Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Haziran, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Tarih Bitti

Sana bakmak toprağa bakmak kadar güzeldi Sert şarkılar vardı yanaklarında Sabahın sisini dalgın atlara yükledim Senin şehrine vardım saçlarını aradım boşuna Sen yoktun bir şey yoktu Bütün dillerde yalan söyledim sana inanmak için Sen gittin tarih bitti milat neyi açıklayabilir Sana bakmak toprağa bakmak kadar güzeldi Ne vardı bir de bahçeler vardı Bahçeye resimler düşmeye devam ediyor Kimi eski bir denize çizilmiş Kimi her yanı haziran bir trene Kimi bir kelimeye Bir resimde isa akşama bakıyor Bir resimde tarihçiler eliboş dönüyor kadınların verdiği sözlerden Bir resimde yüzlerce anahtar var hiç kapı yok Bir resimde telefon çalıyor açıyoruz ve yağmur Islanıyor zaman Bir resimde yedi kişiyiz aramızda en güzel ölüm gülümsüyor Çiçektik çok Hatırlar mısın Hatırlarsın Geçtik dünyanın arasından Geçtik bu küçük omuzlarımızla Maviler giymiş ağlayan meleklere Tarifsiz kadınlara Düşmüş bayraklara gecikerek Geçtik dünyadan bağışla bizi Yaptıklarımız...

Çiçeksiz Koku

Şiirden bir gölge çıktı. Penceredeki çiçeğe su verdi. Memesini çıkarıp  Çocuğunu emzirdi.  Sonra da şiire döndü.  Ardından beyaz bir kadın çıktı.  Bodruma çöpleri atıverdi.  Evi havalandırdı.  Sonra da şiire sığındı. Enes KİŞEVİÇ

Eskisi Kadar Özlemiyorum Seni

Eskisi kadar özlemiyorum seni, Ve ağlamıyorum olduk olmadık zamanlarda.. Adının geçtiği cümlelerde, gözlerim dolmuyor.. Yokluğunun takvimini tutmuyorum artık. Biraz yorgunum.. Biraz kırgın.. Biraz da kirletti sensizlik beni ! Nasıl iyi olunur henüz öğrenemedim ama “İyiyimler” yamaladım dilime. Tedirginim aslında, seni unutuyor olmak, Hafızamı milyon kez zorlamama rağmen yüzünü hatırlayamamak korkutuyor beni.. Gel diye beklemiyorum artık, Hatta istemiyorum gelmeni.. Nasıl olduğun konusunda ufacık bir merak yok içimde. Arasıra geliyorsun aklıma, banane diyorum Benim derdim yeter bana banane ! Alıştım mı yokluğuna ? Vaz mı geçiyorum, varlığından ? Tedirginim aslında, Ya başkasını seversem ? İnan o zaman seni hayatım boyunca affetmem.. Özdemir Asaf

Ölüm Risalesi

Damla damla oluşuyor hayat Ölüm kımıl kımıl Duymak kolay Anlatmak değil Her an Farkındayım Az az öldüğümün Bilincindeyim doğan ayın Eriyen karın akan suyun Ve usul usul tükenen zamanın Tekrarlayıp duruyor saat Vakit te mahluktur Vakit te mahluktur İşliyor kalbim Eskiyor saçlarım Ve gözlerimin en ince hücreleri Okuyorum hayatı Toprağın üstünden çok Altındakilerle var olduğunu Toprak Ölüme aç Ölüme muhtaç Hayat Ölüm muhakkak Ve ölüm mutlak Tek kapısıdır ölümsüzlüğün Ölümle tanıştıktan sonra anladım Sadece bir kimlik belgesi olduğunu yaşamanın Kesitler Mahlukta devinen Gürül gürül bir ırmaktır ölüm Babalar ölür Dolaşır eli ölümün Saçlarında anaların oğulların Analar ölür Kök salar hasret yüreklere 'Bir evlat pir olsa da' O zaman anlar ancak neymiş öksüzlük Oğullar ölür Bir kafes olur ölüm Ana kalbi bir kuştur Azad kabul etmez Sevgililer ölür Bir hicret olur ölüm Bir sıla Mesela arkadaşlar Arkadaşlıklar vardır okullarda...

Yaşım İlerledikçe

Yaşım ilerledikçe daha çok anlıyorum Ne büyük nimet olduğunu ah ey güzel gün Boş yere üzülmekte mana yok, anlıyorum Kadrini bilmek lazım artık her açan gülün Şükretmek türküsüne daldaki her bülbülün Yanmak da olsa artık aşk ile yaşıyorum. Cahit Sıtkı Tarancı

Ey Hayat

Yaşam bir ıstaka; gelir vurur ömrünün coşkusuna. Hani tutulur dilin, konuşamazsın… Tırmandıkça yücelir dağlar. Sen mağlupsun sen ıssız ve kalbinde kuşların gömütlüğü; tutunamazsın! Eloğlu sevdalardan dem tutar, aşk büyütür yıldızlardan; senin ise düşlerin yasak, dokunamazsın. Birini sevmişsindir geçen yıllarda. Açık bir yara gibidir hâlâ. Hâlâ ne çok özlersin onu, ağlayamazsın… Yolunda köprüler çürür. Sesin, sessizlik sanki bir uğultuda. Savurur hayat kül eyler seni, doğrulamazsın… Yapayalnız bir ünlemsin dünyayı ıslatan şu yağmurlarda. Her şey çeker ve iter, anlatamazsın... Yaşam bir ıstaka, gelir vurur işte ömrünün coşkusuna. Sesinde çığlıklar boğulur ama, bağıramazsın… Sonra vakt erişir, toprak gülümser sana; upuzun bir ömrün ortasında ne hayata ne ölüme yakışamazsın… Yazdırmalısın mezar taşına: Ey hayat, sen şavkı sularda bir dolunaysın. Aslında hiç olmadım ben bu oyunda. Ömrüm beni yok saysın... Yılmaz Odabaşı

Aşkın Bilançosu

I Gidersin; yağmurlarda kırık kalır mızrabım. Gidersin; ardından dilsiz bir ihanet gider. Gidersin, her şey gider. Gidersin, kalbimde bir tabur ayaklanır, İlgilenmez ordular, hükümetler… Gidersin; işte rezil bir an’dır bu. Yazdıkça silinen sözcükler gibidir hayat. Gidersin; bir hazin dramdır bu! /Kanmadım aynalara sana kandığım kadar, İçimde bir boşluk sana yandığım kadar…/ II Bugün hasretin kırlarında dolaştım; Senin adınla, Aşkın adıyla Savrulup aktım o ırmaklardan. Irmakları çöllerle, Çölleri denizlerle, Denizleri düşlerle buluşturdum… Sustum kaldım sonra günleri savuşturdum... /Ne ses ne nefes ne de bu rüzgâr bağışlar seni; Simsiyah gecelerde budanırken ah ömrüm, Dönüp sırtını giderken kimler karşılar seni?/ III Sen olmayınca sesin de yoktu, gözlerin de; Bu yüzden odama resmini yaptım, Ve söküp kalbimi yanına astım. Sensiz geçen yılları da ben buruşturdum. Kalbim hasretinde asılı kaldı, Yetim kalmış anıları ben tokuşturdum… IV Daha bu solgu...

İkinin Şiiri

Bugün iki kez yağdı yağmur; iki kez eskidim sanki. İki ömrü kol kola yaşadım ben; biri nergis bahçesi, diğeri mahşer yeri. Hep iki şömine yandı yüreğimde; birinde ateşti, diğerinde kül. Ve iki kez âşık oldum; bundandır iki kez ölmüşlüğüm. Sonra bir serüvende ikiye böldüm ömrümü; şimdi sömestrdeyim. İlk iki kitabımdan sonra sıtmaya tutuldu coşkum; daha depremlerleyim. Ve iki kere iki, kitabımda benim, ya çok eder ya sıfır Yılmaz Odabaşı

Mavi Maviydi Gökyüzü

Mavi maviydi gökyüzü Bulutlar beyaz, beyazdı Boşluğu ve üzüntüsü İçinde ne garip yazdı... Garip, güzel, sonra mahzun Işıkla yağmur beraber, Bir türkü ki gamlı, uzun, Ve sen gülünce açan güller, Beyaz beyazdı bulutlar, Gölgeler buğulu, derin; Ah o hiç dinmeyen rüzgâr Ve uykusu çiçeklerin. Mor aydınlıkta bir çınar Veya kestane dibinde; Mahmur süzülen bakışlar İkindi saatlerinde... Birden gülümseyen yüzün Sabahların aynasında Ve beni çıldırtan hüzün İki bakış arasında. Kim bilir şimdi nerdesin? Senindir yine akşamlar; Merdivende ayak sesin Rıhtım taşında gölgen var. Ahmet Hamdi Tanpınar

Bir Adın Kalmalı

Bir adın kalmalı geriye Bütün kırılmış şeylerin nihayetinde Aynaların ardında sır Yalnızlığın peşinde kuvvet Evet nihayet Bir adın kalmalı geriye… Bir de o kahreden gurbet Sen say ki Ben hiç ağlamadım Hiç ateşe tutmadım yüreğimi Geceleri, koynuma almadım ihaneti Ve say ki Bütün şiirler gözlerini Bütün şarkılar saçlarını söylemedi Hele nihavent Hele buselik hiç geçmedi fikrimden Ve hiç gitmedi Bir topak kan gibi adın İçimin nehirlerinden Evet yangın Evet, salaş yalvarmanın korkusunda talan Evet, kaybetmenin o zehirli buğusu Evet nisyan Evet, kahrolmuş sayfaların arasında adın Sokaklar dolusu bir adamın yalnızlığı Bu sevda biraz nadan Biraz da hıçkırık tadı Pencere önü menekşelerinde her akşam Dağlar sonra oynadı yerinden Ve hallaçlar attı pamuğu fütursuzca Sen say ki Yerin dibine geçti Geçmeyesi sevdam Ve ben seni sevdiğim zaman Bu şehre yağmurlar yağdı Yani ben seni sevdiğim zaman Ayrılık kurşun kadar ağır Gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın ...

Ders alınmıştı aşk konusunda

Ders alınmıştı aşk konusunda, On bin kitabın yardımıyla, Çok az değişebilen jestlerin Deneyimiyle öğrenilmişti. Açılmıştı aşkın sırları Ama ilk kez burada Lavlar aktığında aşağı Ve soluğu yaladığında bizi Dağın eteklerinde, Sonunda tükenen krater Bu kapalı bedenlerin Anahtarını verdiğinde. Girdik ilence uğramış odalara Ve karanlığı Parmak uçlarımızla aydınlattık. Ingeborg Bachmann

Aşk Zamanları

Sonra çok ateşler gördüm hiçbiri ısıtmadı  Yakıp da bıraktığın şu zalim bedenimi En zoru ellerini unutmaktı ve ıslaktı çimenler sonsuz ıslak En zoru ellerini unutmaktı Bir çiçek açmamış gibi aramızda Gidiyordun ve deprem Bütün denizler gidiyordu savaşlarım gidiyordu ve yalnızdı ellerim sonsuz yalnız Bir çiçek açmamış gibi aramızda Hiçbir felaketten öğüt almayan aşk zamanlarımda Baktım ruhumun sahibine baktım yanıyordum Sonuna geldiğim bir yolculuk gibiydi her şey Film kopmuştu ve hayatımdan çıkıp gidiyordum Hiçbir felaketten öğüt almayan aşk zamanlarım Mevlana İdris

Sis Oldu Şarkılar

Bu kâğıttan gemiyi bırakıyorum Bu kâğıttan denize Bakıyorum bakıyorum da bitmiyor Ne çok çizik atmışız yüreğimize Dünya ne ki dünya ne ki Beyaz olan her şey biraz mavi İstesen de istemesen de Bakarsın bir el tutmuş elini Bilemez kimse Allah dilediği gibi serper çiçeklerini ve çakar çivilerini dilediği gibi Bir can olup öylece kaldığımız an Bir müzik olup sustuğumuz sesinle söyle bana Bir çocuğun elleri bırakılır mı, hiç bırakılır mı? Sana bakıyorum Çevirme yüzünü ben yabancı değilim Seninle bakıyorum bu büyük boşluğa Sana bakıyorum şarkılara bakıyorum Sis oldu şarkılar elini arıyorum Kalbim dünyanın ilk aşığının kalbi gibi ve ruhum paramparça Sis oldu şarkılar elini arıyorum Bilemez kimse beyaz olan her şey Bazen bir cümleyi bitiremiyorum En son ölüm gelir Yine de erken deriz Derinlikler için bir yol vardı Bilmiyorum her şey bitti mi? Bu kâğıttan gemiyi bırakıyorum Bu kâğıttan denize Sevgilim sevgilim Böyle yalnız mı gidecektin, Cennetteki evimize? ...

İntizar

Gözlerin dokunuyor kalbime ey cefakâr  Öyle uzun bir hicran sundun ki hayatıma  Zehrini yudumluyor ruhum melankolini Lambalar sırılsıklam gönlümde sönmesin yar Ellerin ab-ı hayat, gülüşün yar, sesin yar Rüzgâr mıdır, yağmur mu dumanlı bakışların İrkiliyor durmadan bedenim, hülya mıdır? Neş'eme ızdırabın çektiği perdesin yar Umudumun maviye büründüğü yerde mi? Mahulyam, ey şebnem edalım, nerdesin yar Unutma ceylanların çölleri sevdiğini Toprak neva sırrını ezberliyor göklerin Renkler uğursuzluğu fısıldayıp duruyor Ülfetim nevbaharı bekliyor, bilesin yar Zarif bir düğüm gibi duruşun yar, sesin yar Gülleri incinmesin masum dudaklarının Aldırma, leylakların solduğuna içimde Ruşenimsin ey canım, beyaz bir lalesin yar Işığısın şehrayin kalıntısı ömrümün Sensizim, avareyim; durmayıp gelesin yar Esrarengiz şarkılar dinliyorum geceden Neden ıslak bilmem ki, çehresi yıldızların Mest ediyor ruhumu endamın, ey cefakâr Eridim; ırmağına döküldüm; şulesin yar Neden ...

Kar Sesi

Hava puslu kar sesi var Ne yana dönsem yoksulluk Ateşe özlemi çoğalıyor çocukların Bakıp bakıp anne yüzlerine Üflesem harlansa ocak Yaslanmadan yalana Çocukları göğsümüzde ısıtsak Yollar kapanmış Dönmemiş eve baba Suya ve ekmeğe uzanıp Bir yoksulun kapısını çalsak Kaybolmadan evlerimizde Bilsek başka evler de var Bacalarında acılar tüten Televizyon seyredip Ölüleri sevmek derken Unuttuk kar altında yolları Hele bir açalım perdelerimizi Ne kalmış insanlığımızdan Her kıyıda martı ölüsü Denizlere tuzlu acılar bırakan Gel bölüşelim ekmeğimizi Ekle sesini bedenime Ki büyümesin çığlıklar Bütün yalnızları topla içinde Bağlara bahçeler inip Fikredelim bir ceylanın Ağaç kovuğundaki uykusunu Koru ve kolla koru ve kolla Düz yollara in İçinin eşkıyalarına Çok derin mezarlar kaz Böyle güzelleşsin yüzümüz Utanç bizden uzakta Bağışlasın bizi çocuklar Mustafa ÖZÇELİK

Ey Sevgili Yar!

Gözlerimizi yıkamıyorsa Geçmişin gözyaşları, Ve anlamıyorsa Bizim hüznümüzü hayallerimiz, Bırakın gitsin, Ateşi alnında sönen çocuklar. Biz bu yollara, Kaç geceden ıslanarak geldik. Açlığımıza biber gazı damlattı, Ruhumuzu hırpalayan kaç çaresizlik, Her gece kaç hüsran ıssızca gönlümüzü yoklar. Hayat bir ah çekiştir, Umut serapa bir ufuk, Geçmişi yüklersek, Geleceğin yorgun sırtına, Hüznümüze kapılarını açarsa mutluluk, Bakarsın bir ateş rüyasıyla ıslanır sokaklar. Ekmek gibi azizdir bu aşk, Su gibi berrak, Bizi yüreğinde uyutsun, Gel de tut ellerimizi, Bizi ancak Senin sevgilerin Sende saklar. Biliriz ki korkular tetikler, İnsanın umutlarını, Geçmişi yoksa bir sevdanın, Olmaz elbette yarını. Gel bizi öksüz aşkların kanıyla yıka, Ey Sevgili Yar! Muhsin İlyas SUBAŞI

Yüreği Gerilmiş Delinin İpinin Çekilmesini Anlatır

Öyle muhkem tutayın dilber eteğin Ya elim kat’edeler ya keseler yâr eteğin Kulağımda karla karışık yağmur uğultuları, Uğultularımda ipe çekilmiş ağrılar İki elim iki yakasında kaderin, iki yakam iki elinde sevdalığın vuslat demidir beklediğim, heyhat! bir yüreğim, bir şiirim, bir de âhım âhım ki ben buradaysam gelir diye davetinin İpi çekilmiş umutların kırık uçlarında bekliyorum Sen ey kırılmış kalbiyle kana tutunmaya çalışan Ey rengini sana veren senden elini dileyen Ey hangi rüyadan çıkıp geldiği bilinmez esrâr Ey yağmurların ağzına uzandığı hayâl Ey bir yanından yangın nöbetleri salınan Bir yanından serin türküler dökülen sihir Bir yanından ağrılı ayrılıklar sızan ışıltı Bir yanında masallardan çıkıp gelmiş Kerem Ciğerinden sevdâ yemiş Sanki benim ipimi çekmişler, kalbimin ipini çekmişler gibi ruhumun bütün ümitlerini bitirmişler yemişler, içmişler, yemişler içmişler M. Ragıp KARCI

Düz Bir Aşk Şiiri

Seni ilk gördüğüm gün gibi duruyor gökyüzü iki kaşının arasında Belli değil mi? Sözün ucunu kaçırmış korkular gündüz ile gecenin gölgesi saçlarını savuran rüzgâr bir de elinin elime değmesi iki kaşının arasında Ne çok ne çabuk unuturdun Yürüdüğün yol, içtiğin su düşlerine vuran ay ışığı senin’çün büyüttüğüm zakkum göz göze gelişin gamzesi iki kaşının arasında Belli değil mi? Refik Durbaş

Z'ORDA ÇOK KALIRSAM,ÖLÜRÜM

Sesinin üstünde yüzdü güz Yüzün süzdü gözümün sapağını S'oluklarca kanadı aklım dudağının kenarına, ... Sen hiç konuşmadın.. Gönlü düz yazılı Kadınlar sessiz kalınca şiire uyak uyarlar.. Soruldukça yoruldum ben Yoruldun mu diye sormadığından Ağıt ve kalemle Kına'dım bu sensizliği ellerime, Sen hiç susmadın.. Tenin temin ederken tuzlu terleri Terimsizdir ve bu yüzden acıtır gece Ki sıfatı kayıp her cümlede Özenle özne gizleyenin adı olur adın yine.. Tenimde İzli öznesin.. Gizli özlerim Uzatmasak iyi olacaktı belki,yürek.. Gelmedin.. Artık yağma aklıma din.. Susmak tutsak kalır ağzımda Seni yanıma istiyorsam şimdi Yalnızlığıma da yakıştıramadığımdandır Sensizliği.. Emre GÖKCE 

Sen Yokken

Sen yokken gittim Korkularımın üstüne Hiç ardıma bakmadım Gümüş şiirler yazdım sen yokken Çok yangın çıktı yüreğimde Küllerini bile savurmadım Irak denizlerin fırtınasıydım Uzak iklimlerin sert rüzgarları Kulaçlarken denizinde gurbeti Kanlı savaşlarım, Belalı sevdalarım olmadı hiç Ama hep sustum, Hep ağladım, hep yandım sen yokken. Bekliyorum dönüşünü yeniden, Bir gelsen, Hayatın önünden alsan beni Bir gelsen, Sellerin önünden alsan beni Bir gelsen, Ölümlü düşlerimden alsan beni. Çok durdum güneşe karşı bir başıma Savrulurdum rüzgarlarında sensizlik denizinin Sen yokken, Az dolaşmadım gönlümün kuytularında Üşüyen karanfilim şimdi buruşuk parmaklarda Bir kırağı ayazıydım gecenin kollarında Zifirlerinde sadece ben üşürdüm. Hiç aldırmadım esen rüzgara Hiç dinlenmiş bir yürekle çıkmadım ortaya Yine de hiç yıkılmadım giden trenlerin ardından Ama bütün yangınlar beni yaktı önce Hep ortasında kaldım vurgunların Vurgun nedir ki? deme Bir babanın serzenişi nası...

Aşklama

Şaraptı rakıydı şuydu buydu Kişi esrimeyi bir aşkta tatmalı ilkten Dedim ya ondan gayrı korkuluğa güvenmem İçtiğim hep aşktı benim gerisi tortu Sevişik bir keçi yumukgöz oğlağına Özüne aşk sızmış o sütü emziriyor Yumurtasını bir kovuğa koyarken Aşkı da koyuyor anaç zargana Aşk mavisi tükendiyse o boşuna denizde Bil ki diken diken bir çamurla örtülüdür sığlığı Niye enez bu zambak diye sordular mıydı Aşksız geçen günlerinde örselenmiş, de Aşk bürünmeseydi de bak hiç şakır mıydı Şu bi damlacık isketeyi tâ gagadan kuyruğa Kişi gönlünü yitirdi mi ne yüzle çıkar sokağa Yaşamda nesi varsa aşk işte onun adı Ansıyın aşkla yağdı da sular Ondan kokulandı ıtır çiçeklendi elma Doğayla el ele bizi üreten bir sevgi var Evrende en soylusu sezdim ki bu çoğalma Metin Eloğlu 

Öyle Bir Hayat Yaşıyorum ki

Hayat Gidene kal demeyeceksin… Gidene kal demek zavallılara Kalana git demek terbiyesizlere Dönmeyene dön demek acizlere, Hak edene git demek asillere yakışır. Kimseye hak ettiğinden fazla değer verme, Yoksa değersiz olan hep sen olursun… Düşün… Kim üzebilir seni senden başka? Kim doldurabilir içindeki boşluğu, sen istemezsen? Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen? Kim yıkar, yıpratır seni izin vermezsen? Kim sever seni, sen kendini sevmezsen? Her şey sen de başlar,sen de biter.. Yeter ki yürekli ok,tükenme,tüketme,tükettirme İçinde ki yaşama sevgini… Ya çare sizsiniz ya da çaresizsiniz. Öyle bir hayat yaşadım ki,cenneti de gördüm cehennemi de.. Öyle bir aşk yaşadım ki tutkuyu da gördüm pes etmeyi de.. Bazıları seyrederken hayatı en önden,kendimi bir sahnede buldum Oynadım… Öyle bir rol vermişler ki okudum,okudum anlamadım. Kendi kendime konuştum bazen evimde hem kızdım hem güldüm halime.. Sonra dedim ki söz ver kendine Denizleri sevi...

Menekşe

Çayırda bir menekşe açmıştı Öylecene boynunu bükmüş ve kimseciklerin bilmediği; Bir menekşecik,sevimli mi sevimli. Derken genç bir çoban kız geldi, Hafif adımlarla ve neşeli mi neşeli, Ta oralardan,oralardan Çayıra ve şarkılar söyledi. Ah,diye düşündü menekşe, Doğadaki en güzel çiçek olsaydım keşke, Ah,yalnızca kısacık bir an boyunca, Ta ki şu sevgili beni kopartsın Ve iyice göğsüne bastırsın! Ah,yalnızca,evet yalnızca Bir çeyrek saat boyunca! Gelgelim,ah,ne yazık!Genç kız geldi Ve ona hiç dikkat bile etmedi, Ezdi ayağının altında zavallı menekşeyi. O ise yere yığılıp öldü ve bir de sevindi ölürken; Ve ölüyorsam eğer şimdi,yine de onun elinden, Onun elinden,onun elinden, Ayrılmadan ayaklarının dibinden. Geothe

Kalbimin Derinlerinden

Kalbimin derinlerinden bir kuş uyandı ve uçtu gökyüzüne doğru. Yükseldikçe, daha ve daha, büyümeye başladı daha da. Önce bir kırlangıç gibiydi, sonra tarla kuşu ve kartal, sonra bir bahar bulutu misali genleşti en sonunda tüm yıldızlı gökleri kapsadı. Kalbimin derinlerinden bir kuş uyandı, uçtukça büyüdü, çoğaldı, oysa yüreğimi hiç terketmemişti... Halil Cibran

Aynı Yalınlıkla Ölmek İsterim

Aynı yalınlıkla ölmek isterim Kırda bir çiçek gibi, sakin, gösterişsiz. Mum yerine yıldızlar parlasın üstümde Yeryüzü uzansın altımda sessiz. Ben aydınlık ve özgürlük delisiyim Varsın hainleri gizlesinler soğuk bir taş altında Dürüstçe yaşadım ben, karşılığında Yüzüm doğan güneşe dönük öleceğim. Jose Marti Çeviri : Ataol Behramoğlu

Özü Geçici Olan Güzeldir Gerçekten

tanrıya sordu bir gün güzellik: sen beni niçin sonsuz kıldın ki dünyada yanıt geldi: bir resim atölyesidir dünya uzun bir yokluk gecesinin öyküsüdür rengi ile ortaya çıktığından değişim özü geçici olan güzeldir gerçekten ay yakınlardaydı, duydu bu konuşmayı söz yayıldı gökyüzünde, duydu seher yıldızı bile yıldızlardan duyduğunu şebneme anlattı seher göğün sözlerini iletti yerdeki ailesine şebnemin haberiyle çiçeklerin gözleri yaşla doldu goncanın küçücük yüreği gamdan kanla doldu bahar ağlayarak çekip gitti bahçeden gezmeye gelen gençlik, yaslara bürünüp gitti hemen Muhammed İkbal Çeviri : Kenan Hanok

Aşka Çağrı

Beni bırakıyorsun kendi yoluna gidiyorsun Ardından yas tutuyorum, kara yazı yazıyorum Bir türkü gibi gelip yüreğime yerleşiyorsun Ardın sıra yıllar geçiyor, dört nala baharlar El değmedik çiçekler yavaştan bir bir soluyorlar Bir yerlerden çıkıp çıkıp yağmur geceleri geliyor Altın sarısı yaprakların ucundan güz Ölümsüz nisan ayları yeryüzünü öpüyor. Durmaya vaktimiz yok. Hepinizi çağırıyorum Ancak bugün varız bunu bilesiniz Yüreklerimiz yarılmadan, burkulmamışken daha Hepinize gelin diyorum. Hepinizi çağırıyorum. Rabindranath Tagore

İnsanların Yakınlığında Gizemli Bir Çizgi Var

İnsanların yakınlığında gizemli bir çizgi var, Bu çizgiyi aşamaz tutku ve ölesiye sevmek. Korkunç bir ıssızlıkta varsın birleşsin ağızlar Ve çatlasın, parça parça dağılsın yürek. Dostluk da güçsüzdür burada, yılları da Yüksek mutluluk ateşinin, Ruh özgürdür ve yabancıdır burada Ağırkanlı bitkinliğinde şehvetin. Çılgındır koşanlar buna erişmek için, Erişenlerse bir özlemle uğramıştır bozguna. İşte şimdi anladın sen, niçin Çarpmıyor artık yüreğim avuçlarında. Anna Ahmatova Çeviri: Azer Yaran

Son Karşılaşmanın Şarkısı

Buzdan bir el kalbimi sıkıştırıyordu sanki  Ama bir düşte yürüyor gibiydim; Sağ elimin eldivenini Çıkarıp sol elime giydim Bitmez tükenmez gibi geldiler bana Oysa topu topu üç taneydi basamaklar “Benimle öl..” diye fısıldadı Akçaağaçların arasından sonbahar “Aldatıldım ben.. Üzgünüm.. Uçarı, kötü yazgım aldattı beni…” Dedim ki “Ben de, ben de öyleyim.. Ölürüm… Ölürüm seninle sevgili..” Son karşılaşmanın şarkısıydı bu Dönüp bir kez daha baktım karanlık eve; Yatak odasının penceresinde Mumlar, kayıtsız, sarı bir ışıkla parlıyordu… Anna Ahmatova Çeviri: Ataol Behramoğlu

Kuğular mı Salmamıştı...

Kuğular mı salmamıştı ardımdan,  Sandallar mı, kara sallar mı yüzdürmemişti.  Dokuz yüz on altı yılı baharında Pek yakında geleceğine söz vermişti. Güya dokuz yüz on altı baharında Kuş olup onun erincine konacaktım. Süzülüp ölümden ve karanlıklardan Kanadımla omuzlarına dokunacaktım. Yine gülüyor bana onun gözleri Şimdi de on altı baharıyla, neyleyim. Neyleyim! Yarıgece meleği Söyleşiyor benimle şafağa değin. Anna Ahmatova

denizin eli

bir çarkın içinde dönüp duruyor elimden elini çekiyor, kalbimden kalbini biraz anlat diyorum eskilerden hangi masaldan geldin sen pas tutmuş balkonlarından çocukluğumun babam eve çağırıyor bizi şile'de bir pazar günü denizi okşuyor içinden bir kadın geçiyor anneme benzemeyen uzun bir otobüs yolculuğu gibi her şey hiçbir yere götürmeyen bir son sefer şile'de bir pazar günü vermiyor elini deniz... kıyı değil gelen... kalbimden kalbin havalanıyor bilmediğim bir kuş sabaha kadar ayrılmıyor pencereden bir sırra erer gibi söylüyor: sen ey kuşkusuz keder seviştir bizi ve eğer sevgilim olursan ve eğer bir sevgili daha mutlu kılmaksa kurtçuklarını bir ağacın eğerim ben de dallarımı olduğun yere ve eğer gelirsen ve eğer suyu çekilmemiş bir topraksa kardığın kökleriyle yer değiştirecek bitkiler ilk kez uğurlu geleceğim kendime DERYA ÖNDER

ilk mektup

geldin ılık bir rüzgâr gibi savurarak saçlarını bir adımın hep ileride, geldin bir elinde geçmişin buyur etmedi seni masasına ‘şimdi’ çok söylenmekten aşınmış bir sözcük dile dolanmış bir şarkı gibi geldin çıkarken hep yoran bir yokuş korkulu bir rüya gibi kimsesizliğini tanıdı kimsesizliğim bunu bizden başka kimse bilmedi geldin karla karışık bir ayrılık akşamı sanki sen gelmesen ben gidecektim eskiden bir buluttun belki de rüzgârlarla dağıldın yağmadın kendinden başka yere bu masanın dört köşesi var naciye sen ve ben ortasındayız bütün kenarların bütün çemberlerin dışında hem bu acı yeşili gözler kaç çocuk annesi kim çoğalttı onları böyle şüpheyle bir kez geldin ya gitsen de kalacak kokun senden korkuyorlar en çok da kendilerinden bu korkuyla başlar eğik sebepler hazır konuşursan dökülecek kirleri ortalığa bu leke hiç çıkmayacak belleklerinden sen şimdi hangi soruyu sorsan ben ardından gelen soru işareti olacağım ve bu şehri seninle terk edec...

türkçe sözlü hafif bir acı verebilirim sana

türkçe sözlü hafif bir acı verebilirim sana yerleşik hayata hor bakan geçmişim maksadını aşan bir hayat mesela ama ben şiirler yazdıkça, tekinsiz ve zalim kendini hiç bir zaman güvende hissedemeyeceksin. bir moğol dolaşır küçük atıyla sokağımızda rüyalarda tenzilat yapar kapkara sabah kadın eli değmiş bir sessizliğe kadar usulca hal çaresi arar ve sürer atını şair sokağımızdaki halkın mutluluğunu amaçlayan kuşlar biliriz ki doğal yollardan ölmemiştir. pişmanlıklarım var seri noları alınmış seni inkâr edemiyorum işte bu çok fena hayat bazen yalandan yeniliyor ya bize her seferinde inanıyorum ben, bu daha fena oysa kalan bütün maçları kazansam bile sadakatle kaybettim ben sana... sana kendimden ne getireyim sağ salim gidip gelmekten başka?.. Furkan Çalışkan

Alla'Sen Söyle Nedir Aşkın Aslı Astarı!

Kimine göre ufak bir çocuktur aşk, Kimine göre bir kuş, Kimi der, onun üstünde durur dünya, Kimi der, kalp kuruş; Ama komşuya sordum, nedense yüzüme Mânalı mânalı baktı, Karısı bir kızdı bir kızdı, sormayın, Aşkedecekti tokadı. Şıpıtık terliğe mi benzer yoksa Yoksa kandil çöreğine mi, Hacıyağına mı benzer dersin kokusu Yoksa leylak çiçeğine mi? Çalı gibi dikenli mi, batar mı eline, Andırır mı yoksa pufla yastıkları, Keskin mi kenarı yoksa yatar mı eline? Alla'sen söyle nedir aşkın aslı astarı! Tarih kitapları dokundurur geçer Köşesinde kenarında, Hele bir lâfı açılmaya görsün Şirket vapurlarında; Eksik olmaz gazetelerden, bilhassa İntihar haberlerinde, Mâniler düzmüşler gördüm üstüne Telefon rehberlerinde. Aç kurtlar gibi ulur mu dersin Bando gibi gümbürder mi yoksa, Taklit edebilir misin istesen kemençede, Ne dersin piyanoda çalınsa; Çiftetelli gibi coşturur mu herkesi Yoksa ağıraksak bir hava mı? İstediğin zaman kesilir mi sesi? Alla'sen...

Andre Breton'a Mezar Taşı

Bakışını gördüm Gözlerini kapattığın zaman Mahzun olmama izin vermedin Ve ben bir şey yapmasam bile bol bol ağladım Artık bana hiçbir şey söylemeyeceksin Hiç ama hiç Bir sürü adam çiçekler getirdi Nutuklar bile söylendi Ben hiçbir şey söylemedim Seni düşündüm Phippe Soupault Çeviri :Orhan Veli

Yıldızların Efendisi Ömer Hayyam'dan Rubailer

Hayyam bu zamanda vahlanıp durmak boşuna; Kendi derdine düşmek utanç verir insana. İyisi mi şarap iç, çalgı dinleyerek Nerdeyse bir taş düşer senin de sofrana. Gören göze güzel, çirkin hepsi bir; Aşıklara cennet, cehennem, hepsi bir; Ermiş ha çul giymiş, ha atlas; Yün yastık, taş yastık, seven başa hepsi bir. Kaderin elinde boynum kıldan ince: Tüysüz kuşa dönerim ecel gelince, Yine de toprağımdan testi yapın siz: Dirilirim içine şarap dökünce. Yakınırım aynalar gibi felekten; Bıkmaz alçakları yükseltmekten. Gözyaşı dolu bir kadeh oldu yüzüm, Yüreğim kan dolu bir desdi gerçekten. Yüreğim, kimselerden ihsan dileme; Bu amansız felekten aman dileme; Bil ki, derman aradıkça artar derdin: Derdinle haldaş ol, derman dileme. Tanrı gülüşünle öfkeni almış senin, Birinden cennet yapmış, birinden cehennem. Sen cennetimsin benim, ben senin uslu kulun: Açılsın kapıları bana cennetimin! Ey canlar, şarapla buldurun bana beni; Yakutlara çevirin kehruba çehremi; Şara...