Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kuğunun Ölümü

Bu güzel bir kuğunun ölümüdür Kuğu hoşça doğar güzelce ölür Ölüm gecesi tek başına konar suya Yalnız bir ırmak köşesinde ölür O köşede o kadar gazel okur ki Sonunda gazellerin içinde ölür Kimileri inanır ki bu çılgın kuş Nerede âşık olmuşsa orada ölür Bilmeden başka yerde ölmemek için Ölüm gecesi oraya koşar ve ölür Bir kuğunun ovada öldüğünü görmedim Diyelim ki inanmadım bir kuğu böyle ölür Bir gün suyun kucağından gelip Bir gece yine suyun koynunda ölür Sen benim denizimdin, aç kucağını Bu güzel kuğu ölmek istiyor Mehdî Hamîdî Şîrazî Çeviri: Hicabi Kırlangıç Meşrutiyetten Cumhuriyete İran Şiiri

Sahster Kıyılarında

Uzağım sılamdan -bir kuş nasıl uzaksa yuvasından Yiten ömrüm gibi bugünümdür şimdi unutulan Düşünceler ağırlaştırdı başımı, dudaklarım kapalı Gece bana, ben geceye söylüyorum söylenmeyecek sırları Söyleşecek bir şey yok kimseyle aramızda Sahster kıyılarında deniz ne söylüyor bana? Neden bana doğru geliyor dalgası denizin haşin? Neden yumruğunu savuruyor bana bu hecin? Ne yarar sağlayacak beni gamdan ayırmakla, Ne yapacak ki hüznüm denizin kaynağına? Ne ki bu soğuk dalgalı deniz iyice ısınmış işine Ellerini ovuşturuyor, coşkuyla vuruyor ayağını yere. Hayal gibi kaçıp gidiyor, uzak yollardan geliyor Bilinmez bir sır dalgalarıyla birlikte geçiyor. Dudaklarını aralayıp her an bir söz söylüyor üzgülü Onun sözleri yeniliyor benim eski üzüntümü. Eski gamlar altüst edince yüreğimi Yoruyor beynimi sıla, yar düşüncesi. Uzaktan okşayan denizin önüne Mutluluğu sürüyorum, bir olup konuğum hüzünle. Oturup soğumuş -ama acıyla yanan- alnım ile Yitip giden günlerimi ekliyorum birbi...

Yirmi Sekiz

ey ölüm daha da özel tut hikâyemi ki daha fazla ağrıtmayayım dostlarımın kulağını bütün gece boyunca iştiyaktan ağladım daha nasıl anlatayım karmakarışık halimi daha ne kadar hatmedeyim kendimi?                                                    allah aşkına ertesi güne atma imtihanımı yanmam için bir kıvılcım yeter yanlışlıkla yakma evimi barkımı öyle yak ki dumanım kaçmasın kimsenin gözüne yeniden akıtma göğümün gözyaşlarını cimri değilim               ama                    zevk sahiplerine bağışla gazel gazel benden kalan hatırayı bir yanlışlık olsun da işin içinde öpücük alır gibi al canımı sen ölüm değilsin                             yenilerin başlangıcısın gel de seninle ba...

Kuşlar

kuşlar vardır yuvalarını terk eden başka yere giden ve yuvalarının rüyasını gören onlar baharları kışa giderler ve baharda olduklarına dair rüya görürler kuşlar vardır gece gündüz bizi yalnız bırakıp gece gündüz bizimle olduklarına dair rüya gören sen o kuşları gördün ve seninle olduklarına dair rüya görüyorsun Ziyâ Muvahhid Çevren: Hicabi Kırlangıç

Ölümümden Söz Ettim

Başka bir baharın gürültüsü Haftalar ötesinden                             duyuldukça, Gitmekte olan                        eski kara Ölümümden                   söz ettim. Kafile ulaşıp yükünü çözdükçe Ve her yerde                    ovada Kiraz ağaçlarından                misk kokulu ateşler yaktıkça Bahçenin mangalına Ölümümden                 söz ettim. * Tozlu ve yorgun Uzak yolundan                       yaşlı yaz                             çıkıp gelince Duvarın gölgesinde Ağırca oturup yaslandı Ve çocuklar       ...

Abdülbâki Gölpınarlı

  Ihlamur'dan Teşvikiye'ye uzanan yokuşun üst ucunda, sık sık rastladım ona… Beyaz saçların üzerine itinayla oturtulmuş siyah berenin altında pembe, güleç bir yüz; daha bir itinayla kesilmiş uzun, beyaz ama yer yer hafif sarımtrak bir sakal, kalın bir baston ve ceketin altında yakasız bir gömlek…           Ne zaman görsem, bir hareket fark ederim dudaklarında… Her an bir dua, yahut nefes veya mersiye okumakta olduğunu çok sonraları öğrenecektim…        1970'li senelerdi… Yolda, her ay, en az iki defa karşılaşırdık… Bizim Teşvikiye'nin sakinlerinden değildi… İsmi de, cismi de, ne iş yaptığı da merak olmuştu ve hiçbirşey bilmiyordum hakkında… Sadece bir sırrını çözebilmiştim: Yokuşun yukarısındaki camiin hemen yanıbaşından kalkan Karaköy dolmuşuna bindiğini…         Hatta bir defasında, Kadıköy'de tesadüf etmiştim… İskelenin birkaç yüzmetre ilersinde, daracık bir sokakta, zeytinyağı satan dükkânın önünde… İmbikten...

Akla Karşı Tezler

1. Gecenin üçüdür en uygun zaman, bahse girerim düşünün: sabah çok yakın oysa ışıltı yok ortalıkta nerdeyse gece bitmiş ama sürmekte karanlık henüz uyanmış bazıları henüz uyumamış bazıları bazıları uyanmış uykusuna doymadan bazıları uykusuna varmadan doymuş görüyorsunuz ilm-i hilaf ü cedel düzeniyle hayat nasıl da sürüklüyor kendini ve ben bunu kanıtlayabiliyorum şu şair halimle böylece size ey saygıdeğer erbab-i cumhuriyet akıllı ve yetenekli olduğumu kanıtlamış oluyorum sizler de bu derin bilgeliği kavrayarak kendi değerinizi ortaya koymuş oluyorsunuz. 2. Ütüsüz bir pantolon kadar tedbirliyim tarihi bir gerçek kadar sıkılgan bilmem ki Tesalya'daki Termofil bir yiğitlik anısı bir hayınlık anıtı mı olsa yine bilmem quantum kuramını öğrenen insan haklı mıdır kendini ardıçkuşu sanmakta- ben yirminci yüzyılın sonlarında en uzak uyanışlar ikliminde yaşadım bir imparatorluk genişliğindeki gençliğim sırasında kadınlardan daha çok birinci şubeye vardım. ...

Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz?

Köylüleri niçin öldürmeliyiz? Çünkü onlar ağır kanlı adamlardır Değişen bir dünyaya karşı Kerpiç duvarlar gibi katı Çakır dikenleri gibi susuz Kayıtsızca direnerek yaşarlar. Aptal, kaba ve kurnazdırlar. İnanarak ve kolayca yalan söylerler. Paraları olsa da Yoksul görünmek gibi bir hünerleri vardır. Her şeyi hafife alır ve herkese söverler. Yağmuru, rüzgarı ve güneşi Bir gün olsun ekinleri akıllarına gelmeden Düşünemezler... Ve birbirlerinin sınırlarını sürerek Topraklarını büyütmeye çalışırlar. Köylüleri niçin öldürmeliyiz? Çünkü onlar karılarını döverler Seslerinin tonu yumuşak değildir Dışarda ezildikçe içerde zulüm kesilirler. Gazete okumaz ve haksızlığa Ancak kendileri uğrarlarsa karşı çıkarlar. Adım başı pınar olsa da köylerinde Temiz giyinmez ve her zaman Bir karış sakalla gezerler. Çocuklarını iyi yetiştiremezler Evlerinde, kitap, müzik ve resim yoktur. Bir gün olsun dişlerini fırçalamaz Ve şapkalarını ancak yatarken çıkarırlar. Köylüleri niçin ö...

Garîb

Gurbet ender, gurbet içre olmuşum cânâ garîb Şimdi âlemde benim ben, bî-emel yektâ garîb Hânumânım bâde vermiş gird-bâd-ı rûz-gâr Âşinâ yok derdime, dil gavta-zen, deryâ garîb Neş'e-i ümmîd nâ-peydâ, şikeste câm-i mey Kalmamiş yârân bu meclisde bu şeb sahbâ garîb Hatt-ı nâ-fercâmımı yok bir bakıp fehmeyleyen Her görüp seyrettiğim sîmây-ı bî-mânâ garîb Mâ'bedim kâşânelerle sanki gark-âb-ı memât Kalmamış seng-i mezârım, mevt-i bî-pervâ garîb Şâhidim, şehdim, şuhûdum, sanki olmuş bir serâb Düşdüğüm bîgânelik bezmindeki feyfâ garîb Yok dilimden anlayan bir hemdemim, bir mahremim Sanki zât-i pâk-i Hakk'la olmuşum râ'nâ garîb Gök o gök amma ne çâre yer değil artık o yer Ben bu yerde olmuşum bîçâre vü bîcâ garîb Nağme-i şevk-u tarâb olmuş cünûna müntehî Beste çılgın, güfte mecnûn, tenni tennennâ garîb Dilkurum sa'yiyle oldu defter-i dîvân-ı dîl Nazmı nesrinden beter her sûret-i inşâ garîb Hâl-i zâr-ı bî-karâr-ı derd-i bî-dermânımı Sanki vakti...

Külfet

Hızır Yumuşak bir çocuk ağzı Hızır Ağ atıp durdun diri denizin suyuna Hızır Bu balıklar platin Kapı açık Ev ve ben Yalnızız güya Odalar Kalp duvarlarına ayarlı Bir duygu kalabalığı Seni seviyorum Yankılanıyor bu Sokakları kalabalıkla geçiyorum Herkesin Bakıyorum bir kefeni Bir tabutu var sırtında Bir sorum da var büyük kente Sevgi hangi tenhada yaşanır Hangi türbede ürer Hangi mezbahada boğazlanır Açık ağızları kadınların Bir damla süt konuyor Şiş gözlerine çocukların Babalar pazularla Ekmek aralarında kırbaçlanıyor Duruyorum. Sis çöküyor üstüme Engebeler bir bir kalkıyor Bu kapılanası yalnızlıkta Seni seviyorum Seni duyuyorum kendimi Ah yalnızlığım Başını al git bir gün Bırak beni Dostlarla buluşup toplanalım başında Asfalta yığılıp kalan ölünün Buluşma saatında denizler Saat kuleleri On adım atınca ağaçlar Pranga dükkânları Ağzı düdüklü adamlar Bir atmaca geçiyor başımdan Önüm arkam boy boy tazılarım Bir av sahnesinde bakışlarım Di...