı halk ve asker taraından memnuniyet tezahüratı ile karşılandı. Diyarbekir 29, saat 9.25 Muhbir mahsusumuzdan biz Diyarbekir’deki İstanbul gazetecileri tarihi geceyi birlikte yaşadık. İktisaslarımızı beraber yazdık. Saat 2.00 de Şeyh SAİD ile kırkaltı arkadaşını astık . Avdet ettik. Astık diyoruz, çünkü vatan hainlerini hüküm giydiklerinden, son nefeslerini verinceye kadar münevver zabitan mefkure uğruna döğüşen askerlerimiz, halk hatta kadınlarımız adım adım takib ettiler. Milli heyecan içinde hükmün infazına yardımda bulundular. Mehmetçikler vecd içinde ileri çıktılar. Beyler ve Şeyhler inkilabımızın kahar fakat adil karar ile asırlardan beri icra ve devam ettikleri zulüm ve fecayinin cezasının ilk...

Gerçi enzar-ı ehibbadan dahi dûr olmuşuz,

Gerçi enzar-ı ehibbadan dahi dûr olmuşuz, Rahmeti Mevla’ya yaklaşmakla mesrur olmuşuz. Hak yolunda müflis u hane-harab olduksa da, Bu harabiyetle biz manada ma`mur olmuşuz. Ehli hakkız, korkmayız idamdan, berdardan, Çünkü te`yidi ilahi ile mensur olmuşuz. Hâkimi Mübtil yedinden madrubin olduksa da, Emri Hakla şar’ı garra hakkını ifaya memur olmuşuz. Kul bize zulmen mucazat etse de perva etmeyiz, Şüphemiz yoktur ki, indillahta me`cur olmuşuz. Salih`im, ehl-i salahım. Dine can kıldım feda, Lütfü hakla taşnegan-ı ab-ı Kevser olmuşuz. Hanili Salih Bey Şair dedi ki: Her ne kadar dostların, sevgililerin, akraba u iyalin, çoluk çocukların… bakışlarından uzak olmuşsak da, onların sıcak ilgilerine bigane, muhabbetlerine hasret kalmışsak da, her ne kadar bu uzaklık bize dokunuyor, bizi yaralıyor, bizi içinden çıkılması zor durumlar girdabına koyuyorsa da ve her ne kadar içinde bulunduğumuz şu karanlık zindanın, şu karanlık gecesinin sabahı yaklaşıyor ve acımtırak bir firak ...

Sultan Abdülhamid Han'ın Ruhaniyetinden İstimdat

Nerdesin şevketli Sultan Hamid Han?! Feryadım varır mı bârigâhına? Ölüm uykusundan bir lahza uyan, Şu nankör milletin bak günahına. Tahrike yeltenen tac ve tahtını Denedi bu millet kara bahtını Sınadı sillenin nerm ü sahtını Rahmet et sultanım sûz-ı âhına Tarihler ismini andığı zaman Sana hak verecek ey koca Sultan! Bizdik utanmadan iftira atan Asrın en siyâsi padişahına. Padişah hem zalim hem deli dedik, Îhtilale kıyam etmeli dedik, Şeytan ne dediyse biz belî dedik, Çalıştık fitnenin intibahına!… Divane sen değil, meğer bizmişiz Bir çürük ipliğe hülya dizmişiz, Sade deli değil, edepsizmişiz, Tükürdük atalar kıblegahına! Sonra cinsi bozuk, ahlakı fena Bir sürü türedi girdi meydana, Nerden çıktı bunca veled-i zina! Yuh olsun bunların ham ervahına!! Bunlar halkı didik didik ettiler Katliâma kadar sürüp gittiler, Saçak öpmeyenler secde ettiler, Bir asi zabitin pis külahına! Bu gün varsa yoksa Mustafa Kemâl Şöhretine herkes fuzulî dellâl Alem-i ma’nadan...

Galeyan-ı Aşk

Ben seni ağlattım, hem çok ağlattım Çünkü infiâlin şi're bedeldi Bir kadın ağlatmak zevkini tattım Bende bu bir çılgın, hain emeldi Güzel gözlerine yaşlar sinerken, Sonra damla damla taşıp inerken Göğsünde şahkalar çoşup dinerken Titrek dudakların cidden güzeldi. Ben seni sevmiştim ey melek kadın Sızlıyor içimde sevgili yâdın Azâr-ı aşkımı yanlış anladın Bence hüzn-i hüsnün pek mübecceldi Rıza Tevfik Bölükbaşı

Rıhtımda Uyuyan Gemi

Rıhtımda uyuyan gemi, Hatırladın mı engini? Sert dalgaları, yosunu, Suların uğultusunu? N'olur bir sabah saati Çağırsa bizi sonsuzluk, Birden demir alsa gemi, Başlasa güzel yolculuk. Yırtılan yelkenler gibi, Enginle başbaşa kalsak Ve bir şafak serinliği İçinde uykuya dalsak. Rıhtımda uyuyan gemi, Hatırladın mı engini? Gidip te gelmeyenleri, Beyhude bekleyenleri? Ahmet Hamdi Tanpınar

Her şeye, herkese sadece katlanıyordum

Bazen düşünüyorum, ne garip mahluklarız? Hepimiz ömrümüzün kısalığından şikayet ederiz; fakat gün denen şeyi bir an evvel ve farkına varmadan harcamak için neler yapmayız?  * Fazla teferruata girmeden şurasını da işaret edeyim ki,saat kadar derin olmasa bile bu benimseme ve uyma keyfiyeti bütün eşyamızda vardır. Eski şapkalarımız, ayakkabılarımız, elbiselerimiz gün geçtikçe bizden bir parça olmazlar mı? Onları sık sık değiştirmek istemeyişimiz de bu yüzden değil midir? Yeni bir elbise giyen adam az çok benliğinin dışına çıkmışa benzer: Kendinden uzaklaşmak, ona bir değişikliğin arasından bakmak ihtiyacı, yahut “ben artık bir başkasıyım!”diyebilmek saadeti. * Fakirlik, içimizde etrafımızda ahenk bulunmak şartıyla –ve şüphesiz muayyen bir derecesinde-zannedildiği kadar korkunç ve tahammülsüz bir şey değildir. Onun da kendine göre imtiyazları vardır. Benim çocukluğumun belli başlı imtiyazı hürriyetti. Bu kelimeyi bugün sadece siyasi manasında kullanıyoruz. Ne yazık! Onu politikaya...

Sonuna Geliyoruz

Sonuna geliyoruz dostum Eksiliyor soframızda Bir bir iskemleler Duyuyorum içimde Yeşeriyor baş verip Toprağa vereceğim tohum Bu yaştan sonra her şey Uzak yakın bana eşit geliyor Toprağı daha bir seviyorum Necati Cumalı

Çapa

Sabahın demiriyle kapalı sular sönmesini beklediğin dün yaraları zamanı gelen aşkın çağırdığı rüyalar açık deniz korkular kara parçası yıldızımın sahibi kalbime saldığın çapa birlikte yaşlanmayacağımızı bilmenin yaş farkı Murathan Mungan

Âh!

Her aşkın öldüğünde gittiği yer aynı değil. aynı değil kalbin kaldırdığı hasat, uğradığı zarar Ben çıkamazken yüzüne kan oturmuş akşamlardan dışarı serde bu heves, bu ümit, bu humma aşk adaşım olana kadar bendeki bu kalp imkânı! Biliyorum aynı şafağı sökmüyor gecelerimiz bu aşk benimle benim aramda artık gerisi yas tutan kelimelerin âhı! Murathan Mungan

Öldürdüğümüz Aşklar İçin

                                                             Ziya Yağtu'ya Bir akşam yemeğinde Şerefe! niyetine söylenmiş Fransızca bir sözün yanlış çevirisi: "Öldürdüğümüz aşklar için!" İstemediği kadar çok şeyi birden tanımlayarak Bir zemberek gibi boşalır İçinde yaşanan ham gerçekliğe Birbirimizden kaçırdığımız gözlerimiz Şimdi birbirimizden kaçırdığımız gerçeklerle göz göze Ne çok karanlık nokta ışığa çıkar Ne çok şey birden ölür Kalabalık masaların sessizliğinde, böyle gecelerde, Bir kahkaha, bir söz, bir bakış Bekletilmiş ayrılığa ad koyar "Öldürdüğümüz aşklar için!" kaldırılan kadehlerde eski zehirler bütün gücüyle kendini tazeler sağ kalmak ne mümkün öldüre öldüre Bu söz doğru çevirisinden daha güzel, der biri Aşkın ve şiirin çevirisi olmaz, diyeri geçirir içinden bir diğeri Tıpkı doğrusunun da olmadığ...