Ana içeriğe atla

Kayıtlar

AZİZ NESİN'İN ANILARI BÖYLE GELMİŞ BÖYLE GİTMEZ

Çürüklük'teki tekkeye gittik. Tekkenin bütün dervişleri orda toplanıyorlardı. Niçin? Kurtuluş Savaşı'ndan sonra ilk kez İstanbul'a gelecek olan Gazi Paşa ordusunu karşılayacaklar. Dervişler, bir sonra tekkelerini başlarına yıkacak olan adamın ordusunu karşılamaya gidiyorlar. (84) *** Yoksullar yaşamları boyunca yalnız  bikez kolaylık görürler, o da öldükten sonra; cenazeleri hemen kalkar, çabucak. O gün öyle geçti. (98) *** Kırçıl sakalıyla ellisini aşkın gibiydi. O zaman annem yirmi yaşındaydı. Bikaç kez babama annem için, "Kızınız mı?" diye sormuşlardı Annem kocası için kendisine "Babanız mı?" diye sorulmasından hiç hoşlanmıyor, onun için de babamın kırçıl sakalını kestirmesini istiyordu. Sürekli yaşlı görünmeye çalışan babam, ben de iki kez baba olduktan sonra bigün bana şöyle demişti: -Annenle evlendiğim zaman çocuğum olursa büyüdüğünü göremem, diyordum Otuziki yaşımdayken sen doğdun. Senin delikanlılığını göreceğim umudum yoktu. Ama şimdi torunlarım...

AZİZ NESİN'İN HATIRALARINDA ANNESİNİN ÖLÜMÜ

Dikiş Makinesi Müslüman cenazesinin bütün gideri, ölenin kendi el emeğinden kazandığı parayla yapılacak. Kefen bezini önceden hazırlayacak Müslüman. Cesedinin yıkanması için gereken sabunu, lifi de önceden biyana koyacak. Annem de öyle yapmış. Kefen bezi, sabun, lif, pamuk, hepsi sandığındaymış. Babam söylüyor bunları. Annem bişey daha söylüyor babama ki, annemin bu sozleri babamı tüm yıktı. Diyor ki annem: - Cenazemin kendi paramla kaldırılmasını istiyorum. Benim el emeğimle alınmış bu evde yalnız bir dikiş makinesi var. O dikiş makinesini sana satıyorum. Onun parasıyla benim cenazemi kaldırt. Babamın üzüntüsünün sonu yoktur. Babamın herşeyi, nesi varsa, hepsi annemin... Dahası, babamın hayalleri bile annemindir. Öyleyken o neden böyle yapıyor? Annem ne yapsın? Ona göre Müslümanlık böyledir. Tek malı olan dikiş makinesini babama satmış olacak, parasıyla da cenazesi kaldırılacak. Bu dikiş makinesini anneme evlenirken, evlatlık olarak evlerinde bulunduğu Salim Bey'le eşi Süreyya Han...

BABAM

Dünyaların en iyi babası benim babamdır. Düşmandır düşüncelerimiz, Dosttur ellerimiz. Dünyada tek elini öptüğüm, Babamdır. Kırkını geçtin, adam olmadın der, Başım önünde dinlerim, Önünde tek baş eğdiğim babamdır. Sabahlara dek Kur'an okur Anamın ruhuna, İnanır ona kavuşacağına. Bana gâvur der Diş bilemeden Dünyada tek bağışladığı ben, Tek bağışladığım odur. Başım derde girdikçe bakar çocuklarıma, Bitürlü ölemiyorum der senin yüzünden, Çocuklar ortada kalacak, Ölemez kahrımdan benim, Yaşamak zorunda benim yüzümden. Gözlerindeki ateş bakışlarında söner, Tuttuğun altın olsun der. Çocukluğumu tek anlayan odur, Dünyaların en iyi babası benim babamdır... Aziz Nesin (1915 - 1995)

ORTA ÇAĞDAN GÜNÜMÜZE FRANSIZ ŞİİRİ ANTOLOJİSİ YAKUP YAŞA

ÖN SÖZ AVANT-PROPOS Değerli şiirseverler, sizleri, çoğu insana nasip olmayan ince duyguları, engin gönülleri ve ilahi vicdanları sayesinde; evrenin hemen tüm yükünü omuzlarında hisseden, insanların insan kardeşleriyle ve tabiatla dostça geçindiği, güzelim dünya nimetlerini kansız kavgasız ve adil bir şekilde paylaştığı, aşk ve sevgiyle bezenmiş huzurlu bir dünyanın hayalini kurmaktan başka bir günahı olmayan nice şair ve ozanla buluşturmanın büyük sevinç ve heyecanı içindeyiz . Bu çalışmanın yüzyıllar boyu onlarca şiir akımına yön vermiş, yüzlerce şaire ilham kaynağı olmuş engin Fransız şiirinin hafif bir esintisinden ibaret olduğunun farkındayız. Bu mütevazı güldeste (le florilège: antoloji, seçki) ile sizleri, idama mahkûm edilen Villon'un ölüm karşısındaki haykırışından, Ronsard'ın Gastine ormanındaki ağaçlara inen her baltanın âdeta kendi yüreğine saplandığından, Bourget Gölü kıyısında sevgilisi Elvire ile yeniden buluşmayı ümit eden Lamartine'in yaşadığı hayal kırıklığ...

Göz daha fazlasını görür Kalbin bildiğinden.

4. Ağlaya ağlaya yürüyorum kayalar üzerinden,  Dehlizler ve ölüm vadileri üzerinden.  Neden ki hakir görüyorsun Ahania'yı,  Kendi ışıl ışıl huzurundan neden fırlatıp atıyorsun beni,  Yalnızlık Dünyası içine? 5. Dokunamıyorum onun eline, Ne de ağlayabiliyorum dizlerinde, işitemiyorum Tatlı sesini ve okçu yayını, ne de görebiliyorum gözlerini  Ve neşesini, işitemiyorum adımlarını ki Kalbim yerinden çıkar, duyduğumda o tatlı sesi!  Öpemiyorum ışıl ışıl ayağının Bastığı o yeri, Ve fakat dolanıp duruyorum kayalar üzerinde,  Kaskatı bir mecburiyet içinde. 6. Nerededir benim altın sarayım? Nerededir fildişi yatağım?  Nerededir sabah vaktimin neşesi? Nerededir ebediyet evlatları, şarkılarıyla 7. Uyandırdıkları ışıl ışıl Urizen'i, hakanımı, Kalkıp da dağlarda eğlenmek üzere, Ebedi vadilere saadetler getirmek üzere; 8. Sultanımı sabah vakti uyandırmak üzere, Ahania'nın neşesini kucaklasın diye, Geniş sinesinin açıklığında?  Asude şebnem bulutumdan dökü...

HÜSREV HATEMİ Şİ'İRİ KADİM / ŞİİRİ SEVME EGZERSİZLERİ

Son yıllarda Türkiye'de şiir sadece yazılır oldu, okuyan pek yok. Ben ortaokulda iken, bizim sokakta oturan Kirkor ve Sıtkı diye aynı yaşta iki çocuk vardı. Anneleri sokakta oynamalanına izin vermediğinden, akşama kadar, ayna hizadaki evlerinin parmaklı pencerelerinden yana bakışlar fırlatarak ve birbirlerinin sözünü sürekli keserek "Senin komikliğin çok güzel, artık sus da ben komiklik yapayım" gibilerden konuşurlardı. Bizim edebiyat ve şiir alemimiz de Kirkor ile Sıtkı'nın muhaverelerine benziyor: "Senin şiirin güzel, ama bir de benimkini dinle, benimki nasıl?" Bu duruma gelmemizde, biraz da serbest şiirde musıkî aranmayacağı yanlış inancıyla itinasız şiirlerin çok yazalmasının rolü var. Aynı şekilde, aruz veya hece vezninin musikî sağlamaya yeterli olacağı yanlış inancıyla, birbirine benzer ve sıradan şiirler de çok yazılıyor. Şiiri yeniden sevmemiz için, herkesin bazı idmanlar yapması lazım. Önce samimi olmalıyız. Herkes Yahya Kemal'i veya herkes Nec...

GÖKKUŞAĞININ ALTINDA

Bilinmez, bir beklediği var mıydı o uzun yolculuğun kimsesiz bir durağında. Yolda kalmış hurda bir kamyonun sönük farları gibiydi gözleri. Karşı köprü altında yanıp sönerken dereye vuran gölge, o kıraç yamaçta, umutsuzca bir umutla beklemişti habercisini. “Gömdüm, ” dedi, “kendimden önce derinlerdeki izleri. Artık hiçbir şeyim yok karanlığa katacak kendi yanılgılarımdan başka.” Elinden tutup yavaşça, dağılan sisin ötesinde beliren adaları gösteriyorum şimdi karşı kıyıda. Bir kadın çamaşır asıyor balkonda, bir çocuk ıslık çalıyor; dalarken batık bir gemiden saçlarına takılan yosunları temizlerken. Her şey çok yakındaymış gibi, ayrıntılar şaşırtmıyor bizi bu sessiz buluşmada. Unutulmış sesler yankılanıyor bulutlu dağların ardında. Cevat Çapan

Gitsin Efendim

Gidilmemesi gereken bir içkievi (Dişçiler, sakatlar, kalbi çürükler gitsin) Gidilmemesi gereken bir ev Dikmen’de (Üç kâatçılar, yalancılar, pijamalılar gitsin) Gidilmemesi gereken bir ev Y. Mahalle’de (Dönekler, uğrular, şerbetçiler gitsin) * Yolcu bir bardak çay için benimçin (Aşıklar, şairler, işsizler içsin) Yaprak, mevsimin içi ve Çin-i Maçin (Devrimciler, namus erbabı, doğrucular içsin) Yolcu o şarkıyı bir kez daha dinle benimçin (Çıplaklar, mert kişiler, kuzular içsin) * Bin dokuz yüz o yıllarda içtiğim sigara (Bin yıl koynumda beslediğim yılan içsin) Tam bir yıl can alacağım var birinden (Bir yılımı da işte falan filan içsin) Her şeyi öğrenir kişi ve bağışlar sonunda (Bir anamın sütü kaldı onu da bulan içsin) * Sen son kokladığım gül: adın zambak (Sen başladın artık, her şey geçsin gitsin) Sen incelikler antolojisi, uyut beni (Sesin bir cibinlik gibi soluğumu kessin) Bir kez daha diyeyim: Özenle katlanmış bir mendil gibisin Sil beni n’olur kırk yıllık kirim pasım gitsin. Cemal S...

KORKULU YALNIZLIK

Şimdi sen gideceksin, ben kalacağım Her defasında yeniden kaybeder gibi Ya bir iskele kahvesinde Ya bir tramvay durağında Uzaklaşan adımlarına bakacağım. Tarzıevin ya da bir başka vapur Üsküdar iskelesinde dururken Seni deniz aşırı bir yolda Bırakmak dediğim budur işte Zamanlar geçer doğrudur Ama bu vazgeçilmez çırpınışlar Sana doğru sürüklerken beni Yarı düşler içinde geçen her geceden sonra Ellerim dalıp giderse karanlıklara Ellerin karanlıklara dalıp gitmesi Ne demek olur?… Şimdi sen gideceksin Şimdi ben kalacağım Her defasında yeniden kaybeder gibi Ya bir tramvay durağında Uzaklaşan adımlarına bakacağım. Şükran Kurdakul

KIRIK DEĞİRMEN

Bir içimin alacakaranlığında dayanmak meselesi, Bir bu fena İstanbul akşamını yaşamak Nice odaların kapanmış penceresi Gene bana iniyor yalnızlığıma sığınmak. Gene benim, şimdi tek başına, sonra beraber. Bir yanım mağrur sağlam, bir yanım gücüme gider. Bir yanımda karşı koyma, bir yanımda ezilmeler. İkili tutkular gibi canıma okuyacak. Her şeyler devam eder bu bildiğim gidişte. Evli evine giderken yolcu yoluna. Ne rüzgârlar yapacağını yapmış ki bana Kırık değirmenler gibiyim, dönemiyorum işte. Şükran Kurdakul