Ana içeriğe atla

Arkadaş Kalalım

Sıradan hatalar, düşüncesizlikler, daha yapıldığı anda yanlışlığı fark edilen önemsiz insanca davranışlar ya da insan halleri vardır.
Bir de insanın kişiliği ve yolu haline gelmiş tutarsızlıkları, kendine söylediği ve sonra da inanmaya başladığı yalanları, karşısındaki kim olursa olsun oynamaktan zevk aldığı oyunları vardır.

Oysa insan, aklında oluşturduğu bir yalana ya da yalanlar dizisine ne ...
kadar inanırsa inansın, akıl hiç durmadan sorgulayacaktır kişinin bu kendi yalanını ve daimi bir onaya ihtiyaç duyacaktır inanmaya devam etmek için. Bu durumdaki bir insanın aklını içine sürüklediği sürekli çatışma halinden kurtarabilmek ve umutsuzca ihtiyaç duyduğu sonsuz onayı elde etmek için tek yolu, aynı yalana inandırabileceği bir yol arkadaşı edinmektir çünkü her yalanın, inanacak bir başka insana ihtiyacı vardır.

Her iki cinsten insan için de bu yol arkadaşını bulmanın, daha doğrusu elde etmenin en kolay ve zevkli yolu da sevgiyi kullanmaktır. Sahip olduğunuz bazı özelliklerden ötürü sizi kendilerine yol arkadaşı olmaya uygun görürler. Özellikle de ortalamanın üzerinde bir zekaya ve sağlam çalışan bir akla sahipseniz, bu tip insanlar için bulunmaz Hint Tavuğu kadar değerli bir av haline geliverirsiniz bir anda.

Daha en başta bilirler işlerinin zor olduğunu ama kendi aklını kandırabilen bir aklın küstah zafer sarhoşluğu içinde, sizi bir kez kandırabilirler ve kandırmaya da devam edebilirlerse elde edecekleri o daimi onayın ne kadar değerli olacağını, sıradan bir insan aklının sunamayacağı kadar kaliteli onaylamalarla yalanlarını kendilerine ne kadar da hoş gösterebileceğinizi fark etmişlerdir. Hatta çoktan bunun hayallerini kurmaya başlamışlardır bile. Siz onların gözlerindeki o garip parıltı ve ilk başlarda hissettikleri o neşeli, sevecen, güzel halin sevgiden kaynaklandığını zannederken, aslında onlar elde ettiklerini düşündükleri ganimetin büyüklüğü karşısında kendilerinden geçmiş korsanlar kadar mutlu ve güzeldirler sadece. Birkaç ufak altın sikkenin hesabında olmamalarının gerçek sebebi de sadece budur.

Sonra tanımaya başlarsınız o insanı. Onun aklının içindeki karmaşanın yarattığı dengesizliklerle tanışırsınız. Üzerinde düşünülmemiş, özümsenmemiş, benimsenmemiş bölük pörçük fikir parçacıklarının bir araya gelmesiyle yaratılmış tutarsızlıklar fırtınasının içinde kalır, hiç durmadan kendisiyle çatışan bir varlığın, başka insanlardan kaldığını zannettiği ama bir sürü parçaya bölünmüş, birbirine düşman parçalarının her gün, her an gerçekleştirdiği muharebelerin sonucunda oluşan içsel bir hasarı ve kapanmayan yaraları olduğunu anlarsınız.

Apaçık ama kalleşçe bir oyunla karşı karşıya kaldığınızı gördüğünüz anda artık önünüzde iki seçenek vardır. Ya sizden istenen o onayı hiç durmadan vermeli ve böylece o kişide ( üstelik de artık sevdiğiniz kişidir o) daha onarılmaz bir zarara sebep olmalı ya da o kendisine böylesine umutsuz bir durumu uygun gördüğünü ve aslında yapabileceğiniz çok fazla şey olmadığını bilseniz de en azından ona içinde olduğu bu durumu gözlemleme şansı yaratabileceğinizi, sevginiz ve desteğinize sarılırsa kendisini kandırmasına gerek kalmadan da mutlu olabileceğini gösterebileceğinizi umut etmelisiniz.

Sevdiğiniz bir insana, bu onu mutlu edecek bile olsa bilerek kötülük yapmayı seçecek insanlardan olmadığınızı farz edersek –ki lütfen böyle olsun- İlişkinizin sonuna geldiğini fark etmemiş zavallı bir budalasınızdır artık sadece. Çünkü bir kez bu noktaya ulaşmış bir ilişkide, geriye kalan tem seçenekler aynı yere çıkar seçimler ne kadar akıllıca yapılsa ve adımlar ne kadar dikkatlice atılsa bile…

Yemi yutmuş, tuzağa balıklama dalmış bir alık, iyi niyetin ne kadar büyük bir yıkıma sebep olacağını bilmeyen bir geri zekalı olarak asla kazanamayacağınız bir savaşa, hem de silahlarını, savaş alanını ve saatini o sevdiğiniz insanın elinden gelen en mantıksız sebeplerle seçeceği bir savaşa kalkışmış durumdasınızdır o andan itibaren.
Mantıksızlığın, öfkenin, can yakmanın ve kan dökmenin (sadece sizin kanınızsa) son derece sıradan karşılanacağı böyle bir savaş alanında ejderhalar karşısındaki bir bebek kadar tamamen savunmasız ve çaresizsinizdir.

Çok geçmeden anlarsınız ki çirkinleşmeniz, onlar gibi olmanız, hileye, kandırmacalara, can yakmaya ve saldırmaya ihtiyacınız vardır. Biraz denersiniz bir süreliğine. Bunu asla onlar kadar iyi yapamayacağınızı ve bu yolu seçmenin bir yerde sizin kendi bütünlüğünüzü de tehlikeye attığını fark edene kadar belki. Sonra vaz geçersiniz.

Artık önünüzde yeni bir yol ve yine iki seçenek vardır. Ya o kişiye arkanızı dönecek ve ne kadar acı da olsa sevginizle karşılıksız olarak baş başa kalacak, ya da her şeye rağmen sevdiğiniz o insan için her şeye katlanmayı ve yanında kalmaya devam etmeyi seçeceksinizdir.

Şimdi artık sona bir adım mesafede duran ve kaybetmiş, yenilmiş olmayı bir an önce kabullenmeye başlasa iyi olacak sıradan bir dangalaksınızdır. Çünkü siz arkanızı döndüğünüz anda bitecek olan ilişki, (Zaten sizi hiçbir şekilde sevmedikleri, bir insanı sevme yetisine sahip olmadıklarından, kalmanız için ısrar da etmeyecekler ve bunu bir marifet olarak göreceklerdir) kalmaya ve kendinizden fedakarlık yapmaya kalksanız bile aynı kökten gelişen iki farklı sebepten dolayı artık yürümeyecektir.

Birincisi; siz bir kere o kişinin bir onay mercii olarak size duyduğu güveni artık kaybetmişsinizdir. Çünkü hem ona karşı çıkmış, hem de başlattığınız bu savaşı yenilgiyle tamamlamış bir sümsüksünüzdür artık onun gözünde.
İkincisi de; onun istediği kişi olmaya başladığınız an, bunun sonu gelmeyen bir girdap olduğunu ve sizden olmanızın istendiği şeyin sabit bir oluş hali olmadığını anlarsınız. Sizden yapmanız beklenen ve sizin de aklınız sıra başarıyla yerine getirdiğiniz bir davranış, bir sonraki gün sizin kabahatiniz olarak karşınıza çıkarılacak, bu süreç siz dengenizi tamamen yitirene ve artık ne yaptığınızı bile bilmez bir haldeyken kıçınıza vurulacak bir tekmeyle sonlanana kadar devam edecektir.

Gerçekten yenilmiş ve çok şey kaybetmişsinizdir. Ne yapacağınızı, nereye gideceğinizi, nerede nasıl nefes alacağınızı bile bilmez bir haldeyken, an azından kurtulduğunuzu düşünür ve sevinirsiniz ama son darbe henüz gelmemiştir ve neredeyse tüm insanlığa olan o bir parça inancınızı bile yitirmeye yetecek yüzsüzlükteki darbe sizin haberiniz olmadan kendi uygun zamanını beklemektedir sinsice.

Aradan bir süre geçer ya da geçmez. O kişinin keyfine kalmış bir zaman süresi sonra kapınız çalınır ve gerçekten duymuş olmaktansa, sadece ayak parmaklarınızı kullanarak okyanusun ortasında yüzme öğrenmeyi tercih edeceğiniz o sözleri duyarsınız. “ARKADAŞ KALALIM!!!”

Bu iki kelimelik felaketin arkasında yatan ama dile getirilmeyen sözlerde aynen şöyle denmektedir: “Ben bu kısacık sürede bile fark ettim ki ben aslında suçluydum ama suçumu kabul edip senden özür dileyecek kadar dürüst değilim. (Özünde iyi, ruhu temiz bir insandır çünkü sevdiğiniz kişi. Öyle olmasa zaten sevmezdiniz. Ama kafası o kadar karışmıştır ki düşünceler aklında bir türlü tutunup kalamaz) Eğer benimle arkadaş olarak kalırsan, kendimi iyi hissedeceğim ve sana verdiğim zarardan dolayı kendimi suçlamayacağım. Çünkü biliyorum ki sen aslında benim sana verdiğim zararı hak etmedin. Bunların hepsinin oluş sebebi, benim ne istediğimi aslında bilmiyor olmam ve seni de sevmediğim halde sevgiyi kullanarak senden almak istediklerimi alabileceğimi zannetmem.”

Sizin ağzınızdan şaşkınca dökülüverir bunun mümkün olmayacağı. Kendisine tüm sevginizi ve dahası her şeyinizi sunduğunuz ama bununla mutlu olmayı bilememiş bir insanın şimdi sizden çok daha azını dilenmesi midenizi kaldırır…

Yine de sevdiğiniz insandır o. Belki hala, belki de geçmişte kalmış bir sıcaklıktır tek hissettiğiniz ve bu sıcaklığın kelimelere dönüşmüş hali şudur: “Ben seni affettim. Sen de kendini affet ve rahat bırak beni.”
“Senden nefret ediyorum…”
İnanamazsınız ama duyduğunuz aynen budur. Çünkü bilmezsiniz bağışlamanın aslında ne kadar büyük kötülük olduğunu.

Suçlu cezasını çekmek isterken, bağışlamakla cezayı çekip alırsınız onun elinden. Ne yapacağını bilmediği suçuyla baş başa kalır...
Kendisini affedebilirse, kendisini bağışlayabilirse kurtulabilir sadece ruhunun parçalanmasından.
Oysa bu da hiç kolay bir şey değildir. Hatta bir insan için var olan en çetin sınavdır kendini bağışlayabilmesi.
Çünkü açık yüreklilikle yapılacak bir hesaplaşma gerektirir insanın içinde. Açık yürekli olabilmek içinse yalanlardan arınmış olmak gerekir. Yalanlardan arınmasını istediğiniz insan bunun mümkün olmadığını bildiği için nefret eder sizden ve bu da onun elinden gelen tek şeydir.
Gülümsersiniz.
Bir sigara yakarsınız.
Bilirsiniz ki, bunun için bile çoktan affetmişsinizdir onu…

Sahir Üzümcü


Bu blogdaki popüler yayınlar

Bercestelerim

Ağlamak   Anne Aşk Ayrılık Baba Babalar ve Oğullar Bellek Cahit Zarifoğlu Cemal Süreya Çay Çocuk/luk 1 Çocuk/luk 2 Çocuk/luk 3 Çocuk/luk 4 Çocuk/luk 5 Çocuk/luk 6 Dargınlık/Küslük Elif   Ev Fihrist Gam Gitmek Gelincik Gülüş Güneş Güvercin Hande Hatırla/mak Hüsrev Hatemi Hüzün İbrahim Tenekeci İhtiyarlık İmam-ı Şafiî İntihar İskele İstanbul Kader Kar Kalp 1 Kalp 2 Kalp 3 Kalp 4 Kalp 5 Kenan Çağan Kiraz Kulbe-i Ahzân Kuş Mahmud Derviş Mezar Mum ile Pervane Müntehirler Ölüm Pencere 1 Pencere 2 Rakı Sandal Seçtiklerim 1 Seçtiklerim 2 Sigara 1 Sigara 2 Sonbahar Suskunluk ...

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

A'dan Z'ye Şiir

436 1918 1949 1.Oca ... 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 128 Dikişli Şiir 3. Cemre 30 Şubat 4000 Şiirin yer aldığı 7500 sayfalık PDF formatında şiir arşivim... 5. Şarkı 5555. Paylaşım 6000. Paylaşım 6666. Paylaşım 7 Tane Erik Ağacı 80'lerde İstanbul'da 99. Sone Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin Acı Acı Acı Bahriyeli acı bir şarkı Acı desem Acılara Tutunmak Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır Acılı Bahar Acılı bir yürek Acılı Gecenin Bitiminde Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Aç Kollarını açık açık çağırır aşkını Açık Deniz Açıkla beni kardeşim Açıklama Açıklamalar Açılup bir dem bu bâğ-ı dil bahâr olmaz mı hìç Ada Ada Adad...

DÜNYA MİKHAİL'İN ADINI BİLMELİ

                   Mikail Mirdoraghi Eğer İran İsrail’de bir okulu vurup çoğu çocuk 170 kişiyi öldürseydi, bu haber aylarca manşet olurdu. Çocukların isimlerini öğrenirdik. Ama Mikail için bu olmadı . O fotoğrafı biliyorsunuz. Herkes biliyor. Yolda koşan çıplak bir kız çocuğu… Kollarını iki yana açmış, sanki kirlenmiş gibi, sanki kendi bedenine dokunmaktan korkuyormuş gibi. Onu unutulmaz yapan sadece çıplaklığı değil yüzü. Acı içinde olduğu çok açık. Çığlık atıyor ve doğrudan kameraya bakıyor. İzleyiciye, bize, sanki yardım etmemizi istiyormuş gibi. Sanki bir şey yapmamızı talep ediyormuş gibi. Elbette bugün adının Phan Thị Kim Phúc olduğunu bildiğimiz o kız aslında bunların hiçbirini istemiyordu. O sadece korkmuş bir çocuktu. Ama böyle fotoğraflara bizim yüklediğimiz anlamlar, bize hissettirdikleri ve bizi harekete geçirip geçirmedikleri önemli. Çünkü gazetecilik ne içindir ki, insanları öfkelendirmekten başka? 1972’de Vietn...

Gül İçin İlahi

İnsanlar bir gülü bir senetle Değiştirmeye alıştılar İnsanlar başka insanların hayatını Bir hezaren sandalye midir hayat Dizip kaldırmaya alıştılar İnsanlar yüreği ve onuru, alıştılar Yelin üflediği yaprak mıdır onur Yürek arsız otlar gibi ayak altında Tanımıyor kimde kimseyi Ve kendini tanımak istemiyor İnsan tanımazsa kendini insan Nasıl varolabilir Bu yüzden dünya hey koca dünya Dönüyor bir ölüler ülkesine Susanlar şimdilik Oyunun dışına düşenler Yalnız onlar doğrulup kalkacaklar Gün kıyamete erdiğinde Gülten Akın

Su

Set çek seline yavaş yavaş ilerle damla damla birik. Ak geç ıslattığın kayalardan: duraksama - uçurur güneş seni. Atla takıldığın çavlanlardan: duraksama - savurur rüzgar seni. Aldırma kumlara, çakıllara: çöker onlar dibe nasılsa - ilerle yavaş yavaş birik damla damla set çek seline. Oruç Aruoba

Şiirdir Baba

Bir şey değişmemiş, sanki daha dün. Dışarda sükûnu yaz akşamının, Bahçemiz sulanmış, ıslak her çiçek. Kapı çalınacak, babam gelecek… Ziya Osman Saba çünkü düşünen çocuktur baba Yasin Erol Yıl göçüp gitti Gizliyorum babamdan Kırlaşmış saçlarımı! Etsujin  Bu dağlar da Babamın gözleri önündeydi                 Kış yalnızlığında Issa insan bir yorgunluktur sevgili babacığım bunu sen söylemedin, kimseler söylemedi Mehmet Aycı  Babam; terleyen alnını sildiğim dua gibi bir adam! Engin Turgut Babalar ıssız ağlar Ansızın devrilen koca çınarlar. Süleyman Çelik buyurun kibar hanımlar beyler… Babanız sizi sevdi de ne oldu? Perihan Mağden Babanız öldüğünde büyüyorsunuz. Artık soru soracağınız, öğreneceğiniz, azarını duyacağınız, Takdirini alacağınız, akşam eve dönerken yolunu gözleyeceğiniz, Korkacağınız bir babanız yoksa büyüyorsunuz. Yarınınızdan sorumlu tuttuğunuz, her istediğinizi almak zorunda olan o kişi yo...

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

Güvenli Bölge

MART 2012 Boşversene biz aşık olmayalım birbirimize. Olvido Heykel günahlar da dönüyor tövbe edildikleri yere Ayrılık Sevdaya Dahil Gözlüklü Şiir Yarın Güzeldir Fulyaların mevsimi geldi geçiyor En çok, gözlerinden korkuyorum senin.. Bir Nokta Hem Hiç Hem Dünya Gercekten diyaloglar Ah Fulya Resulullahla Benim Aramdaki Farklar Taş Parçaları Bahçeye Acıyorum O Kara Kırlangıçlar Dönecek Yine Seninle Kundakladım Sensizliğimi Alengirli Şiir yazma.. o zaman bekliyor insan Ağaran Bir Suyum Soğuk Mevsimin Başlangıcına İnanalım Satranç Dersleri Yenilgi anne beni merak et kanat çırpı(nı)şlarıdır ; adı AŞK... Unutmak Azize Açıkla beni kardeşim Sormuyorsun ama iyi değilim ben Kalbim, Kovulmuşlar Bahçesi Gitme demiyorum, hobi olarak gene git Ayrılık Nargile Kocaman Bir Çocuğu Öpüyorsun Ömür Hanım'la Güz Konuşmaları Merak Kediyi Öldürür Yedi Beyaz Güvercin Sen türkü yak ben mermi Yaşamak Son Bir Kez Uyku Kardeşim - Fikret Kızılok Hiç Sevmedim (Neslihan)...

Veda Şiirleri Bercestem

Uzun yıllardan sonra  Sana bir daha rastlarsam Seni nasıl selamlamalıyım  Susarak mı, ağlayarak mı? Lord Byron “Vedalaşmaların ilmini yaptım ben,” Sürgünlerin uzmanlığını. Bir vapur nasıl kalkar bir limandan. Tren nasıl acı acı öter, öğrendim. Cevat Çapan Büyük istasyonlardaki büyük vedalar için Trenler uzun bekler güzel bir gelenektir Büyük istasyona benziyor artık bu ev Tren bir yolcu daha edinecek demektir Abdülkadir Budak Son Tren sessizce perondan ayrılırken, Baş öne eğilir hafiften, Umuda veda, Köksal Özyürek O mavi gözlü bir devdi. Minnacık bir kadın sevdi. Mini minnacıktı kadın. Rahata acıktı kadın yoruldu devin büyük yolunda. Ve elveda! deyip mavi gözlü deve, girdi zengin bir cücenin kolunda bahçesinde ebruliiii hanımeli açan eve. Nazım Hikmet Elveda gençlikte geçen günüme Ezirâil el atıyor canıma Yanarım gençlikte, o zamanıma Acı tatlı günler hep hayâl oldu Nerde gençlikteki geçen çağlarım Sustu bülbül gazel döktü bağlarım Her gün hatırlarım her gün ağlarım Veysel ağ...