Ana içeriğe atla

Adam ve

Adam ve....


Kimseye, belli bir mesafeden fazla sokulan bir adam olmadım hiç. Kimseye sokulmadığım gibi, kimsenin de, bana yaklaşmasına izin vermedim.. Hayır , asık suratlı filan değilim. Zaten , insanın, duvar örmek için ,yüzünü asmasına bile gerek yok. Bir tavır, bir söz, bir soruya verdiğin sıradan bir cevap bile, seninle diğer insanlar arasına kalın bir duvar örebiliyor.


“Gidiyorum buradan” dediğimde, yüzlerindeki ifadeyi unutamam.. Delirdiğimi düşünüyorlardı sanırım. Ama hiç biri bunu söyleyemedi. Ya da belki, bu tamamen benim hüsn’ü kuruntumdu. Yani belki de gidişim, kimse için bir şey ifade etmediği için, bu kadar kayıtsız kalmışlardır, bilemiyorum. Sadece, Korhan ; -sanırım O da ,çocukluk arkadaşım olduğu için, bu kadar pervasızca konuşabiliyordu benimle- gecenin yarısı telefon edip, bir sürü laf saydı:


- Oğlum , deli misin sen?
- Neden?
- Manyak mısın oğlum.? Düzenini kurmuşsun, işin var gücün var. E, halin vaktin de fena sayılmaz. Zorun ne şimdi?
- Korhan, boğuluyorum..
- Yaa git ! Rahat batması oğlum bu. Otur oturduğun yerde . Şimdi gidersen, döndüğünde bu bıraktıklarının hiç birini bulamayacağını Biliyorsun değil mi?
- Korhan ! Ben gerçekten boğuluyorum..
- Rahat bırak oğlum kendini. Kurcalama. Şu kafanı kitaplara gömmekten vazgeç. Burası, İstanbul ! Hayat burada ! Ye ,iç, gez, dolaş ! Rahat bırak biraz kendini..
- Hafta sonu gidiyorum..
- İyi halt ediyorsun ! Nereye?
- Boş ver.
- Gelip seni bulurum diye değil mi?
- Biraz yalnız kalmalıyım..
-İyi abicim! Git ne halin varsa gör. Ama sakın, telefonunu filan iptal edip, Robinsonculuk oynaymaa kalkma. Hiç olmazsa sesini duyalım.
- Tamam bakarız..
- Mehmet!
- Efendim?
-İyi ol , olur mu !
-İyiyim zaten merak etme..
-Tamam o zaman..


İnternette görüp ,aşık olduğum bir yerdi burası. Küçücüktü.. Boğulma hissine kapılmış bir adamın ihtiyacı olan her şey vardı: Deniz, orman ve sessizlik. Başlangıçta, komik ve abartılı , doğa kostümümle hayli dikkat çekmiştim burada.. Ama sonra sonra alıştık. Üç ay sonra, yolda beni gören bir yabancı için, buranın yerlisi sanılacak kadar, benzemiştim onlara..


Ara sıra eski alışkanlıklar krizine giriyordum.. Kolay değildi, onca yılın, öğrettiklerini bir kalemde silip atmak. On günde bir ,Korhan’la konuşuyorduk.. Eski tarihli gazeteleri okur gibiydim. Anlattığı hiçbir şey ,”yeni” değildi ama bunu Ona söyleyemiyordum. Ne zaman Onunla konuşsam, “iyi ki “diyordum, kendi kendime.. İyi ki..


Yine bir krizi atlatmaya çalışıyordum sanırım.Misinam ve yemlerimle, soluğu ırmağın kenarında almıştım..Balık tutmanın, harika bir terapi olduğunu okumuştum .
Ellerimin acemiliğine aldırmadan, yemleri inatla iğneye takıp dakikalarca bekledim. Ne kadar zaman geçti bilmiyorum, dalga geçer tondaki sesiyle irkildim :
- Boşuna bekliyorsun !
- …
- Bütün gün beklesen de boşuna.
- Neden ki?
- Burdaki balıklar, o yemlere tav olmaz da ondan.
- Eee ? Ne yapıcaz peki.?
Derdim, derenin bana vereceği balık filan değildi bunu sorarken. Sadece , o iri kahverengi gözlerini açarak konuşmasına bayılmıştım ve sohbeti uzatmaya çalışıyordum.
-Elinle tutacaksın.
-Elimle mi? Nasıl?


Taşların üzerinden bir sincap gibi , sıçrayarak yanıma geldi.. Küçük elleriyle paçalarını kıvırmaya çalışırken, bir yandan da bana laf yetiştirmeye devam ediyordu:
-Çoraplarını sakın çıkartma. Yosunlara basınca fena kayar akyaların..
Suya girip, eğildi. Küçük avuçlarını, birbirine yaklaştırdı.. Sadece birkaç dakika sonra avuçlarının içinde, irice bir balıkla doğruldu.


-Bu kadar işte! Hadi şimdi sıra sende !
Çok komik göründüğümden emindim. Küçük bir çocuk komutasında, derede balık tutmaya çalışan, beceriksiz bir koca adam..


Olmuyordu.. Söylediklerini ,harfi harfine uygulasam da olmuyordu..
-Sanırım, ben bu işi beceremeyeceğim..
-Çünkü inanmıyorsun.
- Ne alaka şimdi? Neye inanmıyorum?
- Bak ! Her gün , bu dereye gelip balık tutarım.Ellerimi suya daldırırım ve fısıldarım.
-Ne fısıldarsın ? Ne ,yoksa sen, balık avı büyüsü yapan bir büyücü müsün?
-Saçmalama ! Suya eğilir ve derim ki ; “Evde, bize göndereceğin balığı bekleyen tam dört kişi var.Ellerimi , boş göndermeyeceğini biliyorum..”
- Eee ?
- Ne eee ?
-Eee ? Yani sonra ?
-Gördün ya az önce. Beni, hiç hayal kırıklığına uğratmadı ki..


Karşımdakinin çocuk olduğunu görmesem, yaşlı bir bilgeden hayata dair öğütler dinlediğimi sanabilirdim.. Gözlerine baktım.. Kocaman kahve rengi gözleriyle, gülümsedi yüzüme.. Başka bir şey söylemeden suya girdim. Ellerimi suya daldırdığımda, sadece söylediklerini değil, onları söylerken gözlerinde gördüğüm inancı düşünüyordum..


Ve mucize.. Yaklaşık 30 saniye geçmeden, ellerimin arasına çarpan kaygan soğuğu hissettim..
-Başardın işte !
-Başardım ! Başardık !


O günden sonra, küçük bilgem ve ben neredeyse ayrılmaz olduk. Hayata dair, daha önce kitaplarda okumadığım öyle şeyler söylüyordu ki ; bildiğimi sandıklarımın beş para etmediğini , tersine gerçekten bilmem gerekene dair hiçbir şey bilmediğimi anlıyordum..


Hayat ,O’nun ,iri kahve rengi gözlerinden bakınca, son derece basit bir oyun gibiydi. “İstiyorum , oluyor” derken, gözlerinde gördüğüm , "ne yani, bu kadar basit olduğunun farkında değil misin?”şaşkınlığını anlatamam..


Zaman zaman, heyecanla bir şey anlatırken , “ neden, seni daha önce tanımadım ki” dediğimde; aynı bilge tavırla ,” ben hep buradaydım, n’apalım sen ancak geldin” diyordu..
Mayıs başlarıydı. Sabahın erken saatinde, “hadi!” dedim, “bu gün deniz kenarına iniyoruz..”


Denizin kıyısına geldiğimizde, eliyle topu topu yüz metre ötedeki kayalığı gösterip ;” yüzelim mi?” dedi..
Sudan çıkıp, kayalıklara tırmandık.. Yüzümüzü güneşe verip oturduk bir süre.. Denizin dibine bakıyordu.. Birden; "İnsanlar, dibini göremedikleri her şeyi derin sandığı için mi, bir avuç çamurlu suda boğuluyor?" diye sordu ..
Sonra yeniden, denizin onlarca metre derinindeki, gümüş renkli balıkları seyretmeye devam etti.. Bu sözü söyleyen ,bir çocuk olamazdı..
Hayranlıkla , O’na baktım..


Boyunu aştığından emin olduğum sulara, bir bardak suya bakar gibi bakıyordu..

Pinhanca Pinhan

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

BİLİYORUM ÇOK GEÇ OLDU

Ayak bileklerimden bir de tutup sözüm ona Ellerimle de duyarak basıyorum toprağa Deli deprenişlerin köpüğüyüm yoksa Ne hah yerleşip oturdum Ne bir ayak yeri eşeledim Ne bir dam aradım başımda Perişan toztoprak içinde eşyam Yanlardan Arkadan otların arasından Vahşi bir hayvan fırlıyor hatıramın sırtına Yerim ve yurdum belli değil Yeni atamdım aşkın tıpanlarına Neyin memuruyum ben nerdeyim Artıyor çizgi çizgi Fahrenayt ellidokuz atmışbir Eyvah hüzün bu Eyvah hüzün yine Çatıda alnımın Hüznüm ağam oldu eyvah Bir şey yap silkip at Çare ne – herneyse Titrek elime zor Çalkalanıyorsa bir yerde Ölüyorsa bir yerde Bağlantılarım tam otomatik Arzı mıyım ben Tırnak arlarına kıymık giren ellerin Hadi düşün beni İçim otursun aklım Durulsun diye Ankara gölü gören bir dağ Sisler ve katran Ruhum Bir iki yaşımda Aynı boyda çam ağaçları İki titrek ışık’ız Güneş altında iki insan gövdesi Bir gün yağmurlar Açlıklar perişan saçlar dudaklar Daima biraz fazlasıyla önünde Dalgakıranların Şunu da yaz bedeli olsu...

BEYAZ CAMLAR

Beni bu sabah iri anla Taşıp Deli deli dağlardan inerek Şehirlerin düzüne otumuş bir sel gibi Yekpare bir suyum ben Kocaman sev Şikayetim gözlerimden kim Ayetlerden ayırdın Kimi vakit geldim sana Ama hüznüm döndü Baktım ki işgal gözlerin Bilirem aydınlık için Karanlık da gerekli Bazan var'ı Anlarsın yok ile Sevgilim Vazgeçilmez malzemem aletim İhtiyar cam bakıcısı Söyle nerde kaybuldu Bizi mi onları mı ayırırken tuttuğun yargı Bilmedin bile nasıl gelindi Birkaç yüz sene yollar Tırnak kadar plaka Programın yazıldığı Ucunda bir kılıç Sonra bir kılıç ucunda bir plaka Tırnak kadar büyüklüğü o kadar ince Programlanmış Ve Bunlar Gibi Terzide murdar kafa biçildi Silindir bir şapka      için yontulup Traşlandı Şimdi inSanSan aklını bileklerinde erit Gerdir yüreğinin kirişini Fakat beni bu sabah yakın anla Bakarsın kapkara ve kızıl hançereler arasında Sesim yeleleri parlar bir at Paslı dilini çarpan Sen ki şimdi hele Duayı erteledin Akşamı aradançıkardınsa bile Çocuğuna bakmadın U...

AÑLADIM CEVRİÑE PĀYĀN U NİHĀYET YOḲDUR

I Añladım cevriñe pāyān u nihāyet yoḳdur  Bende de ẕerre ḳadar ṣabra liyāḳat yoḳdur II Kıldıġın gün nigehiñ āfet-i dı n ü ̇̄ ı mān ̇̄ Kākülüñ eyledi kālā-yı şuʻūrum tālān  Ḥālime ṣoñra cihān ḫalḳını etdiñ ḫandān Ne o fitne ne bu bı ̇̄-gāne teġafül el-ān Bu tecāhüllere hep şimdi nedir bā’is̠olan Bir gün ġarażıñ ḳatlim ise ḳıl fermān Niçe bir ‘āşık-ı nā-çāra bu kec-ṭavr u edā Merḥamet ḳanda be-hey ḫusrev-i iḳlı ṁ̄ -i cefā III Ġam-ı ‘aşḳıñla beni ‘āleme rüsvā etdiñ ‘Aḳl u nāmūsumu temkı nimi yaġma etdiñ ̇̄ Aşḳ nāmında bir āşüfteye hem-pā etdiñ Reh-i kūyuñ şaşırıp bādiye-peymā etdiñ Sūziş-i cānı dönüp nār-ı tecallā etdiñ  Ṣubḥ-ı vaṣlı şeb-i hicrānda ı mā etdiñ ̇̄ “Len-terānı ”̇̄yle edip ṣoñra yine ‘atf-ı ḫitāb  Eylediñ ‘āşıḳı biñ nāz ile zār u bı ̇̄-tāb IV Öyle mest-i elem oldum ki şu‘ūrum yoḳdur  Neylesem ẕerre ḳadar şevḳ ü sürūrum yoḳdur Zülf-i dildār hevāsıyle ḫużūrum yoḳdur Baña luṭf eyle deyü ḳudret-i zūrum yoḳdur Gerçi icrā-yı şikāyetde ḳuṣūrum yoḳdur ...

BENDEN KEDERİ,TASAYI VE HÜZNÜ GİDER EY RABBİM

Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- namazdan sonra, sağ eliyle başlarını meshederler ve: " Kendisinden başka ilah bulunmayan Allah'ın adıyla. Rahman ve Rahîm ancak odur. Benden kederi, tasayı ve hüznü gider ey Rabbim ! " derlerdi.

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

GÖREN SANIR Kİ SAFĀDAN SAFĀDAN SEMĀ'-I RĀH EDERİM

MÜSEDDES I 'Aceb mi baht-ı siyahım-çün āh u' vāh ederim  Anıñ şikayetini yāre dād-hāh ederim  Hücum-ı hasreti gör bense gah gah ederim  Gehi ġarik-i tahayyür gehi şināh ederim "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rāh ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" II Benim firākıñ ile dil-şikest olan 'āşık  Hāyal-i hüsnün ile büt-perest olan 'aşıķ Mişāl-i secde düşüp hāke pest olan 'aşıķ  Fenā-yı aşk ile bi-pā vü dest olan 'aşıķ "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rah ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" III Firāz-ı 'arşa çıkar āh vāhımız her şeb  Nedir bu 'alem-i firķatde çekdigim yā Rab Bu muydu hilķatimizden bizim 'aceb matleb  Göñül gezer ser-i kūyunda muzțarib kāleb  "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rāh ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" IV Firāķı canıma geçdi o şūh-ı gül-bedenin  Figānım ile pür oldu derūnu meykedeniñ Ķarārı kalmadı hayfā dil-i elem-zedeniñ  Ne özge çillesi var [hecr...

Çocuğun Ölümü

alev sarısı rüyalar içindeyim koymayan ellerimi gecelerden yana pul pul dönüyor şekiller pul pul şekiller... uçan uçana alışmak ister toprağa sükana sallama beni sallama beşik yavru kuşlar tomurcuklar için buncağız mı sürer misafirlik esmer aydınlığında ağır bir akşamüstünün gözlerim meyveler almış rengini dudağımın söyleyin söyleyin gülebilir miyim uyutmaz beni ninniler şimdi ve gürültüler uyandırmaz her şey sessiz her şey dümdüz olsa ne gezer saçlarım hala asi, hala yaramaz giderim gitmesine lakin oyuncaklarım kimin olacak beş vakit tuttuğu anneciğimin kollarım kimin, parmaklarım kimin olacak Gülten Akın

Güvenli Bölge

MART 2012 Boşversene biz aşık olmayalım birbirimize. Olvido Heykel günahlar da dönüyor tövbe edildikleri yere Ayrılık Sevdaya Dahil Gözlüklü Şiir Yarın Güzeldir Fulyaların mevsimi geldi geçiyor En çok, gözlerinden korkuyorum senin.. Bir Nokta Hem Hiç Hem Dünya Gercekten diyaloglar Ah Fulya Resulullahla Benim Aramdaki Farklar Taş Parçaları Bahçeye Acıyorum O Kara Kırlangıçlar Dönecek Yine Seninle Kundakladım Sensizliğimi Alengirli Şiir yazma.. o zaman bekliyor insan Ağaran Bir Suyum Soğuk Mevsimin Başlangıcına İnanalım Satranç Dersleri Yenilgi anne beni merak et kanat çırpı(nı)şlarıdır ; adı AŞK... Unutmak Azize Açıkla beni kardeşim Sormuyorsun ama iyi değilim ben Kalbim, Kovulmuşlar Bahçesi Gitme demiyorum, hobi olarak gene git Ayrılık Nargile Kocaman Bir Çocuğu Öpüyorsun Ömür Hanım'la Güz Konuşmaları Merak Kediyi Öldürür Yedi Beyaz Güvercin Sen türkü yak ben mermi Yaşamak Son Bir Kez Uyku Kardeşim - Fikret Kızılok Hiç Sevmedim (Neslihan)...

KAYBOLAN ŞİİR / HAYRETLERİMİZ

İlim diye bağlansa boynun Secdeye gecikir alnın Konuşan dilin uzar Yalan olur gıybet yürür Elde asa giydi çarık De hangi günah beldesinde Alnını yere koydunsa bile Acep yakın mısın gaflet misin Say boynunu vuruyorlar Zebaniler bir takım Bir zaman böyle geçti Geldin sona, tıkandı nefes borun Bu son güneş bu ilk adım İkisi de malın hangisi kararın Bil tefekkür koruna düşsen Ödün kopmaz zalimden, dersin Allah daim Elin şakaklarında yangın Öyle fikret çatlasın başın Doğrul! belin iki kat yüzün solgun Sarılık değilsin mağlup mu oldun Toprak yer seni, etini kemiğini İman ancak, sığmaz ağzına çevirmez dili Sözde şehvet dilde şehvet Hani sükut tevazu uzlet Sen konuş şeytan mütebessim Nerde korku karar basiret Her sözün zarara Emri maruf nehyi münker bir de Allahı anmak müstesna Her haykıranın takıldın ardına Eğildin her rüzgarda İster misin makam rütbe ölümden sonra Allahı hakim bil diğerlerin mahkumun-aleyh Gitti haznedar Hazine kaldı (biz gibin) sarhoşlara Cahit Zarifoğlu