Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Sığınmacılar

Düşerken yontulduk yamaçtan Kapılmış giderken sele, tıraşlandık Şu durup güneşlendiğimiz yere bakın Evrensel vicdanın yokluğunda Sürünerek ulaşabildiğimiz yere Üstündeyiz bir kayalığın Gölgesinde yaralı ağaçların İleri yürüsek Geri çekilsek Sağımız Solumuz Uçurum. Ferruh Tunç

Gönlüm

Benim gönlüm su içen bir yaralı ceylandır Bozulmuş bahçelerin yaslı havuzlarından Senin gönlün çalınmış bir dal kızıl mercandır Uçarı geyiklerin sedef boynuzlarından. Ömrümüz bir yolculuk gibi hazin ve yaman Bilinmez hangi çölde kaybolacak bu kervan Eşsiz güzelliğini kıskanıp çalan zaman Bırak çağlayan gibi aksın omuzlarından!. Şinasi Özdenoğlu

Kitap okumamak hiç kimseyi câhil bırakmaz

Günümüzde münevvver olmanının asgarî şartı: Türkiye'de az kitap okunduğuna dair istatistik paylaşıp bu vaziyetten yakınmak.. Sanki insanlar okumaya teveccüh gösterdiğinde, klâsik ilim ve edebiyat geleneğinin süzgecinden geçmiş eserlere yönelecekler.. Kitap okumadığından şikayet edilen kitle, popüler yazarların potansiyel “müşteri”leridir. Bu adamların değirmenine su taşımanın lüzumu yok.. Türkiye’de en çok okunan(satan) yazarların hiç birisi; kendi memleketine, aldığından daha fazlasını verebilecek karaktere sahip değil.. Bizim milletimiz yazının değil sözün hakikatine itibar eder.. Yani, ilim ve irfânı şifâhî kanallardan temine temâyül gösterir.. Kur’ân’daki “oku” emri de “yazı”ya değil hakikat ve tefekküre matûftur.. Bu âyete telmîh ile okumamaktan şikâyet ise şarlatanlıktır.. Okumak farklı sınıf ve seviyelerde, ihtisâs ve zevk ameliyesidir.. Bu sebeple herkes kitap okumak zorunda değildir.. Ayrıca kitap okumamak hiç kimseyi câhil  bırakmaz.. Çünkü, cehâlet ile...

Geçmiş Zaman Açıları

boğaz’da çiviyazısı gemiler arasında italik yelkovan sürüleri orada kayıp bir cenin belli belirsiz gülümserken ve bilmediğimiz bir dilde şarkılar uydururken hayat için hatırlıyorum kâbus korosunun o anlayamadığım hitabını “şimdiazsonrahiçbirzaman” haliç’te içli bir mandolin akortsuz düşleriyle ses verirdi hep çocuk kalacak bir yetimin içinde biriktirdiği itirazlara ki kimse duymazdı onu çöplenen martılardan başka ve bukağı tam da yürekteyken “şimdiazsonrahiçbirzaman” yaşlı bir babaydı iskelede unutmuş kendini ıslatan bütün dalgaları unutulmuş kendine bağlanan vapurlarca bütün çocukları ölmüş bir baba gibi gözleri sebepsiz yere ufukta ve unutmadığı çocuklarıyla konuşurken hiçbir martı konamıyor o kör bırakılmış babaya “şimdiazsonrahiçbirzaman” Suavi Kemal Yazgıç Taş Suya Değince / Ebabil Yayınları

Ve Adam Ve Çocuk Ve Kırlangıçlar

          adamın içindeki çocuk ölüyor çocuğun içindeki adam kelimesizliği giyiyor adam kelimelerinden soyunuyor çocuk ve hayata giden yollarda saat kulelerine inat çoğalıyor kırlangıç cesetleri ölüyor adamın çocuğu ve çocuk adam olamayacağını görüyor denize indirilmiş tabutlarda “ne çok yalan söyledim duyulmadı” diyor çocuk adam ekliyor “ne çok yalan uydurdum hiç biri uymadı biçimsiz gövdeme” çocuk soğuyor avuçta adam çocuğun kalbinde bin parça oluyor kelimelere inat ve kırlangıçlar uçuşlarıyla akşamı bildiriyor yanılanlara çocuk büyüyor adam unuttuğu bir büyüye kapılıp kayıplara karışıyor nedense “sessizlik büyüdükçe çöl yürüdü içime çöl büyüdükçe sessizlik yürüdü” “ve akşam mirim, akşam” Suavi Kemal Yazgıç

İsmet Özel - Şiir Okuma Kılavuzu

Bu yeryüzünde insanoğlu şairane mukimdir. * İnsan mısralarda, şiirlerde hiç kimsenin elinden alamayacağı bir yurt bulur. * Şiirin yüzünü hiç kimsenin hatırlamadığı bir dünyada birinin kalkıp, şiirin tanınmaya değer bir yüzü olduğunu, ortalıkta dolaşan renkli ve solgun yüzlerce hayaletin yalnızca maskeler olduğunu söylemesi lazım. * Artık edebiyat çevrelerinde edebiyata ilişkin ölçülerin esas alınması ayıp sayılmaya başlandı. Üstelik artık edebiyat çevresi diye bir şey yok. Artık şiir(!) değerlendirmelerine paranın, apoletlerin ve koltukların gölgesi düşmüştür. Artık çevreden değil, piyasadan söz etmek; okuyarak, tadına vararak değil, pazarlıkta uyuşarak bir şeyler elde etmek zamanıdır. * Şiir saygısı vardı bir zamanlar Türkiye’de ve bu saygı insanların saygıya değer şeylere özenmelerine de yardımcı olurdu. * Sözünü ettiğim, niteliklerini dile getirmeye çalıştığım ortam Türkçe’nin henüz sevildiği bir ortamdı. Belki bu sevgi yüzünden şiirin uyardığı bir çok başka şe...

Olmadı gönül terk-i diyâr eylemeyince

1 Arâm idemem bûs u kenâr eylemeyince Sînemde gelüp yâr karâr eylemeyince 2 Fârig olamam deşt-i talebde tek ü pûdan Ol gözleri âhûyı şikâr eylemeyince 3 `Ayb eylemenüz her gice feryâd u figânum Râhat bulamam nâle vü zâr eylemeyince 4 Ol yâr işiginde bize yer komadı agyâr Olmadı gönül terk-i diyâr eylemeyince 5 Bâzâr-ı mahabbetde ruh-ı zerde bakılmaz Tâ sırma-keş-i `aşkı `ayâr eylemeyince 6 Kan aglamaga başladı zahm-ı dil-i Yahyâ Açılmadı çak cânına kâr eylemeyince Şeyhülislam Yahya Efendi

Bil ki sen gitsen yanımdan tende cân elden gider

158 Ey ki yoktan bu cihânı var eden Perverdigâr Yeri sâbit gökleri devvâr eden Perverdigâr Küntükenzen âyeti vâsfmda olmuştur nüzûl Varlığına Künfekân ikrâr eden Perverdigâr Cümle bu âlemde sen günden dahi zâhir iken Dilde dâim adını Settâr eden Perverdigâr Mü’mine mesken kılubdur bâğ-ı cennât-ı naim Münkire kâfir makamın nâr eden Perverdigâr Cümle eşyâlar gözün der hâb ettin giceler Gökte kevkebler gözün bîdâr eden Perverdigâr Üşte doğdu ay ü gün hem gölge saldı âlerne Künfekânın sırrını izhâr eden Perverdigâr Mısr içinde Yûsuf’u bir kul iken sultân edüb Derd ile Ya’kub’ımu bîdâr eden Perverdigâr Yunus’u derya içinde unutturan bir balığa Âteşi İbrahim’e gülzâr eden Perverdigâr Bir kulunu zâr edüb hışm ile fin-nâr-ıs-sekar Bir kulunu mahrem-i esrâr eden Perverdigâr Yağdıran deryâya gökten âb-ı nîsan yağmurun Katresinden lü’lü-i şehvâr eden Perverdigâr Enbiyâlar cem’ine yazdırdı a’lâ mertebe Mustafâ’yı cümleden muhtâr eden Perverdigâr On iki ma’sûm imamı...

DER SITAYIŞ-I HACE EFENDI

1 Seher şehin-şeh-i çârum serîr-i nüh-kişver Diyâr-ı Şâm'ı alup itdi nice feth ü zafer 2 Tekâver-i felege oldı devletiyle süvâr Sevâd-ı magribe dek ide tâ ki `azm-i sefer 3 Adem diyârına gitdi gurâb-ı kulle-nişîn Bedîd olınca felekde hümâ-yı zerrîn-per 4 Sipihr var ise bir nev-cevâna âşıkdur Ki dag yakmak içün sînesine kor ahker 5 Şu`â-ı mihr degüldür felek sahîfesine Debîr-i çarh çeker her sabâh cedvel-i zer 6 Pür idi dâne-i encümle gerçi hırmen-i şeb Düketdi komadı bir dânesini mürg-i seher 7 Sabâh olınca yüzi karası çün itdi zuhûr Gice aceb neye gögsün gerüp gezerdi kamer 8 Arûs-ı dehri bu gûne zîb ü zînet eylemege Şafak olur tutuk-ı al mihr otâga-i zer 9 Alup eline yâhud tâs-ı mihri sâ`il-i çarh Der-i atâ-yı hudâvende geldi cerre seher 10 Sipihr-i kevkebe Hâce Efendi kim virdi Cihâna pertev-i hurşîd-i fazlı revnak u fer 11 Kanı anun gibi bir hâce-i huceste-misâl Kanı anun gibi bir pâk-tâb u sâf güher 12 Mekârimini yakarken sahîfe-i felege Kusû...

Dünyaya fatih olmaz zulüm ile rezalet

Dünyanın damarını kim tutsa İsa gibi, İnsaf ve adalet ile olur dünya hakimi, Dünyaya fatih olmaz zulüm ile rezalet, Yer yüzünün fatihi adalettir, adalet! Her şey kainatta cezbe bağlıdır, Alimler bunu aşk adlandırır. Ruhunun aynasından pak olsun koy varlığın, Kırk günün acısından gülsün bahtiyarlığın, İnsan oğlu kazanar zindanda da şan-şeref, Getirmiştir Yusife karanlık zindan şeref. Kölelik zincirini acısız atmak olmaz, Izdırapsız, azapsız şerefe yetmek olmaz. Hanende bestesiz şarkı söylese, Söz ile kemança güler o sese. Akıllı adamın söyledikleri Yer altına düşse, yitmez değeri. Sözün de su gibi letafeti var Her sözü az demek daha hoş olar. Sözün kanatları var kuş gibi ince-ince Dünyada söz olmasa, neye gerek düşünce. Dünya bir tarladır dikkatle baksak Her kes birbirine çiftçidir ancak Dost ona derler sır saklar perde tutar Düşman rüzgar gibi her zaman perde yırtar. Akrebin düşmanlığı beterdir ejderhadan Ejderha açık vurur, akrep gizli her zaman. ...