Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Gülümseyişlerinin, sesinin ve öteki güzelliklerinin anısına tutkun olan kişi

4 Mayıs 1925  Sevgili ve Soylu Aliye,  Bana, geceleri sıkıntıyla ve uykusuzlukla nasıl baş ettiğimi soruyorsun. Bir mum gibi: Öyle ki, sabah olduğunda söndürüyor, ihtiyaç duyduğumda yeniden yakıyorum.  Tersine, dün gece iyi uyudum. Ama ben uykuyu uykusuzluk için seviyorum. Yeniden hazırım. Öyle gözüküyor ki ben, uyumak denen bu rahatı, dışarıdan bir rahatsızlık gibi gözüken o şeye tercih etmeyeceğim. O rahatlık seninle benim ellerimizde ve o rahatlık... bu karanlık gecede, hayaletlerle ve umutsuzlukla uzayıp giden zamanda, ah, şeytan bile telkinini esirgiyor şairden.  Pek çok kez telkin etti; kabul ediyorum. Yıllarca bunu arzuladım ve çok kötü şeyler yaptım: Gerçeklikle bağım koptu, uçtum, ayağım yerden kesildi. Bir kartal gibi dağa kaçtım. Deniz gibi çıplak ve dalgalıydım. Yaradılışın kötü doğası kalbimin kanını eli- me buladı. Kötülüğe iyilikle, iyi davranışla karşılık verdim. Yavaş yavaş bendeki iyi niyeti değiştirdiler. Kolay inanırlığı, rahatlığı, çocuk masumiye...

MEVLÂNÂ’NIN DÜŞÜNCESİNDE KADIN

1. Mevlânâ’nın İranî-İslamî düşünce ve sanat alanındaki konumunun üstünlüğü ve kendine özgü dünya görüşünün önemi nedeniyle onun düşüncesinde kadının konum ve makamının incelenip değerlendiril-mesi üzerinde düşünülmeye değer bulunmaktadır. İnsanlık bilimi alanında böylesine etkin ve yapıcı bir kişilik çok az bulunur. Mevlânâ’nın üstatlık derecesi, onun şairlik konumundan önce gelir. Hakikatte de Mevlânâ, ilk önce görüş sahibidir, daha sonra sanatçıdır. Bundan dolayı dünyaya ve insana olan kendine özgü bakış açısı da önemlidir. Kimilerinin düşüncesine göre, Mevlânâ’nın şeffaf ve parlak sözleri –en azından Mesnevî’de– göz önünde bulundurulduğunda ona göre, kadınların kemal noktasında gözle görülür bir değere sahip olmadıkları açıktır ve Mevlânâ’nın onları değerlendirmesi açıkçası olumsuzdur. Burada konuyu değişik açılardan görmeyi ve kendi dayanak noktalarımızı da değerli okuyucuya sunmayı amaçlamaktayız. Bu satırların yazarının kafasında ve bu yazının içinde var olan tek nokta, hüküm ve...

Kayığının Başında

Kayığının başında düşünen kayıkçı inliyor boyuna seferinin acısıyla, denizin kıyısında: "verse bir yol, sahile vuran dalgaların kargaşası"   zorlu bir fırtına dövmektedir denizin yüzeyini dehşet saçan hadiselerle dolu gecenin huzursuzluğuyla doludur yüreği kayıkçının   sahilde, ama yine de kaygılıdır kayıkçı feryat eder daha büyük bir huzursuzlukla: "n'olur, bir daha düşse yolum, engin denize!" Nima Yusiç

Kârun

Kayık hafif bir kuğu gibi sakince Sakince gidiyordu Karûn’un üzerinde Güneş sahildeki hurmalığa doğru Ufkun eteğinden çekiliyordu Ufuk sularla oynaşırken Bürünüyordu bambaşka bir görkem ve gize Gelinciklerle dolu ovada sarhoş bir rüzgâr Sanki gidiyordu sendeleye sendeleye Genç, dalgaların bağrında kürek çekip Sürüyordu kayığı ve kayıktaydı canı Hüzünlü sesini bırakmıştı rüzgâra Gönlü tutsak, gam hastası: “İki zülfündür rebabımın teli Ne istersin bu harap halimden Bize yâr olmaya niyetin yokken Neden her gece düşüme girersin” Kayığın içinde gece rüzgârından Dalgalanıyordu hafifçe saçları Kayıktan dalgalara eğilmiş bir kadın Parmak uçlarıyla okşuyordu suyu Ses, gül kokusu gibi rüzgârda Yavaşça yayılıyordu her tarafa Hüznün sıcaklığıyla genç söylüyordu şarkısını Okşayan bir el ararken: “Bana bal değilsen neden zehirsin Yârim değilsen neden yanımdasın Merhem değilsin gönül yarama Neden yaralı yüreğime tuz serpersin” Ses yoktu ve kadının akşam alacasında Gece mavisi rengine bürünüyordu yüzü...

Mehtap

Rengi uçmuş ayın alacakaranlığı altında Duman gibi üzücü ve gönül çalan bir ışıkta Düşmüştü ve siyah saçları rüzgârın eline Dalgalı ve gönlü aldatan Gecenin aydınlığına karanlığın resmini çiziyordu. Irmak akıyor ve suyun hüzünlü sesi Arkadaşlarının hüznünü anlatıyordu sanki Ve uyuyan aşklar ve ölülerin kederi ile Gizlenmiş bir acıya sahipti Mehtabın soğuk ve yorgun ışığında, dağlık Uzak kalmış bir arzu gibi Ümit halesi gibi Ya da ipekte zarif ve hevesli bir ten gibi Görünüşte uyuyordu Ve sevinçli, suskun kırlardan geçiyordu Akşamüstü yavaşça O, canımın ümidi, o hayal gölgesi Kendi hayalinin sıcak alevinde yanıyordu Mehtabın parlayan alnından okuyordu Benim kederli efsanemi ve kendi sıkıntı şerhini. Ferîdûn-i Tevellelî

Fırtına Habercisinin Türküsü

Rüzgâr, beyaz denizin geniş düzlüğü üzerinde kara bulutları topluyor Deniz ve bulutlar arasında, gururla açılmış bir kanat uçuyor Fırtına habercisi sanki siyah bir şimşek gibi Bazen bir kanadı dalgalara değmiş, bazen de bulutlara doğru atılmış bir ok gibi Fırtına habercisi haykırıyor Bulut ise mutlulukla kuşun korkusuz çığlığını dinliyor Bu sesin içerisinde, fırtınanın sesi, gazabın gücü ve hevesin kıvılcımı vardır Bulutlar bu çığlığın içindeki galibiyete olan tam inancın sesini dinliyorlardır Dalgıç kuşları da fırtınanın önünde inliyorlar Denizin üzerinde sakinlik için kanat çırpıyorlar Kendi korkularını ise suyun derinliklerine gizlemeye hazırdırlar Yaşamın tadından habersiz inliyor [bu] dalgıç kuşları Gök gürültüsünün gümbürtüsü korkutuyor onları Aptal penguense semirmiş vücudunu korkarak gizliyor kayalıklarda Sadece gururlu fırtına habercisidir Özgürce ve cesaretle uçar kabarmış denizin yukarısında Daha da kararmış ve ağırlaşmış bulutlar alçalıyor denize doğru Dalgalarsa şarkı söyl...

Kaside

Zirvelere ulaşmak keskin kılıçla, Ve düşlere kavuşmak kara mızrakla. Kim ki hurma ağacının yumuşak dallarını aşağı eğer, Başarı ve zafer ağacının olgunlaşmış meyvesini sonunda yer. Ölümden sonra keskin kılıç darbesi neye yarar? Zaten ölmüştür heybetinden ürküp iki büklüm özür dileyen bîzâr. Hiç kınanmasa da savaştan korkan beşer, Savaştan hüsrana uğramış bir şekilde dönmesi ona yeter. Sen yaprağa durmadıkça, hiçbir zaferin yaprağı yeşermez, Düşman korkusu sürekli damlayan kan gibi bitmez. Kim mızrak korkusuna boyun eğerek kaçar, İnce belli, beyaz tenli ve cilveli dilberlerden uzak teselli arar. Kim ihtiyaç kapısı olursa ölüm ve sıkıntılara olur çare, Daha önce bir savaşa girmemiş olsa da bîçare. Kim derin cenklere dalmaz ise, Parlak incilerden gerdanlığı dizemez ipe. İşte odur ki engin kalpli kişi, Susuzluktan kavrulandan başkasını yanına yaklaştırmayan kişi. Peygamber Mustafa’nın adaşı, mutluluk saçan, Cömertlik yayan, tepelerin güneşi, ihsan dağıtan. Dinin temelini güçlendiren, dinin...

Kınamaya gelmez sevgilim

Kınamaya gelmez sevgilim Terkedince onu, kaybederim Bana der, yok benim benzerim Benim de yok eşim benzerim *** Rabbim! Kor ateş üstündeyim Asaleti bilmez hizmetçilerim Kiminin cehaletinden çekerim Zekisinin de hilesini beklerim Hafsa bint Hamdûn el-Hicâziyye

Ayrılığımız için uğraşanlar var ya

Ayrılığımız için uğraşanlar var ya Niyet yok bizde intikama Geçtiler her taraftan saldırıya Azdır beni savunan ama Çarpıştın onlarla göz yaşlarımla Canımla, kılıçla, ateşle, suyla Hamdûne bint Ziyâd el-Mu’eddib Çeviri: Ömer İshakoğlu

Bu ayrılıktan sonra var mı acaba

Bu ayrılıktan sonra var mı acaba Aşığın şikayetini sunacağı bir lahza Kışın beni ziyaret ettiğin her anda Gecelerdim içimdeki ateşin koruyla Günler nasıl geçsin ayrılık acısıyla Kader korktuğum şeyi getirdi başıma  Ayrılık bitmiyor geceler aksa da Sabrın da niyeti yok beni azada Vellâde bint Mustekfî-Billâh